0% found this document useful (0 votes)
602 views501 pages

Dokumen - Pub Dnden Bugne Dnya Destanlar Ankaranbsped 9786059636902

Uploaded by

mnevsehir65
0% found this document useful (0 votes)
602 views501 pages

Dokumen - Pub Dnden Bugne Dnya Destanlar Ankaranbsped 9786059636902

Uploaded by

mnevsehir65
You are on page 1
501
 
I
Dünden BugüneDÜNYA DESTANLARI
Editörler:
Görkem KÖKDEM
İ
R - Ay
ş
e Gül F
İ
DAN
 ANKARA - 2019
Kral Rother Destani Nda Dogu Bati Cekism
From Scribd17 pages39 views
Kral Rother Destani Nda Dogu Bati Cekism
No ratings yet
 
II
Dünden BugüneDÜNYA DESTANLARI
Proje Yürütücüsü
Dilek BALKAN
Editörler 
Görkem KÖKDEM
İ
R - Ay
ş
e Gül F
İ
DAN
Kapak Tasar 
ı
m
Derya YILMAZ
Kapak Resmi:
Gümü
ş
 Rhyton, Kuban Bölgesi, Ulyap-Kurgan IV, MÖ 5-4. yüzy
ı
l,  Adige Cumhuriyeti-Rusya, KAFDAV’
ı
n (Kafkasya Ara
ş
t
ı
rma ve Kültür Dayan
ı
ş
ma Vakf 
ı
-Ankara) izniyle.
Yay
ı
mlayan
Ş
ükrü DEVREZ
Tasar 
ı
m ve Uygulama
İ
smet F
İ
L
İ
ZF
İ
DANO
Ğ
LUBilgin Kültür Sanat
Ş
ti. Ltd.Selanik 2 Cad. 68/4
ı
z
ı
lay - AnkaraTel: 0312 419 85 67 / Sertifika no: 20193www.bilginkultursanat.com / bilginkultursanat@gmail.comISBN: 978-605-9636-90-2Birinci Bas
ı
m: Aral
ı
k 2019© Bilgin Kültür Sanat Yay
ı
nlar
ı
Yazar
ı
n ve yay
ı
nevinin yaz
ı
l
ı
 izni olmadanhiçbir
ş
ekilde kopyalanamaz, ço
ğ
alt
ı
lamaz.Bask
ı
:
Matsa Bas
ı
mevi
İ
vedik O.S.B., Matbaac
ı
lar Sitesi 1514. Sokak No: 42Yenimahalle/ANKARA Telefon: 0312 395 20 54 Faks: 0312 395 20 54

Unlock this document

Upload a document to download this document or subscribe to read and download.

or

Unlock the next 20 pages after an ad

 
III
İ
çindekiler
ÖNSÖZ ............................................................................................................V 
SUNU
Ş
 / Geçmi
ş
, Bugün ve Gelecek Aç
ı
s
ı
ndan Destanlar, Kültürler ve Toplumlar
 ....1
Hayriye ERBA
Ş
Bat
ı
ya Yolculuk
 
西游记
 .....................................................................................41
 Aylin YILMAZ-
Ş
 A
Ş
MAZ
R
ā
m
ā
yana Destan
ı
 ............................................................................................59
Yalç
ı
n KAYALI
Mah
ā
bh
ā
rata Destan
ı
 Üzerine ...........................................................................89
Esra KÖKDEM
İ
R
Ruslar
ı
n Don Ötesi Destan
ı
: Zadon
ş
çina .........................................................103
Yasemin GÜRSOY - Gamze ÖKSÜZ
Nart Destan
ı
 ..................................................................................................117
Derya YILMAZ
 Ata Miras
ı
 Dede Korkut Kitab
ı
 ........................................................................161
 Ahsen ESATO
Ğ
LU
Orta Ça
ğ
 Ko
ş
ullar
ı
nda Do
ğ
mu
ş
 Bir Ermeni Destan
ı
: Sasunlu Davit ..................201
Do
ğ
anay ERYILMAZ
İ
ran Destanlar
ı
 ...............................................................................................225
 Ay
ş
e Gül F
İ
DAN
Ölümsüzlü
ğ
ün Pe
ş
inde Kahraman-Kral: G
ı
lgame
ş
 ...........................................249
İ
rfan TU
Ğ
CU
 Anzu ve Ninurta .............................................................................................279
M. Tar
ı
k Ö
Ğ
RETEN
Hurri Kökenli Ullikummi
Ş
ark
ı
s
ı
 / Destan
ı
 ......................................................305
Leyla MURAT

Unlock this document

Upload a document to download this document or subscribe to read and download.

or

Unlock the next 20 pages after an ad

 
IV 
Hurri Kökenli Kumarbi Destan
ı
 “Gökyüzü Krall
ı
ğ
ı
........................................327
 Ali Osman T
İ
RO
 Anadolu’nun
İ
lk Ölümsüz Ozan
ı
: Homeros .....................................................337
 A. Co
ş
kun ÖZGÜNEL
Eski Yunanda Destan Gelene
ğ
i ........................................................................347
 Ali GÜVELO
Ğ
LU
Bir Bo
ş
nak Balad
ı
: Hasanaginica .....................................................................365
Taner
Ş
EN
Bir Arnavut Kahramanl
ı
k Destan
ı
: Gjergj Elez Alia ..........................................379
Tolga D
İ
LL
İ
O
Ğ
LU
 Arnavut Epik Destanlar
ı
 .................................................................................393
Zekjir KADRIU - Ece D
İ
LL
İ
O
Ğ
LU
Eski Roma Destanlar
ı
 .....................................................................................403
Hüseyin ÜRETEN
Dante Alighieri ve “Divina Commedia” (
İ
lahi Komedya) “Bir Aray
ı
ş
ı
n Destan
ı
” .447
Bülent AYYILDIZ
 A
ş
k ve Sava
ş
ı
n Destan
ı
: Torquato Tasso’nun Kurtar
ı
lm
ı
ş
 Kudüs’ü ......................459
Bar
ı
ş
 YÜCESAN – O
ğ
uz KORAN
Kral Rother Destan
ı
’nda Do
ğ
u-Bat
ı
 Çeki
ş
mesi..................................................471
Hasan Kaz
ı
m KALKAN
Bir Kurnazl
ı
k Destan
ı
: Le Roman de Renart-Tilkinin Roman
ı
 ..........................485
Ece YASSITEPE AYYILDIZ
Katk
ı
da Bulunanlar .........................................................................................493
 
Önsöz
Dil ve Tarih-Co
ğ
rafya Fakültesi’ne 1987 y
ı
l
ı
nda rahmetli babam
ı
n ve annemin iste
ğ
iyle ilk ad
ı
m
ı
m
ı
 att
ı
ğ
ı
mda beni bu kadar geli
ş
tirip e
ğ
itece
ğ
ini hiç dü
ş
ünmemi
ş
tim. Bu kadar y
ı
ll
ı
k süre zarf 
ı
nda fakültemiz ç
ı
narlar
ı
ndan Dekan Prof. Dr. Rüçhan Ar
ı
k hocam
ı
z
ı
n Dekan Yard
ı
mc
ı
lar
ı
 rahmetli Prof. Dr. Hayat Erkanal ve Prof. Dr. Zafer
İ
lbars ile çal
ı
ş
m
ı
ş
 olmak oldukça mutluluk ve onur vericiydi. Tarih Bölümü’nde görev yapt
ı
ğ
ı
m s
ı
ralarda Prof. Dr. Melek Delilba
ş
ı
, rahmetli Prof. Dr. Mustafa Kafal
ı
, Prof. Dr. Yücel Özkaya, rahmetli Prof. Dr. Ali Sevim, Prof. Dr. Yavuz Ercan, Prof. Dr. Ay
ş
e Onat, Prof. Dr. Ömer Çapar, Prof. Dr. Nejat Kaymaz gibi de
ğ
erli hocalar
ı
mla çal
ı
ş
ma
ş
erefine eri
ş
tim. Kütüphanecilik Bölümü ö
ğ
retim üyelerinden rahmetli Prof. Dr. Osman Ersoy hocamdan kitap katalo
ğ
u haz
ı
rlamay
ı
 ve Arkeoloji Bölümünün de
ğ
erli hocalar
ı
, rahmetli Prof. Dr. Hayat Erkanal, Prof. Dr. I
ş
ı
n Yalç
ı
nkaya, Prof. Dr. Co
ş
kun Özgünel, Prof. Dr. Orhan Bingöl’den ise arkeolojik kaz
ı
lar
ı
n nas
ı
l yap
ı
ld
ı
ğ
ı
n
ı
, misafir olarak kat
ı
larak, ö
ğ
renme
ş
ans
ı
na eri
ş
tim. Son olarak görev yapt
ı
ğ
ı
m müddetçe Do
ğ
u Dilleri ve Edebiyatlar
ı
 Bölümünde Prof. Dr. Mürsel Öztürk, Prof. Dr. Hicabi
ı
rlang
ı
ç, Prof. Dr. M.Faruk Toprak ve Prof. Dr. Ay
ş
e Nur Tekmen olmak üzere, Dil ve Tarih-Co
ğ
rafya Fakültesinde ya
ş
ad
ı
ğ
ı
m güzel zamanlar ve isimlerini sayd
ı
ğ
ı
m de
ğ
erli hocalardan bana kalan birle
ş
tirici ve bütünle
ş
tirci vizyon bende bu ortak kitap projesini ortaya ç
ı
karma fikri ve iste
ğ
ini uyand
ı
rd
ı
. 
İ
lk kitap projesi olan “
Do
 ğ 
u ve Bat 
ı
 Mitolojileri” 
 kitab
ı
 12 bilim insan
ı
 arkada
ş
ı
m
ı
n katk
ı
lar
ı
yla 2018 y
ı
l
ı
nda yay
ı
nland
ı
. Sonras
ı
nda “
Dünden Bugüne Dünya Destanlar 
ı
kitab
ı
n
ı
 yapmak üzere sahalar
ı
nda uzman de
ğ
erli bilim insan
ı
 yazarlar
ı
m
ı
zla birlikte bütün dil ve kültürlerdeki destanlar
ı
 içeren bu çal
ı
ş
may
ı
 okurlara sunduk.Ba
ş
ta annem ve rahmetli babam Burhan Çak
ı
r ve Gülsen Çak
ı
r’a, E
ş
im Cumhur Balkan, O
ğ
lum Taylan Balkan ve K 
ı
z
ı
m
Ş
eymanur Balkan bu fikrime destek vererek bu i
ş
e ba
ş
lamam
ı
 sa
ğ
lad
ı
klar
ı
 için, bu kitab
ı
n tüm a
ş
amalar
ı
nda yan
ı
mda olan ve yard
ı
m eden Ay
ş
e Gül Fidan, Görkem Kökdemir ve Esra Kökdemir’e, böylesi güzel bir kapak tasar
ı
m
ı
 için Derya Y 
ı
lmaz’a ve emeklerinden dolay
ı
 bütün bölüm yazarlar
ı
na çok te
ş
ekkür ederim.
İ
yi ki Dil ve Tarih-Co
ğ
rafya Fakültesi’nin bir üyesi ve emektar
ı
y
ı
m.
D
İ
LEK BALKAN Ankara 2019
 
1
Giri
ş
: Destan, Türleri ve Özellikleri
Destan, topluluklar ya da toplumlar
ı
n geçmi
ş
le ba
ğ
ı
n
ı
 kuran en eski edebiyat türlerinden olup genellikle
ş
iirsel ve di-daktik eserlerdir. Yunanca kahramanl
ı
k anlam
ı
na gelen “
espos
” sözcü
ğ
ünden gelmektedir. A
ğ
ı
rl
ı
kl
ı
 olarak Eski Ça
ğ
 toplumlar
ı
nda tanr
ı
, tanr
ı
ça ve kahra-manlar
ı
, bilge ki
ş
iliklerin efsanevi ve gerçek ya
ş
am öykülerini konu edinir ve mitoloji, efsane, folklor ve tarihî ö
ğ
eler-den olu
ş
ur. Destanlar ayr
ı
ca kurakl
ı
k, k
ı
tl
ı
k gibi ya
ş
anan do
ğ
al felaketler ya da sava
ş
lar, zaferler, kahramanl
ı
klar, yenil-giler, mücadeleler ve göç gibi topluluk-lar
ı
 derinden etkilemi
ş
 ve toplumlar
ı
n tarihinde derin izler b
ı
rakm
ı
ş
 tarihsel ve sosyal olaylar
ı
 da konu edinebil-mektedir. Dolay
ı
s
ı
yla destanlar kahra-man-bilge ki
ş
ilerin ya
ş
amlar
ı
n
ı
 efsane-vi ve abart
ı
l
ı
 biçimde i
ş
lerken destan
ı
n ait oldu
ğ
u toplum ve zaman
ı
n bilgisini içeren önemli bilgi kayna
ğ
ı
 ya da bilgi deposu anlam
ı
n
ı
 ta
ş
ı
rlar. Destanlar, Ra-aflaub’
ı
n
1
 belirtti
ğ
i gibi, modern-öncesi toplumlarda “kurumsal” bir i
ş
lev üst-lenmenin yan
ı
 s
ı
ra okuyucuya o döneme dair bilgi veren önemli bir kaynak i
ş
levi görürler.Destanlar ve efsaneler hemen hemen tüm toplumlarda geçmi
ş
te ya
ş
anan olay-lar
ı
n anlat
ı
c
ı
lar arac
ı
l
ı
ğ
ı
 ile ku
ş
aktan ku
ş
a
ğ
a ya da ayn
ı
 ku
ş
akta farkl
ı
 mekân-larda dilden dile dola
ş
mas
ı
 ile geçmi
ş
ten bu güne uzan
ı
r ve geçmi
ş
 konusunda bilgi verir. Bu anlamda destanlar geç-mi
ş
in dinsel ve toplumsal detaylar
ı
n
ı
 yans
ı
tan “kültürel bellek” özelli
ğ
i ta
ş
ı
r ve insana kendi toplumunu tan
ı
man
ı
n yan
ı
 s
ı
ra di
ğ
er toplumlar
ı
n da geçmi
ş
ini ö
ğ
renme
ş
ans
ı
 sunar ve insanl
ı
ğ
ı
n ortak yönlerini görmeye katk
ı
 sa
ğ
lar. Destan-lar yaz
ı
ya geçirilmi
ş
 olsa dahi anlat
ı
c
ı
lar ilginç biçimde önemini korumaya de-vam eder, çünkü destanlar
ı
n bu anlat
ı
-c
ı
lar üzerinden de
ğ
i
ş
ikliklerle “yeniden üretilmesi” söz konusudur. Dolay
ı
s
ı
yla destanlar özellikle yaz
ı
l
ı
 kültürün ol-mad
ı
ğ
ı
 ya da görece az oldu
ğ
u toplum ya da topluluklarda önemli oldu
ğ
u gibi günümüzde de topluluklar ve toplumlar
ı
s
ı
ndan önem ta
ş
ı
r. Destanc
ı
lar
ı
n köy köy dola
ş
ı
p destan anlatmas
ı
, günü-müzde de özellikle alt-topluluklar için önemini hâlâ korumaktad
ı
r.
SUNU
Ş
Geçmi
ş
, Bugün ve Gelecek Aç
ı
s
ı
ndan Destanlar, Kültürler ve Toplumlar
Hayriye ERBA
Ş
 
2
SUNU 
Ş 
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş 
Genelde ve özel olarak da Türkçe’de pek çok konuda oldu
ğ
u gibi destana ve destanla ilgili di
ğ
er sözlü-yaz
ı
l
ı
 an-lat
ı
lara ili
ş
kin kavramlar ço
ğ
u zaman birbirinin yerine kullan
ı
lmakta ve bu durum kavram karga
ş
as
ı
na yol açmak-tad
ı
r. Ancak herkesin üzerinde uzla
ş
t
ı
ğ
ı
 görü
ş
, yaz
ı
n
ı
n bilinmedi
ğ
i ya da yayg
ı
n olmad
ı
ğ
ı
 arkaik toplumlarda destan, mit, efsane ve masal gibi sözlü anlat
ı
la-r
ı
n önemli oldu
ğ
u ve bu anlat
ı
lar
ı
n bir-birlerini besleyerek bir “kültürel bellek” ve “toplumsal bellek” olu
ş
turduklar
ı
d
ı
r. Dolay
ı
s
ı
yla hem tarihsel hem de kültürel alanlar
ı
 konu edinmeleri ve bu konular
ı
 i
ş
leyerek öne ç
ı
karmalar
ı
 nedeniyle top-luluklar
ı
n, toplumlar
ı
n ve bazen de tüm uygarl
ı
ğ
ı
n ortak deneyimlerini, de
ğ
erle-rini ve dü
ş
üncelerini yans
ı
tmas
ı
 
ı
s
ı
n-dan bu anlat
ı
lar geçmi
ş
le ba
ğ
ı
 kurmak ve farkl
ı
 toplumlar
ı
 ve kültürleri anlama
ı
s
ı
ndan önemli bilgi kaynaklar
ı
d
ı
rlar. Kavram karga
ş
as
ı
 olarak destan ve destanla ili
ş
kili anlat
ı
lar birbiriyle ili
ş
-kili olsalar da aralar
ı
nda farkl
ı
l
ı
klar bulunmaktad
ı
r. Bu konudaki tart
ı
ş
ma-lara geçmeden mitler konusunda birkaç vurgu yapmakta yarar var. Destanlar da dâhil olmak üzere di
ğ
er anlat
ı
 tür-leri de daha çok ilkel toplumlarda in-san ile hayvan ortak kökenine dayanan inan
ı
ş
lar ile beslenen anlat
ı
lard
ı
r. Yani insan ile totem olarak kabul edilen hay-van aras
ı
ndaki ortak kökene dayanan
ş
ünce bireysel ve toplumsal ya
ş
am
ı
n düzenlenmesi aç
ı
s
ı
ndan önem ta
ş
ı
r. Bu anlamda Durkheim’in
2
 vurgulad
ı
ğ
ı
 ör-neklerdeki inan
ı
ş
lar destanlar aç
ı
s
ı
ndan oldukça önemlidir
3
.
İş
te mitlerdeki bu özellik belli toplumlar
ı
n
ş
ünsel dün-yalar
ı
nda hâlen yer alan ve elbette ki destanlar ve di
ğ
er anlat
ı
sal türlerde izle-ri olan özelliklerdir. Bu özelli
ğ
in “do
ğ
uolarak tan
ı
mlanan toplumlarda belli oranda hâlâ ya
ş
ı
yor olmas
ı
, bu toplum-lar
ı
n kendileri ve do
ğ
a ile bar
ı
ş
ı
k olma-lar
ı
nda ve “insan
ı
n” evrenin tek sahibi olarak görülmesine dayanan “araçsal akl
ı
n” kullan
ı
m
ı
yla do
ğ
an
ı
n tahrip edil-mesini belli oranda engellemi
ş
 olmas
ı
n-da etken olabilir. Destan
ı
n tan
ı
mlanmas
ı
 ve özellik-leri ve buna ba
ğ
l
ı
 olarak da s
ı
n
ı
fland
ı
-r
ı
lmas
ı
 konusunda farkl
ı
 yakla
ş
ı
mlar mevcuttur. Destanlar konusunda yayg
ı
n olarak yap
ı
lan ve kabul gören bu s
ı
n
ı
f-land
ı
rmalardan biri “sözlü destanlar” ya da “yaz
ı
l
ı
 destanlar”
(oral or written)
4
 biçimindeki s
ı
n
ı
flamad
ı
r. Destanlar konusunda yayg
ı
n bir di-
ğ
er s
ı
n
ı
fland
ı
rma, “birincil (
 primary
)” ve “yapay (
artificial 
)” destanlar biçi-mindeki s
ı
n
ı
flamad
ı
r. C. S. Lewis’in 1942 y
ı
l
ı
nda yay
ı
mlanan “
 A Preface to Paradise Los
5
 kitab
ı
nda bu ayr
ı
m
ı
 yap-t
ı
ğ
ı
 görülmektedir. Lewis, tüm
ş
iirlerin özünde yapay oldu
ğ
u
ş
üncesinden hareket etmekte ve hayatta kalan hiçbir antik
ş
iirin olmad
ı
ğ
ı
 görü
ş
ünü ileri sü-rerek tatmin edici bulmad
ı
ğ
ı
 eski “ilkel
 
(
 primitive
)” ve “yapay (
artificial 
)” biçi-mindeki ayr
ı
m yerine bir hiyerar
ş
i ifade-si bar
ı
nd
ı
rmayan “birincil destan (
 pri-mary epic 
)” ve “ikincil destan (
secon-dary epic 
)” biçimindeki adland
ı
rmay
ı
 koymaktad
ı
r. Çünkü ona göre destanlar tamamen kronolojiktir ve de
ğ
er yarg
ı
s
ı
 içermez. Bu nedenle Lewis’e göre
 ,
“ikin-cil” kavram
ı
, ikincil düzey ya da derece anlam
ı
nda de
ğ
il, birincil olandan ç
ı
kan ve ondan sonra gelen anlam
ı
ndad
ı
r.
 
3
Dünya Destanlar
ı
Lewis, çal
ı
ş
mas
ı
nda Homeros ve
İ
ngiliz destan
ı
 Beowulf’
ı
 “birincil destan” ör-ne
ğ
i olarak verir ve tart
ı
ş
ı
r. Destanlar konusunda s
ı
kl
ı
kla yap
ı
-lan di
ğ
er bir s
ı
n
ı
fland
ı
rma “do
ğ
al des-tanlar” ve “yapay destanlar”
 
biçiminde-ki s
ı
n
ı
fland
ı
rmad
ı
r. Do
ğ
al destanlar bü-yük oranda birincil destanlara kar
ş
ı
l
ı
k gelir. Do
ğ
al destanlar
ı
n bir bölümü der-lenip toplanarak yaz
ı
ya geçirilmi
ş
 olsa da genellikle yazar
ı
 belli olmayan ano-nim ve bugün için de sadece sözel a
ş
a-mada kalan destanlar için kullan
ı
lmak-tad
ı
r. Bu nedenle de baz
ı
 destanlar
ı
n pek çok versiyonu bulunabilmekte ve farkl
ı
 versiyonlar
ı
n olu
ş
umu hem bugü-ne hem de gelece
ğ
e yönelik olarak hâlâ devam etmektedir. Bu anlamda destan-lar
ı
n toplumsal ve tarihsel deneyimler-le birlikte hep bir olu
ş
um süreci içinde olduklar
ı
 söylenebilir. Destanlar
ı
n bu özelli
ğ
inden dolay
ı
 da “sözlü
 
ya da ya-z
ı
l
ı
” (
oral or written
) destanlar biçimin-deki ayr
ı
m önemli olmaktad
ı
r. A
ğ
ı
zdan a
ğ
za ve ku
ş
aktan ku
ş
a
ğ
a geçen ve daha çok kahramanl
ı
k olaylar
ı
n
ı
n anlat
ı
ld
ı
ğ
ı
 eski kültürlere ve uygarl
ı
klara ait olan destanlar genellikle “do
ğ
al destanlar” olarak adland
ı
r
ı
lmaktad
ı
r. Çünkü des-tanlar ve destans
ı
 öyküler, ilk ça
ğ
lardan beri, dünyan
ı
n her yerinde, gelenekleri sonraki ku
ş
aklara aktarmak için kolek-tif olarak yarat
ı
lm
ı
ş
 edebî türlerdir. Do-
ğ
al destanlar
(primary epics)
, mitoloji-lerin ortaya ç
ı
kt
ı
ğ
ı
 çok eski dönemlere aittir.
İ
nsanlar
ı
n evreni, yarad
ı
l
ı
ş
lar
ı
n
ı
, ya
ş
an
ı
lan tüm do
ğ
a olaylar
ı
n
ı
 dönemin özelli
ğ
i nedeni ile “modern bilim anla-y
ı
ş
ı
” d
ı
ş
ı
nda ya da bilimsel olmayan bir biçimde sorgulad
ı
klar
ı
, anlamland
ı
r-maya ve adland
ı
rmaya çal
ı
ş
t
ı
klar
ı
 dö-nemdir. Dolay
ı
s
ı
yla da akl
ı
n ve bilimin egemen olmad
ı
ğ
ı
 ve daha çok dinsel ve mitolojik unsurlar
ı
n etkili oldu
ğ
u bir dönemde yani “dünyan
ı
n büyüsünün henüz bozulmad
ı
ğ
ı
” bir dönemde sözlü ve anonim olarak üretilmi
ş
 eserlerdir. Bu anlamda eski toplumlar
ı
n incelen-mesinde önemli sosyolojik kaynak an-lam
ı
n
ı
 ta
ş
ı
d
ı
klar
ı
 gibi ilerleyen y
ı
llarda ve günümüzde bilimin görece daha az önemsendi
ğ
i “geleneksel toplumlar”
ı
n ya da bilimin önemsendi
ğ
i geli
ş
mi
ş
 toplumlar
ı
n geçmi
ş
leriyle ba
ğ
 kurmas
ı
 ve geçmi
ş
i anlamas
ı
 
ı
s
ı
ndan önemli kaynaklard
ı
r. “Yapay destanlar” ya da Lewis’in ifadesi ile “ikincil destanlar (
secondary epics
)” ise görece daha yeni ve yine toplum ya da toplulu
ğ
un belle-
ğ
inde derin izler b
ı
rakan olaylar ya da kahramanlar
ı
n bir yazar/
ş
air taraf 
ı
ndan do
ğ
al destana benzer bir tarzda kaleme al
ı
nmas
ı
 ile olu
ş
an destanlard
ı
r. K 
ı
saca-s
ı
 destanlar
ı
n olu
ş
umu konular
ı
, kahra-manlar
ı
 ve mesajlar
ı
 de
ğ
i
ş
erek ve yenile-nerek günümüzde de devam etmektedir. Dahas
ı
 yan
ı
t aranan sorular
ı
n pek ço
ğ
u da özleri gere
ğ
i yan
ı
tlanabilir ya da ko-lay yan
ı
tlanabilir “sorular” olmad
ı
ğ
ı
n-dan bu sorular ça
ğ
da
ş
 destanlar
ı
n da konusu olmaya devam etmektedir. Bu nedenle de destanlar bir dönemi ve top-lumu anlamaktan çok kurgu da olsa o dönemin “dü
ş
ünce ve duygu dünyas
ı
n
ı
anlama aç
ı
s
ı
ndan önemli kaynaklard
ı
r ve kendileri de tarihsel olu
ş
umlard
ı
r. Bu konu sonraki bölümde ele al
ı
nacakt
ı
r. Do
ğ
al destanlarda ya
ş
anm
ı
ş
 olaylara öznel” vurgular olmas
ı
na ra
ğ
men daha çok anonim, payla
ş
ı
lan duygular
ı
n a
ğ
ı
r basmas
ı
na kar
ş
ı
l
ı
k, yapay destanlarda “öznel kurgunun” daha fazla yer al
ı
yor
 
4
SUNU 
Ş 
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş 
olmas
ı
 do
ğ
al destanla yapay destan ara-s
ı
ndaki en önemli fark olarak de
ğ
erlen-dirilebilir. Di
ğ
er bir ifade ile yapay des-tanlarda “kurgu” daha öne ç
ı
kmaktad
ı
r.  Ancak yine de her iki destan türünde de hem ç
ı
k
ı
ş
 hem de var
ı
ş
 noktas
ı
 
ı
-s
ı
ndan “daha iyiye” giden bir aray
ı
ş
 ça-bas
ı
nda olmak iki destan
ı
n ortak yönü olarak de
ğ
erlendirilebilir. Ancak destanlar konusunda her-kesin üzerinde anla
ş
t
ı
ğ
ı
 bir tan
ı
mla-man
ı
n olmamas
ı
 nedeni ile destanlar konusunda tan
ı
mlaman
ı
n de
ğ
il yakla-
ş
ı
m
ı
n önemli oldu
ğ
u vurgusu oldukça anlaml
ı
d
ı
r. Bu vurguyu yapan
İ
stanbul Bilgi Üniversitesi’nde de bir dönem ders veren
İ
ngiliz antropolog ve tarihçi Jack Goody, Afrika’da Gana’n
ı
n kuzeyinde ya
ş
ayan LoDagaa Toplulu
ğ
u üzerinden gerçekle
ş
tirdi
ğ
i çal
ı
ş
malar
ı
 ile alana önemli katk
ı
lar sunmu
ş
tur.
6
Önce Söz Vard
ı
 Sonra Yaz
ı
!
Öncesinde sözel olan destanlar
ı
n yaz
ı
-n
ı
n bulunmas
ı
ndan sonra yaz
ı
l
ı
 olarak var oldu
ğ
u
ş
üncesi yayg
ı
n olarak kabul edilmektedir. Ancak, bu konu-da Jack Goody önemli ele
ş
tirilerde bu-lunmakta ve alana katk
ı
lar sunmakta-d
ı
r. Öncelikle Goody’nin bu alandaki önemli katk
ı
s
ı
, yaz
ı
l
ı
 ve sözlü kültürleri ikili kar
ş
ı
tl
ı
k ba
ğ
lam
ı
nda ay
ı
rman
ı
n yanl
ı
ş
 oldu
ğ
u biçimindeki uyar
ı
s
ı
d
ı
r.
7
 Goody’nin
8
 yaz
ı
 sisteminin ve alfabenin nas
ı
l ortaya ç
ı
kt
ı
ğ
ı
 ve bu olu
ş
umun in-san bilincini ve anlat
ı
lar
ı
 nas
ı
l etkiledi
ğ
i ve de
ğ
i
ş
tirdi
ğ
ini sorgulad
ı
ğ
ı
 çal
ı
ş
mas
ı
n-da yaz
ı
l
ı
 ve sözlü kültürlerin birbirini iz-leyen ve birbirini d
ı
ş
layan ikili kar
ş
ı
tl
ı
k biçiminde de
ğ
il, birlikte giden süreçler oldu
ğ
u yönündeki vurgusu önemlidir. Yani yaz
ı
n
ı
n bulunmas
ı
 sözlü kültürü yok etmemi
ş
 sözlü kültürle birlikte var olmu
ş
 ve sözlü kültürü de
ğ
i
ş
ime u
ğ
rat-m
ı
ş
t
ı
r. Goody yaz
ı
 ve sözün bu etkile
ş
i-mi ve birlikte sürdürülmesi durumunu antropolojiye kazand
ı
rd
ı
ğ
ı
 bir kavram olan “
lecto-oral 
”l
ı
k kavram
ı
yla tan
ı
m-lar. Bu önemli bir ayr
ı
md
ı
r, çünkü ya-z
ı
n
ı
n bulunmas
ı
yla birlikte sözelli
ğ
in yok olmaya do
ğ
ru evrildi
ğ
i dü
ş
üncesine kar
ş
ı
 ç
ı
kmaktad
ı
r. Bu ayr
ı
m yaz
ı
n
ı
n bu-lunu
ş
undan sonra sözel ve yaz
ı
l
ı
 olan
ı
n birbiriyle ili
ş
kili bir biçimde ve birlikte var olmaya devam etti
ğ
i anlam
ı
n
ı
 ta
ş
ı
-maktad
ı
r ki, bu da yerinde ve do
ğ
ru bir saptamad
ı
r. Çünkü ilerleyen bölümler-de görülece
ğ
i gibi yaz
ı
n
ı
n bulunmas
ı
 ile sözlü anlat
ı
lar son bulmu
ş
 de
ğ
ildir. O yaz
ı
n
ı
n bulunmas
ı
 ile sözlü ve yaz
ı
l
ı
 kültürün birlikte var olma durumunu “sözlü art
ı
 yaz
ı
l
ı
 (
lecto-oral 
)” kültür kavram
ı
 ile ifade eder ve yaz
ı
n
ı
n bulun-mas
ı
yla birlikte insan zihninin geçirdi
ğ
i çe
ş
itli de
ğ
i
ş
iklikleri inceler. Yaz
ı
n
ı
n bu-lunmas
ı
 sonras
ı
nda sözlü kültür ile yaz
ı
-l
ı
 kültür aras
ı
ndaki etkile
ş
imin diyalek-tik biçimde i
ş
ledi
ğ
ini tart
ı
ş
ı
r. Goody’ye
9
 göre “listeleme” olana
ğ
ı
 sunmas
ı
 nedeni ile zaman içinde yaz
ı
n
ı
n toplumsal ya-
ş
amda daha önemli bir yer edinmesi söz konusu olmu
ş
tur. Goody yaz
ı
n
ı
n bulu-nu
ş
u ile dilsel kodlaman
ı
n, okuryazar olmayanlar
ı
 da kapsayacak biçimde tüm toplumun zihnini ve dü
ş
ünce biçimini de etkiledi
ğ
i
ş
üncesindedir. Bu süreç de insanl
ı
ğ
ı
n an
ı
msama biçimini, türü-nü ve yetene
ğ
ini etkilemektedir. Goody, destanlar
ı
n uzun
ş
iirler ol-du
ğ
u biçimindeki yayg
ı
n
ş
ünceye de kar
ş
ı
 ç
ı
kar ve Güney Afrika’daki kabile-
 
5
Dünya Destanlar
ı
ler üzerine yapt
ı
ğ
ı
 incelemelerine daya-narak bu kabilelerde uzun destans
ı
 
ş
iir-lerin bulunmad
ı
ğ
ı
n
ı
 ileri sürer. Yine bu incelemelere dayanarak
Fulani Destan
ı
 örne
ğ
inden hareketle destanlar
ı
n ya  Arap-okur-yazarl
ı
ğ
ı
n
ı
n etkisine dayan-d
ı
r
ı
lan metinler oldu
ğ
unu ya da destan-s
ı
 
ş
iirlerden çok düzyaz
ı
 formunda ol-duklar
ı
n
ı
 ileri sürerek destans
ı
 
ş
iirlerin okur-yazar öncesi kültüre ait oldu
ğ
u bi-çimindeki görü
ş
leri kabul etmez.
10
 Go-ody, birçok ara
ş
t
ı
rmac
ı
n
ı
n sözlü kültüre ait oldu
ğ
unu söyledi
ğ
i Homeros’un
İ 
l- yada-Odysseia Destanlar
ı
 gibi uzun
ş
iir-sel destanlar
ı
n, asl
ı
nda
lecto-oral 
 olarak terimle
ş
tirdi
ğ
i, sözlü art
ı
 yaz
ı
l
ı
 kültüre ait oldu
ğ
unu söylemi
ş
tir.
11
Yeterince kaynak olmamas
ı
 nede-ni ile destanlar
ı
n yaz
ı
l
ı
 hâle gelmeden önceki yolculuklar
ı
 ve özellikleri konu-sunda farkl
ı
 görü
ş
ler bulunmaktad
ı
r. Baz
ı
 kültürlerde yaz
ı
 sistemi ya da ya-z
ı
ya geç geçilmesi nedeni ile destanlar
ı
n yaz
ı
ya geçirilmeden önceki hâllerini en az
ı
ndan mevcut kaynaklar ile görebil-mek pek mümkün olamamaktad
ı
r. Bu durum için bu derlemede yer alan Eski Yunan edebiyat
ı
 “
Eski Yunan’da Destan Gelene
 ğ 
i
” örnek verilebilir. Güvelio
ğ
-lu’nun dile getirdi
ğ
i gibi baz
ı
 örneklerde sözlü olarak sürdürülen Eski Yunan ede-biyat
ı
n
ı
n ilk ça
ğ
lar
ı
 yaz
ı
 sistemleri ile geç tan
ı
ş
m
ı
ş
 olmas
ı
 nedeni ile daha sonraki dönemlerde ortaya konan eserlerde bu ça
ğ
ı
n izlerine rastlan
ı
yor olunsa bile en az
ı
ndan mevcut kaynaklar ile yüzy
ı
llar boyunca dilden dile dola
ş
arak varl
ı
ğ
ı
n
ı
 koruyan eserlerin özünü görüp inceleme olana
ğ
ı
 bulunmamaktad
ı
r. Eski Yunan-l
ı
lar
ı
n kulland
ı
ğ
ı
 yaz
ı
 sistemleriyle des-tan yaz
ı
lmas
ı
 pek olas
ı
 olmad
ı
ğ
ı
ndan bu a
ş
amaya ancak MÖ VII. yüzy
ı
lda geçilebilmi
ş
tir. Bu anlamda Goody’nin ileri sürdü
ğ
ü görü
ş
lerin ne kadar do
ğ
ru oldu
ğ
u tart
ı
ş
mal
ı
d
ı
r. Ancak Goody’nin destanlar
ı
n yaz
ı
l
ı
 hâle gelmesinin ar-d
ı
ndan sözlü ve yaz
ı
l
ı
 olarak de
ğ
i
ş
erek birlikte var olduklar
ı
 biçimindeki dü-
ş
ünceleri yo
ğ
un olarak kabul edilmekte-dir. Destanlar
ı
n ke
ş
fedilmesi de asl
ı
nda çok yönlü incelenmesi gereken tarihsel bir yolculuktur. T
ı
pk
ı
 bu kitapta da yer alan, en eski destan olarak kabul edilen
G
ı
lgam
ı
 ş
 Destan
ı
’n
ı
n 1800’lerde Bat
ı
l
ı
 bilim insanlar
ı
n
ı
n Mezopotamya ve di-
ğ
er co
ğ
rafyalardaki uygarl
ı
klar
ı
 ara
ş
t
ı
r-maya yönelmesi ve sonras
ı
nda destan
ı
n geçmi
ş
teki izinin sürülerek aç
ı
ğ
a ç
ı
kar-t
ı
lmas
ı
 örne
ğ
inde oldu
ğ
u gibi
12
. Bilin-di
ğ
i gibi bu ara
ş
t
ı
rmalar ile co
ğ
rafyaya ve
G
ı
lgam
ı
 ş
 Destan
ı
’na ilgi ba
ş
lam
ı
ş
 ve sonraki y
ı
llarda yeni tabletlere ula
ş
ı
lma-s
ı
yla bu ilgi devam etmi
ş
tir. Bu durum destan
ı
n yaz
ı
ya geçmeden önceki sözlü ilk versiyonu ile ya da yaz
ı
ya geçirilirken mevcut versiyonlar
ı
ndan hangisi ile ne oranda örtü
ş
ğ
ü ve seçilen versiyonun neden seçildi
ğ
i sorular
ı
, Goody’nin tar-t
ı
ş
malar
ı
n
ı
 destekler niteliktedir. De
ğ
inilen bu soru ve tart
ı
ş
malar bize destanlar
ı
n olu
ş
um ve geli
ş
im tarihinin incelenmesinin pek çok alan
ı
 ilgilendi-ren bir konu oldu
ğ
unu göstermektedir.  Ayr
ı
ca Edmunds’
ı
n
13
 vurgulad
ı
ğ
ı
 gibi, destan
ı
n geli
ş
imini anlamada standart edebî-tarihsel aç
ı
klamalara ek olarak destan
ı
n edebî-tarihsel aç
ı
klamas
ı
 d
ı
ş
ı
n-da destanda aç
ı
k ya da örtük olarak yer verilen sosyal ve politik de
ğ
i
ş
iklikler ve de metinde yer alan otoriter ve editoryal zevkle veya edebî iklimle yönlendirilen de
ğ
i
ş
iklikler önem ta
ş
ı
maktad
ı
r.
 
6
SUNU 
Ş 
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş 
Mit, Efsane, Destan ve Masal
 Jack Goody’nin çal
ı
ş
malar
ı
nda önemli yer bulan di
ğ
er bir konu birbiriyle yak
ı
n ili
ş
kili ve kayna
ğ
ı
n
ı
 halk
ı
n kültürün-den alan sözlü eserler olan mit (
myth
), efsane (l
egends
), destan (
epic 
) ve masal (
 folktale
) türlerine ili
ş
kin tart
ı
ş
malard
ı
r. Goody, hem bu kavramlar
ı
 ve alanlar
ı
 ili
ş
kilendirerek, aralar
ı
ndaki farklar
ı
 ve benzerlikleri göstererek kavram kar-ga
ş
as
ı
n
ı
 gidermi
ş
 hem de alana ili
ş
kin egemen anlay
ı
ş
lar
ı
 ve bak
ı
ş
 
ı
lar
ı
n
ı
 sorgulayarak alana önemli katk
ı
larda bulunmu
ş
tur. Goody
14
, mitlerin tanr
ı
la-r
ı
 ve tanr
ı
lar
ı
n insanlarla ili
ş
kisini içer-di
ğ
ini, di
ğ
er bir ifade ile daha çok do-
ğ
aüstü güçlere yöneldi
ğ
ini; destanlar
ı
n ise insanlarla, yar
ı
-kutsal canl
ı
larla ve yarat
ı
klarla ilgili oldu
ğ
unu ve destan
ı
n daha çok sava
ş
ç
ı
 ve reisi olan toplum-larda yayg
ı
n oldu
ğ
unu ileri sürer.
15
 Ef-saneler ve masallar konusunda da yine herkesin uzla
ş
t
ı
ğ
ı
 nokta bu iki türün de mitlerden beslendi
ğ
idir. Ancak destan-lardan farkl
ı
 olarak efsanelerde i
ş
lenen olay
ı
n gerçekten ya
ş
anm
ı
ş
 bir olay ya da döneme ili
ş
kin olmas
ı
 
ş
art de
ğ
ildir. Ayn
ı
 durum masallar için de geçerlidir. Genel olarak mitler, efsane, destan ve masallar
ı
 besleyen arkaik toplumlar-la ili
ş
kili motifler olarak de
ğ
erlendiril-mektedir. Mitlerin çok eskilere dayan-d
ı
ğ
ı
 görü
ş
ü önemli, ancak bu, mitlerin sadece arkaik toplumlarla ili
ş
kili oldu
ğ
u ve o toplumlarla s
ı
n
ı
rl
ı
 oldu
ğ
u anlam
ı
n
ı
 ta
ş
ı
mamal
ı
d
ı
r. Çünkü de
ğ
i
ş
en toplum-sal yap
ı
 ile birlikte mitler de de
ğ
i
ş
mek-tedir. Bu de
ğ
i
ş
imle hem eski mitler de-
ğ
i
ş
erek varl
ı
ğ
ı
n
ı
 sürdürürken yeni mitler de üretilmektedir. Bu durum destanlar ve di
ğ
er anlat
ı
 türleri için de geçerlidir. Bu de
ğ
i
ş
im sürecinde ya
ş
anan döneme göre mitlerin ve destanlar
ı
n konular
ı
 da de
ğ
i
ş
mektedir. Nar’
ı
n
16
 ifadesi ile
“… Geçmi
 ş
te mitlerin konusunu do
 ğ 
aüstü olaylar, abart 
ı
ı
 kahramanl 
ı
k hikâyeleri  ya da dinsel ö 
 ğ 
eler olu
 ş
tururken, günü-müzde ise daha çok toplumsal ya
 ş
amda-ki al 
ı
nt 
ı
lar olu
 ş
turur. Dolay
ı
s
ı
 yla, tarih-sel süreç içinde mitlerin evrilmesiyle bir-likte yerini destan, efsane ya da anadolu halk hikâyeleri gibi kavramlara b
ı
rakt 
ı
-
 ğ 
ı
n
ı
 söyleyebiliriz.
”. Bu anlamda mitler di
ğ
er türleri besleyen ve beslemeye de-vam eden anlat
ı
lar olarak de
ğ
erlendiri-lebilir. Mit ve destan ili
ş
kisi aç
ı
s
ı
ndan bak
ı
ld
ı
ğ
ı
nda her ne kadar mit destan
ı
 besleyen bir sözlü anlat
ı
 olsa da özel-likle destan
ı
n daha edebî ve duygu yük-lü olmas
ı
 önemli ay
ı
rt edici bir özellik olarak de
ğ
erlendirilebilir.
17
 Destanlarda genellikle mitolojik ö
ğ
eler ve ritüellerin varl
ı
ğ
ı
 bu ili
ş
kiyi göstermektedir. Ancak destan
ı
n tarihsel olarak kendine özgü yap
ı
s
ı
yla mitlerden sonra geldi
ğ
i ve en önemli farkl
ı
l
ı
k olarak gerçek olay ve kahramanlar
ı
n anlat
ı
s
ı
 üzerine kuruldu-
ğ
u, toplumun yönetimsel hiyerar
ş
ik ya-p
ı
s
ı
n
ı
 (yöneticiler ve halk ayr
ı
m
ı
n
ı
) ele alarak sorunsalla
ş
t
ı
rd
ı
ğ
ı
, bu nedenle de sosyolojik, tarihsel, felsefi ve psikolojik ögeleri de içerdi
ğ
i söylenebilir. Destan-larda dinsel ögeler bulunsa da mitlerden farkl
ı
 olarak as
ı
l odakland
ı
ğ
ı
 konu din-sel de
ğ
erler ve kutsall
ı
k de
ğ
ildir. Bu an-lamda destanlar
ı
n ya
ş
anm
ı
ş
 tarihî olay ve toplumsal ya
ş
anm
ı
ş
l
ı
klar
ı
 mitoloji-den devrald
ı
ğ
ı
 dinsel ögelerle bezeyerek i
ş
ledi
ğ
i söylenebilir. Ancak özellikle de bir yazar taraf 
ı
ndan yaz
ı
lm
ı
ş
 günümüz destanlar
ı
nda dinsel de
ğ
erlerle bezen-
 
7
Dünya Destanlar
ı
mi
ş
 olmayan destanlar
ı
n da varl
ı
ğ
ı
 söz konusudur. Örne
ğ
in, Naz
ı
m Hikmet’in
Kuvayi Milliye
 
Destan
ı
 buna örnek ola-rak verilebilir.  Anlat
ı
 geleneklerinden olan mit ile destan
ı
n ili
ş
kisi söz konusu oldu
ğ
unda Edmunds
18
 mitten beslenen destan
ı
n ortaya ç
ı
k
ı
ş
ı
yla ilgili olarak belli soru ya da sorular
ı
n sorulmas
ı
 gerekti
ğ
ini ve bu sorular
ı
n:
Destan, estetik hedeflerinin  gerçekle
 ş
tirilmesinde muhtemelen üste-sinden gelmesi gereken de
 ğ 
i
 ş
imi ne öl-çüde yans
ı
tmaktad 
ı
r?
19
 genel sorusu ve bunu izleyen sorular oldu
ğ
unu belirtir. Bu sorular
ı
n ilki, “
İ 
ster yaz 
ı
ı
 ister söz-lü olsun, bir destan bir bütün olarak bir  gelene
 ğ 
in bir varyasyonu olarak anla
 ş
ı
-labilir mi? Yani, bir destan, geleneksel bir hikayenin kendi tarz 
ı
nda tekrarla-nan bir anlat 
ı
 olarak kabul edilebilir mi? 
”; ikincisi, mitlerde ya da efsaneler-de, bir bütün olarak destan
ı
n ana hika-yesine ba
ğ
l
ı
 olan bir destan, e
ş
zamanl
ı
 varyasyonu yans
ı
t
ı
yor mu?; üçüncüsü,
bir destan, izleyicileri taraf 
ı
ndan bi-lindi
 ğ 
i ve bu nedenle de
 ğ 
i
 ş
kenler olarak alg 
ı
lanabilece
 ğ 
i
 ş
ünülen heterojen ya da efsanevi olmayan hikayeleri uyarlar m
ı
” olmak üzere üç farkl
ı
 biçimde or-taya konabilece
ğ
ini ileri sürmektedir. Edmunds üçüncü sorunun ilgisini çe-ken hikâyelerin halk anlat
ı
lar
ı
 oldu
ğ
una dikkat çekmektedir. Mitler konusunda Goody’nin kar
ş
ı
 ç
ı
kt
ı
ğ
ı
 nokta di
ğ
er ilgili anlat
ı
lar için de geçerlidir. Mitler aras
ı
nda birinin seçi-lerek derlendi
ğ
i topluma ili
ş
kin genel saptamalarda bulunmak biçimindeki yap
ı
salc
ı
 ya da i
ş
levselci bak
ı
ş
 
ı
s
ı
 ile yap
ı
lan de
ğ
erlendirmelerin oldu
ğ
unu ileri sürer ve bu tarz de
ğ
erlendirmelerin i
ş
levselci Malinowski ve yap
ı
salc
ı
 Lévi Strauss örnekleri ile ele al
ı
r ve tart
ı
ş
ı
r. Goody bu bak
ı
ş
 
ı
lar
ı
n
ı
n de
ğ
i
ş
im hâ-linde, dinamik ve çok say
ı
da versiyo-nu olan bu yap
ı
lar
ı
n her birinin sadece yüzeysel yap
ı
da de
ğ
il derin yap
ı
da da birbirinden farkl
ı
 oldu
ğ
unu, dolay
ı
s
ı
y-la toplumsal bir ç
ı
kar
ı
m yapabilmek için bunlar
ı
n tümünü de
ğ
erlendirmek gerekti
ğ
ini ifade etmi
ş
tir.
20
 Goody’nin anlat
ı
lara ili
ş
kin bu yorumunun teme-li, anlat
ı
lar
ı
n hem tüm toplumlardan mevcut olan ortak özelliklerin yan
ı
 s
ı
ra toplumlar
ı
n özgül yönlerinin de oldu
ğ
u ve bu yönlerin de destanlara yans
ı
d
ı
ğ
ı
 
ş
üncesidir. Goody ayr
ı
ca Dukheim’in sosyal ya
ş
amda kutsal-profan kar
ş
ı
tl
ı
ğ
ı
-na (
sacred-profane dichotomy
)
21
 ili
ş
kin bak
ı
ş
 
ı
s
ı
ndan hareketle ara
ş
t
ı
rmac
ı
la-r
ı
n ritüelleri ve seremonileri kutsal/pro-fan kar
ş
ı
tl
ı
ğ
ı
nda de
ğ
erlendirmelerini ve ço
ğ
unlukla ritüelleri büyüsel dinî davra-n
ı
ş
 alanlar
ı
yla s
ı
n
ı
rland
ı
rmalar
ı
n
ı
 ele
ş
ti-rir.
22
 Çünkü ona göre ritüellerin büyüsel dinî davran
ı
ş
 alan
ı
ndan daha geni
ş
 bir kapsama sahiptir. Yani kutsal olan ile olmayan
ı
n iç içe geçmesi söz konusudur. Bu nedenle de Durkheim’in bak
ı
ş
 
ı
s
ı
 ile ritüel ve seramonilere sadece kutsal/profan ikili ayr
ı
m
ı
ndan bakman
ı
n da eksik ve yetersiz kalaca
ğ
ı
n
ı
 ileri sürer. Goody’nin dü
ş
üncelerinden yola ç
ı
-karak yap
ı
salc
ı
 ve i
ş
levselci yakla
ş
ı
m
ı
n belirli bir zamana ve mekâna ait olan bir mit ya da destandan hareketle genel bir de
ğ
erlendirme yap
ı
lmas
ı
 “toplumu ve tarihi sabitleme” anlam
ı
na gelece
ğ
i ve destanlar da dâhil olmak üzere anlat
ı
la-r
ı
n belirli bir zamandaki versiyonlar
ı
n
ı
/farkl
ı
l
ı
klar
ı
n
ı
 anlamay
ı
 sa
ğ
layamamas
ı
-
 
8
SUNU 
Ş 
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş 
n
ı
n yan
ı
 s
ı
ra tarihsel olarak de
ğ
i
ş
imini de anlamay
ı
 sa
ğ
layamayaca
ğ
ı
 söylene-bilir. Anlat
ı
 türünün seçilmi
ş
 bir örne-
ğ
inin tek bir versiyon olarak de
ğ
erlen-dirilmesi anlat
ı
n
ı
n kendisine dair özel-liklerinin olabilece
ğ
i gerçe
ğ
inin yads
ı
n-mas
ı
 anlam
ı
n
ı
 ta
ş
ı
r. Nitekim Goody on y
ı
l Güney Afrika’daki kabileler üzerine gerçekle
ş
tirdi
ğ
i çal
ı
ş
malar
ı
nda kendisi-nin her seferinde farkl
ı
 bir Begre mitiyle kar
ş
ı
la
ş
t
ı
ğ
ı
n
ı
 belirterek mitin farkl
ı
 ver-siyonlar
ı
n
ı
n oldu
ğ
u gerçe
ğ
ini vurgular. Bu özellik destanlar için de geçerlidir. De
ğ
inilen tart
ı
ş
malardan hareket-le dinsel içeri
ğ
iyle kutsall
ı
kla-ba
ğ
ı
nt
ı
l
ı
 özelli
ğ
i olan mitlerle destanlar aras
ı
nda farkl
ı
l
ı
klar oldu
ğ
u, mitlerden destanla-ra geçi
ş
in süreçsel oldu
ğ
u söylenebilir. Mitlerden destanlara geçi
ş
 sürecinin nas
ı
l oldu
ğ
u ve bu süreçte nelerin etkili oldu
ğ
u konusu hâlâ yeniden ke
ş
fedilen bilgiler ve çal
ı
ş
malarla inceleme konusu olmaya devam etmektedir. Mitler des-tanlara temel olu
ş
tururken hem mitler anlam ve içerikleri de
ğ
i
ş
erek devam et-mi
ş
 hem de bu de
ğ
i
ş
en içerik ve anlam-larla destanlar
ı
n içinde de var olmaya devam etmi
ş
tir. Ayr
ı
ca mitlerin hangi-sinin destanlara temel olu
ş
turdu
ğ
u ve destanlar
ı
n hangi versiyonunun yaz
ı
ya geçirilmesinde nelerin etkili oldu
ğ
u ve neden etkili oldu
ğ
u toplumsal yap
ı
 ile ili
ş
kilendirilerek ara
ş
t
ı
r
ı
lmaya devam edilmesi gereken konular aras
ı
nda yer almaktad
ı
r.
Destanlar, Toplumlar,
İ
deolojiler ve
İş
levler
Destanlar
ı
n ve ilgili bellek kaynaklar
ı
-n
ı
n incelenmesi egemen bilim ve iktidar ili
ş
kileri çerçevesinde biçimlenir. Bu an-lamda uzun y
ı
llar hatta yüzy
ı
llar boyun-ca Bat
ı
 merkezci bir paradigma ile genel-likle azgeli
ş
mi
ş
 ya da Bat
ı
 d
ı
ş
ı
 toplum ve kültürler “Do
ğ
u” hatta “Uzak Do
ğ
uolarak adland
ı
r
ı
larak “Bat
ı
l
ı
lar
ı
n gözü” ile incelendi
ğ
inden “Do
ğ
u” olarak ta-n
ı
mlanan co
ğ
rafya kültür fakiri olarak tan
ı
mlanm
ı
ş
t
ı
r. Böyle bak
ı
lmad
ı
ğ
ı
nda ise en iyi olas
ı
l
ı
kla anla
ş
ı
lamaz “gizem-li” ve “mistik” olarak görülmü
ş
 ve baz
ı
 unsurlar “inceleme” alan
ı
 d
ı
ş
ı
nda tutul-mu
ş
tur. Ancak egemen paradigman
ı
n de
ğ
i
ş
mesi ile “Bat
ı
 d
ı
ş
ı
” olan
ı
n yak
ı
ndan incelenmesi ve anla
ş
ı
lmas
ı
 gere
ğ
i nok-tas
ı
na gelinmi
ş
 ve “Bat
ı
 d
ı
ş
ı
” olan ilgi oda
ğ
ı
na dönü
ş
ş
tür. Marshall McLu-han
23
 ile ba
ş
layan e
ğ
ilim farkl
ı
 kültürle-rin özgün yönleri oldu
ğ
u ve kültürleri de
ğ
i
ş
tirmeden kültürleri bulu
ş
turman
ı
n kültürel zenginlik ile sonuçlanaca
ğ
ı
, da-has
ı
 Bat
ı
 merkezcili
ğ
in ve “ça
ğ
da
ş
” ola-rak kabul edilen baz
ı
 de
ğ
erlerin yaratt
ı
ğ
ı
 özellikle çevre, insan-do
ğ
a uyumu gibi, sorunlar
ı
n “Do
ğ
unun” ya da “arkaik” olarak kabul edilen baz
ı
 kültürel ögeler ile a
ş
ı
labilece
ğ
i noktas
ı
na gelinmi
ş
tir.  Ancak zamanla bu bulu
ş
turma dü
ş
ün-cesi küçük bir entelektüelin benimse-mesi ile s
ı
n
ı
rl
ı
 kalm
ı
ş
 ve egemenlerce içi bo
ş
alt
ı
ld
ı
ğ
ı
ndan bu dü
ş
ünce sözde kal-man
ı
n ötesine geçememi
ş
tir. Gregory Nagy
24
 destanlar konusun-da iki güncel e
ğ
ilim oldu
ğ
unu belirtir. Bu e
ğ
ilimlerden ilki, Dumézil örne
ğ
in-de oldu
ğ
u gibi tarih öncesi zamanlardan kaynaklanan
ş
iirsel bir sistemin kal
ı
nt
ı
-lar
ı
n
ı
 saptayarak Yunanca ve Hintçe gibi Hint-Avrupa dillerinin benzer oldu
ğ
u-nu ve birbirlerinden ay
ı
rt edilemeyece-
ğ
ini savunan dü
ş
ünürlerin e
ğ
ilimi; ve
 
9
Dünya Destanlar
ı
ikincisi, Antik Yunan destan
ı
 ile antik Yak
ı
ndo
ğ
u’dan kaynaklanan çe
ş
itli an-lat
ı
 gelenekleri aras
ı
ndaki paralelliklere odaklanan, dilsel olarak ilgisiz gelenek-ler aras
ı
ndaki kültürel al
ı
ş
veri
ş
 kal
ı
p-lar
ı
n
ı
 savunan dü
ş
ünürlerin e
ğ
ilimidir. Nagy bu iki genel bak
ı
ş
 
ı
s
ı
n
ı
n kendi içinde çe
ş
itlilik sergiledi
ğ
ini ve birbirini d
ı
ş
layan bu bak
ı
ş
 aç
ı
lar
ı
ndan hiçbirinin kendi ba
ş
ı
na yeterli olmad
ı
ğ
ı
n
ı
 ve bu nedenle de bu e
ğ
ilimlerin ya da bak
ı
ş
 
ı
lar
ı
n
ı
n birbirini d
ı
ş
lamas
ı
 yerine bir-birleriyle bütünle
ş
mesinin gerekli oldu-
ğ
unu dü
ş
ünmektedir. O anlat
ı
 gelenek-lerini de
ğ
erlendirmede kullan
ı
labilecek mümkün olan en geni
ş
 formülasyonu elde etmek için, (1) tipolojik, (2) soya-
ğ
ac
ı
 ve (3) tarihsel olarak tan
ı
mlad
ı
ğ
ı
 üç kar
ş
ı
la
ş
t
ı
rmal
ı
 yöntemi birle
ş
tirmeyi önermektedir. Gregory Nagy’ye göre
25
 bu üç yön-temden ilki en zor ve en genel oland
ı
r ve birbiriyle ili
ş
kili olmak durumunda olmayan yap
ı
lar aras
ı
ndaki paralellik-lerin kar
ş
ı
la
ş
t
ı
r
ı
lmas
ı
n
ı
 içeren “tipolojik yöntem”dir.
İ
kinci yöntem, ortak bir kaynak arac
ı
l
ı
ğ
ı
yla birbirleriyle ili
ş
kili yap
ı
lar aras
ı
ndaki paralelliklerin kar
ş
ı
-la
ş
t
ı
r
ı
lmas
ı
n
ı
 içerir. Nagy bu kar
ş
ı
la
ş
t
ı
r-mal
ı
 yöntemi “soybilimsel yöntem” ola-rak tan
ı
mlamaktad
ı
r. Çünkü bu yöntem ortak yap
ı
lar veya proto-yap
ı
dan türe-tilen yap
ı
lar aras
ı
ndaki paralelliklere uygulan
ı
r. Üçüncü kar
ş
ı
la
ş
t
ı
rma yönte-mini ise Nagy “tarihsel kar
ş
ı
la
ş
t
ı
rmal
ı
 yöntem” olarak tan
ı
mlar. Bu yöntem tarihsel olarak onaylanm
ı
ş
 veya en az
ı
n-dan yeniden yap
ı
land
ı
r
ı
lm
ı
ş
 yap
ı
lar ara-s
ı
ndaki paralelliklerin kar
ş
ı
la
ş
t
ı
r
ı
lmas
ı
-n
ı
 içerir. Bu kar
ş
ı
la
ş
t
ı
rma kültürleraras
ı
 etkile
ş
im yoluyla kültürler aras
ı
ndaki geçi
ş
ler ve özgünlükleri aç
ı
ğ
a ç
ı
karma
ı
s
ı
ndan önemlidir. Bu s
ı
n
ı
fland
ı
rma-ya göre Dumézil’in kulland
ı
ğ
ı
 yöntemin do
ğ
u”yu ya da “öteki”ni d
ı
ş
lamayan, tüm kültürlere e
ş
it düzlemde bakan ta-rihsel kar
ş
ı
la
ş
t
ı
rmal
ı
 yönteme daha ya-k
ı
n oldu
ğ
u söylenebilir. Çünkü onun kulland
ı
ğ
ı
 yöntem birbirleriyle etkile-
ş
im yoluyla kültürlerdeki ortak yönleri bulma aray
ı
ş
ı
ndad
ı
r. Burada Dumézil’in ya
ş
am
ı
 ve yapt
ı
klar
ı
na ve sonras
ı
nda da destanlara ili
ş
kin tart
ı
ş
malar
ı
na yer ver-mekte yarar var. Genellikle tarih öncesi tanr
ı
, tan-r
ı
ça, yar
ı
 tanr
ı
 ve kahramanlarla ilgili ola
ğ
anüstü olaylar
ı
 konu alan
ş
iirsel anlat
ı
 olarak tan
ı
mlanan destan, kültü-rel ve sosyal bellek i
ş
levi gördü
ğ
ünden her kültürde, toplumda vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Ancak tarihsel ve top-lumsal de
ğ
i
ş
me aç
ı
s
ı
ndan destanlar
ı
 ele alan çal
ı
ş
malar, özellikle de ülkemizde, oldukça s
ı
n
ı
rl
ı
d
ı
r ve bu aç
ı
dan ilgi ol-dukça yenidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin ça
ğ
r
ı
s
ı
 üzerine 1925-1931 y
ı
llar
ı
 ara-s
ı
nda
İ
stanbul Darülfün’unda (
İ
stanbul Üniversitesi) önce
İ
lahiyat Fakültesi’nde Türk Dinler Tarihi Kürsüsü’nde daha sonra da Edebiyat Fakültesi’nde bulu-nan ve Türkiye’de pek çok dü
ş
ünürü et-kileyen Frans
ı
z filolog Georges Dumézil (1898-1986) dünyada bu anlamda önde gelen isimlerden biridir. O dinler tarihi, mitoloji ve destan alanlar
ı
nda önemli eserler ile alana katk
ı
da bulunmu
ş
tur.
26
 Dumézil 1963-1973 y
ı
llar
ı
 aras
ı
nda ya-y
ı
mlanan “Mit ve Destan” adl
ı
 üç cilt-lik eserinde mitoloji alan
ı
nda kar
ş
ı
la
ş
-t
ı
rmal
ı
 dilbilim metodolojisine yapt
ı
ğ
ı
 ele
ş
tiriler ve bu sorunlar
ı
 a
ş
arak yapt
ı
-
ğ
ı
 kar
ş
ı
la
ş
t
ı
rmal
ı
 çal
ı
ş
malar üzerinden
 
10
SUNU 
Ş 
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş 
özellikle Hint-Avrupa kökenli toplum-lar
ı
n ideolojileriyle toplumsal yap
ı
lar
ı
 aras
ı
ndaki benzerlikleri incelemi
ş
 ve ortaya koymu
ş
tur. Dumézil’in Hint’teki s
ı
n
ı
f yap
ı
s
ı
n
ı
 ke
ş
fi çok daha öncesi bir tarih olan 1930’lara rastlar. O bu ko-nudaki dü
ş
üncesini a
ş
a
ğ
ı
daki biçimde ortaya koyar:
27
 (…) Hint-Avrupa program
ı
n
ı
n bi-raz k
ı
y
ı
s
ı
nda kalan 1930 tarihli bir ma-kalemde, Hintlilerdeki varnalar, sosyal s
ı
n
ı
flar sistemine -brahmanlar-rahipler, ksatriya-sava
ş
ç
ı
lar, vaisya hayvanc
ı
-l
ı
k-tar
ı
mla u
ğ
ra
ş
anlar-yol açan toplum anlay
ı
ş
ı
n
ı
n, daha önceden Hint-Avru-pal
ı
lara ait oldu
ğ
unu ve sadece Asya’daki
İ
ranl
ı
larda de
ğ
il, onlar
ı
n Avrupal
ı
 kar-de
ş
leri olan
İ
skitlerde de görüldü
ğ
ünü, hatta
İ
skitlerin ard
ı
llar
ı
 olan Kuzey Kaf-kasya’daki Osetlerin içinde zaman
ı
m
ı
za kadar süregeldi
ğ
ini (…) ortaya koymu
ş
-tum.
İ
ki y
ı
l sonra, bu konu ile her za-man ilgilenmi
ş
 ve 1930’daki makalemin müsveddesini okuyup düzeltme nezake-tini göstermi
ş
 olan Emile Benveniste, üç bölümlü toplumsal anlay
ı
ş
ı
n Hint-
İ
ran niteli
ğ
ini yeni kan
ı
tlarla do
ğ
rulad
ı
 (…).Dumézil’in bu toplum modelini or-taya koyu
ş
u ve sonras
ı
nda bu toplum modeli ile mit ve destanlar
ı
 ili
ş
kilen-dirmesi bu alanda bir dönüm noktas
ı
 olu
ş
turur ve kendi ifadesi ile “
(…) 1938 ilkbahar
ı
nda birdenbire yeni bir “kar
 ş
ı
-la
 ş
ı
rmal 
ı
 mitoloji” biçiminin ilk çizgi-lerini ortaya ç 
ı
kard 
ı
. O da hayallerden tamamen ar
ı
nm
ı
 ş
 de
 ğ 
ildi, ama öncekile-rin kusurlar
ı
n
ı
 da ta
 ş
ı
m
ı
 yordu (…)
28
 . Dumézil, “Mit ve Destanlar”
29
 ki-tab
ı
n
ı
 üç i
ş
levin de
ğ
erlendirmesi olarak dile getirir ve destanlar
ı
 ister manzum, ister nesir, isterse karma biçimde olsun erken dönemlerin edebiyat
ı
 olarak gö-rür. Onun destanlara ili
ş
kin olarak “
çe-
 ş
itli edebî türlere, tarihe, romana gebe oldu
 ğ 
unu, bunlar
ı
n er veya geç ondan ayr
ı
ı
 p farkl 
ı
la
 ş
ı
klar
ı
n
ı
 , ayn
ı
 zamanda masallarla da her iki yönde sürekli ile-ti
 ş
im içinde bulundu
 ğ 
unu unutmamak  gerek
” biçimindeki vurgusu, destanlar
ı
n di
ğ
er anlat
ı
 türleriyle ili
ş
kisinin, ede-biyat ve di
ğ
er edebî türlerin ve tarihin geli
ş
imi aç
ı
s
ı
ndan önemini hat
ı
rlat
ı
r. Dumézil
30
 üç i
ş
lev ideolojisinin ifade-lerinin baz
ı
lar
ı
n
ı
n gerçekten de epik eserlerde bulundu
ğ
unu ve bu ifadelerin baz
ı
lar
ı
n
ı
n yüzy
ı
llar sürecek biçimde kahramanl
ı
k anlat
ı
lar
ı
n
ı
 beslemeye ye-tecek bir sayg
ı
nl
ı
ğ
ı
 korudu
ğ
unu ileri sürer. Ona göre özellikle Hintliler Ma-habharata’da; Romal
ı
lar kökenlerinin “tarihi”nde ve her türlü kar
ş
ı
la
ş
t
ı
rmal
ı
 inceleme içinde önemi durmadan ar-tan küçük bir Kuzey Kafkasya halk
ı
 ve
İ
skitlerin en son torunlar
ı
 olan Osetler de Nart kahramanlar
ı
 üzerine olan des-tanlar
ı
nda bu ideolojiden yararlanm
ı
ş
-lard
ı
r
31
.Bu bak
ı
ş
 
ı
s
ı
 mit ve destanlar
ı
n a priori de
ğ
il, do
ğ
rudan ya
ş
amla, top-lumla ba
ğ
ı
n
ı
n kurulaca
ğ
ı
 materyallere dönü
ş
ümü anlam
ı
n
ı
 ta
ş
ı
r. Dumézil’e göre bu üç bölümlü dünya üç egemenlik biçimi anlam
ı
n
ı
 ta
ş
ı
maktayd
ı
. Bunlar; büyüsel ve hukuksal egemenlik (birinci i
ş
lev), fiziksel ve esas olarak sava
ş
ç
ı
 güç (ikinci i
ş
lev), dingin ve bereketli zengin-lik (üçüncü i
ş
lev) bir hiyerar
ş
ik düzen içinde eklemleniyordu. Bu üç i
ş
lev k
ı
sa-ca “egemenlik, sava
ş
 ve üretim” olarak adland
ı
r
ı
labilir. Hint toplumsal düzeni içerisinde üçlü yap
ı
y
ı
 olu
ş
turan unsur-
 
11
Dünya Destanlar
ı
lar toplumsal tabakalara ve i
ş
 bölümü-ne de kar
ş
ı
l
ı
k gelmekteydi.
Brahmanlar
 (din adamlar
ı
),
Kshattriya
 (sava
ş
ç
ı
lar) ve
Vaisya-Sudralar
 (tüccarlar/üretici-ler) d
ı
r. Bu üç ögeli dü
ş
ünce sistemi ve bu sistemle uyumlu toplum anlay
ı
ş
ı
 Hint-Avrupal
ı
lar
ı
n
ı
n ve onlar
ı
n miras-ç
ı
lar
ı
 olan, Hintlilerin,
İ
ranl
ı
lar
ı
n,
İ
s-kitlerin, Yunanlar
ı
n, Romal
ı
lar
ı
n, Kelt-lerin, Germenlerin toplumun ve evrenin tamam
ı
n
ı
 biçimlendirmelerini sa
ğ
lam
ı
ş
 ve Bat
ı
 Ortaça
ğ
ı
’n
ı
n uzun süre yürekten ba
ğ
lanaca
ğ
ı
 bir toplum anlay
ı
ş
ı
n
ı
 besle-mi
ş
tir .
32
Bu görü
ş
lerini Dumézil
Ş
u
ş
ekilde
ı
klar:
33
 
“(…) Hint-Avrupa program
ı
n
ı
n bi-raz k
ı
 y
ı
s
ı
nda kalan 1930 tarihli bir ma-kalemde, Hintlilerdeki varnalar, sosyal s
ı
n
ı
 flar sistemine -brahmanlar-rahipler, ksatriya-sava
 ş
ç 
ı
lar, vaisyahayvanc 
ı
-
ı
k-tar
ı
mla u
 ğ 
ra
 ş
anlar-yol açan toplum anlay
ı
 ş
ı
n
ı
n, daha önceden Hint-Avru- pal 
ı
lara ait oldu
 ğ 
unu ve sadece Asya’daki
İ 
ranl 
ı
larda de
 ğ 
il, onlar
ı
n Avrupal 
ı
 kar-de
 ş
leri olan
İ 
skitlerde de görüldü
 ğ 
ünü, hatta
İ 
skitlerin ard 
ı
llar
ı
 olan Kuzey Kaf-kasya’daki Osetlerin içinde zaman
ı
m
ı
za kadar süregeldi
 ğ 
ini -son dönemlerde bu konuda ya
 ş
anan ku
 ş
kulara kar
 ş
ı
-ortaya koymu
 ş
tum.
İ 
ki y
ı
l sonra, bu konu ile her zaman ilgilenmi
 ş
 ve 1930’daki ma-kalemin müsveddesini okuyup düzeltme nezaketini göstermi
 ş
 olan Emile Benve-niste, üç bölümlü toplumsal anlay
ı
 ş
ı
n Hint-
İ 
ran niteli
 ğ 
ini yeni kan
ı
tlarla do
 ğ 
-rulad 
ı
 (…)”.
Dumézil kültürleraras
ı
 etkile
ş
imle toplumsal yap
ı
n
ı
n i
ş
leyi
ş
ine kar
ş
ı
l
ı
k ge-len üç i
ş
lev için Mahabharata destan
ı
n-daki i
ş
levler ile
Nart Destanlar
ı
 aras
ı
n-daki paralellikleri verir :
34
 
Hintliler Mahabharata’da; Roma-
ı
lar kökenlerinin “tarihi”nde ve her tür-lü kar
 ş
ı
la
 ş
ı
rmal 
ı
 inceleme içinde önemi durmadan artan küçük bir Kuzey Kaf-kasya halk
ı
 ve
İ 
skitlerin en son torun-lar
ı
 olan Osetler de Nart kahramanlar
ı
 üzerine destanlar
ı
nda bu ideolojiden ya-rarland 
ı
lar. (…) Nart kahramanlar
ı
n
ı
n üç aileye bölünmü
 ş
 olmalar
ı
 dikkatimi 1929’da çekti; anlat 
ı
larda oynad 
ı
klar
ı
 rollerin de do
 ğ 
rulad 
ı
 ğ 
ı
 kuramsal bir su-num bu ailelerden birini ak
ı
l, ikincisini  fiziksel güç, üçüncüsünü de zenginlikle tan
ı
mlamaktad 
ı
r.
Görüldü
ğ
ü gibi, bu kar
ş
ı
la
ş
t
ı
rmada Mit ile Destan aras
ı
nda farkl
ı
 türde bir ba
ğ
ı
nt
ı
 da aç
ı
ğ
a ç
ı
kar. Çünkü ara
ş
t
ı
rma sahas
ı
, ke
ş
fedilecek malzeme, kullan
ı
-lacak belge farkl
ı
 türdedir: Nartlar hak-k
ı
ndaki efsaneler, yaz
ı
l
ı
, yüksek düzey-de bir kültüre de
ğ
il, sözlü gelene
ğ
e yani “halk kültürü”ne aittir. Osetler de t
ı
pk
ı
 Hint’te oldu
ğ
u gibi, destanlar
ı
n
ı
n aktör-lerini üç i
ş
leve göre ayr
ı
lm
ı
ş
 üç aile hâ-linde toparlam
ı
ş
lard
ı
r: Zenginler ailesi (vars
ı
ll
ı
k), Güçlüler ailesi (fiziksel güç), Entelektüeller ailesi (ak
ı
l). Dolay
ı
s
ı
yla
İ
skitlerin kökenine ili
ş
kin eski efsanenin ta
ş
ı
d
ı
ğ
ı
 üç bölümlü toplum imgesi, ef-sanevi Nart halk
ı
n
ı
 iki bin y
ı
l
ı
 a
ş
k
ı
n bir süre boyunca
35
 üç i
ş
levsel topluluk hâ-linde düzenlemeyi sürdürmü
ş
tür.
36
Her ne kadar bu üç bölümlü/kanatl
ı
 
ş
ema elli y
ı
l boyunca Dumézil’in ara
ş
-t
ı
rmalar
ı
n
ı
n ana eksenini olu
ş
turmu
ş
 olsa da onun kültürleri ve kültürel etki-le
ş
imle ortak ve farkl
ı
 yönlerini anlama
ı
s
ı
ndan din ve mitler önemli olsa da
 
12
SUNU 
Ş 
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş 
din-d
ı
ş
ı
 anlat
ı
lar da son derece önemli-dir. Dolay
ı
s
ı
yla da ona göre toplumsal ideolojiler ile toplumsal yap
ı
 aras
ı
ndaki ili
ş
kiyi anlama ve gösterme aç
ı
s
ı
ndan önemli olan Dumézil için sadece mitleri de
ğ
il din-d
ı
ş
ı
 anlat
ı
lar, masallar, efsa-neler, destanlar da analizin içine al
ı
n-mal
ı
d
ı
r. Bu nedenle de “Mit ve Destan I-III”ün olu
ş
turduklar
ı
 üç-kanatl
ı
 (trip-tik) eser, teolojik ve dinsel âdetlerden çok, edebî âdetlere, belli ba
ş
l
ı
 Hint-Av-rupa kavimlerinin ortak miraslar
ı
n
ı
, gerek üç i
ş
lev tablosunu gerekse ideolo-jinin di
ğ
er bölümlerini edebiyat alan
ı
n-da nas
ı
l kulland
ı
klar
ı
na hasredilmi
ş
tir .
37
 
Bu anlamda, Grisward’
ı
n ifadesi ile
Georges Dumézil bu masallar
ı
 ve ef-saneleri ara
 ş
ı
r
ı
 p ortaya ç 
ı
karm
ı
 ş
 bir bilgin ve tatl 
ı
 dilli bir anlat 
ı
ı
 olmakla kalmay
ı
 p, gözümüzün önünde onlar
ı
n  yorumunu, daha do
 ğ 
rusu sökümünü  gerçekle
 ş
tirmektedir: Usta ve büyüleyici bir mekanisyen olarak çarklar
ı
n
ı
 teker teker ortaya
 
ç 
ı
karmakta, bile
 ş
enlerini  parça parça ay
ı
rmakta imalat s
ı
rlar
ı
n
ı
 sab
ı
rla kayda geçirmektedir
”.
38
Dumézil’in bu üç i
ş
leve ili
ş
kin dü-
ş
ünceleri, onun, tüm toplumlar
ı
n ben-zer oldu
ğ
u ve bu i
ş
levlerin tarihin tüm dönemlerinde genel-geçer ve evrensel oldu
ğ
u görü
ş
ünü benimsedi
ğ
i anlam
ı
n
ı
 ta
ş
ı
mamaktad
ı
r. Tarihsel olarak de
ğ
i
ş
en ko
ş
ullar ile özellikle de iki dünya sava-
ş
ı
ndan sonra modern dünyadaki h
ı
zl
ı
 de
ğ
i
ş
meler ve teknolojideki h
ı
zl
ı
 ilerle-meler üç i
ş
levin her zaman ve her yerde geçerli oldu
ğ
unu dü
ş
ünmeyi olanaks
ı
z k
ı
lmaktad
ı
r. Dumézil bu h
ı
zl
ı
 de
ğ
i
ş
im nedeni ile bugün ile on sekizinci yüzy
ı
l aras
ı
ndaki fark
ı
n, on sekizinci yüzy
ı
l ile Hint-Avrupal
ı
lar aras
ı
ndaki farktan daha fazla oldu
ğ
unun alt
ı
n
ı
 çizmekte-dir.
39
 Bu ele
ş
tirileri yapan dü
ş
ünürlere göre mit ve destanlar konusundaki üç i
ş
-lev ileti
ş
im ve endüstriyel devrimin mo-dern küreselle
ş
tirici güçleri taraf 
ı
ndan art
ı
k de
ğ
i
ş
mi
ş
 ve devre d
ı
ş
ı
 b
ı
rak
ı
lm
ı
ş
t
ı
r. Oysa bu de
ğ
i
ş
im üç i
ş
levin yanl
ı
ş
l
ı
ğ
ı
 de-
ğ
il, eksikli
ğ
i anlam
ı
nda yorumlanmal
ı
-d
ı
r. Di
ğ
er bir ifade ile bu yorum destan ve anlat
ı
lar
ı
n de
ğ
i
ş
en toplumsal yap
ı
 ile ili
ş
kisinin eksikliklerin giderilmesi ve yeni i
ş
levlerin eklenmesi ile tamamlana-bilmesinin gereklili
ğ
i anlam
ı
na gelmek-tedir. Ki zaten Dumézil’in kendi dü
ş
ün-celerine ili
ş
kin yapt
ı
ğ
ı
 öz ele
ş
tiri bu yo-rumun geçerlili
ğ
i
ı
s
ı
ndan anlaml
ı
d
ı
r. Bu ba
ğ
lamda Dumézil’in toplumsal ya-p
ı
y
ı
 aç
ı
klamada tabakala
ş
ma sisteminin en kat
ı
 biçimde oldu
ğ
u Hint örne
ğ
in-den yola ç
ı
karak farkl
ı
 tabakalar
ı
n top-lumsal i
ş
levlerinin de
ğ
i
ş
ti
ğ
i yönündeki i
ş
lev tan
ı
mlamas
ı
 yerinde ancak eksik bir tan
ı
mlamad
ı
r. Toplumdaki tabaka-la
ş
ma ve s
ı
n
ı
fsal yap
ı
n
ı
n de
ğ
i
ş
mesi ve karma
ş
ı
kla
ş
mas
ı
 i
ş
levlerin de de
ğ
i
ş
mesi ve karma
ş
ı
kla
ş
mas
ı
 anlam
ı
na gelir ki bu da de
ğ
i
ş
imleri anlama aç
ı
s
ı
ndan analiz araçlar
ı
n
ı
n da geli
ş
tirilmesinin gereklili-
ğ
ini gösterir. Topluma etkileri aç
ı
s
ı
ndan destanlar
ı
n i
ş
levleri de çok ve karma
ş
ı
k-t
ı
r. Destanlar
ı
n siyasal, kültürel ve sos-yo-ekonomik i
ş
levlerinin oldu
ğ
u genel olarak kabul edilse de ayr
ı
nt
ı
da incele-meyi gerektiren bir aland
ı
r. Bu i
ş
levler destanlar
ı
n olu
ş
um süreçlerindeki güç çat
ı
ş
malar
ı
 ve dengeleri ile biçimlen-mektedir. Toplumlar
ı
n yönetsel i
ş
leyi
ş
i destanlar
ı
n i
ş
levlerinin ne oldu
ğ
u ya da olaca
ğ
ı
 konusunda oldukça etkilidir. Destanlar
ı
n tepeden inmeci bir anlay
ı
ş
-la olu
ş
(turul)an destanlar ve “tabandan
 
13
Dünya Destanlar
ı
halk taraf 
ı
ndanolu
ş
turulan destanlar” sarkac
ı
n
ı
n neresinde yer ald
ı
klar
ı
na göre i
ş
levleri de de
ğ
i
ş
ir. Bu konuya ili
ş
-kin tart
ı
ş
malara izleyen bölümde ayr
ı
ca de
ğ
inilecektir. Dumézil’in destanlar ve i
ş
levlerinin de
ğ
i
ş
ime aç
ı
k olmas
ı
 yönündeki dü
ş
ün-cesi destanlar
ı
n toplumsal ko
ş
ullar
ı
n de
ğ
i
ş
imine ko
ş
ut olarak tarihsel de
ğ
i
ş
i-minin incelenmesinin önemini ortaya koymaktad
ı
r. Toplumlar
ı
n karma
ş
ı
k-la
ş
mas
ı
 ve özellikle teknolojik ilerleme, ileti
ş
im teknolojilerindeki ba
ş
 döndü-rücü h
ı
z ve buna ba
ğ
l
ı
 olarak da “gör-selli
ğ
in” öneminin artmas
ı
 vb. de
ğ
i
ş
im-lerin destanlar
ı
 da kapsayacak biçimde edebiyat
ı
, sanat
ı
 ve her alan
ı
 etkilemesi kaç
ı
n
ı
lmazd
ı
r. Bu anlamda önce sözlü sonras
ı
nda sözlü art
ı
 yaz
ı
l
ı
 ve
ş
imdilerde görsel teknoloji ile destanlar
ı
n daha çok kitleye ula
ş
mas
ı
 anlam
ı
n
ı
 ta
ş
ı
maktad
ı
r.  Ancak burada medyan
ı
n “rengi” destan-lar
ı
n yorumunda önemli olacakt
ı
r. Bu ele
ş
tiriler ve tart
ı
ş
malar
ı
ş
ı
ğ
ı
nda, belli bir dönem ve kültüre ait olan belli özel-liklerin yan
ı
 s
ı
ra evrene, do
ğ
aya, insana ve topluma ait evrensel baz
ı
 özelliklerin de destanlar ve di
ğ
er anlat
ı
 türlerinde i
ş
lenmesi ve “iyi”, “kötü” tan
ı
mlama-lar
ı
na ve aray
ı
ş
ı
na yer verilmesi nedeni ile “aç
ı
k” ya da “örtük” olarak “olmas
ı
 gereken” konusunda da mesaj veriyor olmalar
ı
 anlat
ı
lar
ı
 önemli k
ı
lmakta-d
ı
r. Bu özellik asl
ı
nda “hayallerin” ve “ütopyalar
ı
n” geli
ş
mesine katk
ı
 sunma
ı
s
ı
ndan önemlidir. Çünkü hayaller ve ütopyalar daha ya
ş
an
ı
r bir dünyaya kap
ı
 aralar. Hayaller ve ütopyalar olmadan “daha iyi” olamaz, yeter ki belli ilkeler üzerine “iyi”nin ne oldu
ğ
u konusunda do
ğ
ru tan
ı
mlama yap
ı
labilsin.Özetle mit ve destanlar
ı
n i
ş
levle-ri de
ğ
i
ş
en toplumsal ko
ş
ullarla zaman içinde de
ğ
i
ş
ebilmektedir. Bu elbette özgünlükleri ya da farkl
ı
l
ı
klar
ı
 içerme-di
ğ
i ya da zaman içinde yeni i
ş
levlerin eklenmeyece
ğ
i ya da baz
ı
 i
ş
levlerin so-lukla
ş
mayaca
ğ
ı
 ya da sonlanmayaca-
ğ
ı
 anlam
ı
n
ı
 ta
ş
ı
mamaktad
ı
r. Özellikle h
ı
zl
ı
 teknolojik de
ğ
i
ş
melerin de etkisi ile de
ğ
i
ş
en teknoloji yönetim biçimleri nedeni ile i
ş
levler de de
ğ
i
ş
ebilmektedir. Örne
ğ
in “iyi yönetim” aray
ı
ş
ı
 ya da “iyi kahraman” aray
ı
ş
ı
 ayn
ı
 kalsa da iyi yö-netimin ya da kahramanlar
ı
n nas
ı
l ol-mas
ı
 gerekti
ğ
ine ili
ş
kin dü
ş
ünce de
ğ
i
ş
-mekte ve yeni i
ş
levlerle birlikte destan-larda ça
ğ
da
ş
 kahramanlar, ya da ça
ğ
da
ş
 yönetimler ortaya ç
ı
kabilmektedir.
Destanlar, Performans ve “Özgürle
ş
im
Destanlar hem sözlü hem de yaz
ı
l
ı
 hâli ile sürekli de
ğ
i
ş
erek günümüze kadar gelmi
ş
tir. Özellikle Lewis’in
40
 1949 y
ı
l
ı
n-da geli
ş
tirdi
ğ
i
ş
iirsel performans (
 poetic  performance
) kavramsalla
ş
t
ı
rmas
ı
 des-tan
ı
n anlat
ı
c
ı
s
ı
n
ı
n ve anlat
ı
lan zaman
ı
n, ortam
ı
n ve ko
ş
ullar
ı
n önemini gösterme
ı
s
ı
ndan önemlidir. Bu noktada yine  Jack Goody’nin saptamas
ı
na de
ğ
inmek anlaml
ı
 olacakt
ı
r. Daha önce de belirtil-di
ğ
i gibi o destanlar
ı
n okur-yazar öncesi kültürlere ait oldu
ğ
u yönündeki görü
ş
ü kabul etmez. Bu vurgusuna ek olarak destan
ı
n derlenmi
ş
 olan hâlinin özgün olarak ve tek bir anlat
ı
 olarak al
ı
nma-s
ı
n
ı
 da kabul etmez. O, bu dü
ş
üncesini Güney Afrika’daki Fulani destan
ı
 örne-
ğ
inden hareketle dü
ş
man iki kabile olan Fulani ve Bambaralar taraf 
ı
ndan ayn
ı
 
 
14
SUNU 
Ş 
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş 
destan
ı
n hem içeri
ğ
i hem de biçiminin de
ğ
i
ş
ti
ğ
i gözlemine dayand
ı
r
ı
r.
41
Daha önce de de
ğ
inildi
ğ
i gibi, des-tanlar
ı
n ve di
ğ
er sözlü anlat
ı
 türlerinin önemli bir özelli
ğ
i sözlü olmalar
ı
 nedeni ile yaz
ı
ya geçirilene kadarki zaman dili-minde ya da yaz
ı
ya geçirildi
ğ
i hâlde ku-
ş
aktan ku
ş
a
ğ
a sözlü olarak aktar
ı
l
ı
rken de
ğ
i
ş
ikliklere u
ğ
ruyor olmas
ı
d
ı
r. Des-tan dinleyenlerin özelliklerini, ortam
ı
n özelliklerini dikkate alan anlat
ı
c
ı
s
ı
n
ı
n performans
ı
na göre de
ğ
i
ş
mektedir. Bu anlamda ister yaz
ı
ya geçirilmi
ş
 destan
ı
n sözel anlat
ı
m
ı
n
ı
n, ister yaz
ı
ya geçiril-memi
ş
 hâli ile sözlü destanlar
ı
n belirli bir zamanda ve durumda anlat
ı
c
ı
lar
ı
n anlat
ı
m becerisi, anlamland
ı
rmas
ı
 ve yorumlamas
ı
 özellikleri ile biçimlenen bir “performatif” süreç oldu
ğ
u yönün-deki vurgu önemlidir .
42
 Bu nedenle de destanlar anlat
ı
c
ı
lar
ı
n performans
ı
na göre de de
ğ
i
ş
mekte ve bu özelli
ğ
i nedeni ile de farkl
ı
 versiyonlar
ı
 bulunmaktad
ı
r. Dahas
ı
 her anlat
ı
da hem ko
ş
ullar hem de anlat
ı
c
ı
n
ı
n duygusal durumu i
ş
in içine girebilmektedir. Ayn
ı
 anlat
ı
c
ı
 ken-di duygusal durumu farkl
ı
 oldu
ğ
unda farkl
ı
 yorumlayabildi
ğ
i gibi, kendi duy-gusal durumu ayn
ı
 olsa bile izleyicilerin durumuna göre de yorumu de
ğ
i
ş
ebilir. Elbette bu ayn
ı
 kültürel özelliklere sahip anlat
ı
c
ı
lar
ı
n farkl
ı
 bireysel özellikleri için geçerlidir. Ancak kültürel özellikler
ı
s
ı
ndan farkl
ı
 olan topluluklarda bu farkl
ı
l
ı
klar daha da önemli olabilmek-tedir. Bu yüzden de toplumsal-mekânsal farkl
ı
l
ı
klar ve anlat
ı
c
ı
lar
ı
n bireysel per-formanslar
ı
 nedeni ile destanlar
ı
n farkl
ı
 versiyonlar
ı
 olabilmektedir. Günümüz-de geli
ş
en teknolojinin kullan
ı
lmas
ı
 ile “görselle
ş
tirilen destanlarda” ise bu anlat
ı
m biçimi ve gücüne ba
ğ
l
ı
 olarak pek çok “görünmeyen anlat
ı
c
ı
”n
ı
n da devreye girdi
ğ
i bir “performatiflik” söz konusudur.Foley, Balkanlar’da Güney Slav söz-lü destan
ı
 ile ilgili ara
ş
t
ı
rmas
ı
nda anla-t
ı
c
ı
n
ı
n performans
ı
n
ı
n ne denli önemli oldu
ğ
unu gözlemler. Dahas
ı
 anlat
ı
c
ı
n
ı
n (
 gusun
) hikâyeyi ki
ş
iselle
ş
tirmesine ve performans ko
ş
ullar
ı
na ba
ğ
l
ı
 olarak her seferinde farkl
ı
 bir
ş
ekilde anlatmas
ı
na izin verecek kadar bir özgürlük mevcut-tur. Öykünün desenleri kurallarla yöne-tilen de
ğ
i
ş
kenlikle i
ş
ler ve tüm gelenek-sel yap
ı
lar gibi, onlar sadece dilin özel durumlar
ı
n
ı
 ifade eder Foley.
43
 Dolay
ı
s
ı
yla destanlar
ı
n bu özelli
ğ
i onlar
ı
n izleyici ile diyaloglar
ı
 
ı
s
ı
ndan ve farkl
ı
 ortamlara göre farkl
ı
 anlat
ı
la-r
ı
n olmas
ı
 
ı
s
ı
ndan önemlidir. Bu da destanlar
ı
n kültürel-toplumsal ileti
ş
im
ı
s
ı
ndan önemli bir i
ş
levinin olma-s
ı
 anlam
ı
na gelmektedir. Anlat
ı
mdaki bu performatif özellikten kaynakl
ı
 bu özgürlük de asl
ı
nda bir anlamda ele
ş
ti-ri i
ş
levini de görmektedir. Destanlar
ı
n hemen hemen hepsinde mevcut yöne-tim-iktidar ili
ş
kilerinin sorunlu yönleri-nin “iyi yönetici”, kötü yönetici” ya da “iyi yönetim”, “kötü yönetim” olarak ele
ş
tirilmesi ve pek çok destanda olma-s
ı
 gereken” yönetici tipine ya da yönetim biçimine göndermede bulunulmas
ı
 res-mi tarih d
ı
ş
ı
nda tabandan gelen bir ta-rihin olu
ş
umu ve bir anlamda da direni
ş
 anlam
ı
n
ı
 ta
ş
ı
maktad
ı
r. Bugün ça
ğ
da
ş
 destanlar için de ayn
ı
 
ş
ey geçerlidir as-l
ı
nda. Foley’in çal
ı
ş
mas
ı
 destans
ı
 anlat
ı
la-r
ı
n geleneksel tarihin ya
ş
amas
ı
 
ı
s
ı
n-
 
15
Dünya Destanlar
ı
dan önemli oldu
ğ
unu göstermektedir.
44
 Bu anlat
ı
lar geçmi
ş
e at
ı
fta bulunarak ve geçmi
ş
ten gelen anlat
ı
lar
ı
 rasyonelle
ş
ti-rerek bugüne ta
ş
ı
rlar. Geleneksel tarihin rolü, grup kimli
ğ
i için bir
ş
art olarak hizmet etmektedir. Foley’e göre, Güney Slav sözlü destanlar
ı
nda betimlenen ge-leneksel tarih, gelenek sahiplerine aittir ve tarihsel ba
ğ
lam
ı
n toplu pazarl
ı
ğ
ı
 için bir araç, bir ya
ş
am arac
ı
d
ı
r. “
Geleneksel tarihin rolü bir dereceye kadar veya bü-tün tarihin muzdarip oldu
 ğ 
u (ve içeri-den bak
ı
 ş
 aç 
ı
s
ı
n göre, faydaland 
ı
 ğ 
ı
 ) bü-tünle
 ş
ik ideolojik körlüklerden kaçmaya veya onlar
ı
 aç 
ı
klamaya çal 
ı
 ş
mak de
 ğ 
il,  grup kimli
 ğ 
i için bir ta
 ş
ı
 y
ı
ı
 olarak hiz-met etmektir
” .
45
 Michalowski de halk destanlar
ı
n
ı
n ay
ı
rt edici özelli
ğ
inin performans oldu-
ğ
unu vurgular. Ancak bu tür bir yarat
ı
-c
ı
l
ı
k için gereken motivasyon ya da ilha-m
ı
n ne oldu
ğ
una ili
ş
kin hiçbir kan
ı
t
ı
m
ı
-z
ı
n olmad
ı
ğ
ı
 dü
ş
üncesine dayanarak bu
ş
iirlerin beslendi
ğ
i ba
ğ
lam ve olas
ı
 per-formans ortamlar
ı
 hakk
ı
nda hiçbir
ş
ey bilinmedi
ğ
ine dikkat çekmesi önemli-dir.
46
 Dolay
ı
s
ı
yla performans konusun-da da hâlâ incelemelerin yap
ı
lmas
ı
 gibi bir konu ve sorumluluk ara
ş
t
ı
rmac
ı
lar
ı
 beklemektedir. Sözlü kültürde ba
ğ
lam
ı
n daha önemli olmas
ı
 söz konusu iken yaz
ı
n
ı
n bulunmas
ı
 ve yayg
ı
n olarak kullan
ı
lma-s
ı
 ile anlat
ı
c
ı
n
ı
n performans
ı
n
ı
 gerçek-le
ş
tirdi
ğ
i ritüel ortam ikincille
ş
mi
ş
tir.  Ancak Goody’nin sözel olanla yaz
ı
l
ı
 olan
ı
n birlikte ve etkile
ş
im hâlinde var oldu
ğ
u dü
ş
üncesine uzaklar
ı
 yak
ı
n eden “görselli
ğ
in” de eklenmesi ile imgeler, yaz
ı
 ve ileti
ş
im kanallar
ı
n
ı
n ço
ğ
almas
ı
 yönünde h
ı
zl
ı
 de
ğ
i
ş
imler olu
ş
mu
ş
tur. Bu de
ğ
i
ş
imlere ba
ğ
l
ı
 olarak ileti
ş
im teknolojilerinin yayg
ı
nla
ş
mas
ı
 asl
ı
nda bir “özgürle
ş
im” alan
ı
 sunabilmekte ve bu anlamda destanlar
ı
n da yeniden yo-rumlanmas
ı
 ve yeniden olu
ş
turulmas
ı
 
ı
rsat
ı
n
ı
 ta
ş
ı
maktad
ı
r. Yeter ki geli
ş
en ve de
ğ
i
ş
en teknoloji ve ko
ş
ullar
ı
n kölesi olmak yerine ele
ş
tirel” bakmay
ı
 ba
ş
ara-bilelim. Destanlar
ı
n günümüzde hâlâ etki-li olmas
ı
 ve önemsenmesi bir anlamda tüm insanl
ı
ğ
ı
n tarihi aç
ı
s
ı
ndan önemli olduklar
ı
n
ı
n göstergesi olarak de
ğ
erlen-dirilebilir. Bu belli özellikler geçmi
ş
le bugün aras
ı
nda köprü kurabildi
ğ
i gibi farkl
ı
 kültürler aras
ı
nda da ortak yön-lerin aç
ı
ğ
a ç
ı
kart
ı
lmas
ı
 ve görünür k
ı
-l
ı
nmas
ı
 üzerinden gelece
ğ
e yöneli
ş
te ve gelece
ğ
i tasarlamada da köprü i
ş
levi gö-rebilir ve etkili olabilir. Dahas
ı
 destan-lar
ı
n belli özellikleri üzerinden yazar
ı
 belli olan ça
ğ
da
ş
 destanlar
ı
n üretiliyor olmas
ı
 destanlar
ı
n toplumlar aç
ı
s
ı
ndan önemini ortaya koymaktad
ı
r. Bu anlam-da ça
ğ
da
ş
 destans
ı
 gelenekleri tart
ı
ş
an Martin’in
47
 destan
ı
n belirli bir metinsel veya performans stiline veya belirli bir performans düzenlemesine veya orta-m
ı
na sabitlenemeyece
ğ
i görü
ş
ü önem-lidir. Çünkü destan mitler, halk hikâ-yeleri, bilgelik/kahramanl
ı
k atasözleri ve övgü-
ş
iirleriyle iç içe geçerek hemen hemen her ortamda yeniden yeniden yo-rumlanabilir.
Destanlar ve Tarih
Destanlarla tarih aras
ı
ndaki ili
ş
ki kar-ma
ş
ı
k bir ili
ş
kidir. Bu konuda en önemli tart
ı
ş
ma destanlar
ı
n tarihi yans
ı
t
ı
p yan-
 
16
SUNU 
Ş 
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş 
s
ı
tmad
ı
klar
ı
na ili
ş
kin oland
ı
r. Destanla-r
ı
n tarihi yans
ı
tmad
ı
ğ
ı
n
ı
 vurgulayanlar oldu
ğ
u gibi yans
ı
tt
ı
ğ
ı
n
ı
 
ş
ünenler de mevcuttur. Yans
ı
tmad
ı
ğ
ı
n
ı
 vurgulayan tart
ı
ş
malar ve ele
ş
tiriler Dumézil’in geli
ş
tirmi
ş
 oldu
ğ
u modelin de k
ı
smen bir ele
ş
tirisi anlam
ı
na gelebilir. Çünkü Dumézil’in anlamland
ı
rma dünyas
ı
n
ı
 de
ğ
erlendirirken mit ve destanlar
ı
n üç i
ş
levini ve ideolojik yönünü vurgula-mas
ı
, destanlar
ı
n bir anlamda, de
ğ
i
ş
imi d
ı
ş
ar
ı
da b
ı
rakt
ı
klar
ı
 ve mevcut sistemi hem yans
ı
tt
ı
klar
ı
 hem de “yeniden üret-tikleri” biçiminde yorumlanabilir. An-cak daha önce de de
ğ
inildi
ğ
i gibi Dumé-zil’in modeli de
ğ
i
ş
ime aç
ı
k bir modeldir. Destanlar yaz
ı
ld
ı
ğ
ı
 dönemin toplu-munu, insan
ı
n
ı
 ve özellikle de dönemin sorunlar
ı
n
ı
 ve bu sorunlar
ı
n a
ş
ı
lmas
ı
 yönündeki dü
ş
üncelerini yans
ı
tma an-lam
ı
nda da önemli kaynaklard
ı
r. Des-tanlar üzerinden toplumlar
ı
n arzulad
ı
k-lar
ı
 toplumun ne oldu
ğ
unu görebilmek mümkündür. Destanlar
ı
n bir bölümü halk
ı
n sesi oldu
ğ
undan iktidarlar ve yönetime kar
ş
ı
 bir direni
ş
in ürünü ola-rak da de
ğ
erlendirilebilirler. Örne
ğ
in bu derlemede de yer alan ve
İ
rfan Tu
ğ
cu taraf 
ı
ndan kaleme al
ı
nan ve mevcut bil-giler
ı
ş
ı
ğ
ı
nda en eski destan olarak kabul edilen
G
ı
lgam
ı
 ş
 (G
ı
lgame
 ş
 ) Destan
ı
 bu anlamda önemli bir örnek olu
ş
turmak-tad
ı
r.
Ş
imdiye kadarki bilgiler
ı
ş
ı
ğ
ı
nda ilk insan-kahraman figürüne
G
ı
lgam
ı
 ş
 Destan
ı
’nda rastlan
ı
r. Bu anlamda hem ilk destan olmas
ı
 hem de ilk insan-kah-raman figürüne rastlanmas
ı
 özellikle-ri nedeni ile destan çokça ilgi görmü
ş
 ve geni
ş
 bir co
ğ
rafyaya yay
ı
lm
ı
ş
t
ı
r. Bu özellik günümüzde de destan
ı
n öne-mini korumas
ı
nda etkilidir. Destan
ı
n kahraman
ı
 G
ı
lgam
ı
ş
, Güney Mezopo-tamya’daki Uruk kentinde hükümdar-l
ı
k yapm
ı
ş
 annesinin tanr
ı
ça Ninsun ve babas
ı
n
ı
n ise Uruk kral
ı
 Lugal-banda olmas
ı
ndan dolay
ı
 üçte ikisi tanr
ı
 üçte biri ölümlü bir kahraman olarak tan
ı
m-lanmaktad
ı
r. G
ı
lgam
ı
ş
 icraatlerinde bu ölümsüz yan
ı
n
ı
 öne ç
ı
kararak ya
ş
am
ı
n
ı
 sürdürmekte ve bu anlamda da uygu-lamalar
ı
 hiç ölümü dü
ş
ünmemecesine halka zulme dönü
ş
mektedir. Destanda i
ş
lenen konu kim olursa olsun herkesin ölümlü oldu
ğ
u ve bu nedenle de bunu bilerek davranmas
ı
n
ı
n gerekti
ğ
idir. Bu durum yöneticiler için daha da önemli-dir. Ölümlü oldu
ğ
unu bilmeli ve halka zulüm etmemelidir. Kurt A. Raaflaub
48
 , John Miles Foley taraf 
ı
ndan 2005 y
ı
l
ı
nda derlenen
 A Compan
ı
on To Ancient:
 
Epic
(Antik Ça
ğ
da Bir Kar
ş
ı
la
ş
t
ı
rma: Destan)”
 
adl
ı
 kitaptaki
“Epic and History” 
 ba
ş
l
ı
kl
ı
 makalesinde destanlarla ilgili önemli bir konu ve eksikli
ğ
i gündeme getirir. Ona göre kahramanl
ı
k (
Heldensagen
) destanlar
ı
n
ı
n eskiden günümüze kadar birçok kültürde var olmas
ı
na kar
ş
ı
n bu destanlar
ı
n sistematik olarak çe
ş
itli
ı
lardan kar
ş
ı
la
ş
t
ı
r
ı
lmas
ı
 ya da kahra-manl
ı
k destanlar
ı
n
ı
n bir “tipolojisinin” olu
ş
turulmas
ı
 için bugüne kadar az sa-y
ı
da giri
ş
imde bulunulmu
ş
tur. Raaflaub ayr
ı
ca kahramanl
ı
k destanlar
ı
n
ı
n tarihi ne ölçüde yans
ı
tt
ı
ğ
ı
n
ı
 veya daha genel olarak ne tür tarihsel bilgileri (bu tür destanlardan alabilece
ğ
imiz ve bunun için ne gibi yöntemleri kullanabilece
ğ
i-miz) içerdi
ğ
ini belirlemek için sistema-tik bir çaban
ı
n da sarf edilmedi
ğ
ini ileri sürer. Oysa ona göre, her destanda onu üreten kültür gömülüdür ve dolay
ı
s
ı
yla
 
17
Dünya Destanlar
ı
da destan onu üreten kültürün kendine özgü ko
ş
ullar
ı
n
ı
 yans
ı
t
ı
r ve bu kültürü tam olarak bilmeden destan konusunda yeterli ve do
ğ
ru yorumlama yapmak im-kâns
ı
zd
ı
r. Bu temel dü
ş
üncesinden hareket-le Raaflaub, üç antik kültür örne
ğ
ine dayanarak antik dönemdeki destan ile tarih aras
ı
ndaki ili
ş
kiyi anlama çaba-s
ı
na girer. Bu çaban
ı
n sonunda destan ile tarih aras
ı
nda karma
ş
ı
k bir ili
ş
kinin oldu
ğ
u sonucuna var
ı
r. Tarihsel destan-lar, yani, belirli olaylar
ı
n (Pers Sava
ş
lar
ı
 veya Roma’n
ı
n iç sava
ş
lar
ı
 gibi) ya da
ş
e-hirlerin, bölgelerin veya bütün bir ulu-sun (baz
ı
 Helenistik ve Roma destanlar
ı
) tarihini ele alan destanlar özel bir duru-mu anlatan örneklerdir. Çe
ş
itli
ş
ekiller-de onu kahramanla
ş
t
ı
r
ı
p, mitolojik hâle getirmesine ra
ğ
men, tarihi anlat
ı
rlar .
49
 Dolay
ı
s
ı
yla da tarihî destanlar
ı
n tarihi yans
ı
tma olas
ı
l
ı
ğ
ı
 oldukça yüksektir. Raaflaub
50
 
ş
airin anlatt
ı
ğ
ı
 kahra-manl
ı
k olaylar
ı
n
ı
 ve eylemlerini yer-le
ş
tirdi
ğ
i sosyal arka plan veya çevreye odaklan
ı
ld
ı
ğ
ı
nda durumun farkl
ı
 ol-du
ğ
unu ileri sürer. Ona göre arkaiklik, anakronizm
51
 ve zaman zaman kah-ramanca bir aura yaratmaya yard
ı
mc
ı
 olan kompozisyonun kal
ı
nt
ı
lar
ı
 olan abart
ı
lar olsa da, destans
ı
 kan
ı
tlar ye-terince önemlidir ve sosyal yap
ı
lar
ı
n, ko
ş
ullar
ı
n ve etkile
ş
imlerin betimlen-mesi, tarihi bir toplumu yans
ı
tmak için yeterince tutarl
ı
d
ı
r. Toplum betimleme-si genellikle anlat
ı
c
ı
n
ı
n kendisine aittir. Bu betimleme ise genellikle, köklü de
ğ
i-
ş
imlerden etkilenen ve eski yap
ı
lardan, de
ğ
erlerden ve davran
ı
ş
 normlar
ı
ndan yenilerine geçi
ş
ten kaynaklanan bir top-lumdur. Raaflaub s
ı
n
ı
rl
ı
 say
ı
daki çaba-s
ı
na dayal
ı
 olarak geli
ş
tirdi
ğ
i bu tezinin çok kapsaml
ı
 bir çal
ı
ş
ma ile test edilme-si gerekti
ğ
inin alt
ı
n
ı
 çizerken yine de bu tür destanlar
ı
n izleyiciler için tam anla-m
ı
yla anlaml
ı
 oldu
ğ
unu belirtir. Raaflaub’
ı
n destanlar konusunda dile getirdi
ğ
i tarihle destan aras
ı
ndaki ili
ş
kileri inceleyen çal
ı
ş
malar
ı
n eksikli-
ğ
ine yapt
ı
ğ
ı
 vurgunun be
ş
 y
ı
l sonras
ı
nda Brown Üniversitesi, Antik Çal
ı
ş
malar Program
ı
 himayesinde geli
ş
tirilen des-tan ve tarih ili
ş
kisini masaya yat
ı
ran bir kongrenin bildirilerinin David Konstan ve Kurt Raaflaub taraf 
ı
ndan gerçekle
ş
ti-rilen derleme projesi bu konuda olduk-ça önemli tart
ı
ş
malar
ı
 içermektedir.
52
 Çal
ı
ş
may
ı
 ortaya ç
ı
karan itki, bir taraf-tan modern öncesi toplumlardaki anlat
ı
 geleneklerinin ortaya ç
ı
k
ı
ş
ı
, nas
ı
l devam etti
ğ
i ve kal
ı
c
ı
 hâle geldi
ğ
i konusunda-ki bilginin s
ı
ğ
l
ı
ğ
ı
 ve di
ğ
er taraftan söz-lü anlat
ı
n
ı
n kolayca kaybolabilmesi ya da de
ğ
i
ş
ebilmesi nedeni ile bu alandaki bilginin geli
ş
tirilmesinin bir yolu olarak kültürleraras
ı
 incelemenin önemli gö-rülmesi olmu
ş
tur. Dean Miller “
Comment on “Epic and History
 
ba
ş
l
ı
kl
ı
 makalesinde ad
ı
 geçen derlemedeki makaleler üzerinden destanla tarih ili
ş
kisi konusunda önem-li de
ğ
erlendirmelerde bulunmaktad
ı
r. Miller öncelikle kaba bir tan
ı
mlama ile derlemenin “epik = kurgu, tarih = ger-çek” (
epic =
 fi 
ction, history = fact 
) biçi-mindeki kli
ş
eyi y
ı
kmas
ı
 
ı
s
ı
ndan öne-mine de
ğ
iniyor .
53
 Bu e
ş
itlemenin yan-l
ı
ş
l
ı
ğ
ı
 bu alandaki çal
ı
ş
malar aç
ı
s
ı
ndan önemlidir. Çünkü kurgu ve abart
ı
 özel-li
ğ
i nedeni ile destan tam olarak tarihi
 
18
SUNU 
Ş 
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş 
yans
ı
tmad
ı
ğ
ı
 gibi, deneyimlerden ve ta-rihsel olaylardan ç
ı
km
ı
ş
 olmas
ı
 nedeni ile de tarihi yans
ı
t
ı
r. Bu “k
ı
smen” anla-m
ı
nda “kurgu” ve “k
ı
smen” anlam
ı
nda tarih” anlam
ı
ndad
ı
r. Miller, Amir Gilan’
ı
n
Epic and History in Hittite Anatolia: In Search of a Local Hero
ba
ş
l
ı
kl
ı
 yaz
ı
s
ı
ndaki baz
ı
 uyar
ı
lar
ı
n
ı
n önemine göndermede bulunuyor. Bu uyar
ı
lardan gerçek bir “Hitit kahraman
ı
n” bulunmad
ı
ğ
ı
 ve bu anlamda asl
ı
nda Hitit krallar
ı
n
ı
n Ak-kadl
ı
 Sargon’un ba
ş
ar
ı
l
ı
 bir aktar
ı
m
ı
 ile ithal edilen kahramanlar
ı
 gösterme aç
ı
-s
ı
ndan önemli oldu
ğ
u ve bu aktar
ı
m
ı
n da devam etti
ğ
i biçimindeki anakronik beklentilere” kar
ş
ı
 uyar
ı
s
ı
n
ı
n önemini vurguluyor.
54
 Bu uyar
ı
 belirli bir kültüre ait ve yerel kahramanlar
ı
n reddedilmesi ve bir anlamda destanlar
ı
n ve tarihin de-
ğ
i
ş
iminin “tarih d
ı
ş
ı
na itilmesi” anlam
ı
-n
ı
 ta
ş
ı
d
ı
ğ
ı
ndan oldukça önemlidir. Görüldü
ğ
ü gibi tarihle destan ara-s
ı
ndaki ili
ş
ki karma
ş
ı
k bir ili
ş
kidir. Her ikisi de geçmi
ş
le ilgilidir ve tarih yaz
ı
m
ı
nda destanlar
ı
n kullan
ı
lmas
ı
 söz konusu oldu
ğ
u gibi destanlar da tarihi kullan
ı
r ve tarihi de
ğ
i
ş
tirebilir. Yani ta-rih destanlara destanlar da tarihe mü-dahale edebilir. Miller destan
ı
n “tarihe müdahalesi”
55
 durumunu, James Fitzge-rald’
ı
n
56
No Contest between Memory and Intervention: The Intervention of the Pandava Heroes an Mahabharata
ba
ş
l
ı
kl
ı
 makalesindeki
Mahabharata Destan
ı
’na ili
ş
kin tart
ı
ş
malar
ı
 ve Sander Goldberg’in
57
 
Fact, Fiction, and Form in Early Roman Epic 
 
ba
ş
l
ı
kl
ı
 makale-sindeki Roma destanlar
ı
n
ı
n do
ğ
u
ş
u ile ilgili tart
ı
ş
malar
ı
 ile örneklendiriyor. Fitzgerald, “her
ş
eyi içeren” destan
Ma-habharata
’da içerilen, “her
ş
eyin” ara-s
ı
nda asl
ı
nda kahramanca sömürü” an-lat
ı
lar
ı
n
ı
n sözlü-epik arka plan
ı
na sahip eskatolojik/teolojik bir hikâye oldu
ğ
u-nu vurguluyor. Çünkü Fitzgerald’a göre asl
ı
nda bu epik sadece bir metin de
ğ
il, bir “multi-medya anlat
ı
 gelene
ğ
i” dir.
58
 Bu vurgu her sözlü destan
ı
n bir tarihsel arka plan
ı
n
ı
n ve olu
ş
um tarihinin oldu-
ğ
unu ve de
ğ
i
ş
en ko
ş
ullarla sürekli bir de
ğ
i
ş
im içinde oldu
ğ
unu göstermakte-dir. Fitzgerald, “Destan tarihe müdahale eder” (
epic intervenes in history
) vurgu-sunu yapar.
59
 Miller, bu durumun da kimin des-tanlar
ı
 yaratt
ı
ğ
ı
 ya da kimin ya da ne-yin kontrol edildi
ğ
i ile ili
ş
kili oldu
ğ
una ba
ğ
l
ı
 oldu
ğ
unu vurguluyor. Bu anlamda destanlar hem
ş
iirsel yarat
ı
m (destanlar) hem de geçmi
ş
 olaylar
ı
n organizasyonu (tarih), sosyal gruplar
ı
n ve kültürlerin tan
ı
mlamas
ı
 ve sosyal gruplar
ı
n kimli-
ğ
inin olu
ş
turulmas
ı
 
ı
s
ı
ndan önemli araçlard
ı
r:
Epik anlat 
ı
lar, kimlerin
 ş
air, rahip, aristokrat ya da kral) kim taraf 
ı
ndan kontrol edildi
 ğ 
ini veya kont-rol edilmeye çal 
ı
 ş
ı
ld 
ı
 ğ 
ı
n
ı
 ve bu tür giri-
 ş
imlerin ne kadar ba
 ş
ar
ı
ı
 olabilece
 ğ 
ini  göstererek, do
 ğ 
rudan veya ç 
ı
kar
ı
m yo-luyla sosyal tarih biçimlerini de göstere-bilir.
”.
60
 
Bu kontrolün politik boyutu-nun pek çok örne
ğ
ini tarihte görebilmek mümkün. Bu anlamda hem destan
ı
 hem de tarihi kontrol alt
ı
na alma hem ma-nipüle etme hem de kontrolü sürdürme giri
ş
imlerinin uzun bir geçmi
ş
i vard
ı
r ve bu geçmi
ş
in destanlar
ı
n tarihi ile ba
ş
-lad
ı
ğ
ı
 söylenebilir. Bu elbette günümüz ve geçmi
ş
te olu
ş
turulacak/yaz
ı
lacak destanlar için de geçerlidir. Özetle, des-
 
19
Dünya Destanlar
ı
tanlar insanl
ı
k tarihinin entelektüel ge-li
ş
iminin ve yarat
ı
c
ı
 zihnin bir parças
ı
d
ı
r ve tarihsel-toplumsal de
ğ
i
ş
im içindedir. Destan ile tarih kar
ş
ı
l
ı
kl
ı
 ili
ş
ki içindedir ve bu ili
ş
ki tam da destanlar
ı
n geli
ş
imi konusunda özellikle de tarihçi ve sosyo-loglar
ı
n üzerinde çal
ı
ş
mas
ı
 gereken ko-nulardand
ı
r. Son y
ı
llarda destanlara yakla
ş
ı
m-da önemli de
ğ
i
ş
imler olmu
ş
tur. Asl
ı
n-da George Dumézil bu anlamda öncü ve önemli bir isim olarak de
ğ
erlendi-rilebilir. Dumézil’in 1930’lu y
ı
llarda ba
ş
latt
ı
ğ
ı
 ancak sonras
ı
nda geli
ş
tirdi
ğ
i yakla
ş
ı
m
ı
n benzeri bir yakla
ş
ı
m
ı
 Türki-ye’de de ayn
ı
 y
ı
llarda Pertev Naili Bo-ratav’da görebiliyoruz
61
. Bilindi
ğ
i gibi Türkiye’de “folklor” olarak tan
ı
mlanan gelenekleri, inançlar
ı
, destanlar
ı
, mü-zi
ğ
i k
ı
sacas
ı
 kültür ürünlerini bilimsel olarak inceleyen “halkbilimi”nin önde gelen temsilcisi ve kurucusu Pertev Naili Boratav’d
ı
r. Türkiye’de isminde “folklor/halkbilim” geçen ilk bölüm 1947 y
ı
l
ı
nda “Türk Halk Edebiyat
ı
 ve Folkloru Kür-süsü” ad
ı
yla Prof. Pertev Naili Boratav taraf 
ı
ndan Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Co
ğ
rafya Fakültesi’nde kurul-mu
ş
tur. DTCF’de 1948 y
ı
l
ı
nda sonla-nan tasfiye süreciyle birlikte Prof. Pertev Naili Boratav’
ı
n Fakülteden uzakla
ş
t
ı
-r
ı
lmas
ı
yla bu ba
ğ
ı
ms
ı
z kürsü kapan
ı
r
62
. Halkbilim/folklor alan
ı
nda yeniden ba-
ğ
ı
ms
ı
z bir kürsü kurulmas
ı
 ancak 1980 y
ı
l
ı
nda Orhan Ac
ı
payaml
ı
’n
ı
n deste
ğ
iy-le Sedat Veyis Örnek taraf 
ı
ndan gerçek-le
ş
ir.
63
 Dumézil ve Boratav’
ı
n çal
ı
ş
malar
ı
n
ı
 gerçekle
ş
tirdikleri y
ı
llar
ı
n bilim para-digmas
ı
 bilimin evrenselli
ğ
ini savunan paradigmad
ı
r
64
. Bu evrensellik anla-y
ı
ş
ı
n
ı
 uç noktada vurgulayan anlay
ı
ş
 özgünlü
ğ
ü kabul etmedi
ğ
inden sorun-ludur. Ancak bilimin metodolojisi aç
ı
-s
ı
ndan evrenselli
ğ
ini ve bu nedenle de kültürlerde/toplumlarda bulunan ortak yönlerin aç
ı
ğ
a ç
ı
kar
ı
lmas
ı
n
ı
 vurgulama anlam
ı
ndaki evrensellik özgünlü
ğ
ü
ı
-
ğ
a ç
ı
karmaya da olanak verir. Bu anlam-da ikinci bak
ı
ş
 aç
ı
s
ı
 destanlar
ı
n ve di
ğ
er kültürel yarat
ı
mlar
ı
n özgün yönlerini de kabul eder ve inceleme yaparken hem ortak hem de özgün yönlerini yakalama çabas
ı
 üzerinden yükselir. Bu kültürel ürünlerin do
ğ
u
ş
unu, geli
ş
imini, de
ğ
i
ş
i-mini ve birbirleriyle ili
ş
ki ve etkile
ş
imini inceleyen ve bunu bir ülke ya da co
ğ
raf-ya ile s
ı
n
ı
rl
ı
 olarak de
ğ
il, dünya ölçe-
ğ
inde yapma çabas
ı
nda olan bir anlay
ı
ş
 Dumézil’in çal
ı
ş
malar
ı
nda rahatl
ı
kla görülebilir. Boratav da bu yakla
ş
ı
m
ı
 benimseyen ve çal
ı
ş
malar
ı
nda kullanan bir halkbilimci olarak an
ı
lmaktad
ı
r. Onun bu konudaki yakla
ş
ı
m
ı
 a
ş
a
ğ
ı
daki al
ı
nt
ı
da rahatl
ı
kla görülebilir:
65
DK metinleri sade ihtisas sahiple-rine de
 ğ 
il, büyük bir okuyucu kütlesine de sunulacak de
 ğ 
erde, çocuklar
ı
m
ı
ı
n,  gençlerimizin dil ve estetik zevklerini besliyecek, tarihte mühim rol oynam
ı
 ş
 bir türk kavminin türeleri, inan
ı
 ş
lar
ı
 ve dünya görü
 ş
leriyle canl 
ı
 bir tablosunu verecek nitelikte eserlerdendir. Böyle bir edebiyat an
ı
ı
n
ı
 bütün dünyaya tan
ı
tma  gibi hay
ı
rl 
ı
 bir i
 ş
i gerçekle
 ş
tirme yolun-da bu konu ile ilgili ihtisas sahiplerinin çal 
ı
 ş
malar
ı
n
ı
n, birbirini destekliyecek
 ş
ekilde s
ı
raya konup ayarlanmas
ı
 mem-leketimizin ilim kurumlar
ı
ndan bekle-nir.
 
20
SUNU 
Ş 
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş 
 Önceleri Türkoloji alt
ı
nda, sonra “Türk Halk Edebiyat
ı
 ve Folkloru Kür-süsü”nde Pertev Naili Boratav taraf 
ı
n-dan ba
ş
lat
ı
lan bu anlay
ı
ş
, 1960’larda  Antropoloji içinde Etnoloji Kürsüsü’n-de Sedat Veyis Örnek ve kürsü hocalar
ı
 taraf 
ı
ndan yap
ı
lan çal
ı
ş
malarda izle-nebilmektedir. Boratav ile ba
ş
layan ve sonras
ı
nda Örnek’in benimsedi
ğ
i halk kültüründe evrensel motifleri bulmaya yönelik halkbilim anlay
ı
ş
ı
 ile yap
ı
lan çal
ı
ş
malar yerini, zaman içinde giderek görece daha “yerel” anlay
ı
ş
la yap
ı
lan çal
ı
ş
malara b
ı
rakm
ı
ş
t
ı
r.
66
 Ancak Dil ve Tarih-Co
ğ
rafya Fakültesi 1948 tasfiyesi ile hem halkbiliminin hem de sosyoloji de dâhil olmak üzere disiplinler aras
ı
 ça-l
ı
ş
malar
ı
n önü kesilmi
ş
 ve bu çaba uzun soluklu olamad
ı
ğ
ı
 gibi ülkede ba
ş
ka yerlerde de geli
ş
iminin önü kesilmi
ş
tir. Tasfiye sonras
ı
nda egemen olan yerel ve ulusalc
ı
 bir halkbilim anlay
ı
ş
ı
 günü-müzde de egemen olmaya devam etmek-tedir. Richard Martin
67
 tür olarak destan tart
ı
ş
mas
ı
nda destan için içerik veya özelliklerine dayal
ı
 biçimsel bir tan
ı
t
ı
m yerine ileti
ş
imsel, ili
ş
kisel (communi-cative, relational approach) bir yakla-
ş
ı
m önerir. Martin, destan
ı
n belirli bir metinsel veya performans stiline veya belirli bir performans ortam
ı
na sabitle-nemeyece
ğ
ini savunmaktad
ı
r. Onun bu vurgusu anlat
ı
 türleri aras
ı
ndaki ili
ş
kiye yöneliktir. Ona göre destan tüm anla-t
ı
 formlar
ı
 ile iç içe geçmi
ş
tir. O ayr
ı
ca destan
ı
n bu formlarla etkile
ş
ime girebi-lece
ğ
ini, bu formlar
ı
 birle
ş
tirebilece
ğ
ini ve onlar
ı
 a
ş
abilece
ğ
ini ileri sürmektedir. Ona göre destan “
bir kültürün en temel  yönlerini, köken öykülerinden sosyal davran
ı
 ş
 fikrine, sosyal yap
ı
 ya, do
 ğ 
al dünya ve do
 ğ 
aüstü ile ili
 ş
kilerine kadar ifade etmeyi taahhüt etmek ba
 ğ 
lam
ı
n-da çok isteklidir
”.
68
 Dahas
ı
, bir anlat
ı
-n
ı
n tam olarak hangi niteli
ğ
iyle destan olarak tan
ı
mlanabilece
ğ
i esasen içseldir (
emic 
) ve tarihsel ve kültürel ba
ğ
lamlar taraf 
ı
ndan belirlenir. Toplulukla bütün-le
ş
me (
community self-identification
), kasta ba
ğ
l
ı
l
ı
k ve yerel dinsel kült, bir in-san
ı
n destan
ı
 kendi tan
ı
mlay
ı
c
ı
 anlat
ı
m
ı
 olarak görüp görmedi
ğ
inin belirleyenle-ridir.
69
 Dolay
ı
s
ı
yla destanlar incelenir-ken bu boyutlar
ı
n da çözümlemenin içi-ne al
ı
nmas
ı
 gereklidir.
İ
leti
ş
imsel olma özelli
ğ
i konusunda ise Martin destan-lar
ı
n kültürleraras
ı
 özelli
ğ
ini vurgular.
 ğ 
er ‘türün’ yarar
ı
 kültürleraras
ı
 ileti-
 ş
imi güçlendirmek için sezgisel bir araç sa
 ğ 
lamaksa, ‘destan’ 
ı
n faydas
ı
 , sanatç 
ı
 ve izleyici nesilleri arac 
ı
ı
 ğ 
ı
 yla, bireyin hayat 
ı
n
ı
n ayr
ı
k parçalar
ı
n
ı
n uydu
 ğ 
u ve anlam kazand 
ı
 ğ 
ı
 daha büyük uyumlu-luklar yaratma gücünde yatmaktad 
ı
r
70
 diyerek destanlar
ı
n tarihe müdahalesi-nin olabilece
ğ
i konusunda dü
ş
ünmeye yönlendirmektedir. Sonuç olarak, tarihsel ve sosyal te-malar i
ş
lenirken kurgu ve abart
ı
 olsa dahi yine de destan
ı
n ait oldu
ğ
u toplu-ma ili
ş
kin bilgiler verebildi
ğ
i ve bu bilgi-ler
ı
ş
ı
ğ
ı
nda destan
ı
n ait oldu
ğ
u dönemin ve insanlar
ı
n dü
ş
ünce dünyas
ı
n
ı
 da belli oranda yans
ı
tabilece
ğ
i söylenebilir.
Derlemede Yer Alan Destanlar
Bu derlemede yer alan ilk destan, 16. yüzy
ı
lda Çin’de yay
ı
mlanan, bir ke
ş
i
ş
 ve üç ö
ğ
rencisinin (bir maymun, bir domuz ve bir canavar) Hindistan’a giderek, kut-
 
21
Dünya Destanlar
ı
sal Budist yaz
ı
tlar
ı
n
ı
 (supralar
ı
n
ı
) bulup geri getirirken ya
ş
ad
ı
klar
ı
 maceralar
ı
n
ı
 anlatan “
Bat 
ı
’ya Yolculuk Destan
ı
” (
 Ay-lin Y 
ı
lmaz
Ş 
a
 ş
maz 
), ba
ş
l
ı
kl
ı
 bölüm yol-culukta kar
ş
ı
la
ş
ı
lan zorluklar
ı
 a
ş
man
ı
n destan
ı
d
ı
r. Destanda her bir karakterin ki
ş
isel ayd
ı
nlanmas
ı
na hizmet etmekte oldu
ğ
u mesaj
ı
n
ı
 vermektedir. Burada karakterler kendi zay
ı
fl
ı
klar
ı
 ve olum-suz yönleri ile yüzle
ş
mek durumunda-d
ı
r. Karakterler yüzle
ş
tikleri zorluklar
ı
 a
ş
abilirlerse, ancak o zaman varmalar
ı
 gereken yere varabilecek ve dolay
ı
s
ı
yla da hak ettikleri cennetsel mevkilerine ula
ş
abileceklerdir. Hint destan
ı
 
R
ā
m
ā
 yana Destan
ı
(
Yalç 
ı
n Kayal 
ı
) ba
ş
l
ı
kl
ı
 bölümde des-tan
ı
n ad
ı
ndan da da anla
ş
ı
laca
ğ
ı
 gibi; gerçek, kusursuz prens ya da örnek kral R
ā
ma’n
ı
n öyküsü anlat
ı
l
ı
r. Destanda, Rama’n
ı
n do
ğ
umu, gençli
ğ
i, e
ğ
itimi, evlili
ğ
i, ormana sürgüne gönderili
ş
i, ka-r
ı
s
ı
n
ı
n ifrit kral R
ā
va
a taraf 
ı
ndan ka-ç
ı
r
ı
l
ı
ş
ı
, maymunlarla kurdu
ğ
u dostluk, ermi
ş
lerle ili
ş
kisi gibi konular i
ş
lenir.  Ancak destandaki kahramanl
ı
k vurgu-sunun yan
ı
 s
ı
ra özünde Rama’n
ı
n kar
ı
s
ı
 Sita’n
ı
n ya
ş
ad
ı
klar
ı
 üzerinden toplumsal ya
ş
amda çevrenin bask
ı
s
ı
n
ı
n öneminin bir anlat
ı
s
ı
 olarak da okunabilir. Rama kar
ı
s
ı
na inan
ı
p güvense de halk
ı
n ola-ya ve ya
ş
ananlara nas
ı
l bakt
ı
ğ
ı
 konusu daha a
ğ
ı
r basmakta ve kar
ı
s
ı
na tavr
ı
n
ı
 biçimlendirmektedir. Hint destan
ı
 
Mah
ā
bh
ā
rata
(
Esra Kökdemir
) destan
ı
nda klanlar aras
ı
 dev sava
ş
 anlat
ı
l
ı
r. Mahabharata Sanskrit di-linde büyük ve her
ş
eyin toplam
ı
 anlam
ı
-na gelir; “maha” ve bir bilgeli
ğ
in tan
ı
m
ı
 olan “bharata”n
ı
n birle
ş
mesi ile olu
ş
ur.  Ayr
ı
ca metafizik yorumlarda sözcü
ğ
ün “insan” anlam
ı
nda oldu
ğ
u da söylenir; bu ba
ğ
lamda destan “
İ
nsanl
ı
ğ
ı
n Öykü-sü” anlam
ı
na da gelebilir. Bu anlamda destanda anlat
ı
lan dev sava
ş
 öncelikle klanlar aras
ı
 bir çat
ı
ş
ma gibi görünse de, asl
ı
nda tüm gezegenin egemenli
ğ
i yolunda bir kavgad
ı
r ama sonunda öyle bir sava
ş
 ba
ş
lar ki, tüm evren yok olma tehlikesiyle kar
ş
ı
 kar
ş
ı
ya kal
ı
r. Bu des-tanda da i
ş
lenen konu sava
ş
ı
n ve sava
ş
ı
n sonuçlar
ı
n
ı
n insanl
ı
k aç
ı
s
ı
ndan yaratt
ı
ğ
ı
 y
ı
k
ı
c
ı
 etkidir. Yönetimler pek çok konuda dini bir-le
ş
tirici ve yönetimleri peki
ş
tirici bir güç olarak kullanabilmektedirler. “
Ruslar
ı
n Don Ötesi Destan
ı
: Zadon
 ş
çina
(
Ya-semin Gürsoy - Gamze Öksüz 
) destan
ı
 Mo
ğ
ol-Tatar sald
ı
r
ı
lar
ı
na kar
ş
ı
 Mosko-va Prensli
ğ
i etraf 
ı
nda birle
ş
en Ruslar
ı
n Mo
ğ
ollar kar
ş
ı
s
ı
nda 1380 y
ı
l
ı
nda Ku-likova meydan
ı
ndaki ilk askerî zaferi anlatmaktad
ı
r. Destan, Mo
ğ
ol-Tatar is-tilas
ı
na kar
ş
ı
 birlik sa
ğ
layamayan prens-lerin kar
ş
ı
 koyma ve zafer kazanma sürecinde dinin nas
ı
l kullan
ı
ld
ı
ğ
ı
n
ı
 da gösterme aç
ı
s
ı
ndan önemlidir. Destan-da ordunun ba
ş
ı
ndaki Moskova Prensi Dimitri
İ
vanoviç’in kahramanl
ı
klar
ı
na övgülerin yan
ı
 s
ı
ra Hristiyanl
ı
k yüceltil-mektedir. Bu nedenle de destanda kah-ramanlar
ı
n mücadelelerine yüklenen anlam tüm Rus halk
ı
 ve Ortodoksluk için verilen bir mücadele olarak yer al-maktad
ı
r. Bu öylesine önemli bir özellik ki, destanlar
ı
n ilk yaz
ı
ld
ı
ğ
ı
 dönemden sonraki zamanlarda da hangi destan
ı
n öne ç
ı
kt
ı
ğ
ı
 konusunda sorulacak bir so-ruyu aç
ı
klama aç
ı
s
ı
ndan önemlidir. Destanlar
ı
n en önemli konular
ı
n-dan biri sald
ı
r
ı
ya u
ğ
rayan halklar
ı
n
 
22
SUNU 
Ş 
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş 
direni
ş
 mücadeleleridir. Bu anlamda Kuzey Kafkasya halklar
ı
 destanlar
ı
nda direni
ş
lerine yer vermi
ş
 olsalar da bun-lar
ı
n “sözlü” olarak sürdürülmesi yay-g
ı
nd
ı
r.
Nart Destan
ı
(
Derya Y 
ı
lmaz 
), Kuzey Kafkasya destanlar
ı
 ya da Do
ğ
u  Avrupada belli topluluklar
ı
n destanlar
ı
 bu özelli
ğ
i sergileyen destan örneklerin-dendir. Bu nedenle de Kuzey Kafkasya Nart Kahramanl
ı
k destanlar
ı
n
ı
n tarihi çok eskilere dayan
ı
yor olsa da yaz
ı
ya ak-tar
ı
lmas
ı
 1870’li y
ı
llara rastlamaktad
ı
r.
Nart Destan
ı
71
 ya da Nartlar
72
 geçmi
ş
le gelecek aras
ı
nda ba
ğ
 kurmay
ı
 sa
ğ
layan destan örneklerindendir. Nart Destan(-lar)
ı
 pek çok destanda oldu
ğ
u gibi mi-toloji ve efsane ö
ğ
elerini yo
ğ
un biçimde içeriyor olsa da ait oldu
ğ
u dönemin top-lumsal özellikleri gerçekçi ve güçlü bir anlat
ı
mla bugüne aktar
ı
lmaktad
ı
r.
 Ata Miras
ı
 
Dede Korkut Kitab
ı
(
 Ahsen Esato
 ğ 
lu
) ba
ş
l
ı
kl
ı
 bölümde IX-XI. yüzy
ı
l aras
ı
n
ı
 kapsayan O
ğ
uzlar
ı
n  Anadolu’ya gelmeden önceki ya
ş
amlar
ı
 anlat
ı
l
ı
r. Hikâyeler, O
ğ
uzlar
ı
n tarihi ve kom
ş
ular
ı
yla olan ili
ş
kileri, devlet yö-netimi ve aile ve toplum yap
ı
s
ı
 ile ilgili sosyal ya
ş
am
ı
na ili
ş
kin bilgileri kapsa-maktad
ı
r. Hikâyelerin kahramanlar
ı
 ya O
ğ
uz beyleridir ya da bey o
ğ
ullar
ı
d
ı
r. Onlar
ı
n ya
ş
ay
ı
ş
lar
ı
, mücadeleleri anla-t
ı
l
ı
rken asl
ı
nda O
ğ
uz Türklerinin dev-let düzenine, sosyal hayat
ı
na, gelenek-lerine, göreneklerine, ba
ğ
l
ı
 olduklar
ı
 de
ğ
erlere yer verilir. Hikâyelerde O
ğ
uz beyleri ve bilge ki
ş
i olarak Dede Kor-kut’a yer verilmesi ve bunlar
ı
n toplum-da söz sahibi olmas
ı
n
ı
n yan
ı
 s
ı
ra kad
ı
-n
ı
n toplumsal ya
ş
amdaki önemli konu-munu da gözler önüne sermektedir. Bu konuda Esato
ğ
lu’nun derlemedeki ifa-deleri oldukça aç
ı
klay
ı
c
ı
d
ı
r: “
kad 
ı
nlar
ı
n da erkekler kadar yi
 ğ 
it olmas
ı
 , güçlü ol-mas
ı
ı
r. Kad 
ı
nlar da ata biner, k
ı
ı
ç ku-
 ş
an
ı
r, ok atar. Erkekler sava
 ş
tayken ya da avdayken kad 
ı
nlar her i
 ş
i yürütürler. Cinsiyet ayr
ı
m
ı
 yoktur. Kad 
ı
n ve erkek ailede ayn
ı
 de
 ğ 
ere sahiptir; e
 ş
ler birbi-rinin destekçisidir. Aile birli
 ğ 
i, e
 ş
lerin birbirine sevgi ve sayg 
ı
 yla davranmala-r
ı
 , de
 ğ 
er vermeleri, övmeleri hemen her hikâyede i
 ş
lenir. Ayr
ı
ca toplumda da söz haklar
ı
 vard 
ı
r, onlara da dan
ı
 ş
ı
ı
r, on-lar
ı
n da görü
 ş
ü al 
ı
n
ı
r. Kad 
ı
n, kutsal ve  yüce bir varl 
ı
kt 
ı
r, hem anne hem de e
 ş
 olarak. Dede Korkut’ta kad 
ı
n için e
 ş
le-rin “ba
 ş
ı
m taht 
ı
 , evim baht 
ı
 , kad 
ı
n
ı
m, dire
 ğ 
im, dölü
 ğ 
üm” sesleni
 ş
i dikkat çe-ker.
Ortaça
 ğ 
 Ko
 ş
ullar
ı
nda Do
 ğ 
mu
 ş
 Bir Ermeni Destan
ı
:
 
Sasunlu Davit 
(
Do-
 ğ 
anay Ery
ı
lmaz 
) ba
ş
l
ı
kl
ı
 bölümde konu edilen “Sasun Evi”nin dört neslinin hikâyesinin aktar
ı
ld
ı
ğ
ı
 Sasunlu Davit Destan
ı
’nda, genel olarak Anadolu’da  Arap egemenli
ğ
inin yay
ı
ld
ı
ğ
ı
 dönem olan VII-X. yüzy
ı
llarda ya
ş
anan Arap egemenli
ğ
i dönemi olaylar
ı
 anlat
ı
l
ı
r ve Ermeni halk
ı
n
ı
n de
ğ
erleri, ya
ş
am tarz-lar
ı
 felsefeleri ve ba
ğ
ı
ms
ı
zl
ı
k arzular
ı
 i
ş
lenir. VII-X. yüzy
ı
llarda yarat
ı
lm
ı
ş
 olan destanda özellikle Araplar
ı
n ege-menli
ğ
ine kar
ş
ı
 mücadelenin ayr
ı
nt
ı
l
ı
 bir
ş
ekilde anlat
ı
ld
ı
ğ
ı
 destan ancak 1873 y
ı
l
ı
nda derlenip kaleme al
ı
nabilmi
ş
tir.
İ
ran Destanlar
ı
 (Ay
ş
e Gül Fidan) ba
ş
l
ı
kl
ı
 bölümde
İ
ran Destanlar
ı
ndan s
ı
ras
ı
yla Ebû’l Kâs
ı
m-i Firdevsî’nin
Ş
ah-namesi, Ayâdkâr-i Zarîrân, Kârnâme-i Erde
ş
îr-i Bâbekân (Kârnâme-i Erde
ş
îr-i Bâbekân (Bâbek’in o
ğ
lu Erde
ş
îr’in Kah-
 
23
Dünya Destanlar
ı
ramanl
ı
klar
ı
 ) ve Borzûnâme Destanlar
ı
 yer almaktad
ı
r.
İ
ran/Fars edebiyat
ı
n
ı
n en önemli eserlerinden biri olan ve yayg
ı
n olarak
İ
ran Milletini dirilten destan olarak gö-rülen ve bu nedenle
İ
ran’
ı
n Milli Destan
ı
 olarak de
ğ
erlendirilen Ebû’l Kâs
ı
m-i Fir-devsî’nin
Ş
ahnamesi’nin yer almaktad
ı
r.
İ
slamiyet öncesi
İ
ran’
ı
n tarihi-efsanevi hükümdarlar
ı
n
ı
n ve onlara her ko
ş
ulda ba
ğ
l
ı
 kahramanlar
ı
n ülkelerini, milli ge-lenek ve göreneklerini korumak ad
ı
na verdikleri mücadelenin destan
ı
 olarak de
ğ
erendirilen
Ş
ahname otuz y
ı
ll
ı
k bir eme
ğ
in ürünüdür.
Ş
ahnâme, Firdev-sî’nin X. Yüzy
ı
l’da kaleme ald
ı
ğ
ı
, 60 bin beyitlik eserdir ve pek çok bölümden olu
ş
maktad
ı
r. Bu bölümde
Ş
ahname’nin o
ğ
lu Zâl’
ı
 “normal” olarak kabul görme-yen özellikleri nedeni ile onu ölüme ter-keden Sistan’
ı
 yöneten
Ş
âm
ı
n o
ğ
lunun Sîmurg ku
ş
u taraf 
ı
ndan büyütülmesi sonras
ı
nda güçlü, kuvvetli ve bilge bir ki
ş
i olmas
ı
 ve baban
ı
n bunu kabul etme-si olaylar
ı
 etraf 
ı
nda biçimlenir.
 Ayâdkâr-i Zarîrân,
İ
slâm öncesi dö-neme ait, Orta Farsça (Pehlevi) dilinde manzum ve mensur olarak yaz
ı
lm
ı
ş
 bir destand
ı
r Destanda
İ
ran Kral
ı
 Vida-raf 
ş
ı
n o
ğ
ullar
ı
 ve karde
ş
leri ve hâne re-islerinin Zerdü
ş
tlü
ğ
ü kabul etmeleri ne-deni ile Hyaona Kral
ı
 Ercâsp’la aralar
ı
n-da geçen sava
ş
 i
ş
lenmektedir. Destanda sava
ş
ta Kâhin Camâsp Baeta
ş
 ve Büyücü Vindaraf 
ş
’a önemli bir yer verilmekte ve özellikle de büyücünün tüm çabalar
ı
na kar
ş
ı
n “iyi” olan
İ
ran krall
ı
ğ
ı
 taraf 
ı
n
ı
n sava
ş
ı
 kazanmas
ı
 i
ş
lenmektedir. Bu bölümde ayr
ı
ca Pars bölgesinde kaleme al
ı
nd
ı
ğ
ı
 dü
ş
ünülen ve Orta Fars-ça yaz
ı
lm
ı
ş
 Kârnâme-i Erde
ş
îr-i Bâbekân adl
ı
 destan yer almaktad
ı
r. Destanda ge-çen karekterlerin ço
ğ
unun gerçek tarihî
ş
ahsiyetlerden olu
ş
tu
ğ
u destanda Sasani Hanedan
ı
’n
ı
n kurulu
ş
unun hikayesi i
ş
-lenmektedir. Sasani Hanedanl
ı
ğ
ı
n
ı
n ku-rucusu olan Sasan’
ı
n o
ğ
lu Erde
ş
îr’in Part hükümdar
ı
 Erdavan’a kar
ş
ı
 verdi
ğ
i zorlu mücadele ve bu mücadele sonundaki za-feri ve tahta ç
ı
k
ı
ş
 süreci ele almaktad
ı
r.Yine derlemenin bu bölümünde yer alan Borzûnâme,
 
Ş
ahnâme ile ayn
ı
 ve-zin ve tarzda yaz
ı
lan ve Sohrâb’
ı
n o
ğ
lu Borzû’nun maceralar
ı
n
ı
 konu alan 65.000 dizeden olu
ş
an uzun bir des-tand
ı
r. Destan’da Borzû’nun soylulu
ğ
u, gücü ve kahramanl
ı
klar
ı
 ve bu kahra-manl
ı
klar
ı
n
ı
n sonucunda kazan
ı
mlar
ı
 ele al
ı
nmaktad
ı
r. Destanda hükümdar-l
ı
k yerine kahramanl
ı
ğ
a övgü yer al
ı
rken sîmurg ku
ş
u tüyü iyile
ş
tirici ve önemli bir sembol olarak kullan
ı
lmaktad
ı
r.Sümerlere ait olan
 “Ölümsüzlü
 ğ 
ün Pe
 ş
inde Kahraman Kral: G
ı
lgame
 ş
” 
 (
İ 
rfan Tu
 ğ 
cu
) bilinen ilk destand
ı
r
73
. Destan, ba
ş
kahraman
ı
 yar
ı
 insan, yar
ı
 tanr
ı
 olan karada ve denizde olan biten her
ş
eyi bilen ba
ş
ar
ı
l
ı
 bir yap
ı
 ustas
ı
 ve yenilmez bir sava
ş
ç
ı
 olan G
ı
lgam
ı
ş
ı
n ba
ş
ı
ndan geçen olaylar
ı
 anlat
ı
r. Halk
ı
na ac
ı
mas
ı
z ve kötü davrand
ı
ğ
ı
 için G
ı
lga-m
ı
ş
’a öfkelenen Gök tanr
ı
s
ı
 Anu, onu öldürmek için vah
ş
i bir hayvan olan Enkidu’yu üzerine salar. G
ı
lgam
ı
ş
 En-kidu’yu yener ancak sonras
ı
nda çok iyi dost olurlar. Destan, G
ı
lgam
ı
ş
 ile a
ş
k tanr
ı
ças
ı
 
İş
tar aras
ı
nda ya
ş
anan olaylar-la devam eder. Sonras
ı
nda G
ı
lgam
ı
ş
ı
n Enkidu için yakt
ı
ğ
ı
 a
ğ
ı
t, düzenledi
ğ
i görkemli cenaze töreni ve tufan öykü-
 
24
SUNU 
Ş 
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş 
sünü G
ı
lgam
ı
ş
ı
n ölümsüzlü
ğ
ün s
ı
rr
ı
n
ı
 bilen bilge Utnapi
ş
tim’i aramas
ı
 ve bul-mas
ı
 süreci izler. Utnapi
ş
tim’i bulan G
ı
l-gam
ı
ş
, onun verdi
ğ
i ölümsüzlük otuyla gençli
ğ
ine yeniden dönecek ve ölüm-süzlü
ğ
e kavu
ş
acakt
ı
r. Ancak G
ı
lgam
ı
ş
 ölümsüzlük otunu yemeye f 
ı
rsat bula-madan onu bir y
ı
lana kapt
ı
r
ı
r ve Uruk’a eli bo
ş
 döner. Destan G
ı
lgam
ı
ş
ı
n ölüm kar
ş
ı
s
ı
nda ac
ı
 yenilgisiyle biter. Destan bir anlamda ölümsüzlük aray
ı
ş
ı
n
ı
n bey-hude oldu
ğ
unu ve herkesin ölümlü ol-du
ğ
unu vurgulayarak insanlar
ı
n ölüm kar
ş
ı
s
ı
nda e
ş
it olmas
ı
n
ı
 kabullenerek iyilik yapma çabas
ı
nda olmas
ı
 gerekti
ğ
i mesaj
ı
n
ı
 vermekte oldu
ğ
u biçiminde yo-rumlanabilir.
 
Derlemenin Anzu ve Ninurta (M. Tar
ı
k Ö
ğ
reten) ba
ş
l
ı
kl
ı
 bölümünde Sü-mer, Asur ve Babilliler taraf 
ı
ndan kültü yükseltilen önemli bir öge olarak yer alan ve farkl
ı
 edebi metinlerde farkl
ı
 karakterlerde anlat
ı
lan
İ
mdugud/An-zu’nun kötü bir karakter olarak anlat
ı
l-d
ı
ğ
ı
 destan
ı
ms
ı
 hikâyeye yer almaktad
ı
r. Rüzgârlar
ı
n tanr
ı
s
ı
 Anzu, farkl
ı
 mitolo-jilerde farkl
ı
 karakterde kar
ş
ı
m
ı
za ç
ı
ksa da
İ
mdugud/Anzu’nun
ı
rt
ı
na bulutlar
ı
-n
ı
 yans
ı
tt
ı
ğ
ı
 biçimindeki görü
ş
 en yayg
ı
n kabul edilendir. Anlat
ı
da Anzu ile gök-yüzünün efendisi Enlil’in ve ana tanr
ı
ça olarak bilinen Ninhursag’
ı
n o
ğ
lu ve isi-mi bereketi ça
ğ
r
ı
ş
t
ı
ran “topra
ğ
ı
n beyi” anlam
ı
na gelen ve daha çok sava
ş
ç
ı
 kim-li
ğ
i ile öne ç
ı
kan “f 
ı
rt
ı
na ve sava
ş
 tanr
ı
s
ı
olarak da an
ı
lan Ninurta aras
ı
ndaki sa-va
ş
 i
ş
lenir. Gökyüzü Tanr
ı
s
ı
 An
ı
n o
ğ
lu olarak an
ı
lan Anzu ba
ş
lang
ı
çta yer yara-t
ı
c
ı
 ve önemli özelliklere sahip olmayan bir tanr
ı
 olarak mitoloji içinde yer al
ı
r-ken Ninurta ile ad
ı
n
ı
n geçti
ğ
i mitosla önemli bir konum edinmi
ş
tir.
74
 Anzu, Su ve Bilgelik-tanr
ı
s
ı
 Enki’nin önerisi ve ile F
ı
rt
ı
na tanr
ı
s
ı
 Enlil’in
ş
ahsi koruma-s
ı
 görevine getirilir. Rüzgârlar
ı
n tanr
ı
s
ı
  Anzu’nun k
ı
skançl
ı
ğ
ı
 ve güç h
ı
rs
ı
ndan dolay
ı
 Enlil’in yönetimsel gücünü temsil eden “Kader Tabletleri” ni ele geçirmesi ile Enlil; Anzu
nun yakalan
ı
p öldürül-mesi ve Kader Tabletleri
nin geri getiril-mesini ister. Bunu ba
ş
aran ki
ş
i tanr
ı
lar aras
ı
nda sayg
ı
nl
ı
k kazanacak ve gücü artacakt
ı
r. Sonras
ı
nda Enki’nin, tanr
ı
-lar
ı
n yüce annesi Belet-ili’ye Ninurta’y
ı
 yaratmas
ı
n
ı
 buyurmas
ı
 ve sonras
ı
nda  Anzu ile Ninurta’n
ı
n sava
ş
a girmesi ve Ninurta’n
ı
n sava
ş
ı
 kazanmas
ı
 olaylar
ı
 i
ş
-lenir. Bu hikayede düzenin bozulmas
ı
 ve bozulan düzenin “iyi olan
ı
n kazanmas
ı
ile yeniden düzelen düzen için politik aray
ı
ş
lara göndermeler önemlidir. Mit-lerin zamansal ve mekânsal olarak de
ğ
i-
ş
imi de bu toplumsal ve politik yap
ı
lar
ı
n de
ğ
i
ş
mesi konusunu ça
ğ
r
ı
ş
t
ı
rmaktad
ı
r.
Hurri kökenli Kumarbi
Ş 
ark
ı
s
ı
/Ef-sanesi
(
Leyla Murat 
) ba
ş
l
ı
kl
ı
 bölümde Hurri destanlar
ı
nn
ı
n özelliklerine yer verilmektedir. Hurrilerin dili, Hurrice-den Hititçeye birebir uyarlanm
ı
ş
 efsane-ler Hurri Kökenli mit grubu olarak ad-land
ı
r
ı
lmaktad
ı
r. Sümer-Akad kültürü, sadece Suriye ve Do
ğ
u Akdeniz’de de
ğ
il,  Anadolu’da Hititler üzerinde de etkisi-ni hissettirmi
ş
tir. Mezopotamya toplu-muna özgü unsurlar
ı
 içeren efsaneler Babillilerden Hurrilere, Hurrilerden de Hititlere geçmi
ş
tir. Bu eserlerin Akadca, Hititçe örnekleri oldu
ğ
u gibi, Hurrice örnekleri de mevcuttur. Hitit kültürü-nün bir parças
ı
 olan söz konusu
Ş
ark
ı
-lar/Efsaneler Mezopotamya’da ilk defa kaleme al
ı
nm
ı
ş
, Hurriler arac
ı
l
ı
ğ
ı
 ile
 
25
Dünya Destanlar
ı
Hititlere, Hititler arac
ı
l
ı
ğ
ı
 ile de Anado-lu topraklar
ı
nda ya
ş
ayan Yunan, Roma gibi di
ğ
er toplumlara aktar
ı
lm
ı
ş
 ve böy-lece kültürel bir devaml
ı
l
ı
ğ
ı
n olu
ş
mas
ı
 sa
ğ
lanm
ı
ş
t
ı
r.
Hurri Kökenli Kumarbi Efsane-si Gökyüzü Krall 
ı
 ğ 
ı
(
 Ali Osman Tiro
) ba
ş
l
ı
kl
ı
 bölümde Kumarbi efsanesine ili
ş
kin bilgi verilmektedir. Efsanesinin orijinal ad
ı
n
ı
n günümüze kadar geleme-di
ğ
i, ancak içeri
ğ
inden elde edilen bilgi-ler do
ğ
rultusunda filologlar taraf 
ı
ndan “Gökyüzü Krall
ı
ğ
ı
” olarak adland
ı
r
ı
l-d
ı
ğ
ı
 belirtilmektedir. Hurri kökenli bu efsane, daha sonra Yunan mitolojisinde de izleri görülecek ilginç bir efsanedir. Efsaneler tanr
ı
sal iktidarlar
ı
 konu al
ı
r. Efsanelerde anlat
ı
lanlardan tar
ı
msal üretime göre olu
ş
turulmu
ş
 bir takvim ya da en az
ı
ndan y
ı
l
ı
n bölümlenme-sinin varl
ı
ğ
ı
 sonucu ç
ı
kar
ı
labilir. Ku-marbi taraf 
ı
ndan Anu’nun erkekli
ğ
inin kopar
ı
lmas
ı
 ve tohumun Kumarbi’de döllenmesi anlat
ı
s
ı
 s
ı
kl
ı
kla Hitit takvi-mi için bir ba
ş
lang
ı
ç anlam
ı
n
ı
 ta
ş
ı
yor olabilece
ğ
i biçiminde yorumlanmakta-d
ı
r. Metinde birbirinin ard
ı
 s
ı
ra hüküm süren tanr
ı
lar aras
ı
nda geçen güç yar
ı
ş
ı
 anlat
ı
l
ı
r. Tanr
ı
lar dünyas
ı
nda bir gök krall
ı
ğ
ı
 vard
ı
r. Krall
ı
ğ
ı
n ilk sahibi tanr
ı
  Alaludur. Tanr
ı
 Anu, Alalu’nun krall
ı
-
ğ
ı
n
ı
n dokuzuncu y
ı
l
ı
nda ona kar
ş
ı
 sava
ş
 açar ve Alalu a
ş
a
ğ
ı
ya, karanl
ı
k topra
ğ
a sürülür. Fakat taht
ı
 ele geçiren Anu’nun egemenli
ğ
inin yine dokuzuncu y
ı
l
ı
nda bu kez tanr
ı
 Kumarbi ona kar
ş
ı
 isyan eder. Sava
ş
 esnas
ı
nda, Anu gö
ğ
e kaçar-ken, Kumarbi onu ayaklar
ı
ndan yakalar ve babas
ı
n
ı
n erkekli
ğ
ini
ı
s
ı
r
ı
r, Anu’nun erkekli
ğ
i onun içine dökülür. Metinde vurgulanan bir ba
ş
ka olay ise hamilelik-lerdir.
Ş
ark
ı
n
ı
n/efsanenin ilk k
ı
sm
ı
nda Kumarbi’nin hamileli
ğ
i ve do
ğ
urdu
ğ
u tanr
ı
lar anlat
ı
l
ı
rken, ikinci k
ı
s
ı
mda ise Yer’in yani dünyan
ı
n hamileli
ğ
inden bahsedilmektedir. Bu anlat
ı
lardan ilk-bahar aylar
ı
n
ı
n Kumarbi’nin hamile b
ı
rak
ı
lmas
ı
yla temsil edildi
ğ
ini ve tar
ı
m sezonu bitiminin ise tohumun olgunla-
ş
arak Kumarbi devrinin sona erdirilmesi ile temsil edildi
ğ
i söylenebilir. Anlat
ı
da do
ğ
an
ı
n döngüsü ile tanr
ı
lar
ı
n mücade-lesi aras
ı
nda ili
ş
ki kurulur.  Anadolu’nun
İ
lk Ölümsüz Ozan
ı
: Homeros (A. Co
ş
kun Özgünel) ba
ş
l
ı
k-l
ı
 bölümde Homeros’un Anadolu’nun bilinen en eski ozan
ı
 ve uygarl
ı
k tari-hi içindeki önemine vurgu yap
ı
l
ı
rken, onun
İ
lyada Destan
ı
 “Arkeolojinin Kut-sal kitab
ı
, Eski Ça
ğ
larda Ege’de ya
ş
ayan kavimlerin bir yerde din kitab
ı
” olarak de
ğ
erlendirilmektedir. Bölümde Ho-meros’a dair anlat
ı
lanlar kültürler aras
ı
 etkile
ş
im, bu etkile
ş
imle çökü
ş
 ve yük-seli
ş
lere ra
ğ
men geçmi
ş
ten günümüze belli sürekliliklerin varl
ı
ğ
ı
n
ı
 
İ
lyada ve Odysseia Destanlar
ı
 üzerinden görüle-bilece
ğ
ini okuyucuya an
ı
msat
ı
r. Truva Sava
ş
ı
 ve bu sava
ş
ta yer alan kahra-manlarla ilgili söylenceleri dile getiren destanlar olarak bilinen
İ
lyada ve Ody-sseia destanlar
ı
 pek çok destan örne
ğ
in-de oldu
ğ
u gibi tam da geçmi
ş
 ve
ş
imdi aras
ı
nda ili
ş
kiyi kurmam
ı
z
ı
 ve gelece
ğ
e yönelik dersler ç
ı
karmam
ı
z
ı
 sa
ğ
lama
ı
s
ı
ndan önem ta
ş
ı
maktad
ı
r. Bölüm-de yer alan de
ğ
erlendirmeler, özellikle de Bat
ı
 Anadolu topraklar
ı
n
ı
n sosyo-e-konomik özellikleri ve do
ğ
al çevre gü-zelliklerini i
ş
leme aç
ı
s
ı
ndan
ş
imdilerde h
ı
zla “kaybedilmekte olan güzellikle-rin” geçmi
ş
te nas
ı
l oldu
ğ
unu görebilme
 
26
SUNU 
Ş 
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş 
ve bu güzellikleri koruma aç
ı
s
ı
ndan da destanlar
ı
 de
ğ
erlendirebilme insanl
ı
ğ
ı
n ve dünyan
ı
n gelece
ğ
i aç
ı
s
ı
ndan önemini duyumsat
ı
r.
Eski Yunan’da Destan Gelene
 ğ 
i
(
 Ali Güvelo
 ğ 
lu
) ba
ş
l
ı
kl
ı
 bölümde Ho-meros’un
İ 
lyada
 ve
Odysseia
ile
Bat-rakhomyamakhia
 (Kurba
ğ
a-Fare Sava-
ş
ı
) destanlar
ı
 örnekleri üzerinden Eski Yunan destan gelene
ğ
ine ili
ş
kin bilgiler verilir. Hem
İ 
lyada
 hem de
Odysseia
, Truva Sava
ş
ı
 ve bu sava
ş
ta yer alan kah-ramanlarla ilgili söylenceleri dile getiren destanlard
ı
r.
İ 
lyada
da sava
ş
, kahraman-l
ı
k ve ihtiras vurgular
ı
 öne ç
ı
km
ı
ş
t
ı
r. Va-tan sevgisi, aileye ve tanr
ı
lara ba
ğ
l
ı
l
ı
k ana temalar
ı
n
ı
n yer ald
ı
ğ
ı
 
Odysseus
’ta ise
İ
thake Kral
ı
 Odysseus’un ve adam-lar
ı
n
ı
n art
ı
k Kalypso’nun yan
ı
ndan ay-r
ı
larak evine dönü
ş
 maceralar
ı
 anlat
ı
l
ı
r. Tanr
ı
lar
ı
n baz
ı
lar
ı
 Odysseus’tan yanay-ken, baz
ı
lar
ı
 da ondan nefret ediyor ve ona kötülük etmek istiyordu. Ba
ş
 
ş
-man
ı
ysa deniz tanr
ı
s
ı
 Poseidon’du. Ody-sseus’un gemisinin sürekli olarak kazaya u
ğ
ramas
ı
 ve rotas
ı
n
ı
 
ş
a
ş
ı
rmas
ı
 hep bu yüzdendir.
Batrakhomyamakhia
 (Kur-ba
ğ
a-Fare Sava
ş
ı
) da Homeros’un ad
ı
yla birlikte an
ı
lan bir ba
ş
ka destand
ı
r.
İ
çe-rik bak
ı
m
ı
ndan
Odysseia
’dan çok
İ 
lya-da
’ya benzerlik gösterir. Destanda her
ş
ey dostça bir ortamda tan
ı
ş
ma temas
ı
y-la ba
ş
lar, ancak kurba
ğ
alar
ı
n kral
ı
 Ya-nak
ş
i
ş
iren farelerin kral
ı
 Ekmekkemiren o
ğ
lu K 
ı
r
ı
nt
ı
çalan’
ı
 yanl
ı
ş
l
ı
kla öldürünce ortal
ı
k bir anda sava
ş
 alan
ı
na döner. O
ğ
lu öldürülen baba (kral) Ekmekke-miren ne kadar adam (fare) toplad
ı
ysa yan
ı
na al
ı
p kurba
ğ
alar
ı
n ya
ş
ad
ı
ğ
ı
 göle-ti basar (Kurba
ğ
a-Fare Sava
ş
ı
, 15-120). Fareler insanlar gibi sa
ğ
lam dizlikler, kasklar takar, m
ı
zraklar savururlar, kurba
ğ
alar da yi
ğ
itlikte-sava
ş
makta on-lardan geri kalmazlar, her iki taraf da çok kay
ı
plar verir. Sava
ş
 t
ı
pk
ı
 
İ
lyada’da oldu
ğ
u gibi ancak tanr
ı
lar
ı
n müdahale-siyle sonland
ı
r
ı
labilir. Homeros’un des-tanlar
ı
nda seçkinlerin/aristokratlar
ı
n toplumun geri kalan
ı
 üzerinde bask
ı
n bir etkiye sahip olduklar
ı
 ve yoksul hal-k
ı
n, ya da s
ı
radan askerin ne sava
ş
, ne bar
ı
ş
, ne de ba
ş
ka bir konuda söz söyle-me hakk
ı
n
ı
n pek bulunmad
ı
ğ
ı
 biçimin-deki anlat
ı
 ve yorum dikkat çeker. Gü-velio
ğ
lu Eski Yunan destan gelene
ğ
ine ili
ş
kin olarak
ş
u yorumu ekler: “
Destana konu edilen ki
 ş
iler azg 
ı
n-öfkeli, ak
ı
ll 
ı
 , i
 ş
 bilir, uzman, iffetli-iffetsiz, sad 
ı
k ya da yönetici özellikleriyle ön plana ta
 ş
ı
n-m
ı
 ş
ı
r. Bu özellikler insan dünyas
ı
nda oldu
 ğ 
u kadar tanr
ı
lar aras
ı
nda da kusur ve meziyetler olarak kar
 ş
ı
m
ı
za ç 
ı
kmak-tad 
ı
r, yani ozan insanlar
ı
n ve tanr
ı
lar
ı
n dünyas
ı
n
ı
n biri di
 ğ 
erinin yans
ı
mas
ı
 ym
ı
 ş
  gibi anlatm
ı
 ş
ı
r
.
Bir Bo
 ş
nak Balad 
ı
: Hasanaginica
(T
aner
Ş 
en
) ba
ş
l
ı
kl
ı
 bölümde 1774 y
ı
l
ı
 Bo
ş
nak sözlü edebiyat gelene
ğ
inin ya-z
ı
ya aktar
ı
lmas
ı
n
ı
n ba
ş
lang
ı
c
ı
 olarak de
ğ
erlendirilen ve Bo
ş
nak edebiyat
ı
 için büyük bir öneme sahip olan
Hasangi-nika Destan
ı
 ele al
ı
nmaktad
ı
r. Destan-da “a
ş
k ve gurur” gibi iki güçlü duygu merkeze konmu
ş
tur. Bu iki duygunun ki
ş
iler aras
ı
ndaki ve ki
ş
iler üzerindeki etkisini, insanlar
ı
n hayatlar
ı
na etkisini ve nas
ı
l sonuçlara neden oldu
ğ
una ili
ş
-kin olaylar
ı
 i
ş
lemektedir. Hasan A
ğ
a’n
ı
n sava
ş
tan yaral
ı
 dönmesi sonras
ı
nda e
ş
i Fatima’n
ı
n onu görmeye gelmemesi ile onun evden kovulmas
ı
na ve sonras
ı
nda Fatima’n
ı
n bu ac
ı
ya dayanamay
ı
p üzün-
 
27
Dünya Destanlar
ı
tüden fenala
ş
mas
ı
 ve ölümü ile son-lanmas
ı
 destanda ki
ş
iler aras
ı
 ili
ş
kileri gösterme aç
ı
s
ı
ndan öne ç
ı
kan olayd
ı
r. Bu olay üzerinden birbirini çok seven insanlar
ı
n toplumsal bask
ı
 ve bu bask
ı
-n
ı
n yaratt
ı
ğ
ı
 gurur ile nas
ı
l ac
ı
lar içine
ş
ğ
ü i
ş
lenmektedir.
Bir Arnavut Kahramanl 
ı
k Destan
ı
: Gjergj Elez Alia” 
 (
Tolga Dillio
 ğ 
lu
) ba
ş
-l
ı
kl
ı
 bölümde temsil etti
ğ
i de
ğ
erler ve verdi
ğ
i mesajlar ba
ğ
lam
ı
nda önemli bir kahramanl
ı
k destan
ı
 örne
ğ
i olarak ön s
ı
ralarda yer al
ı
r.
Gjergj Elez Alia
 
Des-tan
ı
 örne
ğ
i üzerinden Arnavut epik des-tanlar
ı
 de
ğ
erlendirilmeye çal
ı
ş
ı
lm
ı
ş
t
ı
r. Özünde da
ğ
lar
ı
n ve denizlerin gücünü temsil eden bu destan, Arnavut halk
ı
n
ı
n barbarl
ı
ğ
ı
 ve vah
ş
ili
ğ
i temsil eden çift ba
ş
l
ı
 Kara Bayloz’a kar
ş
ı
 olan sava
ş
ı
 tas-vir edilir. Destan cesaret, kahramanl
ı
k, sayg
ı
nl
ı
k ve yürekte bar
ı
nd
ı
r
ı
lan sevgiyi temsil eden Gjergj Elez Alia ile Arnavut mitolojisinde denizlerden gelerek halk-tan haraç olarak yiyecek,
ş
arap ve genç k
ı
zlar
ı
 isteyen Kara Bayloz lakapl
ı
 bir kötü niyetli kahraman aras
ı
ndaki sava-
ş
ı
 i
ş
lemektedir. Bu sava
ş
ta dokuz farkl
ı
 yara ile dokuz senedir yata
ğ
a mahkûm olan bir karakter olarak kar
ş
ı
m
ı
za ç
ı
kan Gjergj Elez Alia, denizden gelen Kara Baylozu yener. Destanda gerçek olma-yan kurgusal ögeler bulunsa da, destan özünde da
ğ
l
ı
k bölgelerde ya
ş
ayan ve ya
ş
ad
ı
klar
ı
 yeri ku
ş
atmaya çal
ı
ş
an ya-banc
ı
 güçlere kar
ş
ı
 bölgelerini korumak üzere mücadele edenleri anlat
ı
r ve tarih-sel olarak ya
ş
anm
ı
ş
 olaylara dayanmak-tad
ı
r. Özellikle tam bu noktada
Gjergj Elez Alia Destan
ı
, okuyucuya özgürlü-
ğ
ün ve aidiyetin sava
ş
la, kanla ve büyük fedakârl
ı
klarla korunmas
ı
 gerekti
ğ
inin mesaj
ı
n
ı
 iletmektedir. Bu destanda Ar-navut halk edebiyat
ı
nda hiç evlenme-mi
ş
, çocu
ğ
u olmayan kad
ı
n anlam
ı
na gelen “guguk ku
ş
u” ad
ı
 ile yer verilen Gjergj Elez Alia’n
ı
n k
ı
z karde
ş
inin ölü-münün ve Gjergj Elez Alia’n
ı
n bir za-manlar ya
ş
ad
ı
ğ
ı
 evin ve gömüldü
ğ
ü me-zar
ı
n y
ı
k
ı
ld
ı
ğ
ı
n
ı
 görmenin buruklu
ğ
u ve guguk ku
ş
unun a
ğ
ı
tlar
ı
 üzerinden sevgi-nin ölümsüzlü
ğ
ü ve bir yere ait olman
ı
n önemi i
ş
lenmektedir. Derlemenin “
 Arnavutluk Epik Des-tanlar
ı
” (
Zekjir Kadriu - Ece Dillio
 ğ 
lu
) ba
ş
l
ı
kl
ı
 bölümünde Arnavutluk destan-lar
ı
n
ı
n özelliklerine yer verilmektedir.  Arnavutluk tarihinin önemli olaylar
ı
 olarak Arnavut halk
ı
n
ı
 ve topraklar
ı
n
ı
 korumak için VII.-VIII. yüzy
ı
llarda Ar-navut halk
ı
n
ı
n Slavlara ve Yunanl
ı
lara kar
ş
ı
 yapt
ı
klar
ı
 sava
ş
lar destanda ana temad
ı
r. Ancak 20. yüzy
ı
lda ya
ş
anan tarihsel olaylarla destanlar
ı
n ana temas
ı
 özgürlük ve milliyetçili
ğ
in daha önem kazand
ı
ğ
ı
 bir noktaya evrilmi
ş
tir. Os-manl
ı
 
İ
mparatorlu
ğ
u’nun Arnavut top-lumunun bulundu
ğ
u co
ğ
rafyada kur-du
ğ
u hâkimiyet sonras
ı
nda Slav tehdidi ortadan kalkm
ı
ş
 ancak Osmanl
ı
 hâki-miyetinin Arnavutlar aras
ı
nda, özel-likle milliyetçi olan kesim taraf 
ı
ndan olumlu kar
ş
ı
lanmamas
ı
 durumu ortaya ç
ı
km
ı
ş
t
ı
r. Bu dönü
ş
üm sürecinde Koso-va Meydan Muharebesi ile ba
ş
layan ve anlat
ı
larda destanla
ş
an Türk kar
ş
ı
tl
ı
ğ
ı
, ana temada milliyetçili
ğ
in a
ğ
ı
r basmas
ı
 biçiminde destanlara yans
ı
m
ı
ş
t
ı
r. Arna-vutluk destanlar
ı
 Arnavutlar
ı
n tarihin-de önemli bir kahraman olan
İ
skender Bey (Gjergj Kastrioti) ve silah arkada
ş
la-r
ı
na atfedilen, temeli milliyetçilik duy-
 
28
SUNU 
Ş 
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş 
gusuna dayanan epik destanlarla devam etmi
ş
tir.
Eski Roma Destanlar
ı
(
Hüseyin Üreten
) ba
ş
l
ı
kl
ı
 bölümde Eski Yunan kültür ve uygarl
ı
ğ
ı
n
ı
n Roma kültür ve uygarl
ı
ğ
ı
 üzerindeki etkisine de
ğ
inilmi
ş
 ve bu etkinin izleri
İ 
lyad 
a ve
Odysseia
’y
ı
 temel alan Mantual
ı
 bir çiftçinin o
ğ
lu olan Vergilius’
ı
n Roma’y
ı
 övdü
ğ
ü büyük destan
ı
 
 Aeneis
 örne
ğ
i üzerinden de
ğ
er-lendirilmi
ş
tir. De
ğ
erlendirmede bu des-tan
ı
n Ennius’un
 Annales
 
Destan
ı
’ndan sonra yeni bir Hellen etkisi yaratarak Roma’ya daha yüksek ve daha ince bir edebî kültür düzeyi yaratt
ı
ğ
ı
 
ş
ünce-si yer almaktad
ı
r. Hellen dünyas
ı
n
ı
n destan üzerindeki etkisine ba
ğ
l
ı
 olarak
İ 
lyada
 veya
Odysseia
 ile benzerlikler gösteriyor olsa da (Troia Sava
ş
ı
 dâhil  Aeneas’
ı
n ba
ş
ı
ndan geçen bütün tehli-keli maceralar, Aeneas’
ı
n Dido ile arka-da
ş
l
ı
ğ
ı
 ve Latin sava
ş
ç
ı
 Turnus’un öldü-rülmesi gibi) önemli farkl
ı
l
ı
klar da içer-mektedir. Bu farkl
ı
l
ı
klar Sar
ı
göllü’ye
75
 gönderme yap
ı
larak Üreten taraf 
ı
ndan: 1) Aeneis, Homeros’un destanlar
ı
ndan farkl
ı
 bilgisel bir destand
ı
r. Bu destan
ı
 daha iyi anlayabilmek, dize dize tad
ı
n
ı
 ç
ı
karabilmek için Roma ile hatta Hellen dünyas
ı
yla ilgili bilgilenmek gerekli. 2)
İ
nsanlar aras
ı
ndaki ili
ş
kiler, sevgilerin her türlüsü; “yurt sevgisi”, “aile sevgisi”, “dost sevgisi”, “a
ş
k” ve bütün bunlara kar
ı
ş
an derin bir “ac
ı
ma” duygusu Ver-gilius taraf 
ı
ndan büyük bir anlay
ı
ş
la ele al
ı
nm
ı
ş
 ve hayat
ı
n, kaderin insan
ı
 bir ac
ı
 yükü alt
ı
na sokmas
ı
, bu ac
ı
dan kaç
ı
n
ı
la-mamas
ı
 ince bir buruklukla anlat
ı
lmas
ı
; (3) Aeneis, biçim ve anlat
ı
 bak
ı
m
ı
ndan özün zenginli
ğ
ine uyan bir de
ğ
erdedir biçiminde dile getirilmi
ş
tir. Destan Ver-gilius’
ı
n yaln
ı
z epik de
ğ
il, ço
ğ
u zaman lirik, bazen de dramatik bir anlat
ı
m us-tal
ı
ğ
ı
n
ı
 sergilemektedir. Destan Hellen kültüründen etkilen Roma kültürünün Hellen’i a
ş
arak çok daha üst bir kültür düzeyine geldi
ğ
inin de bir örne
ğ
i ve gös-tergesi olarak de
ğ
erlendirilebilir.
Dante Alighieri ve “Divina Com-media” ( 
İ 
lahi Komedya)“Bir Aray
ı
 ş
ı
n Destan
ı
(
Bülent Ayy
ı
ld 
ı
) ba
ş
l
ı
kl
ı
 bö-lümde Dante Alighieri’nin insanlara içinde bulunduklar
ı
 yozla
ş
m
ı
ş
l
ı
ğ
ı
, gü-nahkârl
ı
ğ
ı
 ve hilekârl
ı
ğ
ı
 gösteren ve onlara kaybolan do
ğ
ru yolu i
ş
aret eden
İ
lahi Komedi incelenmi
ş
tir. Eserin hem do
ğ
uya hem de bat
ı
ya ait pek çok farkl
ı
 eserden esinlendi
ğ
i söylenebilir. Bu kay-naklar
ı
n ba
ş
l
ı
calar
ı
 Sant’Agostino, San Girolamo ve Gregorio Magno gibi Or-taça
ğ
 
ş
ünürleri ve Latin kültüründe, Vergilius, Seneca, Cicero ve Horatius gibi klasik dönem yazarlar
ı
n
ı
n eserleri-nin yan
ı
 s
ı
ra Do
ğ
u kökenli Muhyiddin
İ
bn Arabi, Ardavirafname ve Hz. Mu-hammed’in gö
ğ
e yükseli
ş
i Miraç’a ili
ş
-kin eskil kaynaklard
ı
r. Destanda, üç temel figür tüm bir eserin bel kemi
ğ
ini olu
ş
turur: mistik seyyah ve
ş
air Dante Alighieri, rehberi ve ustas
ı
 olarak nitelendirdi
ğ
i Vergilius ve Floransal
ı
 
ş
airin sonsuz a
ş
k
ı
 Beatri-ce. Bu eser Cehennem, Araf ve Cennet isimlerinde üç ciltten olu
ş
mu
ş
tur. Do
ğ
-ru yolu aray
ı
ş
 yolculu
ğ
u boyunca
ş
aire, Cehennem ve Araf’ta ustas
ı
 sayd
ı
ğ
ı
 La-tin
ş
air Vergilius, Cennet bölümünde ise ilahi a
ş
k
ı
 Beatrice rehberlik eder. Ancak Vergilius’un rehberli
ğ
i Dante’yi zor du-rumdan kurtarmaya, Dante’nin ifade-siyle as
ı
l hedefi olan ve kurtulu
ş
u sim-
 
29
Dünya Destanlar
ı
geleyen
ı
ş
ı
lt
ı
l
ı
 ve ayd
ı
nl
ı
k tepeye ula
ş
-t
ı
rmaya yetmez. Vergilius, Floransal
ı
 
ş
aire yaln
ı
zca Cehennem ve Arafta e
ş
lik edebilecektir. Dante’yi
ı
ş
ı
kl
ı
 ve ayd
ı
nl
ı
k tepeye yani kurtulu
ş
a ula
ş
t
ı
racak olan ilahi a
ş
k
ı
 Beatrice’dir. Beatrice, inanc
ı
n ve Tanr
ı
’ya duyulan iman
ı
n simgesidir. Bu nedenle de sadece bir birey de
ğ
il, tüm bir insano
ğ
lunun hikâyesidir:
ş
ai-rin amac
ı
 yaln
ı
zca kendisini ve yozla
ş
-t
ı
ğ
ı
n
ı
 dü
ş
ündü
ğ
ü Floransa
ş
ehrini de
ğ
il, tüm insano
ğ
lunu ebedi kurtulu
ş
a do
ğ
ru yönlendirmektir. Bu özellikleri dünya-n
ı
n içinde bulundu
ğ
u yozla
ş
m
ı
ş
l
ı
k du-rumundan kurtulu
ş
un yolculu
ğ
u olma-s
ı
 nedeni ile, edebiyat, felsefe, teoloji, politikay
ı
 da içeren çok yönlü bir destan olmas
ı
 nedeni ile de ayr
ı
ca önemlidir.
İ
lahi Komedi, hem dünyevi hem de uh-revi ya
ş
ant
ı
lar
ı
 içerecek biçimde insan
ı
n yozla
ş
m
ı
ş
l
ı
ktan kurtulu
ş
unun destan
ı
 olarak de
ğ
erlendirilebilir. Anlat
ı
dan yola ç
ı
k
ı
larak bu yolda en etkili ve güçlü olan de
ğ
erin ise “a
ş
k” ve “sevgi” oldu
ğ
u söylenebilir. Derlemenin A
ş
k ve Sava
ş
ı
n Destan
ı
: Tasso’nun Kurtar
ı
lm
ı
ş
 Kudüs’ü (Bar
ı
ş
 Yücesan ve O
ğ
uz Koran) ba
ş
l
ı
kl
ı
 bölü-münde
İ
talyan edebiyat
ı
n
ı
n önde gelen ozanlar
ı
ndan biri olan Torquato Tas-so’nun 1575 y
ı
l
ı
nda yaz
ı
m
ı
n
ı
 tamam-lad
ı
ğ
ı
, 1580’de “Goffredo” ve 1581’de “Kurtar
ı
lm
ı
ş
 Kudüs” ad
ı
yla yay
ı
mlanan eseri ele al
ı
nmaktad
ı
r. Eserde i
ş
lenen olay XI. Yüzy
ı
l’
ı
n sonu olan I. Haçl
ı
 Sefe-ri y
ı
llar
ı
na 1095-1099) rastlar ve yaz
ı
ld
ı
-
ğ
ı
 dönem olan Geç Rönesans’
ı
n toplum ve din anlay
ı
ş
ı
n
ı
 belli oranda yans
ı
t
ı
r. Destanda i
ş
lenen as
ı
l konu Do
ğ
u-Bat
ı
 ya da Müslüman-Hristiyan çat
ı
ş
mas
ı
d
ı
r. Her ne kadar destanda insana özgü ev-rensel de
ğ
erler i
ş
leniyor olsa da döneme damgas
ı
n
ı
 vuran ve günümüzde Samu-el Phillips Huntington’la tarihe geçiren “uygarl
ı
klar çat
ı
ş
mas
ı
” (The Clash of Civilizations) tezini
76
 
77
 destekler biçim-de bir konuma dü
ş
er. Ortaça
ğ
ı
n temel özelli
ğ
i olan dinin egemenli
ğ
i destana
ı
k biçimde yans
ı
r.
İ
slam ve Hristiyan dini çat
ı
ş
mas
ı
n
ı
n i
ş
lendi
ğ
i destanda her ne kadar destanda i
ş
lenen as
ı
l tema Bat
ı
 Dünyas
ı
n
ı
 din üzerinde birle
ş
tirme aray
ı
ş
ı
 olsa da özünde sava
ş
ta ölümün e
ş
i
ğ
inde olan destan kahraman
ı
n
ı
n din de
ğ
i
ş
tirerek Bat
ı
’y
ı
 temsil eden Hristi-yanl
ı
ğ
a geçi
ş
i olay
ı
 etnosentrik bir bak
ı
ş
 
ı
s
ı
n
ı
 sergiler. Dolay
ı
s
ı
yla destan
ı
n yeni
ş
ünsel geli
ş
meler
ı
ş
ı
ğ
ı
nda yeniden okunmas
ı
 ve de
ğ
erlendirilmesi ihtiyac
ı
 yeniden kar
ş
ı
m
ı
za ç
ı
kar.
Kral Rother Destan
ı
nda Do
 ğ 
u-Ba-
ı
 Çeki
 ş
mesi
(
Hasan Kaz 
ı
m Kalkan
) ba
ş
l
ı
kl
ı
 bölümde eski Roma
İ
mparator-lu
ğ
u’nun do
ğ
uda kalan parças
ı
 (Do
ğ
u Roma
İ
mparatorlu
ğ
u-Bizans) ve bat
ı
-daki parças
ı
 (Bat
ı
 Roma
İ
mparatorlu
ğ
u) aras
ı
ndaki üstünlük mücadelesini konu edinen
Kral Rother Destan
ı
 ele al
ı
n
ı
r. Eserde o dönem hikâyelerinde çok re-vaçta olan k
ı
z isteme motifi etraf 
ı
nda
ş
e-killenen olaylar silsilesi ile Do
ğ
u Roma aleyhinde bir tav
ı
r tak
ı
n
ı
larak bat
ı
da-ki siyasi olu
ş
umun yüceltildi
ğ
i dikkat çeker. Hannover, Baden ve Nürnberg
ş
ehirlerinde de çe
ş
itli fragmanlar
ı
 bulu-nan, XII. yüzy
ı
lda ortaya ç
ı
kan ve top-lam 5197 m
ı
sradan olu
ş
an Kral Rother Destan
ı
’n
ı
n Heidelberg nüshas
ı
 günü-müze kadar ula
ş
abilmi
ş
tir. Görüldü
ğ
ü üzere eserin ortaya ç
ı
k
ı
ş
 tarihi do
ğ
u ve bat
ı
 aras
ı
ndaki sembolik
 
30
SUNU 
Ş 
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş 
veraset krizinin zirve yapt
ı
ğ
ı
 bir döne-me denk gelmektedir. Bu veraset krizi ile ortaya ç
ı
kan destanda üstün olan daima bat
ı
daki siyasi yap
ı
y
ı
 temsil eden ki
ş
ilikler ve dolay
ı
s
ı
yla da bat
ı
daki si-yasi yap
ı
d
ı
r. Eserde bilhassa Rother ve Konstantin karakterleri üzerinden ideal kral-kötü kral kar
ş
ı
la
ş
t
ı
rmas
ı
 yap
ı
lm
ı
ş
 ve bat
ı
daki devleti temsil eden Kral Rot-her tüm erdemleri
ş
ahs
ı
nda toplam
ı
ş
 bir ki
ş
ilik
ş
eklinde betimlenmi
ş
tir. Destan
ı
 ayn
ı
 zamanda iç politikaya yönelik bir propaganda metni olarak yorumlamak da mümkündür. Eserde s
ı
k s
ı
k vasalle-rinin Rother’e olan sadakatlerine vurgu yap
ı
lmakta ve bundan övgüyle bahse-dilmektedir. Rother de buna kar
ş
ı
l
ı
k vasallerinin sözlerine de
ğ
er vermekte ve onlar
ı
 cömertçe ödüllendirmektedir. Bu sadakat-ödüllendirme ili
ş
kisi devle-ti güçlü k
ı
lmakta ve her türlü iç ve d
ı
ş
 tehdidin bertaraf edilmesine imkân ta-n
ı
maktad
ı
r. Böylece ideal bir devletin portresi de çizilmekte, gerek imparatora gerekse zaman zaman merkezi otorite ile anla
ş
mazl
ı
ğ
a dü
ş
en veya ba
ş
kald
ı
ran vasallere mesaj verilmektedir. Ek olarak destanda i
ş
lenen konular do
ğ
rultusun-da kad
ı
n
ı
n siyasi amaçlarla araç olarak kulan
ı
lmas
ı
, üzerinde durulmas
ı
 gere-ken önemli bir konu olarak de
ğ
erlendi-rilebilir.
Bir Kurnazl 
ı
k Destan
ı
: Le Roman De Renart-Tilkinin Roman
ı
(
Ece Yas-s
ı
tepe Ayy
ı
ld 
ı
) ba
ş
l
ı
kl
ı
 bölümde
Ezop Masallar
ı
’ndan esinlenildi
ğ
i
ş
ünülen fablda
78
 tilkinin kurnazl
ı
k serüveni, i
ğ
-neleyici, yergi içeren, güldürü içerikli “Tilkinin Roman
ı
” ele al
ı
nmaktad
ı
r. Ortaça
ğ
’da aristokrasinin edebiyat
ı
na kar
ş
ı
 XII. yüzy
ı
lda burjuvazinin yüksel-meye ba
ş
lamas
ı
 ile burjuvazi s
ı
n
ı
ı
n
ı
n kendi edebiyat
ı
n
ı
 olu
ş
turma çabas
ı
 var-d
ı
r. “Tilkinin Roman
ı
” adl
ı
 hikâye de burjuva s
ı
n
ı
ı
n
ı
n bir edebiyat ürünü ola-rak de
ğ
erlendirilmektedir. Hikâyenin merkezinde Frans
ı
zca “
 goupil 
” olarak adland
ı
r
ı
lan kurnaz tilki bulunmakta-d
ı
r. Hikâyede tilki kurnazl
ı
ğ
ı
 nedeni ile kurnaz anlam
ı
na gelen “
renart 
” ismini al
ı
r. Yaz
ı
da bu eserin dönemin Frans
ı
z toplumuna ve hiyerar
ş
ik yap
ı
land
ı
rma-s
ı
na ve din anlay
ı
ş
ı
na ironik yakla
ş
ı
m
ı
 ele al
ı
nmaktad
ı
r. Eserin Ortaça
ğ
 des-tanlar
ı
n
ı
n nas
ı
l bir ele
ş
tirisi oldu
ğ
u in-celenmekte ve bu eserin kurnazl
ı
k, açl
ı
k hatta h
ı
rs destan
ı
 oldu
ğ
u örnek metinler üzerinden gösterilmeye çal
ı
ş
ı
lmaktad
ı
r. Destanda Ortaça
ğ
 edebiyat
ı
n
ı
n simge-leri üzerinden hayvanlar
ı
n hiyerar
ş
ik s
ı
ralamas
ı
 arac
ı
l
ı
ğ
ı
yla kral ve sarayda ya
ş
ayan aristokrasinin parodisi yap
ı
l-maktad
ı
r. Destanda Renart’
ı
n oturdu
ğ
u
Maupertuis
” isminde bir
ş
ato üzerin-den derebeylik sistemine bir ele
ş
tiri ge-tirilmektedir. Renart’
ı
n
ş
atosu açl
ı
ğ
ı
n temsili olarak i
ş
lenir ve bu
ş
atolar
ı
nda ya
ş
ayan derebeylerin h
ı
rs
ı
n
ı
 simgeler. Destan
ı
n verdi
ğ
i mesaj,
ş
atoda oturma-n
ı
n ve kurnaz olman
ı
n bir “aldatmaca” oldu
ğ
u ve görüntünün her zaman gerçe-
ğ
i yans
ı
tmad
ı
ğ
ı
 biçiminde özetlenebilir. Ortaça
ğ
’daki din ve
ş
övalyelik üze-rine yaz
ı
lm
ı
ş
 destanlardan fark
ı
 da bir hayvan destan
ı
 olmas
ı
 ve bir din ve
ş
ö-valye destan
ı
n
ı
n parodisini yapmas
ı
, toplumun ele
ş
tirisini hayvanlar arac
ı
-l
ı
ğ
ı
yla dile getirmesidir. Le Roman de Renart ça
ğ
ı
n
ı
n çok ötesine ta
ş
ı
nm
ı
ş
 bir hikâyedir: La Fontaine, tilkinin hikâye-sinden esinlenerek birçok fabl kaleme al
ı
r; Romantiklerin, 19. yüzy
ı
lda Orta-
 
31
Dünya Destanlar
ı
ça
ğ
’a ilgi göstermesiyle birlikte Goethe Le Roman de Renart isimli bir eser ya-zar.
Sonuç:
Kültürlerin kar
ş
ı
la
ş
mas
ı
 ve birbirinden etkilenmesi, Hellen’in Mezopotamya, Roma’n
ı
n Hellen kültürünü al
ı
p kendi edebî eserlerini üretmesi uzun bir tarih-sel süreç içinde gerçekle
ş
ebilmi
ş
tir. Bu onlar
ı
 evrensel k
ı
lmaktad
ı
r. Bu sürek-lili
ğ
in varl
ı
ğ
ı
 destanlar
ı
 ortak özellikle-rinin olmas
ı
 nedeni ile önemli k
ı
lar. Bu nedenle de destanlar tarihsel süreklilik
ı
s
ı
ndan önemlidir. Geçmi
ş
le bugünün ba
ğ
ı
n
ı
 kurmak, geçmi
ş
i analiz etti
ğ
imiz-de tarihsel süreklili
ğ
i görmemizi sa
ğ
lar. Destanlar bu aç
ı
dan uzak gibi görünen kültürler ve toplumlar aras
ı
 geçi
ş
leri, benzerlikleri görme ve farkl
ı
 kültürleri bulu
ş
turma aç
ı
s
ı
ndan önemli evrensel bellek kaynaklar
ı
 a
ş
amas
ı
na ula
ş
t
ı
ğ
ı
nda belki çat
ı
ş
ma, d
ı
ş
lama, farkl
ı
 görme ye-rine insan
ı
n uzla
ş
ma, payla
ş
ma ve bar
ı
ş
 içinde ya
ş
ama yönündeki aray
ı
ş
lar
ı
na katk
ı
da bulunur. Destanlar
ı
n ya
ş
anm
ı
ş
l
ı
klar
ı
 ele ala-rak abart
ı
l
ı
 biçimde i
ş
lemesi asl
ı
nda zaman
ı
nda ütopik görünen ancak ilerle-yen y
ı
llarda gerçekle
ş
en baz
ı
 durumlar
ı
 da görebilmek aç
ı
s
ı
ndan önemlidir. Ör-ne
ğ
in
G
ı
lgam
ı
 ş
 Destan
ı
’ndaki ölümsüz-lük aray
ı
ş
ı
 günümüz genetik biliminin temel aray
ı
ş
ı
 ile benzerlik göstermekte-dir. Benzer biçimde ayn
ı
 soydan gelen Kurular ve Pa
ṇḍ
avalar olarak ayr
ı
lan karde
ş
 çocuklar
ı
 aras
ı
nda Kurukshetra meydan
ı
ndaki sava
ş
ta geçen olaylar
ı
n ele al
ı
nd
ı
ğ
ı
 
Mahabharata
 
Destan
ı
’nda hem dünyasal hem de tanr
ı
sal silahla-ra göndermede bulunarak bir sava
ş
ı
 ve günümüz teknolojisinin çok ötesinde silahlar
ı
n kullan
ı
ld
ı
ğ
ı
n
ı
 anlatmaktad
ı
r. Bu anlamda destan zaman zaman en eski bilim kurgu örne
ğ
i olarak da de-
ğ
erlendirilmektedir. Bu nedenle de des-tandaki sava
ş
 anlat
ı
s
ı
n
ı
n nükleer sava
ş
ı
 ça
ğ
r
ı
ş
t
ı
rmas
ı
 nedeni ile nükleer sava
ş
la-r
ı
 öngörmede kullan
ı
labilmesi destan
ı
n gününü a
ş
arak çok sonras
ı
 bir zamana bir ileti ve uyar
ı
 olarak kullan
ı
labilme olas
ı
l
ı
ğ
ı
 “gömülü” olarak vard
ı
r. Desta-n
ı
n vermek istedi
ğ
i genel mesaj ise yöne-tici olman
ı
n/kazanman
ı
n dürüstlükten geçti
ğ
idir ki tüm bunlar hâlâ günümü-zün temel sorunlar
ı
 olmaya devam et-mektedir. Bu tart
ı
ş
malar
ı
ş
ı
ğ
ı
nda destanlar, her ne kadar gerçekli
ğ
e dayanan anlat
ı
-lar
ı
 içerse de daha çok kurgusal anlat
ı
lar olmalar
ı
 nedeni ile yarat
ı
c
ı
l
ı
ğ
ı
 ve hayal gücünü beslemeleri nedeniyle destan-lar
ı
n gelece
ğ
i öngörebilme aç
ı
s
ı
ndan önemli kaynaklar oldu
ğ
undan söz edi-lebilir. Destanlar
ş
 ve imgeler yoluyla toplumsal ya
ş
ama renk katarlar. Uçma eylemi örne
ğ
inde oldu
ğ
u gibi y
ı
ld
ı
zlarla ve ayla ve gezegenlerle bulu
ş
ma ilk ola-rak destanlarda yer alm
ı
ş
t
ı
r. Bu anlamda toplumsal evrilme ve ilerleme aç
ı
s
ı
ndan da yararlar
ı
 vard
ı
r. Ayr
ı
ca felaketlere kar
ş
ı
 da uyar
ı
 içerirler. Hikâyenin hangi mesaj
ı
n
ı
 ald
ı
ğ
ı
m
ı
z bizim destan
ı
 okuma becerimize ba
ğ
l
ı
d
ı
r. Anlat
ı
y
ı
 uyu
ş
turucu etkisi b
ı
rakacak biçimde okuma ile hikâ-yeyi sorgulayarak okuma aras
ı
nda derin uçurumlar vard
ı
r. Hikâyeleri beyni i
ş
-leterek okumak ufkumuzu aç
ı
p hayal gücümüzü geli
ş
tirirken, “ejderhalar”, korkular, sava
ş
lar ve felaketleri öne ç
ı
-kararak okumak “korku” içinde ya
ş
ama
 
32
SUNU 
Ş 
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş 
ve “korku kültürüne” katk
ı
da bulunur. Yalan söyleme becerisi bazen olumluya götürecek” süreçleri do
ğ
urur. Olmaya-n
ı
 ama olmas
ı
 gerekeni söyleme insan-l
ı
k için ufuklar açabilir ve sorunlar
ı
n a
ş
ı
lmas
ı
nda gelece
ğ
e
ı
k kap
ı
 olabilir.  Ancak yeter ki hikâyelerin bizi yönetme-sine izin vermeyelim, biz hikâyeleri ya-ratal
ı
m. Bu anlamda Elias Lönnrot’un 19. yüzy
ı
lda Fin halk hikâyelerinden derleyip kaleme ald
ı
ğ
ı
 
Kalevala
 tam da destanlar
ı
n
ş
lenen toplumu yarat-man
ı
n ya da dünyay
ı
 “sözlerle de
ğ
i
ş
tir-menin” arac
ı
 olarak kullan
ı
lmas
ı
n
ı
n bir örne
ğ
ini olu
ş
turmaktad
ı
r. Finlandiya en çok Fin halk
ı
n
ı
n özgürlük mücadelesi-nin destan
ı
 olan “Beyaz Zambaklar Ül-kesi” ile bilinir. Ancak Finlandiya’n
ı
n en önemli destanlar
ı
ndan biri mücadelenin sava
ş
la ya da k
ı
l
ı
çla de
ğ
il, e
ğ
itimle/söz-le/bilgelikle verildi
ğ
ini i
ş
leyen özellikle kad
ı
nlar taraf 
ı
ndan nesilden nesle söz-le aktar
ı
lm
ı
ş
 ve o zamana kadar yaz
ı
ya geçmemi
ş
 
Kalevala
 
Destan
ı
d
ı
r. Bu des-tan
ı
n Fin halk
ı
 
ı
s
ı
ndan özel bir yeri ve önemi vard
ı
r. Riitta Cankoçak’
ı
n ki-tab
ı
n önsözünde
79
 belirtti
ğ
i gibi, Sami-lerle ili
ş
kileri özellikle Homeros’un
İ
lya-da’s
ı
ndan farkl
ı
 olarak sadece iki halk
ı
n çat
ı
ş
mas
ı
 de
ğ
il ayn
ı
 zamanda dostlukla-r
ı
, evlilikleri ve gelenek-göreneklerinin de kayna
ş
mas
ı
 üzerine kuruludur.
80
 Bu anlamda Finlandiya’n
ı
n ekonomi, gelir da
ğ
ı
l
ı
m
ı
, e
ş
itlik ve özellikle de e
ğ
itim konusunda dünyan
ı
n en “iyisi” olmas
ı
 tesadüf olarak de
ğ
erlendirilemez. Bu anlamda destanlardaki abart
ı
lar, hem “iyi” hem “kötü” anlamda kahra-manlar veya olaylar tümü geçmi
ş
i anla-ma ve bugünü kurma ve gelece
ğ
e ta
ş
ı
ma anlam
ı
nda önemlidir. Yeter ki biz des-tanlar
ı
 do
ğ
ru okuyabilelim. Grisward’in Dumézil’in kitab
ı
 için yazd
ı
ğ
ı
 önsözde Rainer Maria Rilke’den yapt
ı
ğ
ı
 al
ı
nt
ı
 ve de
ğ
erlendirmeyi burada an
ı
msaman
ı
n yararl
ı
 olaca
ğ
ı
 dü
ş
üncesindeyim:
81
(…) Ama Rainer Maria Rilke’nin
ş
u güzel ifadesini unutmayal
ı
m:
Ha- yat 
ı
m
ı
zdaki ejderhalar
ı
n hepsi, belki de bizi yak
ı
 ş
ı
kl 
ı
 ve cesur insanlar olarak  görmeyi bekleyen prenseslerdir sadece.
”. Ve ejderhalar iki biçimde ehlile
ş
tirilebi-lirler: Tanr
ı
lar
ı
n veya sava
ş
ç
ı
 kahraman-lar
ı
n yapt
ı
klar
ı
 gibi
ş
iddet yolu ve k
ı
l
ı
ç zoruyla ya da azizlerin veya ba
ğ
(lay
ı
)c
ı
 tanr
ı
lar
ı
n yapt
ı
klar
ı
 gibi tatl
ı
l
ı
k ve ayin atk
ı
s
ı
yla. Evcille
ş
tirmek, belki de i
ş
in s
ı
rr
ı
 burada! “
Evcille
 ş
tir beni
” diyor ki-tap. Zamana, oyalanmaya, sabra yeni-den yer ver! Destan konusunda her ne kadar tar-t
ı
ş
mal
ı
 konular olsa da gerçek olan des-tan
ı
n kültürel ve sosyal bellek aç
ı
s
ı
ndan hâlâ önemli bir yer tutuyor olmas
ı
d
ı
r ve destanlar
ı
n geçmi
ş
i ke
ş
fetme ve daha bar
ı
ş
ç
ı
l bir dünya için gelece
ğ
i kurmada ke
ş
fedilmeyi bekleyen mesajlar ve ders-lerle dolu olmas
ı
d
ı
r. Bu anlamda des-tanlar
ı
n, de
ğ
i
ş
en dünya ve ortaya ç
ı
kan sorunlara ko
ş
ut olarak de
ğ
i
ş
en dü
ş
ün-celer ve kuramlar ve ilgiler (örne
ğ
in, fe-minizm, çevrecilik gibi) do
ğ
rultusunda yeniden okunmas
ı
 ve yorumlanmas
ı
 ge-reken eserler oldu
ğ
u söylenebilir
82
. Do-lay
ı
s
ı
yla özellikle kötülü
ğ
ün yayg
ı
nla
ş
-t
ı
ğ
ı
 ve s
ı
radanla
ş
t
ı
ğ
ı
 günümüzde, daha ya
ş
an
ı
r bir dünya için hem geçmi
ş
in des-tanlar
ı
n
ı
n yeniden yorumlanmas
ı
 hem de bugün ya
ş
ananlar
ı
n gelecek için des-tanla
ş
t
ı
r
ı
lmas
ı
/kurgulamas
ı
 önemlidir ve bu farkl
ı
 alanlardaki dü
ş
ünürlerden, bilim insanlar
ı
ndan, bizlerden beklenen
 
33
Dünya Destanlar
ı
i
ş
ler ve görevler aras
ı
ndad
ı
r. Destanlar
ı
n olu
ş
umu tam da sosyolojinin temel ko-nular
ı
 olan toplumsal de
ğ
i
ş
im ve dönü-
ş
üm dönemlerine rastlamaktad
ı
r. Bu ne-denle de özellikle de toplumsal de
ğ
i
ş
im ve dönü
ş
ümleri anlama aç
ı
s
ı
ndan des-tanlar çok önemli sosyolojik ve tarihsel materyal olarak de
ğ
erlendirilmelidir. Dolay
ı
s
ı
yla da destanlar
ı
n olu
ş
umu ve geli
ş
imi üzerinde çal
ı
ş
ma konusunda tarihçilere ve sosyologlara da epey bir i
ş
 
ş
mektedir. Farkl
ı
 destanlara ili
ş
kin de
ğ
erlendir-meleri içeren bu çal
ı
ş
ma kendi ba
ş
ı
na oldukça anlaml
ı
d
ı
r. Ancak as
ı
l anlaml
ı
 olan ise, ba
ş
ka fakültelerde olmayan ve ilk kez aç
ı
lm
ı
ş
 olan dil bölümlerinin ol-du
ğ
u Dil ve Tarih-Co
ğ
rafya Fakültesi’n-de böyle bir çal
ı
ş
man
ı
n yap
ı
lm
ı
ş
 olmas
ı
 ve önsözünün yaz
ı
lmas
ı
 görevinin de bir sosyolog olarak bana verilmi
ş
 olmas
ı
d
ı
r. Bu çal
ı
ş
ma asl
ı
nda fakültenin aç
ı
l
ı
ş
 mis-yonunun k
ı
smen yerine getirilmi
ş
 olma-s
ı
 
ı
s
ı
ndan da ayr
ı
ca anlam ta
ş
ı
makta-d
ı
r. Bu tür çal
ı
ş
malar
ı
n önemli oldu
ğ
u-nu dü
ş
ünüyor ve devam
ı
n
ı
n gelmesini içtenlikle diliyorum. Tüm destanlarda evrensel baz
ı
 özel-likler olsa da destanlar toplumsal ya
ş
a-m
ı
n farkl
ı
 konular
ı
n
ı
 da içerebilmekte-dir. Ve son söz olarak da: “iyi” “kötü” tan
ı
mlamalar
ı
 ve “olandan hareketle olmas
ı
 gereken” konusunda mesaj veren yeni destanlar
ı
n yaz
ı
lmas
ı
na ihtiyaç ol-du
ğ
u söylenebilir. Ancak bu destanlar insanlar
ı
 parçalayan, bölen de
ğ
il insan-lar
ı
 bulu
ş
turan ve özgürle
ş
tiren destan-lar olmal
ı
d
ı
r. Bu anlamda da mevcut egemen hâli ile y
ı
rt
ı
c
ı
, parçalay
ı
c
ı
 bir biçimde i
ş
leyen bir küreselle
ş
me de
ğ
il, birle
ş
tirici ve e
ş
itleyici bir küreselle
ş
me sürecinin ya
ş
ama geçirilmesi için çaba-lar gereklidir. Bu süreçte ise di
ğ
er alan-lar için de geçerli olan
ş
ey destanlar
ı
n ayr
ı
ş
t
ı
r
ı
c
ı
 unsurlar
ı
 yerine uzla
ş
t
ı
r
ı
c
ı
 ve bulu
ş
turucu unsurlar
ı
n
ı
n görülebilme-sini sa
ğ
layan biçimde okunmas
ı
 ve yeni destanlar
ı
n yaz
ı
lmas
ı
 önemlidir. Elbette kültürler, toplumlar aras
ı
ndaki farkl
ı
 ve özgün yönlere de sayg
ı
 duyarak.
 
34
SUNU 
Ş 
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş 
KAYNAKÇA:
 Ac
ı
, Mehmet. Do
ğ
u Akdeniz Havzas
ı
’da Kahramanl
ı
k Mitoslar
ı
, Gazi Üniversitesi, Tarih Anabi-lim Dal
ı
, Eskiça
ğ
 Bilim Dal
ı
, Yay
ı
mlanmam
ı
ş
 Yüksek Lisans Tezi, 2016.Batuk, Cengiz. “Georges Dumézil ve Türk Dinler Tarihindeki Yeri.”
Ondokuz May
ı
s Üniversitesi,
İ 
lahiyat Fakültesi Dergisi
 Say
ı
 28 (2010): ss. 87-111.Boratav, Pertev Naili. “Dede Korkut Hikâyelerindeki Tarihî Olaylar ve Kitab
ı
n Te’lif Tarihi.”
Türkiyat Mecmuas
ı
/Journal of Turkology
 Cilt 13, say
ı
 0 (1958/2010): ss. 31-62. (eri
ş
im 14.07.2019)https://dergipark.org.tr/iuturkiyat/issue/18508/195074Cankoçak, Riitta. “Türkçe Bask
ı
ya Önsöz.”
Kalevala: Fin Halk Destan
ı
. Çev. Riitta Cankoçak.
İ
stanbul: Everest Yay
ı
nlar
ı
, 2017. ss. 7-31. Ç
ı
ğ
, Muazzez
İ
lmiye.
Gilgame
 ş
 Tarihte
İ 
lk Kahraman
.
İ
stanbul: Kaynak Yay
ı
nlar
ı
, 2000.Dumézil, Georges.
Mit ve Destan I: Hint-Avrupa Halklar
ı
n
ı
n Destanlar
ı
nda Üç
İş
lev
İ 
deolojisi.
 Çev. Ali Berktay.
İ
stanbul: Yap
ı
 Kredi Yay
ı
nlar
ı
, 2012. Durkheim, Emile.
Dini Hayat 
ı
n
İ 
lkel Biçimleri
. Çev. Fuat Ayd
ı
n.
İ
stanbul: Ataç Yay
ı
nlar
ı
, 2005.Edmunds, Lowell. “Epic and Myth.”
 A Companion to Ancient Epic
(ed.
 
 John Miles Foley).Chices-ter: Blackwell Publishing, 2005. ss. 31-45.Erba
ş
, Hayriye.
Bir Cumhuriyet Ç 
ı
nar
ı
: Sözlü Tan
ı
kl 
ı
klarla Dil ve Tarih-Co
 ğ 
rafya Fakültesi’nin 75
ı
ı
.
İ
stanbul: Türkiye
İş
 Bankas
ı
 Kültür Yay
ı
nlar
ı
, 2016. Erba
ş
, Hayriye. “Üniversite-Toplum
İ
li
ş
kisi Ba
ğ
lam
ı
nda Sedat Veyis Örnek’li Y 
ı
llarda Dil ve Ta-rih-Co
ğ
rafya Fakültesi.”
Siyah S 
ı
cak Güne
 ş
 
(der. Serpil Aygün Cengiz, Meryem Bulut ve Günseli Bayraktutan). Ankara: Ankara Üniversitesi Yay
ı
nlar
ı
-Ürün Yay
ı
nlar
ı
, 2017. ss. 150-175.Eribon, Didier.
Georges D
ı
umézil’le Konu
 ş
malar
. Çev.
İ
smail Yerguz.
İ
stanbul: Sinatle Yay
ı
nlar
ı
, 1998. Fitzgerald, James, L. “No Contest between Memory and Invention: The Invention of the Pandava Heroes of the Mahabharata.”
Epic and History
(ed. David Konstan ve Kurt A. Raa
aub). Chicester: Blackwell Publishing, 2010. ss.103-121.Foley, John Miles (Ed.).
 A Companion to Ancient Epi
. Chicester: Blackwell Publishing, 2005.Foley, John Miles. “Traditional History in South Slavic Oral Epic.”
 Epic and History
 (ed. David Konstan ve Kurt A. Raa
aub). Chicester: Blackwell Publishing, 2010. Ss. 347-362. Gilan, Amir. “Epic and History in Hittite Anatolia: In Search of a Local Hero.”
Epic and History
 (ed. David Konstan ve Kurt A. Raa
aub). Chicester: Blackwell Publishing, 2010. ss. 51-65.Goldberg, Sander. “Fact, Fiction, and Form in Early Roman Epic.”
Epic and History
 (ed. David Konstan ve Kurt A. Raa
aub). Chicester: Blackwell Publishing, 2010. ss. 167-185.Goody, Jack.
Myth, Ritual and The Oral 
. New York: Cambridge University Press, 2010.Goody, Jack.
Yaban Akl 
ı
n Evcille
 ş
tirilmesi
. Çev. Koray De
ğ
irmenci.
İ
stanbul: Pinhan Yay
ı
nc
ı
l
ı
k, 2011. Goody, Jack.
Yaz 
ı
ı
 ve Sözel Aras
ı
ndaki Etkile
 ş
im
. Çev. Osman Bulut.
İ
stanbul: Pinhan Yay
ı
nc
ı
l
ı
k, 2013.
 
35
Dünya Destanlar
ı
Grisward, Joël H. “Giri
ş
: Üç Varm
ı
ş
 Üç Yokmu
ş
.”,
Mit ve Destan I: Hint-Avrupa Halklar
ı
n
ı
n Des-tanlar
ı
nda Üç
İş
lev
İ 
deolojisi
 (Yazan, Georges Dumézil. Çev. Ali Berktay).
İ
stanbul: Yap
ı
 Kredi Yay
ı
nlar
ı
, 2012. ss. 7-27.Samuel P. Huntington, “The Clash of Civilizations?”,
Foreign Affairs,
 Vol. 72, No. 3 (Summer, 1993), ss. 22-49.Samuel P. Huntington,
The Clash of Civilizations and the Remaking of World Order
, New York, Simon & Schuster, 1996.Konstan, David ve Kurt A. Raaflaub (eds.).
Epic and History
. Chicester: Blackwell Publishing, 2010.Konstan, David ve Kurt A. Raaflaub. “Introduction Epic and History.”
Epic and History
. (ed. Da-vid Konstan ve Kurt A. Raa
aub). Chicester: Blackwell Publishing, 2010. ss. 1-7.Kramer, Samuel Noah.
Tarih Sümerde Ba
 ş
lar
. Çev, Hamide Koyukan. Ankara: Kabalc
ı
 Yay
ı
nlar
ı
, 1990. Kramer, Samuel Noah.
Sümer Mitolojisi
. Çev. Hamide Koyukan.
İ
stanbul: Kabalc
ı
 Yay
ı
nevi,1999.Lewis, C. S.
 A Preface to Paradise Lost 
 USA: Oxford University Press, 1969. Lönnart, Ellias, Der.
Kalevala: Fin Halk Destan
ı
. Çev. Riitta Cankoçak.
İ
stanbul: Everest Yay
ı
n-lar
ı
, 2017. Martin, Richard P. “Epic as Genre.”
 A Companion to Ancient Epic 
. (ed.
 
 John Miles Foley).Chices-ter: Blackwell Publishing, 2005. ss. 9-20.Mcluhan, Marshal l.
Understanding Media: The Extensions of Man,
McGraw-Hill, 1964. McLuhan, Marshall ve Bruce R. Powers.
The Global Village: Transformations in World Life and Media in the 21st Century
. New York: Oxford University Press, 1989. Michalowski, Piotr. “Maybe Epic: The Origins and Reception of Sumerian Heroic Poetry.”
Epic and History
 (ed. David Konstan ve Kurt A. Raa
aub). Chicester: Blackwell Publishing, 2010. ss. 51-65.Miller, Dean. “Comments on “Epic and History.”
 Epic and History
(ed. David Konstan ve Kurt A. Raa
aub). Chicester: Blackwell Publishing, 2010. ss. 411-414.Nagy, Gregory. “The Epic Hiro.”
 A Companion to Ancient Epic
(ed.
 
 John Miles Foley).Chicester: Blackwell Publishing, 2005.ss. 71-89.Nar, Mehmet
Ş
ükrü. “Günümüz Toplumunda Mitler: Anadolu Halk Efsaneleri Üzerine Bir De
ğ
er-lendirme.”
 Folklor/Edebiyat 
 Cilt: 20, Say
ı
: 79 (2014): ss. 55-77. Örkün, Berkan. “Jack Goody’nin Kavramsal Dünyas
ı
nda Mit, Destan, Efsane Ve Masal.”
Motif  Akademi Halk Bilimi Dergisi
 Cilt: 11, Say
ı
: 22 (2018): ss. 127-140.Raaflaub, Kurt A. “Epic and History.”
 A Companion to Ancient Epic 
(ed.
 
 John Miles Foley).Chi-cester: Blackwell Publishing, 2005. ss. 55-70. Sar
ı
göllü, Ay
ş
e.
Roma Edebiyat 
ı
nda Destan
. Ankara: AÜ. DTCF Yay
ı
nlar
ı
, 1973.
 
36
SUNU 
Ş 
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş 
SONNOT:
1
Kurt A.Raaflaub, “Epic and History,”
 A Companion to Ancient Epic
(ed.
 
 John Miles Foley), (Chicester: Blackwell Publishing, 2005), 55-70.
2
Emile Durkheim,
Dini Hayat 
ı
n
İ 
lkel Biçimleri
, Çev., Fuat Ayd
ı
n (
İ
stanbul: Ataç Yay
ı
nlar
ı
, 2005), 169-170..
3
Durkheim
Dinî Hayat 
ı
n
İ 
lkel Biçimleri
 (2005) adl
ı
 çal
ı
ş
mas
ı
nda amac
ı
n
ı
n en ilkel kabilelerde dini incelemek, analiz etmek ve aç
ı
klamak oldu
ğ
unu belirtir. Durkheim bu çal
ı
ş
mas
ı
nda ilkel kabilelerde simgesel önem atfedilen bir hayvan veya bitkinin kutsal olarak görülmesine daya-nan totemizmin dinin ilk ya da basit biçimi oldu
ğ
unu ileri sürer. Bu nedenle de dinin kökenle-rini ara
ş
t
ı
rmada ilk bak
ı
lacak nokta totemizmdir.
4
Yaz
ı
l
ı
-written kimi zaman da yaz
ı
nsal-literary biçiminde kullan
ı
lmaktad
ı
r.
5
C. S. Lewis,
 A Preface to Paradise Lost 
 (USA: Oxford University Press, 1969), 13.
6
Bu konuda ayr
ı
nt
ı
l
ı
 bir çal
ı
ş
ma için, bkz. Berkan Örkün, “Jack Goody’nin Kavramsal Dünya-s
ı
nda Mit, Destan, Efsane Ve Masal,”
Motif Akademi Halk Bilimi Dergisi
 Cilt: 11, Say
ı
: 22 (2018): s. 127-140.
7
Bu konuda ayr
ı
nt
ı
l
ı
 bir de
ğ
erlendirme için, bkz. Berkan Örkün, “Jack Goody’nin Kavramsal Dünyas
ı
nda Mit, Destan, Efsane Ve Masal,”
Motif Akademi Halk Bilimi Dergisi
 Cilt: 11, Say
ı
: 22 (2018): 129.
8
 Jack Goody,
Yaz 
ı
ı
 ve Sözel Aras
ı
ndaki Etkile
 ş
im
, Çev., Osman Bulut (
İ
stanbul: Pinhan Yay
ı
n-c
ı
l
ı
k, 2013), 14, 109-110..
9
 Jack Goody,
Yaban Akl 
ı
n Evcille
 ş
tirilmesi,
 Çev., Koray De
ğ
irmenci (
İ
stanbul: Pinhan Yay
ı
nc
ı
-l
ı
k, 2011), 157-159..
10
 Jack Goody,
Yaz 
ı
ı
 ve Sözel Aras
ı
ndaki Etkile
 ş
im
, Çev., Osman Bulut (
İ
stanbul: Pinhan Yay
ı
n-c
ı
l
ı
k, 2013), 133.
11
Berkan Örkün, “Jack Goody’nin Kavramsal Dünyas
ı
nda Mit, Destan, Efsane Ve Masal,”
Motif  Akademi Halk Bilimi Dergisi
 Cilt: 11, Say
ı
: 22 (2018): 139.
12
G
ı
lgam
ı
ş
 Destan
ı
’n
ı
n bu destans
ı
 öyküsü için bu kitapta yer alan
İ
rfan Tu
ğ
cu taraf 
ı
ndan kaleme al
ı
nan
“Ölümsüzlü
 ğ 
ün Pe
 ş
inde Kahraman-Kral: GILGAM
Ş 
” 
 bölümüne bak
ı
labilr.
13
Lowell Edmunds, “Epic and Myth,”
 A Companion to Ancient Epic
(ed.
 
 John Miles Foley) (Chi-cester: Blackwell Publishing, 2005), 33.
14
 Jack Goody,
Myth, Ritual and The Oral 
, (New York: Cambridge University Press, 2010), 55.  Akt., Berkan Örkün, “Jack Goody’nin Kavramsal Dünyas
ı
nda Mit, Destan, Efsane Ve Masal,”
Motif Akademi Halk Bilimi Dergisi
 Cilt: 11, Say
ı
: 22 (2018): 136.
15
 Ayr
ı
nt
ı
l
ı
 bir de
ğ
erlendirme için, bkz. Berkan Örkün, “Jack Goody’nin Kavramsal Dünyas
ı
nda Mit, Destan, Efsane Ve Masal,”
Motif Akademi Halk Bilimi Dergisi
 Cilt: 11, Say
ı
: 22 (2018).
16
Mehmet
Ş
ükrü Nar, “Günümüz Toplumunda Mitler: Anadolu Halk Efsaneleri Üzerine Bir De-
ğ
erlendirme,”
 Folklor/Edebiyat 
 Cilt: 20, Say
ı
: 79 (2014): 56.
17
Lowell Edmunds, “Epic and Myth,”
 A Companion to Ancient Epic
(ed.
 
 John Miles Foley) (Chi-cester: Blackwell Publishing, 2005), 31. Richard P. Martin, “Epic as Genre,”
 A Companion to Ancient Epic 
 (ed.
 
 John Miles Foley), (Chi-cester: Blackwell Publishing, 2005), 17.
 
37
Dünya Destanlar
ı
18
Lowell Edmunds, “Epic and Myth,”
 A Companion to Ancient Epic
(ed.
 
 John Miles Foley) (Chi-cester: Blackwell Publishing, 2005), 32.
19
Edmunds, Walter Burkert’e (1985. Greek Religion, trans. John Raffan. Cambridge, MA) gön-dermede bulunarak temel soruyu sorar ve temel sorulara ba
ğ
l
ı
 olarak alt sorular
ı
 geli
ş
tirir.
20
 Jack Goody,
Myth, Ritual and The Oral 
, (New York: Cambridge University Press, 2010), 58-59. Akt., Berkan Örkün, “Jack Goody’nin Kavramsal Dünyas
ı
nda Mit, Destan, Efsane Ve Ma-sal,”
Motif Akademi Halk Bilimi Dergisi
 Cilt: 11, Say
ı
: 22 (2018): 133.
21
Durkheim’e göre ya
ş
am
ı
n kutsal olan ve din d
ı
ş
ı
 olan olmayan ve birbirine muhalefet eden hat-ta k
ı
skanç rakipler olan iki cins olarak de
ğ
erlendirir. Ona göre, “kutsal dü
ş
üncesi her zaman ve her yerde insan zihninde din d
ı
ş
ı
 olandan ayr
ı
 oldu
ğ
u ve biz onlar
ı
n ikisi aras
ı
nda bir tür mant
ı
ksal bo
ş
luk dü
ş
ündü
ğ
ümüz için zihin, kutsal ve din d
ı
ş
ı
na tekabül eden
ş
eyler aras
ı
ndaki bir kar
ı
ş
ı
ma hatta basit bir temas kar
ş
ı
s
ı
nda bile derin bir tiksinme hisseder” (2005: 59). Durk-heim kutsal olan ve din-d
ı
ş
ı
 olan
ı
 “Kutsal
ş
eyler, yasaklarla korunan ve tecrit edilen
ş
eylerdir; din-d
ı
ş
ı
 olan ise, yasaklar
ı
n uyguland
ı
ğ
ı
 ve kutsal alandan uzak tutulan
ş
eylerdir. Dinî inançlar, kutsal
ı
n do
ğ
as
ı
n
ı
, di
ğ
er kutsal
ş
eylerle ya da din-d
ı
ş
ı
 
ş
eylerle olan ili
ş
kisini dile getiren tasavvur-lard
ı
r (2005: 60) biçiminde tan
ı
mlar. Durkheim’in bu iki tür kar
ş
ı
tl
ı
ğ
ı
 konusundaki dü
ş
üncesi onun toplumsal de
ğ
i
ş
me konusundaki evrimci ya da modernle
ş
meci anlay
ı
ş
ı
na uygundur. Bu uygunluk asl
ı
nda geleneksel olarak tan
ı
mlad
ı
ğ
ı
 dinsel olan
ı
n yerine modern olarak tan
ı
mlad
ı
ğ
ı
 bilimsel dü
ş
üncenin geçece
ğ
i yönündeki dü
ş
üncesi ile temellenir.
22
 Akt., Berkan Örkün, “Jack Goody’nin Kavramsal Dünyas
ı
nda Mit, Destan, Efsane Ve Masal,”
Motif Akademi Halk Bilimi Dergisi
 Cilt: 11, Say
ı
: 22 (2018): 135.
23
Bilindi
ğ
i gibi “küresel köy” kavramla
ş
t
ı
rmas
ı
 ilk kez 1958 y
ı
l
ı
nda Kanadal
ı
 ileti
ş
im uzman
ı
 Profesör Marshall McLuhan taraf 
ı
ndan bir konu
ş
mas
ı
nda kullan
ı
lm
ı
ş
. McLuhan 1964 y
ı
l
ı
nda ise Understanding Media: The Extensions of Media (1964,
 
McGraw-Hill) adl
ı
 kitab
ı
nda kavra-ma yer vermi
ş
tir. 1989 y
ı
l
ı
nda ise Bruce R. Power ile birlikte haz
ı
rlad
ı
klar
ı
 
The Global Village: Transformations in World Life and Media in the 21st Century
 (Oxford University Press) adl
ı
 kitab
ı
n ba
ş
l
ı
ğ
ı
nda yer verilmi
ş
tir.
24
Gregory Nagy, “The Epic Hiro,”
 A Companion to Ancient Epic
(ed.
 
 John Miles Foley), (Chices-ter: Blackwell Publishing, 2005), 71.
25
 A.g.e. 72-73.
26
Dumézil hayat
ı
 boyunca özlemle anaca
ğ
ı
 bu uzun süreli kal
ı
ş
ta, sadece Hint-Avrupa dil gru-bundan Oset dilini de
ğ
il (Les legendes sur les Nartes 1930 tarihlidir), Çerkesce, Abhazca ve özellikle de kurtarmaya u
ğ
ra
ş
t
ı
ğ
ı
 Ib
ı
hça gibi Kafkas dillerini ö
ğ
renir. Bir saha insan
ı
 oldu
ğ
u için, köylere gidip Kafkasyal
ı
larla konu
ş
ur. Hayat
ı
ndaki bu önemli Türkiye evresi 1931’de sona erer. Georges Dumézil o zaman
İ
sveç’e gider ve 1933’e kadar Uppsala Üniversitesi’nde Frans
ı
zca okutmanl
ı
ğ
ı
 görevinde bulunur (Grisward (2012: 28-29). Bu konuda ayr
ı
nt
ı
l
ı
 bilgi için bkz: Eribon, Didier (1998) Georges Dumézil’le Konu
ş
malar, çev.
İ
s-mail Yerguz,
İ
stanbul: Sinatle Yay
ı
nlar
ı
; Batuk, Cengiz (2010) Georges Dumézil ve Türk Dinler Tarihindeki Yeri, On Dokuz May
ı
s Üniversitesi
İ
lahiyat Fakültesi Dergisi, Say
ı
: 28, ss. 87-111.
27
Georges Dumézil,
Mit ve Destan I: Hint-Avrupa Halklar
ı
n
ı
n Destanlar
ı
nda Üç
İş
lev
İ 
deolojisi,
 Çev. Ali Berktay. (
İ
stanbul: Yap
ı
 Kredi Yay
ı
nlar
ı
, 2012, 38-39.
28
 A.g.e., 39.
29
 A.g.e. 43.
30
 A.g.e. 43.
 
38
SUNU 
Ş 
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş 
31
Kuzey Kafkasya Nart kahramanl
ı
k destanlar
ı
, Kuzey Kafkasya halklar
ı
ndan olan Adige (Çer-kes), Abhaz, Abazin, Oset, Karaçay, Malkar, Çeçen ve
İ
ngu
ş
lar’
ı
n binlerce y
ı
ldan bu yana üret-tikleri destanlar
ı
n genel ad
ı
d
ı
r.
32
 Joël H. Grisward, “Giri
ş
: Üç Varm
ı
ş
 Üç Yokmu
ş
,”
Mit ve Destan I: Hint-Avrupa Halklar
ı
n
ı
n Destanlar
ı
nda Üç
İş
lev
İ 
deolojisi
 (Yazan, Georges Dumézil; Çev. Ali Berktay), (
İ
stanbul: Yap
ı
 Kredi Yay
ı
nlar
ı
, 2012, 9-10.
33
Georges Dumézil,
Mit ve Destan I: Hint-Avrupa Halklar
ı
n
ı
n Destanlar
ı
nda Üç
İş
lev
İ 
deolojisi,
 Çev. Ali Berktay. (
İ
stanbul: Yap
ı
 Kredi Yay
ı
nlar
ı
, 2012, 38-39.
34
 A.g.e. 43.
35
Bilindi
ğ
i gibi Kuzey Kafkasya Nart Kahramanl
ı
k destanlar
ı
n
ı
n tarihi çok eskilere dayan
ı
yor olsa da yaz
ı
ya aktar
ı
lmas
ı
 ancak 1800’lü y
ı
llar
ı
n son çeyre
ğ
ine rastlamaktad
ı
r.
36
 Joël H. Grisward, “Giri
ş
: Üç Varm
ı
ş
 Üç Yokmu
ş
,”
Mit ve Destan I: Hint-Avrupa Halklar
ı
n
ı
n Destanlar
ı
nda Üç
İş
lev
İ 
deolojisi
 (Yazan, Georges Dumézil; Çev. Ali Berktay), (
İ
stanbul: Yap
ı
 Kredi Yay
ı
nlar
ı
, 2012, 14.
37
 A.g.e.,9-10.
38
 A.g.e. 10.
39
Didier Eribon,
Georges D
ı
umézil’le Konu
 ş
malar
, Çev.,
İ
smail Yerguz. (
İ
stanbul: Sinatle Yay
ı
n-lar
ı
, 1998), 453-457.
40
C. S. Lewis,
 A Preface to Paradise Lost 
 (USA: Oxford University Press, 1969), 13.
41
 Jack Goody,
Yaz 
ı
ı
 ve Sözel Aras
ı
ndaki Etkile
 ş
im
, Çev., Osman Bulut (
İ
stanbul: Pinhan Yay
ı
n-c
ı
l
ı
k, 2013), 136.
42
David Konstan ve Kurt A. Raaflaub (ed.),
Epic and History
 (Chicester: Blackwell Publis-hing,2010), 2. John Miles Foley, “Traditional History in South Slavic Oral Epic,”
 Epic and History
 (ed. David Konstan ve Kurt A. Raa
aub), (Chicester: Blackwell Publishing, 2010), 347-362.
43
 John Miles Foley, “Traditional History in South Slavic Oral Epic,”
 Epic and History
 (ed. David Konstan ve Kurt A. Raa
aub), (Chicester: Blackwell Publishing, 2010), 352.
44
 John Miles Foley, “Traditional History in South Slavic Oral Epic,”
 Epic and History
 (ed. David Konstan ve Kurt A. Raa
aub), (Chicester: Blackwell Publishing, 2010), 355-356.
45
 A.g.e. 356.
46
Piotr Michalowski, “Maybe Epic: The Origins and Reception of Sumerian Heroic Poetry,”
Epic and History
 (ed. David Konstan ve Kurt A. Raa
aub). (Chicester: Blackwell Publishing, 2010), 8-10.
47
 Akt., Amir Gilan, “Epic and History in Hittite Anatolia: In Search of a Local Hero,”
Epic and History
 (ed. David Konstan ve Kurt A. Raa
aub) (Chicester: Blackwell Publishing, 2010), 51.
48
Kurt A.Raaflaub, “Epic and History,”
 A Companion to Ancient Epic
(ed.
 
 John Miles Foley), (Chicester: Blackwell Publishing, 2005), 55.
49
 A.g.e. 68.
50
 A.g.e. 69.
51
 Anakronizm tarihî bir olay
ı
n veya olgunun ortaya ç
ı
kt
ı
ğ
ı
 dönemi hakk
ı
nda yan
ı
lma, dönemleri ve ça
ğ
lar
ı
 birbirine kar
ı
ş
t
ı
rma anlam
ı
na gelir. Anakronik kelimesi bu kavram
ı
n s
ı
fat hâlidir.
 
39
Dünya Destanlar
ı
Örne
ğ
in anakronik dü
ş
ünme veya anakronik yakla
ş
ı
m
ş
eklinde kullan
ı
l
ı
r. Anakronik kelimesi ayr
ı
ca “zaman
ı
 geçmi
ş
”, “modas
ı
 geçmi
ş
” anlam
ı
nda da kullan
ı
l
ı
r. Buradaki anlam
ı
 bir tarihî olay
ı
n veya olgunun ortaya ç
ı
kt
ı
ğ
ı
 dönem hakk
ı
ndaki yan
ı
lmad
ı
r.
52
David Konstan ve Kurt A. Raaflaub (ed.),
Epic and History
 (Chicester: Blackwell Publis-hing,2010).
53
Dean Miller, “Comments on “Epic and History,”
 Epic and History
(ed. David Konstan ve Kurt  A. Raa
aub) (Chicester: Blackwell Publishing, 2010), 411.
54
 A.g.e. 412.
55
 A.g.e. 413.
56
 James L. Fitzgerald, “No Contest between Memory and Invention: The Invention of the Pan-dava Heroes of the Mahabharata,”
Epic and History
(ed. David Konstan ve Kurt A. Raa
aub) (Chicester: Blackwell Publishing, 2010), 103-121.
57
Sander Goldberg, “Fact, Fiction, and Form in Early Roman Epic,”
Epic and History
 (ed. David Konstan ve Kurt A. Raa
aub). (Chicester: Blackwell Publishing, 2010), 167-185.
58
Dean Miller, “Comments on “Epic and History,”
 Epic and History
(ed. David Konstan ve Kurt  A. Raa
aub) (Chicester: Blackwell Publishing, 2010), 413.
59
 A.g.e. 413,423.
60
Dean Miller, “Comments on “Epic and History,”
 Epic and History
(ed. David Konstan ve Kurt  A. Raa
aub) (Chicester: Blackwell Publishing, 2010), 423.
61
Boratav “Bizim de 1939’dan bu yana türlü vesilelerle DK Kitab
ı
 ve O
ğ
uz destanlar
ı
 konusuna dokundu
ğ
umuz oldu. 1951’de
İ
slâm Ansiklopedisi için Korkut-Ata maddesini yazarken, DK konusunu yeni ba
ş
tan ele alarak ara
ş
t
ı
rmalar
ı
n en son durumunu göstermek ve konu ile ilgili türlü sorularda kendi görü
ş
lerimizi belirtmek üzere geni
ş
çe bir inceleme haz
ı
rlam
ı
ş
t
ı
k” der ve Dede korkut hikâyeleri konusundaki çal
ı
ş
malar
ı
n
ı
 
ş
u
ş
ekilde vermi
ş
tir: “Olu
ş
 dergisi, Ankara 1939, say
ı
 21-26; ayn
ı
 makale, Folklor ve Edebiyat I içinde, s. 83-113; Bey Böyrek Hikâyelerine  Ait Metinler, Ankara 1939, 61 sahife (bu metinler “Ülkü” ve Halk Bilgisi Haberlerinde yay
ı
m-land
ı
ktan sonra bir kitapç
ı
k hâline getirilmi
ş
tir); Halk Hikayeleri ve Halk Hikâyecili
ğ
i, Ankara 19A6, s, 61-10.” (Boratav, 2010: 34). (DK Dede Korkut için Boratav taraf 
ı
ndan kullan
ı
lan k
ı
-saltma).
62
Tasfiye sonras
ı
nda Pertev Naili Boratav çal
ı
ş
malar
ı
n
ı
 Fransa’da, o dönem ö
ğ
rencisi olan
İ
lhan Ba
ş
göz ise ABD’de çal
ı
ş
malar
ı
n
ı
 sürdürür. Ayr
ı
nt
ı
l
ı
 bilgi için bkz. Erba
ş
 (2016).
63
Hayriye Erba
ş
, “Üniversite-Toplum
İ
li
ş
kisi Ba
ğ
lam
ı
nda Sedat Veyis Örnek’li Y 
ı
llarda Dil ve Ta-rih-Co
ğ
rafya Fakültesi,
Siyah S 
ı
cak Güne
 ş
 
(der. Serpil Aygün Cengiz, Meryem Bulut ve Gün-seli Bayraktutan). (Ankara: Ankara Üniversitesi Yay
ı
nlar
ı
-Ürün Yay
ı
nlar
ı
, 2017), 150.
64
O dönemin bilim anlay
ı
ş
ı
 aç
ı
s
ı
ndan Dil ve Tarih-Co
ğ
rafya Fakültesi’nin sonras
ı
nda da ö
ğ
retim üyeleri olan ö
ğ
rencilerinin özellikle de ba
ş
ta Halil
İ
nalc
ı
k, Muazzez
İ
lmiye Ç
ı
ğ
 ve Nimet Öz-güç’ün anlat
ı
lar
ı
 önemlidir. Anlat
ı
lar için bkz. Erba
ş
, (2016).
65
Pertev Naili Boratav, “Dede Korkut Hikâyelerindeki Tarihî Olaylar ve Kitab
ı
n Te’lif Tarihi,”
Türkiyat Mecmuas
ı
/Journal of Turkology
 Cilt 13, say
ı
 0 (1958/2010): 37. (eri
ş
im 14.07.2019)
66
Hayriye Erba
ş
, “Üniversite-Toplum
İ
li
ş
kisi Ba
ğ
lam
ı
nda Sedat Veyis Örnek’li Y 
ı
llarda Dil ve Ta-rih-Co
ğ
rafya Fakültesi,
Siyah S 
ı
cak Güne
 ş
 
(der. Serpil Aygün Cengiz, Meryem Bulut ve Gün-seli Bayraktutan). (Ankara: Ankara Üniversitesi Yay
ı
nlar
ı
-Ürün Yay
ı
nlar
ı
, 2017), 156.
 
40
SUNU 
Ş 
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş 
67
Richard P. Martin, “Epic as Genre,”
 A Companion to Ancient Epic 
 (ed.
 
 John Miles Foley), (Chi-cester: Blackwell Publishing, 2005), 9-20.
68
 A.g.e. 18.
69
 A.g.e. 17.
70
 A.g.e. 18.
71
 Adlar
ı
 “kahraman” anlam
ı
na gelen ve Sanskritçe ile
İ
ran dilindeki nar –“sava
ş
ç
ı
” kelimesine ba
ğ
lanan Nartlar, çok eski devirlerden ç
ı
kagelen masals
ı
 varl
ı
klard
ı
r:
İ
nsanlardan önce ya
ş
ama-ya ba
ş
layan Nartlar, büyük dü
ş
manlar
ı
 olan devlerle ayn
ı
 devri payla
ş
m
ı
ş
lar ve onlar
ı
 yenmi
ş
-lerdi (Grisward, 2012: 14)
72
Nart Destanlar
ı
, Kuzey Kafkasya’n
ı
n otokton halklar
ı
ndan olu
ş
an Çerkeslerin binlerce y
ı
ldan bu yana ürettikleri Ulusan Destanlar bütününün ad
ı
d
ı
r.
73
Türkiye’de bu destan
ı
 da kapsayan (Ç
ı
ğ
, 2000) ve Sümer, Asur ve Akadlar (Mezopotamya kül-türleri) konusunda Dil ve Tarih-Co
ğ
rafya mezunu Uzman Muazzez
İ
lmiye’nin ve Sümerler ko-nusunda Samuel Noah Kramer’in (1990; 1999) çal
ı
ş
malar
ı
 bu alanda önde gelen çal
ı
ş
malar aras
ı
nda yer al
ı
r.
74
Mehmet Ac
ı
,
Do
 ğ 
u Akdeniz Havzas
ı
’da Kahramanl 
ı
k Mitoslar
ı
. (Gazi Üniversitesi, Tarih Ana-bilim Dal
ı
, Eskiça
ğ
 Bilim Dal
ı
, Yay
ı
mlanmam
ı
ş
 Yüksek Lisans Tezi, 2016: 63-67).
75
 Ay
ş
e Sar
ı
göllü,
Roma Edebiyat 
ı
nda Destan
. (Ankara: AÜ. DTCF Yay
ı
nlar
ı
, 1973).
76
Samuel P. Huntington, “The Clash of Civilizations?”,
Foreign Affairs
, Vol. 72, No. 3 (Summer, 1993), 22-49.
77
Samuel P. Huntington,
The Clash of Civilizations and the Remaking of World Order
, New York, Simon & Schuster, 1996.
78
Fabl en genel anlam
ı
 ile insanlara çe
ş
itli konularda konularda ya
ş
am dersi vermeyi amaçlayan ki
ş
ileri/kahramanlar
ı
 hayvanlardan seçilen ve genellikle ko
ş
uk biçiminde tan
ı
mlanan öykü ola-rak tan
ı
mlanabilir.
79
Riitta Cankoçak, “Türkçe Bask
ı
ya Önsöz,”
Kalevala: Fin Halk Destan
ı
, Çev. Riitta Cankoçak (
İ
stanbul: Everest Yay
ı
nlar
ı
, 2017), 7.
80
Fin kültürü ve Fin ulusal bilincinde Kalevala (2017) özel bir yere sahiptir.
İ
lk kez 1917’de ba
ğ
ı
m-s
ı
z bir devlet kuran Fin halk
ı
n
ı
n dillerini kaybetmeden ya
ş
atabilmelerinde Kalevala önemli bir yere sahip oldu
ğ
u dü
ş
ünülebilir. Do
ğ
a ko
ş
ullar
ı
n
ı
n zorlu
ğ
u ve Fin halk
ı
n
ı
n özgürlük mücadele-si onlar
ı
 do
ğ
a ve di
ğ
er halklarla bar
ı
ş
ı
k olma noktas
ı
na ta
ş
ı
m
ı
ş
t
ı
r. Doktor Elias Lönnrot’un 19. yüzy
ı
la kadar özellikle kad
ı
nlar taraf 
ı
ndan nesilden nesile sözle aktar
ı
lm
ı
ş
 ve o zamana kadar yaz
ı
ya geçmemi
ş
. Destan Doktor Elias Lönnrot taraf 
ı
ndan Karelia bölgesinde hastalar
ı
yla ara-s
ı
nda güven sa
ğ
lanarak derlenmi
ş
. Sihir, kuvvet ve bilgi ile yola ç
ı
kan Väinämöinen’in hikâyesi. Destan 50 runikten-
ş
iirden” olu
ş
mu
ş
tur.
81
 Joël H. Grisward, “Giri
ş
: Üç Varm
ı
ş
 Üç Yokmu
ş
,”,
Mit ve Destan I: Hint-Avrupa Halklar
ı
n
ı
n Destanlar
ı
nda Üç
İş
lev
İ 
deolojisi
 (Yazan, Georges Dumézil. Çev. Ali Berktay), (
İ
stanbul: Yap
ı
 Kredi Yay
ı
nlar
ı
, 2012.
82
Örne
ğ
in özellikle feminizmin yükselmesi ile toplumsal cinsiyet alan
ı
na ilginin artmas
ı
 destan-lar
ı
n böylesine bir ilgi ile yeniden okunmas
ı
 ve yorumlanmas
ı
 yönünde bir çabaya girilebilme-sinin gereklili
ğ
i gibi.
 
41
Çin’de, Bat
ı
daki “klasik destan”
1
 tan
ı
m
ı
na uygun destan bulunmamak-tad
ı
r. Nesir, mensur
ş
iir, pastoral
ş
iir, destans
ı
 roman gibi adland
ı
rab ilece
ğ
i-miz baz
ı
 eserler ise günümüzde Çin’e ait destanlar olarak Bat
ı
da incelenmeye ba
ş
lanm
ı
ş
t
ı
r. Bu bölümde genel hatlar
ı
 ile ele alaca
ğ
ı
m
ı
z
Bat 
ı
 ya Yolculuk
2
, bu eserlerden biri olarak kar
ş
ı
m
ı
za ç
ı
k-maktad
ı
r. “
Bat 
ı
 ya Yolculuk
”, düzyaz
ı
 ve bunlar
ı
n aras
ı
na serpi
ş
tirilmi
ş
 pek çok
ş
iirden olu
ş
an, her biri farkl
ı
 ada, 100 bölüm ve 713 binden fazla karaktere sa-hip, uzun soluklu ve do
ğ
u kurgusunun
ş
e ta
ş
ı
 niteli
ğ
indeki bir eserdir. 16. yüzy
ı
lda, Ming Hanedan
ı
 Dö-nemi’nin ünlü yazar ve
ş
airlerinden Wu Cheng’en
3
 taraf 
ı
ndan yaz
ı
ld
ı
ğ
ı
 
ş
ünü-len, dünya çap
ı
nda üne sahip “
Bat 
ı
 ya Yolculuk
”, Çin’in dört büyük klasik
4
 edebî eserinden biri olarak kabul edilir. Eserde Taoist, Budist ve Konfüçyüsçü
ş
ünü
ş
lerin izlerine s
ı
kça rastlanmak-tad
ı
r. Çin’de edebî geleneklere dönü
ş
ün, özellikle neoklasik ak
ı
m
ı
n revaçta ol-du
ğ
u Ming Hanedan
ı
5
 zaman
ı
nda, hem konusu hem de basit ve yal
ı
n bir dille ya-z
ı
lm
ı
ş
 olmas
ı
 sebebi ile edebî çevrelerce pek ho
ş
 kar
ş
ı
lanmam
ı
ş
, bu sebeple ya-zar
ı
 da kendini gizlemi
ş
tir. Günümüzde eserin Wu Cheng’en taraf 
ı
ndan yaz
ı
ld
ı
ğ
ı
 kabul edilmektedir. Döneminin bilinen efsane ve hikâyeleri üzerine in
ş
a edilen eser, gün geçtikçe popülerlik kazanm
ı
ş
, 20. yüzy
ı
la gelindi
ğ
inde ise
Bat 
ı
 ya Yol-culuk
 üzerinde akademik çal
ı
ş
malar ya-p
ı
lmaya ba
ş
lanm
ı
ş
; eser film, oyun, dizi ve animasyon filmlerine konu olmu
ş
tur. Günümüzde,
 Ç
inlilere “en sevdik-leri yerli kahraman” soruldu
ğ
unda ve-recekleri cevap muhtemelen, “Sun Wu-kong” olacakt
ı
r. Sun Wukong karakteri, yüzy
ı
llar boyu Çin üzerindeki popüler-li
ğ
inden hiçbir
ş
ey kaybetmemi
ş
; dünya üzerinde ise, 20 yüzy
ı
lda Arthur Waley
6
;  W.J.F. Jenner
7
 ve Anthony C. Yu
8
 tara-
ı
ndan yap
ı
lan
Bat 
ı
 ya Yolculuk
 tercüme-lerinden sonra tan
ı
nmaya ba
ş
lanm
ı
ş
t
ı
r
9
. Dünyan
ı
n en ünlü oyunbaz-hile-ci karakterlerinden biri olan Maymun Kral Sun Wukong;
 Xiyouji
” adl
ı
 fantas-tik eserin ana kahraman
ı
 olarak kabul edilir. 1982’de ilk kez CCTV 
10
 taraf 
ı
n-dan dizi hâline çevrilen
Bat 
ı
 ya Yolculuk
, Çin’de birden çok kanalda yakla
ş
ı
k dört bin kez gösterilmesi ile bir rekora do
ğ
ru ko
ş
maktad
ı
r
11
; ülkede en çok kâr geti-ren filmlerden dördü, Wukong ve yol-culu
ğ
unu temel alan filmlerdir. Tang Hanedan
ı
 Dönemi’nin ünlü Budist ke
ş
i
ş
lerinden Xuan Zang’
ı
n
12
, Budist doktrinleri gerçek kayna
ğ
ı
nda arama ve Çin’e bunlar
ı
 getirme amac
ı
yla
Bat
ı
ya Yolculuk
西游记
 Aylin YILMAZ-
Ş
 A
Ş
MAZ
 
42
Bat 
ı
 ya Yolculuk
西游记
 Aylin YILMAZ-
Ş 
 A
Ş 
MAZ 
Hindistan’a yürüyerek yapt
ı
ğ
ı
 hac yol-culu
ğ
u, “Bat
ı
 Bölgelerinin Tang Kay
ı
t-lar
ı
13
 adl
ı
 eserde bütünüyle kay
ı
t alt
ı
na al
ı
nm
ı
ş
t
ı
r. Bu yolculuk üzerine sonraki yüzy
ı
llarda pek çok eser yaz
ı
lm
ı
ş
 olup, özellikle Song ve Yuan Hanedanlar
ı
 dönemlerinde yaz
ı
lan eserler, Bat
ı
ya Yolculuk adl
ı
 eser için ilham kayna
ğ
ı
 olmu
ş
tur
14
.  Wu Cheng’en taraf 
ı
ndan yaz
ı
lan Ba-t
ı
ya Yolculuk adl
ı
 eser, Xuan Zang’
ı
n hac yolculu
ğ
u hakk
ı
nda yaz
ı
lm
ı
ş
 en ünlü ve en yarat
ı
c
ı
 eser olarak kabul görmekte; fantastik ö
ğ
elerle i
ş
lenmi
ş
 dünya kurgu-sundaki ustal
ı
k Wu’nun yazm
ı
ş
 oldu
ğ
u bu versiyonu, Song, Yuan ve Ming Ha-nedanlar
ı
 dönemlerinde yaz
ı
lan pek çok versiyon aras
ı
nda en e
ğ
lenceli konuma yükseltmektedir
15
. VII. yüz
ı
lda, Xuan Zang’
ı
, Maymun Kral Sun Wukong’la beraber Hindis-tan’a mistik bir yolculu
ğ
a ç
ı
karan des-tanda; ilk bölümlerde evren, insano
ğ
lu ve Maymun Kral’
ı
n yarad
ı
l
ı
ş
 hikâyeleri anlat
ı
larak bir giri
ş
 yap
ı
lm
ı
ş
; sonraki bölümlerde ise “Xuan Zang” adl
ı
 ke
ş
i-
ş
in, yani di
ğ
er ad
ı
yla Tripitaka’n
ı
n, Hin-distan’da bulunan bir tap
ı
na
ğ
a yapt
ı
ğ
ı
 mistik yolculuk; yolculukta onu koru-yarak e
ş
lik eden Budist hac
ı
larla ba
ş
ı
n-dan geçen olaylar silsilesi; atlatt
ı
klar
ı
 81 badire
16
 ve sonras
ı
nda ya
ş
ad
ı
klar
ı
 ruha-ni ayd
ı
nlanma anlat
ı
lm
ı
ş
t
ı
r. Eser, kah-ramanlar
ı
n mükâfatland
ı
r
ı
larak gö
ğ
e geri dönmeleri ile son bulmu
ş
tur. Bu mistik yolculukta dört ana kah-raman
ı
n kendi iç dünyalar
ı
nda ve dün-yaya bak
ı
ş
 
ı
lar
ı
nda ya
ş
anan de
ğ
i
ş
im-ler, özellikle Taoist
17
 
ş
ünceyi Budizm ile kayna
ş
t
ı
rarak anlat
ı
lm
ı
ş
, zaman za-man simgesel anlat
ı
mlara da ba
ş
vurul-mu
ş
tur.100 bölümden olu
ş
an eser boyunca Xuan Zang karakteri, sürekli di
ğ
er ka-rakterlerin özellikle de Sun Wukong’un gölgesinde kalmaktan kurtulamaz
18
. Destans
ı
 roman
ı
n ana karakterleri olan Sun Wukong, Sha Heshang ve Zhu Bajie, Budist
Sutra
lar
ı
19
 bulup Çin’e geri getirmek için ç
ı
kt
ı
ğ
ı
 yolculukta, Xuan Zang’
ı
 korumakla görevlidir. Sun Wu-kong çok yetenekli, dövü
ş
meyi bilen bir Maymun Kral; Zhu Bajie kulaklar
ı
yla uçabilen, pirinç seven bir domuz-ruhu; Sha Heshang ise depresif, insan yiyen bir kum canavar
ı
 olarak tasvir edilmek-tedir. Ke
ş
i
ş
ler bu yolculuk süresince sa-y
ı
s
ı
z badireler atlat
ı
r; iblisler öldürür, canavarlar
ı
 yola getirir, felaketlerden kurtularak Xitian’e
20
 var
ı
r ve buradan Buda’n
ı
n
sutra
lar
ı
n
ı
 alarak Do
ğ
u
ı
ta-s
ı
’na geri dönerler. Eserde aslen, ana tema olarak hata ve kusurlar
ı
na ra
ğ
men, bu dört karak-terin kar
ş
ı
lar
ı
na ç
ı
kan engel ve zorluk-lar
ı
 nas
ı
l kahramanca a
ş
t
ı
klar
ı
, ilahi ve dünyevi çe
ş
itli kaynaklardan ald
ı
klar
ı
 yard
ı
mlarla s
ı
k
ı
nt
ı
larla nas
ı
l hiç y
ı
lma-dan, usanmadan u
ğ
ra
ş
t
ı
klar
ı
 ve azmin sonunda amaçlar
ı
na bir bir ula
ş
malar
ı
 anlat
ı
lmaktad
ı
r.Destan temelde, Sun Wukong’un yarad
ı
l
ı
ş
ı
, Gök’ten kovulmas
ı
; Tang Seng’in, yani Xuan Zang’
ı
n dünyaya ge-li
ş
i ve hayat
ı
; Xuan Zang ile Hindistan’a do
ğ
ru yola ç
ı
kan, i
ş
ledikleri suçlar se-bebi ile Gök’ten kovulan üç ke
ş
i
ş
in, yol boyunca ba
ş
ı
ndan geçenlerin anlat
ı
ld
ı
-
ğ
ı
 hikâyeler; ruhani ayd
ı
nlanmalar
ı
 ve Gök’e geri dönü
ş
leri olmak üzere dört ana k
ı
s
ı
mda incelenebilir.
 
43
Dünya Destanlar
ı
Romans
ı
 destan
ı
n en önemli karak-teri ve asl
ı
nda gerçek kahraman
ı
 olan Sun Wukong, bir bulutun içinde 50.000 km yolculuk edebilmekte, vücudunda bulunan tüm k
ı
llar
ı
 di
ğ
er hayvanlara ve kendisinin kopyalar
ı
na kolayl
ı
kla dö-
ş
türebilmekte olan bir aldatmaca us-tas
ı
d
ı
r ve eserin ilk bölümlerine, bu güç ve kabiliyetleri nas
ı
l ö
ğ
rendi
ğ
ini anlatan sayfalar damga vurmu
ş
tur.Bu bölümde, uzun soluklu olan bu romans
ı
 destan, dört ana bölümde ele al
ı
nm
ı
ş
t
ı
r. Bunlardan birincisi evrenin, zaman
ı
n, insano
ğ
lunun ve maymun kral
ı
n yarad
ı
l
ı
ş
ı
n
ı
; ölümsüzlü
ğ
e ula
ş
-mas
ı
n
ı
 ve cezaland
ı
r
ı
lmas
ı
n
ı
 anlatmak-tad
ı
r.
İş
te destan
ı
n bu ilk bölümüne
ş
u dizelerle ba
ş
lanmaktad
ı
r:
21
 
İ 
lkel kaos henüz yer ve gö 
 ğ 
ü ay
ı
rmadan, Sonsuz
ı
ss
ı
zl 
ı
kta insano
 ğ 
lu yokken,Panggu muazzam müphemli
 ğ 
i  parçalad 
ı
 ğ 
ı
nda, Saf ve murdar
ı
n ayr
ı
ı
 ğ 
ı
 ba
 ş
lar,Ya
 ş
am vuku bulan tüm canl 
ı
lar merhamete e
 ğ 
ilim gösterir,Onlar
ı
n yarad 
ı
ı
 ş
ı
ndan tüm varl 
ı
klar  geli
 ş
ir,Bilmek istersen Yarad 
ı
ı
 ş
 ve Zaman
ı
 , O zaman okumal 
ı
s
ı
n Bat 
ı
 ya Yolculukta çözümlenen sorunlar
ı
.
22
 
 Ard
ı
ndan evrenin ve zaman
ı
n dön-güsü okuyucuya aktar
ı
lmakta, yer ve
ğ
ün beraber oldu
ğ
u dönemlerden ve insano
ğ
lunun ilk ortaya ç
ı
k
ı
ş
ı
ndan bah-sedilmektedir. Pangu’nun
23
, yaratt
ı
ğ
ı
 
ş
eylerden et-kilenen “Üç
İ
mparator”, dünyada dü-zeni sa
ğ
lar ve “Be
ş
 Hükümdar” ahlak kurallar
ı
n
ı
 belirler. Bunun ard
ı
ndan dünya 4 büyük k
ı
taya bölünür. Eserde s
ı
k s
ı
k bahsi geçen “Do
ğ
u Purvavideha
ı
tas
ı
24
 da bu 4 büyük k
ı
tadan biridir.
ı
tadan denizleri a
ş
ı
nca kar
ş
ı
m
ı
za “Ao-lai”
25
 ad
ı
nda bir ülke, ülkenin kom
ş
u oldu
ğ
u okyanusun ortas
ı
nda ise “Çi-çekler ve Meyveler Da
ğ
ı
26
 isimli bir ada bulunmaktad
ı
r.
İş
te bu ada, saf ve mur-dar muazzam müphemlikten ayr
ı
l
ı
rken olu
ş
mu
ş
tur.  Adan
ı
n en tepe noktas
ı
nda, etraf 
ı
n-da orkide ve mantarlar
ı
n yeti
ş
ti
ğ
i, yara-t
ı
l
ı
ş
 ba
ş
lad
ı
ğ
ı
ndan beri gö
ğ
ün gerçekli-
ğ
i, yerin güzelli
ğ
i, güne
ş
in özü ve ay
ı
n
ı
ş
ı
ğ
ı
 ile beslenen ölümsüz bir ta
ş
 vard
ı
r. Ta
ş
, bu güçler taraf 
ı
ndan öyle uzun bir zaman etki alt
ı
nda kalm
ı
ş
t
ı
r ki en so-nunda kendine ölümsüz bir rahim olu
ş
-turur ve ta
ş
tan bir yumurta do
ğ
urur.
İş
te bu yumurta, rüzgâr
ı
n üflemesi ile ta
ş
 bir maymuna dönü
ş
ür, zamanla sürünmeyi ve yürümeyi ö
ğ
renen maymun adadaki di
ğ
er canl
ı
larla arkada
ş
, di
ğ
er maymun-larla akran olur.Ta
ş
 maymunun “Maymun Kral” olma hikâyesi, eserde
ş
u dizelerle anla-t
ı
lmaya ba
ş
lar:
Bugün ünü dört bir yana yay
ı
lacak,Gün gelecek gö 
 ğ 
ün vekâletini bilecek,Yaz 
ı
lm
ı
 ş
 aln
ı
na burada ya
 ş
amak,Kral 
ı
n davetiyle Ölümsüzler Saray
ı
na ça
 ğ 
r
ı
lacak.
27
Zekâs
ı
 ve cesareti sayesinde tüm maymunlar için korunakl
ı
 bir yer bulan Ta
ş
 Maymun, olaydan sonra “maymun kral” olarak seçilir ve ismindeki “ta
ş
 
44
Bat 
ı
 ya Yolculuk
西游记
 Aylin YILMAZ-
Ş 
 A
Ş 
MAZ 
sözcü
ğ
ünü atarak kendine “Yak
ı
ş
ı
kl
ı
 Maymun Kral” ismini al
ı
r. Tebaas
ı
yla huzur içinde geçirdi
ğ
i 300-400 y
ı
l
ı
n ard
ı
ndan akl
ı
na ölümsüz-lük fikri tak
ı
lan Maymun Kral, yeralt
ı
 dünyas
ı
n
ı
n kral
ı
 Yama’n
ı
n hükmüne girmekten ve reenkarnasyon döngüsün-den kaçmay
ı
 ba
ş
aran üç varl
ı
ğ
ı
28
 arad
ı
ğ
ı
 uzun bir yolculu
ğ
a ç
ı
kar. Denizleri a
ş
an Maymun Kral, uzun yolculu
ğ
unda kar
ş
ı
la
ş
t
ı
ğ
ı
 bir oduncu sayesinde ölümsüzlerden biri ile tan
ı
ş
-ma
ş
ans
ı
n
ı
 yakalar ve onun ö
ğ
rencisi olur. Üstat Subodhi, Maymun Krala Budizm’e uygun bir isim vermek ister ve Maymun Kral’a Sun Wukong
29
 ismi-ni verir. Bu olaya ili
ş
kin
ş
u dizeler göze çarpar:
Muazzam müphemlik  parçaland 
ı
 ğ 
ı
nda, Yoktu soyadlar
ı
 ortada.
İ 
natç 
ı
 sonsuzlu
 ğ 
u parçalamak icab olunca,Varmak gerekti sonsuzlu
 ğ 
un  fark
ı
ndal 
ı
 ğ 
ı
na.
30
 
Sun Wukong, Üstat Subodhi’nin yan
ı
nda y
ı
llar süren e
ğ
itimine böylece ba
ş
lar. Bir gün, üstad
ı
n derslerinden biri s
ı
ras
ı
nda, aktard
ı
ğ
ı
 gizli i
ş
aretleri do
ğ
ru yorumlayan Wukong, bu olaydan sonra Subodhi’nin en parlak ö
ğ
rencisi hâline gelir. Üstat ona pek çok gizli ve do
ğ
aüs-s
ı
rr
ı
 ö
ğ
retmeye ba
ş
lar. Bu s
ı
rlar
ı
 ö
ğ
-rendikçe gurura kap
ı
lan Sun Wukong, bir gün arkada
ş
lar
ı
na gösteri
ş
 yaparken yakalan
ı
r ve bunun sonucunda Üstat Subodhi’nin yan
ı
ndan ayr
ı
lmak zorun-da b
ı
rak
ı
l
ı
r.
ı
llar sonra kendi da
ğ
ı
na dönmek zorunda kalan Sun Wukong, di
ğ
er may-munlar
ı
n Ya
ğ
mac
ı
 
İ
blis
31
 taraf 
ı
ndan devaml
ı
 sald
ı
r
ı
ya u
ğ
rad
ı
ğ
ı
n
ı
 ö
ğ
renince deliye döner; iblisin krall
ı
ğ
ı
na gider.
İ
blis ve yard
ı
mc
ı
lar
ı
 ile yeni ustala
ş
t
ı
ğ
ı
 do
ğ
aüstü güçleri (vücudundaki k
ı
llar
ı
 kendinin küçük kopyalar
ı
na dönü
ş
tür-me) kullanarak dövü
ş
ür. Zafer kazanan Sun Wukong, gücü-nün gururuyla maymunlar
ı
na dövü
ş
-meyi ö
ğ
retmeye; silah ve mühimmat sa
ğ
lamaya karar verir. Kendi içinse ya-
ş
ad
ı
ğ
ı
 ayd
ı
nlanma sonras
ı
nda kazand
ı
ğ
ı
 ölümsüzlü
ğ
e yara
ş
ı
r silah ve z
ı
rh aray
ı
-
ş
ı
na girer. Do
ğ
u Denizi’nin derinliklerinde ya-
ş
ayan kom
ş
usu, ejderhalar
ı
n kral
ı
nda ona uygun silahlar olabilece
ğ
i söylenin-ce, Ejderha Kral’
ı
 ziyarete gider ve kibar bir zorbal
ı
kla ondan silah talebinde bu-lunur. Ejderha Kral, denemesi için Sun  Wukong’a pek çok silah getirir; kahra-man
ı
m
ı
z bu silahlar
ı
 farkl
ı
 bahanelerle be
ğ
enmez. En sonunda Ejderha Kral, e
ş
inin tavsiyesi üzerine, son zaman-larda
ı
ş
ı
ldamaya ba
ş
lam
ı
ş
 olan Büyük Yü’nün
32
 sel bask
ı
nlar
ı
n
ı
 zapt etmek için kulland
ı
ğ
ı
 devasa büyüklükte mucizevi alt
ı
n sopay
ı
 Wukong’a gösterir. Sopay
ı
 eline alan Wukong, sopan
ı
n kullanan ki
ş
inin istedi
ğ
i boyutlara kendili
ğ
in-den küçülüp büyüyebildi
ğ
ini fark eder ve onu silah
ı
 olarak seçer. S
ı
ra Ejderha Kral’a z
ı
rh sormaya gelir; bu sefer aç
ı
k bir zorbal
ı
kla ve tehditlerle kendine uy-gun bir z
ı
rh talebinde bulunur ve iste
ğ
i bu sefer de yerine getirilir. Ancak art
ı
k sabr
ı
 zorlanm
ı
ş
 olan kral ve karde
ş
leri ya
ş
anan bu durumu Ye
ş
im
İ
mparator’a
33
 
ş
ikâyet etmeye karar vermi
ş
tir.
 
45
Dünya Destanlar
ı
Tekrar adas
ı
na dönen Wukong, te-baas
ı
yla kutlama yapt
ı
ktan sonra uyku-ya dalar; uykusunda ruhu iki ki
ş
i taraf 
ı
n-dan Yama’n
ı
n hükmündeki Karanl
ı
klar Ülkesi’ ne götürülür. Nerede oldu
ğ
unu anlay
ı
nca onu buraya getiren ulaklar
ı
 öldürüp kaçan Wukong, önüne gelen her
ş
eyi y
ı
k
ı
p yakmaya ba
ş
lar. Karanl
ı
k-lar Saray
ı
’n
ı
n kap
ı
s
ı
na geldi
ğ
inde, Ye-ralt
ı
 Dünyas
ı
’n
ı
n 10 Kral
ı
 ile kar
ş
ı
la
ş
an  Wukong, onlara ölümsüzlü
ğ
ün s
ı
rr
ı
na vak
ı
f olmas
ı
na ra
ğ
men neden buraya ge-tirildi
ğ
ini sorar ve ölüm kay
ı
tlar
ı
n
ı
 gör-meyi talep eder. Kay
ı
tlarda hâlen kendi isminin yaz
ı
l
ı
 oldu
ğ
unu gören Wukong, kendi ismi ile beraber tüm maymunlar
ı
-n
ı
n isimlerini de Yama’n
ı
n kay
ı
tlar
ı
ndan siler. Bu olaydan sonra Yama’n
ı
n kay
ı
t-ç
ı
lar
ı
 da Wukong’u Ye
ş
im
İ
mparatora
ş
ikâyet etmeye karar verir.
Deniz ejderhalar
ı
 ve yeralt
ı
 ülkesi-nin amirleri, yapt
ı
klar
ı
ndan sonra Sun  Wukong’u, Gök Saray’da
34
 Ye
ş
im
İ
mpa-rator’a
ş
ikâyete gelir ve olaylar
ı
 impara-tora aktar
ı
rlar. Wukong’un daha fazla sorun ç
ı
karmas
ı
n
ı
 engellemek ad
ı
na Ye-
ş
im
İ
maparator, onun saraya gelmesine karar verir ve onu “
İ
mparatorluk Ah
ı
r-lar
ı
 Sorumlusu” olarak atar. Wukong’u göreve ça
ğ
ı
rmas
ı
 için Venüs’ün Alt
ı
n
ı
ld
ı
z
ı
’n
ı
 adaya gönderir.Eserde Sun Wukong’un ça
ğ
ı
r
ı
ld
ı
k-tan sonra Gö
ğ
ün Krall
ı
ğ
ı
na giri
ş
i
ş
u di-zelerle anlat
ı
lmaktad
ı
r:
Yukar
ı
daki krall 
ı
 ğ 
a ilk yükseli
 ş
i, Ve Gö 
 ğ 
ün Saray
ı
’na ani giri
 ş
i.On binlerce alt 
ı
n
ı
 ş
ı
k huzmesi, Mercan gökku
 ş
a
 ğ 
ı
n
ı
 olu
 ş
turmak için birle
 ş
ti.Binlerce katman kutsanm
ı
 ş
 havaYaymaktayd 
ı
 mor renkli sisi……D
ı
 ş
 avlu etkileyici olsa da,Kar
 ş
ı
 konulmazd 
ı
 içerdeki manzara……Gö 
 ğ 
ün davullar
ı
 çal 
ı
nd 
ı
 ğ 
ı
nda,Tebaas
ı
ndan on bin bilge, Onurland 
ı
r
ı
rd 
ı
 Ye
 ş
im
İ 
mparator’u burada.Beraber giderlerdi ye
 ş
im giri
 ş
ini alt 
ı
n çivilerin tuttu
 ğ 
u,
ı
rm
ı
ı
 kap
ı
lar
ı
nda zümrüd-ü anka ku
 ş
lar
ı
n
ı
n uçu
 ş
tu
 ğ 
u,Gö 
 ğ 
ün Kral 
ı
’n
ı
n Saray
ı
na… …Maymun Kral’ 
ı
n kaderine yaz 
ı
lm
ı
 ş
ı
 ,Fani dünyada lekelenmekten ziyade, A
 ş
aca
 ğ 
ı
 Gök’ün s
ı
n
ı
rlar
ı
n
ı
.
35
Ba
ş
lang
ı
çta yeni görevinden mem-nun olan Wukong, bir süre sonra asl
ı
nda bu görevin en dü
ş
ük rütbede bir görev oldu
ğ
unun fark
ı
na vararak sinirlenir; yeryüzüne geri döner ve burada kendini “Gö
ğ
e E
ş
 Büyük Bilge”
36
 ilan eder.
İ
smi-ni üzerine yazd
ı
rd
ı
ğ
ı
 sancaklar
ı
 ma
ğ
ara-s
ı
n
ı
n kap
ı
s
ı
na ast
ı
r
ı
r. Ye
ş
im
İ
mparator onu geri getirmek için Li Tianwang
37
 ve Nalakuvara’y
ı
38
 görevlendirir.
İş
te bu ikili ile Sun Wukong’un ara-s
ı
nda çarp
ı
ş
malar da böylece ba
ş
lam
ı
ş
 olur.
 Ad 
ı
 her emre uyan alt 
ı
n sopa,Baltaya ise çiçek saçan denirdi.
İ 
kisi aniden bulu
 ş
unca,Üstün olan hangisi kimseler bilemedi;Balta ve sopa,Çarp
ı
 ş
ı
lar bir sa
 ğ 
da, bir solda.
 
46
Bat 
ı
 ya Yolculuk
西游记
 Aylin YILMAZ-
Ş 
 A
Ş 
MAZ 
Biri en muazzam güçlerini saklad 
ı
 ,Di
 ğ 
eri böbürlenen bir bo
 ş
bo
 ğ 
azd 
ı
.Güçlerini kullan
ı
nca,Bulut üfleyip, sis kustular;Ellerini aç 
ı
nca, toprak savurup tozu dumana katt 
ı
lar.Gö 
 ğ 
ün sava
 ş
ç 
ı
s
ı
 kudretli olsa da,Sonsuzdu Maymun Kral’daki dönü
 ş
üm kabiliyeti...…Yeryüzünde yay
ı
lm
ı
 ş
 olsa da Yüce-Ruh’un ad 
ı
 , Di
 ğ 
eri ile boy ölçü
 ş
emezdi, i
 ş
 maharete  geldi mi; Büyük Bilge f 
ı
r
ı
l f 
ı
r
ı
l dönerken sopas
ı
 yla,Uyu
 ş
tururdu tüm bedeni bir tek vuru
 ş
la kafaya.
39
Önce Li Tianwang’la, sonras
ı
nda ise Nalakuvara’yla çarp
ı
ş
an ve kazanan Sun  Wukong, Ye
ş
im
İ
mparator’dan yeni un-van
ı
n
ı
 kabul etmesini talep eder ve gö-
ğ
ün bu iki generalini geri gönderir. Ye-
ş
im
İ
mparator, Venüs’ün tavsiyesi üze-rine, Maymun Kral’a “Gö
ğ
e E
ş
 Büyük Bilge”
 
unvan
ı
n
ı
n verilmesini kabul eder. Sun Wukong’a isteklerinin kabul edildi
ğ
i ve Gök Saray’a geri dönmesi ge-rekti
ğ
i söylenir. Asl
ı
nda kendisine hük-mü olmayan bir unvan verildi
ğ
inden habersiz olan Wukong, saraya geri dö-ner ve ona tahsis edilen konakta zevk-ü safa içinde ya
ş
amaya ba
ş
lar. Yapacak bir i
ş
i olmayan Wukong, bu bo
ş
luktan istifade arkada
ş
lar edin-meye ba
ş
lay
ı
nca Ye
ş
im
İ
mparator ona bir görev bulunmas
ı
n
ı
n elzem oldu
ğ
una karar verir ve onu saray
ı
n
ş
eftali bah-çelerinden sorumlu yapar. Wukong’a emanet edilen, Ye
ş
im Gölü Kraliçe-si’nin
40
 kendi yeti
ş
tirdi
ğ
i
ş
eftali a
ğ
açla-r
ı
d
ı
r ve bunlar s
ı
radan
ş
eftaliler de
ğ
il-dir. Bahçede farkl
ı
 zamanlarda mahsul veren
ş
eftaliler bulunmaktad
ı
r. A
ğ
açlar içinde, 3000 y
ı
lda bir meyve veren
ş
efta-lilerin
41
 meyvelerini gide gele yiyip biti-ren Sun Wukong’un ba
ş
ı
, kraliçe ölüm-süzlük
ş
eftalisi tatma ziyafeti” vermek isteyince, belaya girer. Bu ziyafete davet edilmedi
ğ
ini kraliçenin bahçeye
ş
eftali toplamaya gelen perilerinden ö
ğ
renen  Wukong, davetlilerden birini kand
ı
ra-rak onun yerine geçer ve ziyafet yerinde-ki her
ş
eyi yer, içer. Wukong, cezaland
ı
-r
ı
lmamak için Gök Saray’dan
42
 kaçarken yanl
ı
ş
l
ı
kla Laozi’nin
43
 Tushita Saray
ı
’n-daki
44
 evine girer, burada gördü
ğ
ü özel iksirli haplar
ı
n hepsini yedikten sonra en sonunda yeryüzüne kaçar. Maymunlar
ı
 için de Gök Saray’dan ölümsüzlük
ş
arab
ı
 çalan Sun Wukong’u cezaland
ı
rman
ı
n zaman
ı
 art
ı
k gelmi
ş
tir.
ğ
ün Ordular
ı
 Ye
ş
im
İ
mparator’un emriyle onu yakalamak için yeryüzüne iner. Wukong’un askerleri ve Gö
ğ
ün or-dular
ı
 aras
ı
nda dillere destan çarp
ı
ş
ma-lar ba
ş
lar.
Bir kum f 
ı
rt 
ı
nas
ı
 gö 
 ğ 
ü süpürdü geçti,Mor sis dünyay
ı
 karanl 
ı
 ğ 
a bo
 ğ 
du,
İ 
 frit maymun Yüce
İ 
mparator’u rahats
ı
z etti diyeGö 
 ğ 
ün sakinleri ölümlü topraklara  gönderildi……Pek çoktur dönü
 ş
ümleri gökten do
 ğ 
mu
 ş
 Maymun Kral’ 
ı
n
Ş 
imdi keyfediyor çald 
ı
klar
ı
 yla da
 ğ 
daki bar
ı
na
 ğ 
ı
nda.
 
47
Dünya Destanlar
ı
Ölümsüzlük
Ş 
eftalisi festivalini mahvetti diye Yayd 
ı
 Tanr
ı
’n
ı
n a
 ğ 
ı
n
ı
 , gö 
 ğ 
ün yüz bin birli
 ğ 
i.
45
ğ
ün kuvvetleri Maymun Kral’
ı
 yakalay
ı
p cezaland
ı
rabilmek için top-yekûn bir sald
ı
r
ı
ya giri
ş
ir.
İ
ki taraf 
ı
n birlikleri sabah
ı
n ilk
ı
ş
ı
klar
ı
ndan gün bat
ı
m
ı
na kadar durmaks
ı
z
ı
n çarp
ı
ş
ı
r. Pek çok çarp
ı
ş
man
ı
n ard
ı
ndan hep galip ç
ı
kan Maymun Kral, maymunlar
ı
ndan bir tanesini bile kaybetmez. Ziyafet için Gök Saray’a gelmi
ş
 olan Bodhisattva Guanyin ve ö
ğ
rencisi Hui-an
46
, Ye
ş
im
İ
mparator ile görü
ş
erek olan olaylardan haberdar olur. Bodhisattva Guanyin, adadaki askerî durumu ö
ğ
-renmek için, ö
ğ
rencisi ve ayn
ı
 zamanda Li Tianwang’
ı
n da o
ğ
lu olan Hui-an’
ı
 Çiçekler ve Meyveler Da
ğ
ı
’na gönder-meye karar verir. Aday
ı
 kaplayan tanr
ı
 a
ğ
ı
 Hui-an için kald
ı
r
ı
l
ı
r. Durumu göz-lemleyen Hui-an, gö
ğ
e geri dönmeden Sun Wukong’a sald
ı
rmaya, gücünü de-nemeye karar verir. 50-60 sefer birbirleri ile çarp
ı
ş
ı
rlar ancak bu çarp
ı
ş
malardan da Maymun Kral galip ç
ı
kar.
Gö 
 ğ 
ün on bin sava
 ş
ç 
ı
s
ı
 döner durur meydanda,
ı
ra s
ı
ra bekler ma
 ğ 
aran
ı
n maymun sava
 ş
ç 
ı
lar
ı
 hâli haz 
ı
rda.Garip sis ve kara bulutlar kaplar  yeryüzünü boylu boyunca,Sava
 ş
ı
n kokusu ve duman
ı
 ula
 ş
ı
r ta Gö 
 ğ 
ün Saray
ı
na.Dünün sava
 ş
ı
 gör ülesi bir
 ş
eydi, Bugünkü dünden de beterdi.Maharetine hayran b
ı
rakt 
ı
 Maymun Kral,Moksa da kaybetti, kaç 
ı
 yor i
 ş
te kö 
 ş
e bucak.
47
Son olarak Maymun Kral’
ı
 yaka-lamas
ı
 için Ye
ş
im
İ
mparator’un ye
ğ
eni Er Lang
48
, yeryüzüne gönderilir. Kar-de
ş
leriyle beraber adaya gelen Er Lang, ortal
ı
ğ
ı
 tarumar eden Maymun Kral’
ı
 yakalayabilmek ad
ı
na bir plan yapar. Er Lang sava
ş
 meydan
ı
nda öyle korku-tucu bir
ş
ekle bürünür ki, onu gören maymunlar
ı
n hepsi korkuyla kaç
ı
ş
ma-ya ba
ş
lar. Askerlerinin onu terk etti
ğ
ini gören Sun Wukong da kaçar ve pek çok kez
ş
ekil de
ğ
i
ş
tirerek Er Lang’
ı
 atlatma-ya çal
ı
ş
ı
r. Onlar çarp
ı
ş
adursun bu s
ı
ra-da durumu kontrol etmeye yeryüzüne gelen Laozi, Wukong’un üzerine Elmas bir kapan atar ve bu kapan sayesinde gö-
ğ
ün askerleri Wukong’u yakalamay
ı
 en sonunda ba
ş
ar
ı
r. Ölümsüzlük s
ı
rr
ı
na vak
ı
f olmu
ş
, ard
ı
ndan da Gök Saray’da ölümsüzlük ad
ı
na var olan tüm iksir ve yiyecekleri yiyip içmi
ş
 olan Wukong’u cezaland
ı
r-mak hiç de kolay de
ğ
ildir. Ye
ş
im
İ
mpa-rator, Wukong’un küçük parçalara kesi-lerek cezaland
ı
r
ı
lmas
ı
n
ı
 ister, ancak bu ceza ba
ş
ar
ı
s
ı
z olur. Laozi, Wukong’u öl-dürebilecek bir yöntem bildi
ğ
ini söyler;
İ
mparator da onu Laozi’ya teslim eder.  Wukong, Laozi taraf 
ı
ndan çe
ş
itli ritü-ellerle bir ate
ş
e at
ı
l
ı
r ve üzeri kapat
ı
l
ı
r; bu ate
ş
 Sun Wukong’un gö zlerini k
ı
zg
ı
n bir k
ı
rm
ı
z
ı
ya dönü
ş
türmekten ve onu si-nirlendirmekten ba
ş
ka bir i
ş
e yaramaz. Bir süre sonra Laozi’n
ı
n elinden kaçan  Wukong, intikam almak için her yere ve herkese sald
ı
rmaya ba
ş
lar, Gök’de önü-ne gelen ne varsa y
ı
k
ı
p geçen Wukong’u

Unlock this document

Upload a document to download this document or subscribe to read and download.

or

Unlock the next 20 pages after an ad

7
 
48
Bat 
ı
 ya Yolculuk
西游记
 Aylin YILMAZ-
Ş 
 A
Ş 
MAZ 
durdurmak için, Ye
ş
im
İ
mparator Bu-da’dan
49
 yard
ı
m ister.Buda olanlar
ı
 ve Ye
ş
im
İ
mpara-tor’un mü
ş
kül durumunu duyar duy-maz Sun Wukong’la yüzle
ş
meye gider.  Wukong’un, Ye
ş
im
İ
mparator’un yerin-de gözü oldu
ğ
unu fark eden Buda, onu zekâs
ı
 ve üstün güçleri ile hizaya getirir. Elinin bir ters hareketiyle, onu Gök’ün bat
ı
 kap
ı
s
ı
ndan d
ı
ş
ar
ı
 atar. Buda, be
ş
 parma
ğ
ı
n
ı
 metal, a
ğ
aç, su, ate
ş
 ve top-ra
ğ
ı
n be
ş
 faz
ı
na ve onlar
ı
 da birbiri ile ba
ğ
lant
ı
l
ı
 be
ş
 s
ı
ra da
ğ
a dönü
ş
türür. Wu-kong tekrar kaçmaya çal
ı
ş
ı
nca, bir kâ-
ğ
ı
t parças
ı
na alt
ı
n harflerle “
O
 ma
i  padme h
ūṁ
50
 yazar ve bu kâ
ğ
ı
d
ı
 s
ı
ra da
ğ
lar
ı
n üzerine yap
ı
ş
t
ı
r
ı
lmak üzere  Ananda’ya
51
 verir. Ananda görevini ye-rine getirince, bu da
ğ
lar Sun Wukong’u yüzlerce y
ı
l hapsedecek bir cezaevine dönü
ş
ş
 olur.
Küstah ve y
ı
k
ı
ı
 maymun gö 
 ğ 
e isyan edinceTathagata taraf 
ı
ndan yola getirildi.Dayanmak için mevsimlere, erimi
 ş
 bak
ı
r içti; Zaman geçsin diye, metal toprakla beslendi.Gök’ten gelen bu ac 
ı
 talihsizlikle s
ı
nan
ı
rken,Memnundur çaresizce olsa da nefes almaktan.Ya
 ş
amas
ı
na e
 ğ 
er izin verilirse bu kahraman,Gidecektir Bat 
ı
 ya, Buda’ya hizmet için  gelecekte bir zaman.
52
Bu dizelerde Maymun Kral’
ı
n ne ko-
ş
ullar alt
ı
nda cezas
ı
n
ı
 çekece
ğ
inden ve cezas
ı
n
ı
n sonunda Buda’ya hizmet ede-ce
ğ
inden bahsedilmektedir. Xuan Zang isimli bir ke
ş
i
ş
 taraf 
ı
ndan kurtar
ı
lana dek, Sun Wukong yar
ı
m a
ş
ı
r
ı
 a
ş
k
ı
n bir süre bu da
ğ
larda hapis hayat
ı
 ya
ş
ar.Eserde bize göre ikinci ana k
ı
s
ı
m; Buda’n
ı
n
sutr
alar
ı
 yaratmas
ı
 ve bu
sut-ra
lar
ı
 al
ı
p Do
ğ
u K 
ı
tas
ı
’na götürecek Bu-dist bir ke
ş
i
ş
 bulmas
ı
 için “Bodhisattva Guanyin”i görevlendirmesi ile ba
ş
lar. Bu s
ı
rada aradan be
ş
 yüz y
ı
la yak
ı
n bir zaman geçmi
ş
tir ve Sun Wukong hâlâ hapistir.Bodhisattva Guanyin ve ö
ğ
rencisi Hui-a
53
 yolculuklar
ı
na ba
ş
lad
ı
ktan son-ra Liusha bölgesinde, Ruoshui
54
 isimli geni
ş
 bir nehir ile kar
ş
ı
la
ş
ı
rlar. Burada eskiden Ye
ş
im
İ
mparator’un generalle-rinden olan, k
ı
rd
ı
ğ
ı
 bir kristal bardak yüzünden yeryüzüne cezas
ı
n
ı
 çekmek için sürgün edilen ve “Liusha Nehri”nde reenkarne olan bir kum canavar
ı
 ile kar-
ş
ı
la
ş
ı
rlar.
İş
te bu canavar hikâyemizin di
ğ
er bir kahraman
ı
 olan Sha Wujing, di
ğ
er ad
ı
yla Shaseng’dir. Bodhisattva Guanyin, canavar
ı
n as
ı
l kimli
ğ
ini ö
ğ
-rendikten sonra ona Budist gelenekle-rine uygun, Sha Heshang ismini verir ve onu ileride sutralar
ı
 ta
ş
ı
yacak olan Xuan Zang’
ı
 yolculu
ğ
u s
ı
ras
ı
nda koru-makla görevlendirerek yan
ı
ndan ayr
ı
l
ı
r.Do
ğ
u’ya do
ğ
ru yolculu
ğ
una devam eden Bodhisattva Guanyin ve Hui-an üzeri magma ile kapl
ı
 oldu
ğ
undan yü-rümeye elvermeyen yüksek bir da
ğ
a va-r
ı
rlar. Bulutlar
ı
n üzerinden z
ı
playarak buradan geçmek üzerelerken, bir anda esen deli bir rüzgârla beraber kar
ş
ı
lar
ı
-na yeni bir canavar ç
ı
kar ve Hui-an ile dövü
ş
meye ba
ş
lar.
İş
te bu canavar Zhu

Unlock this document

Upload a document to download this document or subscribe to read and download.

or

Unlock the next 20 pages after an ad

7
 
49
Dünya Destanlar
ı
Bajie’dir ve destans
ı
 roman
ı
m
ı
zda Xuan Zang’a e
ş
lik edecek bir di
ğ
er kahraman-d
ı
r. Zhu Bajie, destan içindeki en göze çarpan ve dramatik erkek karakterlerin-den biridir. Zhu Ganglie ve Zhu Wu-neng
55
 isimleri ile de bilinmektedir. Gök Saray’da, aslen General Tian Peng ola-rak da bilinen Zhu Bajie, Gök’te Chang-e’ya
56
 sald
ı
rmas
ı
ndan sonra ceza olarak yeryüzüne kovulur ve bir domuzun rah-minde yeniden dünyaya gelir, domuz suratl
ı
 bir erkek olarak büyür ve bu se-bepten “
Zhu
/
/Domuz” soyad
ı
n
ı
 al
ı
r. Destanda Zhu Bajie
ş
u dizelerle tarif edilmektedir:
Kurutulmu
 ş
 lotus yapraklar
ı
 gibi k
ı
vr
ı
lm
ı
 ş
 ve bükülmü
 ş
 dudaklar
ı
 ,Bambu yapraklar
ı
ndan yelpazelere benzer kulaklar
ı
.Keskin çelik gibi korkutucu di
 ş
leri,  Açm
ı
 ş
 upuzun a
 ğ 
ı
n
ı
 ; kocaman bir mangal gibi. Metal mi
 ğ 
 feri yanaklar
ı
na ba
 ğ 
lanm
ı
 ş
 ,
ı
rh
ı
n
ı
n kay
ı
 ş
lar
ı
 pulsuz y
ı
lanlar gibi.Elinde tuttu
 ğ 
u t 
ı
rm
ı
k, sanki bir ejderhan
ı
n uzanm
ı
 ş
 pençeleri, Belinde as
ı
ı
 hilal görünümlü bir yay. Harika mevcudiyeti ve gururlu çehresi,
İ 
lahlara meydan okur; tanr
ı
lar
ı
n  gözünü korkutur.
57
Hui-an ile çarp
ı
ş
maya ba
ş
layan Zhu Bajie k
ı
sa süre sonra yapt
ı
ğ
ı
 hatan
ı
n far-k
ı
na var
ı
r ve Bodhisattva Guanyin’den af diler; yeryüzündeki cezas
ı
n
ı
n aff 
ı
 için yalvar
ı
r. Guanyin, tövbe ettikten sonra ona Zhu Wuneng ad
ı
n
ı
 verir; yerinden ayr
ı
lmamas
ı
 gerekti
ğ
ini, Buda’n
ı
n sut-ralar
ı
n
ı
 ta
ş
ı
yan bir hac
ı
 buradan geçti-
ğ
inde ona yard
ı
m ederse affedilece
ğ
ini söyler ve yoluna devam eder.Sonra Sun Wukong’un hapsedildi
ğ
i s
ı
ra da
ğ
lar
ı
n bölgesine gelen Bodhisat-tva Guanyin ve Hui-an, pi
ş
manl
ı
ğ
ı
 ve tövbeyi ö
ğ
rendi
ğ
ini söyleyen ve Büyük Merhamet’in ona bir
ş
ans vermesini, do
ğ
ru yolu bulmas
ı
nda yard
ı
mc
ı
 olma-s
ı
n
ı
 isteyen Sun Wukong’la da ayn
ı
 an-la
ş
may
ı
 yapar. En sonunda Büyük Tang Ülkesinin ba
ş
kenti Chang’an’a varan Bodhisattva Guanyin ve Hui-an, bura-da sutralar
ı
 Hindistan’dan al
ı
p getirecek bir ke
ş
i
ş
 için olan aray
ı
ş
lar
ı
na ba
ş
laya-caklard
ı
r.Eserde, bundan sonraki bölümler-de, ke
ş
i
ş
 Xuan Zang’
ı
n hayat hikâyesine yer verilir. Xuan Zang’
ı
n babas
ı
 Chen Guangrui, saray s
ı
navlar
ı
n
ı
 kazand
ı
ktan sonra valisi olarak atand
ı
ğ
ı
 Jiangzhou’ya e
ş
i ile birlikte giderken kar
ş
ı
lar
ı
na ç
ı
kan alt
ı
n bir sazan bal
ı
ğ
ı
n
ı
n hayat
ı
n
ı
 kur-tar
ı
r. Ard
ı
ndan bir nehri geçmek için bindikleri sal
ı
 kullanan ve kar
ı
s
ı
na göz koyan ki
ş
ilerce katledilir; cesedi nehrin sular
ı
na b
ı
rak
ı
l
ı
r. Hayat
ı
n
ı
 kurtard
ı
-
ğ
ı
 o alt
ı
n sazan bal
ı
ğ
ı
 asl
ı
nda “Ejderha Kral”d
ı
r. Gördü
ğ
ü yard
ı
m
ı
 kar
ş
ı
l
ı
ks
ı
z b
ı
rakmak istemeyen Ejderha Kral, Gu-angrui’nin nehir sular
ı
ndaki bedenini bozulmayacak
ş
ekilde korumaya al
ı
r ve ruhunu da kendi saray
ı
nda konuk etme-ye karar verir.Bu esnada, Guangrui’nin katili Liu Hong, onun kimli
ğ
ine bürünür ve Gu-angrui’nin e
ş
i Yin Han
ı
m
ı
58
 olan olaylar konusunda ses ç
ı
karmamas
ı
 için tehdit eder. Jiangzhou’ya e
ş
inin katili ile be-raber gidip orada evli hayat
ı
 ya
ş
amaya
Batiya Yolculuk
From Scribd7 pages145 views
Batiya Yolculuk
No ratings yet
 
50
Bat 
ı
 ya Yolculuk
西游记
 Aylin YILMAZ-
Ş 
 A
Ş 
MAZ 
zorlanan Yin Han
ı
m bu s
ı
rada hamile-dir. Çocuk do
ğ
duktan sonra Liu Hong, Yin Han
ı
m’a çocu
ğ
u bo
ğ
mas
ı
n
ı
 emre-der. Ancak buna gönlü raz
ı
 gelmeyen Yin Han
ı
m, çocu
ğ
unu bir sala ba
ğ
lar; yan
ı
na soya
ğ
ac
ı
n
ı
 ve tüm hikâyesini an-latan bir not koyarak salla beraber n e-hir sular
ı
na b
ı
rak
ı
r. Çocu
ğ
u, “Faming” ad
ı
nda bir ba
ş
rahip bulur, ona bebeklik ismi olarak yaz
ı
l
ı
 notu okuyan rahip Ji-angliu
59
 ismini koyar. Çocuk büyür ve bir gün onunla dalga geçilmesine katla-namad
ı
ğ
ı
 için, ba
ş
rahibe ailesi hakk
ı
n-da soru sormaya gider. Faming, art
ı
k “Xuan Zang” ismini kullanmakta olan ö
ğ
rencisine, ailesi hakk
ı
ndaki gerçe
ğ
i anlat
ı
r. Ailesinin ba
ş
ı
ndan geçenleri ö
ğ
-renen Xuan Zang, annesini kurtarmak için Jiangzhou’ya yola ç
ı
kar. Burada annesi ile görü
ş
ür ve ard
ı
ndan hemen imparatora durumu bildirmek üzere ba
ş
kente gider.
İ
mparatorun emriyle babas
ı
n
ı
n katilini yakalat
ı
p cezaland
ı
-r
ı
lmas
ı
n
ı
 sa
ğ
lar; annesini ya
ş
ad
ı
ğ
ı
 bu sahte hayattan kurtar
ı
r ve babas
ı
 için bir ölüm töreni düzenler. Bu esnada Ejder Kral babas
ı
n
ı
n hayata geri dönmesini sa
ğ
lar ve aile y
ı
llar sonra olsa da birbiri-ne kavu
ş
mu
ş
 olur. Eser, Tang Hanedan
ı
60
 
İ
mparatoru Taizong’un yapt
ı
rd
ı
ğ
ı
 bir tap
ı
na
ğ
ı
n
ı
-l
ı
ş
ı
 için düzenledi
ğ
i ayinle devam eder.  Ayinden haberdar olan Bodhisattva Guanyin, kendisine verilen görevi ye-rine getirmek için arad
ı
ğ
ı
 ki
ş
iyi burada bulabilece
ğ
ini dü
ş
ünür. Ayine gizli bir biçimde kat
ı
lan Guanyin, bir süre sonra gerçek kimli
ğ
ini
İ
mparator Taizong ve orada bulunan ke
ş
i
ş
lere aç
ı
klar, orada bulunma sebebini anlat
ı
r; Buda’n
ı
n
sut-ra
lar
ı
n
ı
 Hindistan’dan getirecek bir ke-
ş
i
ş
e ihtiyac
ı
 oldu
ğ
unu söyler. Bu göreve gönüllü olan Xuan Zang, Budist ö
ğ
re-tilere uygun ya
ş
ayan, ola
ğ
anüstü güçle-ri olmayan bir ke
ş
i
ş
tir. Xuan Zang, bu yolculuk için “Tripitaka” ad
ı
n
ı
 al
ı
r ve iki yol arkada
ş
ı
 ile Hindistan’a uzanan yol-culu
ğ
una ba
ş
lar. Bu yolculu
ğ
un ba
ş
lan-g
ı
c
ı
 eserde
ş
u dizelerle aktar
ı
lmaktad
ı
r:
Zengin Tang Hükümdar
ı
n
ı
n emriyle,Zen Budizm’inin kayna
 ğ 
ı
n
ı
 bulmaya  gitti. Ejderin yuvas
ı
n
ı
 bulmaya takm
ı
 ş
ı
 akl 
ı
n
ı
 ,Dikkatlice akbaba zirvesine t 
ı
rmand 
ı
.Kendi s
ı
n
ı
rlar
ı
 d 
ı
 ş
ı
nda kaç eyalet gezdi? On bin kere bulut ve da
 ğ 
lar
ı
 a
 ş
ı
.
Ş 
imdi Bat 
ı
 ya gitmek için b
ı
rak
ı
r bu krall 
ı
 ğ 
ı
 ;Büyük müphemli
 ğ 
e varmak için, koruyacakt 
ı
r yasa ve iman
ı
n
ı
.
61
 
Bu yolculukla beraber bize göre ese-rin çat
ı
ş
malarla dolu üçüncü k
ı
sm
ı
 da ba
ş
lam
ı
ş
 olur. Tripitaka ve arkada
ş
lar
ı
 yolculuk ba
ş
lar ba
ş
lamaz iki tane gulya-bani taraf 
ı
ndan sald
ı
r
ı
ya u
ğ
rar ve esir al
ı
-n
ı
r.
İ
ki arkada
ş
ı
 gulyabanilere yemek ol-du
ğ
u s
ı
rada ya
ş
l
ı
 bir adam k
ı
l
ı
ğ
ı
na girmi
ş
 Venüs Y 
ı
ld
ı
z
ı
 taraf 
ı
ndan kurtar
ı
lan Xuan Zang, seyahatine devam eder. Ancak tehlikelerin ard
ı
 arkas
ı
 kesilmez, yol üs-tünde bu kez canavarlar taraf 
ı
ndan çev-relenen Tripitaka’n
ı
n imdad
ı
na bir avc
ı
 yeti
ş
ir ve onu saatler boyunca bir kaplan-la dövü
ş
erek kurtar
ı
r. Avc
ı
n
ı
n evine gi-den Xuan Zang, geceyi burada geçirir ve avc
ı
n
ı
n babas
ı
n
ı
n ruhu için durmaks
ı
z
ı
n dua eder. Bunun sonucunda avc
ı
 Xuan Zang’a yolculu
ğ
unun
İ
ki S
ı
n
ı
r Da
ğ
ı
’na
62
 
 
51
Dünya Destanlar
ı
kadar olan bölümünde refakat eder. Bu da
ğ
ı
n ard
ı
nda Tatarlar
ı
n bölgesi bulun-maktad
ı
r. Da
ğ
da avc
ı
 ve Xuan Zang bir-birlerinden ayr
ı
lmak üzerelerken bir ses duyarlar; “
Efendim sonunda geldi! 
63
, bu ses destan
ı
n ana kahramanlar
ı
ndan Maymun Kral’a aittir.
Eserde, Maymun Kral’
ı
n be
ş
 yüzy
ı
l-l
ı
k hapsi sonundaki durumuna dair
ş
u dizeler göze çarpar:
Sivri bir a
 ğ 
ı
z ve içi bo
 ş
 yanaklar;
ı
ı
l gözlerinde elmaslar parlar;Yosun ba
 ğ 
lam
ı
 ş
 saçlar
ı
nda;Salk
ı
mlar büyümü
 ş
 kulaklar
ı
nda.
Ş 
akaklar
ı
nda ye
 ş
il çimen saçtan;Çene alt 
ı
nda, yosun sakaldan çok.Ka
 ş
lar
ı
nda çamur,Burnunda toprak, Ne ac 
ı
nas
ı
 hâli bak! Parmaklar
ı
 kaba, Ayaklar
ı
 nas
ı
rl 
ı
 ,Pislik ve kirle kapl 
ı
 her taraf 
ı
.Neyse ki gözleri hâlâ hareketli,Budala dili ise hâlâ kuvvetli.Konu
 ş
mada maharetli olsa da, Hareket ettiremez ki bedenini.Be
 ş
 yüzy
ı
l öncesinin Büyük Bilgesi Sun,Bugün terk edecek tanr
ı
 a
 ğ 
ı
n
ı
 , bitecek i
 ş
kencesi.
64
Tripitaka, da
ğ
ı
n üzerine Ananda taraf 
ı
ndan yerle
ş
tirilmi
ş
 olan mühürü sökerek Maymun Kral, yani Sun Wu-kong’u serbest b
ı
rak
ı
r; avc
ı
 ise evine dö-ner. Yolculuklar
ı
na beraber devam eden Tripitaka ve Sun Wukong’un kar
ş
ı
s
ı
na ba
ş
ka bir kaplan ç
ı
kar ve Wukong sihirli sopas
ı
 ile avc
ı
dan çok daha k
ı
sa bir sü-rede bu hayvan
ı
n icab
ı
na bakar. Ard
ı
n-dan kar
ş
ı
lar
ı
na alt
ı
 h
ı
rs
ı
z ç
ı
kar ve onlar
ı
 soymaya kalk
ı
ş
ı
r. Sun Wukong bu h
ı
r-s
ı
zlar
ı
 öldürünce efendisi can alman
ı
n kötülü
ğ
ünden bahsederek onu azarlar; tart
ı
ş
man
ı
n sonucunda Maymun Kral daha fazla dayanamaz ve Xuan Zang’
ı
n yan
ı
ndan Do
ğ
u Okyanusu’na kaçar. Tek ba
ş
ı
na kal
ı
nca Xuan Zang’
ı
 ziyaret eden Bodhisattva Guanyin, ona Sun Wu-kong’u zapt etmek için kullanabilece
ğ
i kafaya tak
ı
lan bir alet ver ir; sihirli baz
ı
 sözler ö
ğ
retir. Bu s
ı
rada Sun Wukong Do
ğ
u Okyanusu’nun Ejderha Kral’
ı
-n
ı
 ziyaret etmektedir. Ziyaret s
ı
ras
ı
nda ba
ş
ı
ndan geçenleri ve Xuan Zang ile kavgas
ı
n
ı
 aktaran Wukong’a, Ejderha Kral sab
ı
r sahibi olmay
ı
 ö
ğ
renmesini ve efendisinin yan
ı
na geri dönmesini ö
ğ
ütler. Bu ö
ğ
üt üzerine geri dönen Sun  Wukong, Xuan Zang
ı
n onu kand
ı
rmas
ı
 sayesinde, kafas
ı
na Guanyin’in getirdi
ğ
i ba
ş
l
ı
ğ
ı
 takar ve sihirli sözleri de söyleyen Xuan Zang taraf 
ı
ndan bu ba
ş
l
ı
k saye-sinde kontrol edilmeye ba
ş
lanm
ı
ş
 olur. Bu olaydan sonra tekrar yolculukla-r
ı
na kald
ı
klar
ı
 yerden devam eden kah-ramanlar
ı
m
ı
z
ı
n at
ı
, Saran Y 
ı
lan da
ğ
ı
n
ı
n dibindeki Kederli Kartal ak
ı
nt
ı
s
ı
na yak-la
ş
t
ı
klar
ı
 s
ı
rada bir ejderha
65
 taraf 
ı
ndan kaç
ı
r
ı
l
ı
r. Sun Wukong, ejderha ile yüz-le
ş
meye ve at
ı
n ak
ı
betini ö
ğ
renmeye gi-der; Bodhisattva Guanyin, Tripitaka’y
ı
 korumas
ı
 için iki ilah
ı
 yeryüzüne gönde-rir. Wukong ejderha ile dövü
ş
ünde galip gelemeyince Bodhisattva Guanyin’den yard
ı
m ister. Eserin bu bölümünde, Wukong ile ejderhan
ı
n kar
ş
ı
la
ş
mas
ı
n
ı
 tasvir eden
ş
u dizeler bulunmaktad
ı
r:
 
52
Bat 
ı
 ya Yolculuk
西游记
 Aylin YILMAZ-
Ş 
 A
Ş 
MAZ 
Keskin pençelerini uzat 
ı
rken ejderha,Sopas
ı
n
ı
 kald 
ı
rd 
ı
 maymun da havaya.Beyaz ye
 ş
im ipler gibi sallan
ı
rd 
ı
 birinin b
ı
 y
ı
klar
ı
 ,
ı
ı
l-alt 
ı
n lambalar gibi yanmaktay
ı
 di
 ğ 
erinin gözleri.B
ı
 y
ı
klar
ı
n alt 
ı
ndaki a
 ğ 
ı
zdan ç 
ı
karken renkli dumanlar,Metal sopas
ı
n
ı
 sallamaktayd 
ı
 h
ı
zla, bir rüzgâr gibi.Biri ailesinin yüz karas
ı
 lanetli o
 ğ 
lan, Di
 ğ 
eri güç sarho
 ş
u tanr
ı
lara ba
 ş
kald 
ı
ran…
66
Bodhisattva Guanyin Wukong’un yard
ı
m talebini geri çevirmez ve ejder-hay
ı
 bir ata çevirir. Guanyin, Wukong’a
ş
kül duruma dü
ş
tüklerinde kullan
ı
l-mak üzere, üç tane sihirli k
ı
l verir ve ya-n
ı
ndan ayr
ı
l
ı
r. Maymun Kral, at ve k
ı
l-larla beraber efendisinin yan
ı
na döner ve yola devam edebileceklerini söyler . Bir zaman ve çe
ş
itli olaylardan son-ra Eski Gao Köyü’ne varan kahraman-lar, yoldan geçen bir adamla konu
ş
ur ve köyün ba
ş
ı
na bela olan bir canavar-dan haberdar olurlar. Konaklama için bu canavar
ı
n rahat b
ı
rakmad
ı
ğ
ı
 çiftlik evine giderler ve oran
ı
n sahibi ile bir an-la
ş
ma yaparlar. Anla
ş
maya gö re çiftlik sahibinin k
ı
z
ı
 ile evlenen ve ard
ı
ndan çiftli
ğ
e musallat olan canavar
ı
 Wukong öldürecek ve bu dertten kurtulmalar
ı
na yard
ı
m edecektir. Bunun kar
ş
ı
l
ı
ğ
ı
nda Tripitaka ve Wukong geceyi burada ge-çireceklerdir. Asl
ı
nda bu canavar, Xuan Zang’
ı
 korukmakla görevli di
ğ
er kah-raman
ı
m
ı
z, domuz ruhu Zhu Bajie’den ba
ş
kas
ı
 de
ğ
ildir. Bu durumun fark
ı
nda olmayan Sun Wukong, canavara sald
ı
r
ı
r ancak onu yakalamay
ı
 ba
ş
aramaz. Uzun bir süre Zhu Bajie’yi kovalayan Sun Wu-kong, bir kar
ş
ı
la
ş
malar
ı
 s
ı
ras
ı
nda cana-vara Hindistan’dan Buda’n
ı
n sutralar
ı
n
ı
 almakla görevli bir rahibe e
ş
lik etti
ğ
in-den bahsedince gerçek durum anla
ş
ı
l
ı
r ve Zhu Bajie teslim olur. Böylece köy ve çiftlik canavardan kurtulur ve kah-ramanlar üç ki
ş
i olarak yolculuklar
ı
na devam ederler.Destan
ı
n sonraki parças
ı
 da bu çiz-gide devam eder. Akan Kumlar Nehri’n-de kar
ş
ı
lar
ı
na bir canavar ç
ı
kan kahra-manlar, onunla uzun soluklu bir çarp
ı
ş
-ma içine girerler. Bu kar
ş
ı
la
ş
ma bizlere
ş
u dizelerle aktar
ı
l
ı
r:
Ke
 ş
i
 ş
in alt 
ı
n gözbebeklerinde
 ş
im
 ş
ekler çakt 
ı
 ,Canavar
ı
n yuvarlak gözleri gümü
 ş
 çiçekler gibi parlad 
ı
.Bir a
 ğ 
ı
zdan renkli sisler; Di
 ğ 
erinden k
ı
rm
ı
ı
 dumanlar ç 
ı
kt 
ı
.
ı
rm
ı
ı
 dumanlar karanl 
ı
 ğ 
ı
 ayd 
ı
nlat 
ı
rken;Renkli sisler gecede par
ı
ldad 
ı
.  Alt 
ı
n halkal 
ı
 sopa;Dokuz çatall 
ı
 t 
ı
rm
ı
k.Övgüye de
 ğ 
er iki gerçek kahraman:Biri yeryüzüne inmi
 ş
 Büyük Bilge;Di
 ğ 
eri Gök’ten gelen bir general…
İ 
leri ve geri, sopa t 
ı
rm
ı
 ğ 
ı
 engelledi.Gün do
 ğ 
umuna kadar ikisi de durmak bilmedi,En sonunda canavar
ı
n kollar
ı
 uyu
 ş
up titredi.
67
Bir süre sonra bu canavar
ı
n da Bo-dhisattva Guanyin taraf 
ı
ndan Xuan
 
53
Dünya Destanlar
ı
Zang’
ı
 korumakla görevli oldu
ğ
u ortaya ç
ı
kar; bu canavar kum ruhu Sha Hes-hang’d
ı
r. Sha Heshang, gerçek kimlik-lerini anlad
ı
ktan sonra Xuan Zang, Sun  Wukong ve Zhu Bajie’nin büyük nehri a
ş
malar
ı
na yard
ı
m eder ve yolculuklar
ı
-n
ı
n bundan sonraki bölümlerinde onla-ra kat
ı
l
ı
r. Eserin bu bölümünden sonra kahra-manlar
ı
m
ı
z
ı
n ba
ş
ı
ndan geçen 81 badire ve ya
ş
ad
ı
klar
ı
 maceralar anlat
ı
lmaya ba
ş
lan
ı
r. Yolculuklar
ı
 boyunca kar
ş
ı
la
ş
-t
ı
klar
ı
 insanlara yard
ı
m eder; hüküm-darlar
ı
n hayat
ı
n
ı
 kurtar
ı
r; kendi ba
ş
-lar
ı
na gelen felaketlerden kurtulurlar. Xuan Zang bu 81 badire esnas
ı
nda pek çok kez etini yiyerek ölümsüz olmak isteyen iblislerce kaç
ı
r
ı
l
ı
r ve hapsedilir. Konaklad
ı
klar
ı
 yerler; ba
ş
lar
ı
ndan ge-çen olaylar eser boyunca manzum
ş
iirler ve düz yaz
ı
 hâlinde, detayl
ı
 bir biçimde, okuyucuya aktar
ı
lmaktad
ı
r. Bu serüvenin kahramanlar
ı
n
ı
n en güçlüsü Sun Wukong’dur. Eserin pek çok bölümünde Xuan Zang’
ı
n ve ba
ş
-kalar
ı
n
ı
n hayatlar
ı
n
ı
 kurtarmas
ı
na ra
ğ
men, kar
ş
ı
lar
ı
na ç
ı
kan kötü ki
ş
ileri öldürmesinden dolay
ı
, efendisi ile baz
ı
 sürtü
ş
melere de girer ve cezaland
ı
r
ı
l
ı
r. Zhu Bajie ise eserde Wukong’dan olduk-ça zay
ı
f güçlere sahip, tembel ve açgözlü bir karakter olarak okuyucuya aksettiri-lir. Zhu Bajie’nin bu kötü özelliklerine ra
ğ
men bir görevi oldu
ğ
unu, özellikle su canavarlar
ı
 ile kar
ş
ı
la
ş
t
ı
klar
ı
nda di-
ğ
er kahramanlara yard
ı
mc
ı
 oldu
ğ
unu görmekteyiz. Sha Wujing ise, eserde bahsi geçen Xuan Zang’dan sonra en güçsüz kahramand
ı
r. Ancak bu güçsüz yap
ı
s
ı
n
ı
n d
ı
ş
ı
nda çok çal
ı
ş
kan ve sab
ı
rl
ı
 bir karakter olarak bizlere aktar
ı
lm
ı
ş
t
ı
r.Destan
ı
n bize göre dördüncü ve en k
ı
sa k
ı
sm
ı
nda
68
 kahramanlar
ı
n Hindis-tan’a varmalar
ı
 ve Buda ile kar
ş
ı
la
ş
ma-lar
ı
; sutralar
ı
 alarak do
ğ
uya geri dön-meleri, mükâfatland
ı
r
ı
lmalar
ı
 ve Gök’e yükselmeleri anlat
ı
lmaktad
ı
r. Buras
ı
 destan
ı
n sonucunun i
ş
lendi
ğ
i k
ı
s
ı
md
ı
r.Kahramanlar
ı
m
ı
z uzun süredir yol-dad
ı
r ve en sonunda Buda’n
ı
n gerçek kalesine ula
ş
may
ı
 ba
ş
ar
ı
rlar. Lingshan Da
ğ
ı
 ayaklar
ı
nda onlar
ı
 kar
ş
ı
lamaya Ye
ş
im Do
ğ
ruluk Tap
ı
na
ğ
ı
’nda
69
 ya
ş
a-yan “Alt
ı
n Armal
ı
 Büyük Ölümsüz” ge-lir. Bu Taoist tap
ı
na
ğ
ı
nda ya
ş
ayan di
ğ
er ölümsüzlerle de tan
ı
ş
ı
r ve Buda’n
ı
n top-raklar
ı
na ayak basmadan evvel kokulu sularla banyo yaparlar; geceyi tap
ı
nakta geçirirler. Ertesi sabah kahramanlar
ı
m
ı
z Lingshan Da
ğ
ı
’na, Budan
ı
n kutsal top-raklar
ı
na olan t
ı
rman
ı
ş
lar
ı
na ba
ş
larlar. Yol üzerinde büyük bir nehre var
ı
rlar ve nehri geçmek için kullan
ı
lan bir köprü oldu
ğ
unu fark ederler. Köprüye do
ğ
ru yakla
ş
t
ı
klar
ı
nda nehrin üzerinde bir de dipsiz görünen bir bot vard
ı
r; botu dü
ş
ük rütbeli Buda-lardan biri olan “Ratnadhvaja”
70
 kullan-maktad
ı
r. Bota binerler; hareket etmeye ba
ş
lay
ı
nca nehirde yanlar
ı
ndan cesetler geçti
ğ
ini ve bu cesetlerin kendilerine ait oldu
ğ
unu fark ederler. Kahramanlar
ı
-m
ı
z en sonunda et ve kemikten olan be-denlerini geride b
ı
rakm
ı
ş
 ve Buda mer-tebesine yükselmi
ş
ledir. Bu olaya dair eserde
ş
u dizeler bulunmaktad
ı
r:
Fani beden, et ve kemikten s
ı
 yr
ı
ı
nca,Kar
 ş
ı
ı
kl 
ı
 sevginin ilkel ruhu ç 
ı
kar orta- ya.
576648e32a3d8b82ca71961b7a986505