I
Dünden BugüneDÜNYA DESTANLARI
Editörler:
Görkem KÖKDEM
İ
R - Ay
ş
e Gül F
İ
DAN
ANKARA - 2019
Recommended
Download to read ad-freeKral Rother Destani Nda Dogu Bati Cekism
From Scribd17 pages39 views
Kral Rother Destani Nda Dogu Bati Cekism
No ratings yet
IV
Hurri Kökenli Kumarbi Destan
ı
“Gökyüzü Krall
ı
ğ
ı
” ........................................327
Ali Osman T
İ
RO
Anadolu’nun
İ
lk Ölümsüz Ozan
ı
: Homeros .....................................................337
A. Co
ş
kun ÖZGÜNEL
Eski Yunanda Destan Gelene
ğ
i ........................................................................347
Ali GÜVELO
Ğ
LU
Bir Bo
ş
nak Balad
ı
: Hasanaginica .....................................................................365
Taner
Ş
EN
Bir Arnavut Kahramanl
ı
k Destan
ı
: Gjergj Elez Alia ..........................................379
Tolga D
İ
LL
İ
O
Ğ
LU
Arnavut Epik Destanlar
ı
.................................................................................393
Zekjir KADRIU - Ece D
İ
LL
İ
O
Ğ
LU
Eski Roma Destanlar
ı
.....................................................................................403
Hüseyin ÜRETEN
Dante Alighieri ve “Divina Commedia” (
İ
lahi Komedya) “Bir Aray
ı
ş
ı
n Destan
ı
” .447
Bülent AYYILDIZ
A
ş
k ve Sava
ş
ı
n Destan
ı
: Torquato Tasso’nun Kurtar
ı
lm
ı
ş
Kudüs’ü ......................459
Bar
ı
ş
YÜCESAN – O
ğ
uz KORAN
Kral Rother Destan
ı
’nda Do
ğ
u-Bat
ı
Çeki
ş
mesi..................................................471
Hasan Kaz
ı
m KALKAN
Bir Kurnazl
ı
k Destan
ı
: Le Roman de Renart-Tilkinin Roman
ı
..........................485
Ece YASSITEPE AYYILDIZ
Katk
ı
da Bulunanlar .........................................................................................493
V
Önsöz
Dil ve Tarih-Co
ğ
rafya Fakültesi’ne 1987 y
ı
l
ı
nda rahmetli babam
ı
n ve annemin iste
ğ
iyle ilk ad
ı
m
ı
m
ı
att
ı
ğ
ı
mda beni bu kadar geli
ş
tirip e
ğ
itece
ğ
ini hiç dü
ş
ünmemi
ş
tim. Bu kadar y
ı
ll
ı
k süre zarf
ı
nda fakültemiz ç
ı
narlar
ı
ndan Dekan Prof. Dr. Rüçhan Ar
ı
k hocam
ı
z
ı
n Dekan Yard
ı
mc
ı
lar
ı
rahmetli Prof. Dr. Hayat Erkanal ve Prof. Dr. Zafer
İ
lbars ile çal
ı
ş
m
ı
ş
olmak oldukça mutluluk ve onur vericiydi. Tarih Bölümü’nde görev yapt
ı
ğ
ı
m s
ı
ralarda Prof. Dr. Melek Delilba
ş
ı
, rahmetli Prof. Dr. Mustafa Kafal
ı
, Prof. Dr. Yücel Özkaya, rahmetli Prof. Dr. Ali Sevim, Prof. Dr. Yavuz Ercan, Prof. Dr. Ay
ş
e Onat, Prof. Dr. Ömer Çapar, Prof. Dr. Nejat Kaymaz gibi de
ğ
erli hocalar
ı
mla çal
ı
ş
ma
ş
erefine eri
ş
tim. Kütüphanecilik Bölümü ö
ğ
retim üyelerinden rahmetli Prof. Dr. Osman Ersoy hocamdan kitap katalo
ğ
u haz
ı
rlamay
ı
ve Arkeoloji Bölümünün de
ğ
erli hocalar
ı
, rahmetli Prof. Dr. Hayat Erkanal, Prof. Dr. I
ş
ı
n Yalç
ı
nkaya, Prof. Dr. Co
ş
kun Özgünel, Prof. Dr. Orhan Bingöl’den ise arkeolojik kaz
ı
lar
ı
n nas
ı
l yap
ı
ld
ı
ğ
ı
n
ı
, misafir olarak kat
ı
larak, ö
ğ
renme
ş
ans
ı
na eri
ş
tim. Son olarak görev yapt
ı
ğ
ı
m müddetçe Do
ğ
u Dilleri ve Edebiyatlar
ı
Bölümünde Prof. Dr. Mürsel Öztürk, Prof. Dr. Hicabi K
ı
rlang
ı
ç, Prof. Dr. M.Faruk Toprak ve Prof. Dr. Ay
ş
e Nur Tekmen olmak üzere, Dil ve Tarih-Co
ğ
rafya Fakültesinde ya
ş
ad
ı
ğ
ı
m güzel zamanlar ve isimlerini sayd
ı
ğ
ı
m de
ğ
erli hocalardan bana kalan birle
ş
tirici ve bütünle
ş
tirci vizyon bende bu ortak kitap projesini ortaya ç
ı
karma fikri ve iste
ğ
ini uyand
ı
rd
ı
.
İ
lk kitap projesi olan “
Do
ğ
u ve Bat
ı
Mitolojileri”
kitab
ı
12 bilim insan
ı
arkada
ş
ı
m
ı
n katk
ı
lar
ı
yla 2018 y
ı
l
ı
nda yay
ı
nland
ı
. Sonras
ı
nda “
Dünden Bugüne Dünya Destanlar
ı
” kitab
ı
n
ı
yapmak üzere sahalar
ı
nda uzman de
ğ
erli bilim insan
ı
yazarlar
ı
m
ı
zla birlikte bütün dil ve kültürlerdeki destanlar
ı
içeren bu çal
ı
ş
may
ı
okurlara sunduk.Ba
ş
ta annem ve rahmetli babam Burhan Çak
ı
r ve Gülsen Çak
ı
r’a, E
ş
im Cumhur Balkan, O
ğ
lum Taylan Balkan ve K
ı
z
ı
m
Ş
eymanur Balkan bu fikrime destek vererek bu i
ş
e ba
ş
lamam
ı
sa
ğ
lad
ı
klar
ı
için, bu kitab
ı
n tüm a
ş
amalar
ı
nda yan
ı
mda olan ve yard
ı
m eden Ay
ş
e Gül Fidan, Görkem Kökdemir ve Esra Kökdemir’e, böylesi güzel bir kapak tasar
ı
m
ı
için Derya Y
ı
lmaz’a ve emeklerinden dolay
ı
bütün bölüm yazarlar
ı
na çok te
ş
ekkür ederim.
İ
yi ki Dil ve Tarih-Co
ğ
rafya Fakültesi’nin bir üyesi ve emektar
ı
y
ı
m.
D
İ
LEK BALKAN Ankara 2019
1
Giri
ş
: Destan, Türleri ve Özellikleri
Destan, topluluklar ya da toplumlar
ı
n geçmi
ş
le ba
ğ
ı
n
ı
kuran en eski edebiyat türlerinden olup genellikle
ş
iirsel ve di-daktik eserlerdir. Yunanca kahramanl
ı
k anlam
ı
na gelen “
espos
” sözcü
ğ
ünden gelmektedir. A
ğ
ı
rl
ı
kl
ı
olarak Eski Ça
ğ
toplumlar
ı
nda tanr
ı
, tanr
ı
ça ve kahra-manlar
ı
, bilge ki
ş
iliklerin efsanevi ve gerçek ya
ş
am öykülerini konu edinir ve mitoloji, efsane, folklor ve tarihî ö
ğ
eler-den olu
ş
ur. Destanlar ayr
ı
ca kurakl
ı
k, k
ı
tl
ı
k gibi ya
ş
anan do
ğ
al felaketler ya da sava
ş
lar, zaferler, kahramanl
ı
klar, yenil-giler, mücadeleler ve göç gibi topluluk-lar
ı
derinden etkilemi
ş
ve toplumlar
ı
n tarihinde derin izler b
ı
rakm
ı
ş
tarihsel ve sosyal olaylar
ı
da konu edinebil-mektedir. Dolay
ı
s
ı
yla destanlar kahra-man-bilge ki
ş
ilerin ya
ş
amlar
ı
n
ı
efsane-vi ve abart
ı
l
ı
biçimde i
ş
lerken destan
ı
n ait oldu
ğ
u toplum ve zaman
ı
n bilgisini içeren önemli bilgi kayna
ğ
ı
ya da bilgi deposu anlam
ı
n
ı
ta
ş
ı
rlar. Destanlar, Ra-aflaub’
ı
n
1
belirtti
ğ
i gibi, modern-öncesi toplumlarda “kurumsal” bir i
ş
lev üst-lenmenin yan
ı
s
ı
ra okuyucuya o döneme dair bilgi veren önemli bir kaynak i
ş
levi görürler.Destanlar ve efsaneler hemen hemen tüm toplumlarda geçmi
ş
te ya
ş
anan olay-lar
ı
n anlat
ı
c
ı
lar arac
ı
l
ı
ğ
ı
ile ku
ş
aktan ku
ş
a
ğ
a ya da ayn
ı
ku
ş
akta farkl
ı
mekân-larda dilden dile dola
ş
mas
ı
ile geçmi
ş
ten bu güne uzan
ı
r ve geçmi
ş
konusunda bilgi verir. Bu anlamda destanlar geç-mi
ş
in dinsel ve toplumsal detaylar
ı
n
ı
yans
ı
tan “kültürel bellek” özelli
ğ
i ta
ş
ı
r ve insana kendi toplumunu tan
ı
man
ı
n yan
ı
s
ı
ra di
ğ
er toplumlar
ı
n da geçmi
ş
ini ö
ğ
renme
ş
ans
ı
sunar ve insanl
ı
ğ
ı
n ortak yönlerini görmeye katk
ı
sa
ğ
lar. Destan-lar yaz
ı
ya geçirilmi
ş
olsa dahi anlat
ı
c
ı
lar ilginç biçimde önemini korumaya de-vam eder, çünkü destanlar
ı
n bu anlat
ı
-c
ı
lar üzerinden de
ğ
i
ş
ikliklerle “yeniden üretilmesi” söz konusudur. Dolay
ı
s
ı
yla destanlar özellikle yaz
ı
l
ı
kültürün ol-mad
ı
ğ
ı
ya da görece az oldu
ğ
u toplum ya da topluluklarda önemli oldu
ğ
u gibi günümüzde de topluluklar ve toplumlar aç
ı
s
ı
ndan önem ta
ş
ı
r. Destanc
ı
lar
ı
n köy köy dola
ş
ı
p destan anlatmas
ı
, günü-müzde de özellikle alt-topluluklar için önemini hâlâ korumaktad
ı
r.
SUNU
Ş
Geçmi
ş
, Bugün ve Gelecek Aç
ı
s
ı
ndan Destanlar, Kültürler ve Toplumlar
Hayriye ERBA
Ş
2
SUNU
Ş
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş
Genelde ve özel olarak da Türkçe’de pek çok konuda oldu
ğ
u gibi destana ve destanla ilgili di
ğ
er sözlü-yaz
ı
l
ı
an-lat
ı
lara ili
ş
kin kavramlar ço
ğ
u zaman birbirinin yerine kullan
ı
lmakta ve bu durum kavram karga
ş
as
ı
na yol açmak-tad
ı
r. Ancak herkesin üzerinde uzla
ş
t
ı
ğ
ı
görü
ş
, yaz
ı
n
ı
n bilinmedi
ğ
i ya da yayg
ı
n olmad
ı
ğ
ı
arkaik toplumlarda destan, mit, efsane ve masal gibi sözlü anlat
ı
la-r
ı
n önemli oldu
ğ
u ve bu anlat
ı
lar
ı
n bir-birlerini besleyerek bir “kültürel bellek” ve “toplumsal bellek” olu
ş
turduklar
ı
d
ı
r. Dolay
ı
s
ı
yla hem tarihsel hem de kültürel alanlar
ı
konu edinmeleri ve bu konular
ı
i
ş
leyerek öne ç
ı
karmalar
ı
nedeniyle top-luluklar
ı
n, toplumlar
ı
n ve bazen de tüm uygarl
ı
ğ
ı
n ortak deneyimlerini, de
ğ
erle-rini ve dü
ş
üncelerini yans
ı
tmas
ı
aç
ı
s
ı
n-dan bu anlat
ı
lar geçmi
ş
le ba
ğ
ı
kurmak ve farkl
ı
toplumlar
ı
ve kültürleri anlama aç
ı
s
ı
ndan önemli bilgi kaynaklar
ı
d
ı
rlar. Kavram karga
ş
as
ı
olarak destan ve destanla ili
ş
kili anlat
ı
lar birbiriyle ili
ş
-kili olsalar da aralar
ı
nda farkl
ı
l
ı
klar bulunmaktad
ı
r. Bu konudaki tart
ı
ş
ma-lara geçmeden mitler konusunda birkaç vurgu yapmakta yarar var. Destanlar da dâhil olmak üzere di
ğ
er anlat
ı
tür-leri de daha çok ilkel toplumlarda in-san ile hayvan ortak kökenine dayanan inan
ı
ş
lar ile beslenen anlat
ı
lard
ı
r. Yani insan ile totem olarak kabul edilen hay-van aras
ı
ndaki ortak kökene dayanan dü
ş
ünce bireysel ve toplumsal ya
ş
am
ı
n düzenlenmesi aç
ı
s
ı
ndan önem ta
ş
ı
r. Bu anlamda Durkheim’in
2
vurgulad
ı
ğ
ı
ör-neklerdeki inan
ı
ş
lar destanlar aç
ı
s
ı
ndan oldukça önemlidir
3
.
İş
te mitlerdeki bu özellik belli toplumlar
ı
n dü
ş
ünsel dün-yalar
ı
nda hâlen yer alan ve elbette ki destanlar ve di
ğ
er anlat
ı
sal türlerde izle-ri olan özelliklerdir. Bu özelli
ğ
in “do
ğ
u” olarak tan
ı
mlanan toplumlarda belli oranda hâlâ ya
ş
ı
yor olmas
ı
, bu toplum-lar
ı
n kendileri ve do
ğ
a ile bar
ı
ş
ı
k olma-lar
ı
nda ve “insan
ı
n” evrenin tek sahibi olarak görülmesine dayanan “araçsal akl
ı
n” kullan
ı
m
ı
yla do
ğ
an
ı
n tahrip edil-mesini belli oranda engellemi
ş
olmas
ı
n-da etken olabilir. Destan
ı
n tan
ı
mlanmas
ı
ve özellik-leri ve buna ba
ğ
l
ı
olarak da s
ı
n
ı
fland
ı
-r
ı
lmas
ı
konusunda farkl
ı
yakla
ş
ı
mlar mevcuttur. Destanlar konusunda yayg
ı
n olarak yap
ı
lan ve kabul gören bu s
ı
n
ı
f-land
ı
rmalardan biri “sözlü destanlar” ya da “yaz
ı
l
ı
destanlar”
(oral or written)
4
biçimindeki s
ı
n
ı
flamad
ı
r. Destanlar konusunda yayg
ı
n bir di-
ğ
er s
ı
n
ı
fland
ı
rma, “birincil (
primary
)” ve “yapay (
artificial
)” destanlar biçi-mindeki s
ı
n
ı
flamad
ı
r. C. S. Lewis’in 1942 y
ı
l
ı
nda yay
ı
mlanan “
A Preface to Paradise Lost
”
5
kitab
ı
nda bu ayr
ı
m
ı
yap-t
ı
ğ
ı
görülmektedir. Lewis, tüm
ş
iirlerin özünde yapay oldu
ğ
u dü
ş
üncesinden hareket etmekte ve hayatta kalan hiçbir antik
ş
iirin olmad
ı
ğ
ı
görü
ş
ünü ileri sü-rerek tatmin edici bulmad
ı
ğ
ı
eski “ilkel
(
primitive
)” ve “yapay (
artificial
)” biçi-mindeki ayr
ı
m yerine bir hiyerar
ş
i ifade-si bar
ı
nd
ı
rmayan “birincil destan (
pri-mary epic
)” ve “ikincil destan (
secon-dary epic
)” biçimindeki adland
ı
rmay
ı
koymaktad
ı
r. Çünkü ona göre destanlar tamamen kronolojiktir ve de
ğ
er yarg
ı
s
ı
içermez. Bu nedenle Lewis’e göre
,
“ikin-cil” kavram
ı
, ikincil düzey ya da derece anlam
ı
nda de
ğ
il, birincil olandan ç
ı
kan ve ondan sonra gelen anlam
ı
ndad
ı
r.
3
Dünya Destanlar
ı
Lewis, çal
ı
ş
mas
ı
nda Homeros ve
İ
ngiliz destan
ı
Beowulf’
ı
“birincil destan” ör-ne
ğ
i olarak verir ve tart
ı
ş
ı
r. Destanlar konusunda s
ı
kl
ı
kla yap
ı
-lan di
ğ
er bir s
ı
n
ı
fland
ı
rma “do
ğ
al des-tanlar” ve “yapay destanlar”
biçiminde-ki s
ı
n
ı
fland
ı
rmad
ı
r. Do
ğ
al destanlar bü-yük oranda birincil destanlara kar
ş
ı
l
ı
k gelir. Do
ğ
al destanlar
ı
n bir bölümü der-lenip toplanarak yaz
ı
ya geçirilmi
ş
olsa da genellikle yazar
ı
belli olmayan ano-nim ve bugün için de sadece sözel a
ş
a-mada kalan destanlar için kullan
ı
lmak-tad
ı
r. Bu nedenle de baz
ı
destanlar
ı
n pek çok versiyonu bulunabilmekte ve farkl
ı
versiyonlar
ı
n olu
ş
umu hem bugü-ne hem de gelece
ğ
e yönelik olarak hâlâ devam etmektedir. Bu anlamda destan-lar
ı
n toplumsal ve tarihsel deneyimler-le birlikte hep bir olu
ş
um süreci içinde olduklar
ı
söylenebilir. Destanlar
ı
n bu özelli
ğ
inden dolay
ı
da “sözlü
ya da ya-z
ı
l
ı
” (
oral or written
) destanlar biçimin-deki ayr
ı
m önemli olmaktad
ı
r. A
ğ
ı
zdan a
ğ
za ve ku
ş
aktan ku
ş
a
ğ
a geçen ve daha çok kahramanl
ı
k olaylar
ı
n
ı
n anlat
ı
ld
ı
ğ
ı
eski kültürlere ve uygarl
ı
klara ait olan destanlar genellikle “do
ğ
al destanlar” olarak adland
ı
r
ı
lmaktad
ı
r. Çünkü des-tanlar ve destans
ı
öyküler, ilk ça
ğ
lardan beri, dünyan
ı
n her yerinde, gelenekleri sonraki ku
ş
aklara aktarmak için kolek-tif olarak yarat
ı
lm
ı
ş
edebî türlerdir. Do-
ğ
al destanlar
(primary epics)
, mitoloji-lerin ortaya ç
ı
kt
ı
ğ
ı
çok eski dönemlere aittir.
İ
nsanlar
ı
n evreni, yarad
ı
l
ı
ş
lar
ı
n
ı
, ya
ş
an
ı
lan tüm do
ğ
a olaylar
ı
n
ı
dönemin özelli
ğ
i nedeni ile “modern bilim anla-y
ı
ş
ı
” d
ı
ş
ı
nda ya da bilimsel olmayan bir biçimde sorgulad
ı
klar
ı
, anlamland
ı
r-maya ve adland
ı
rmaya çal
ı
ş
t
ı
klar
ı
dö-nemdir. Dolay
ı
s
ı
yla da akl
ı
n ve bilimin egemen olmad
ı
ğ
ı
ve daha çok dinsel ve mitolojik unsurlar
ı
n etkili oldu
ğ
u bir dönemde yani “dünyan
ı
n büyüsünün henüz bozulmad
ı
ğ
ı
” bir dönemde sözlü ve anonim olarak üretilmi
ş
eserlerdir. Bu anlamda eski toplumlar
ı
n incelen-mesinde önemli sosyolojik kaynak an-lam
ı
n
ı
ta
ş
ı
d
ı
klar
ı
gibi ilerleyen y
ı
llarda ve günümüzde bilimin görece daha az önemsendi
ğ
i “geleneksel toplumlar”
ı
n ya da bilimin önemsendi
ğ
i geli
ş
mi
ş
toplumlar
ı
n geçmi
ş
leriyle ba
ğ
kurmas
ı
ve geçmi
ş
i anlamas
ı
aç
ı
s
ı
ndan önemli kaynaklard
ı
r. “Yapay destanlar” ya da Lewis’in ifadesi ile “ikincil destanlar (
secondary epics
)” ise görece daha yeni ve yine toplum ya da toplulu
ğ
un belle-
ğ
inde derin izler b
ı
rakan olaylar ya da kahramanlar
ı
n bir yazar/
ş
air taraf
ı
ndan do
ğ
al destana benzer bir tarzda kaleme al
ı
nmas
ı
ile olu
ş
an destanlard
ı
r. K
ı
saca-s
ı
destanlar
ı
n olu
ş
umu konular
ı
, kahra-manlar
ı
ve mesajlar
ı
de
ğ
i
ş
erek ve yenile-nerek günümüzde de devam etmektedir. Dahas
ı
yan
ı
t aranan sorular
ı
n pek ço
ğ
u da özleri gere
ğ
i yan
ı
tlanabilir ya da ko-lay yan
ı
tlanabilir “sorular” olmad
ı
ğ
ı
n-dan bu sorular ça
ğ
da
ş
destanlar
ı
n da konusu olmaya devam etmektedir. Bu nedenle de destanlar bir dönemi ve top-lumu anlamaktan çok kurgu da olsa o dönemin “dü
ş
ünce ve duygu dünyas
ı
n
ı
” anlama aç
ı
s
ı
ndan önemli kaynaklard
ı
r ve kendileri de tarihsel olu
ş
umlard
ı
r. Bu konu sonraki bölümde ele al
ı
nacakt
ı
r. Do
ğ
al destanlarda ya
ş
anm
ı
ş
olaylara “öznel” vurgular olmas
ı
na ra
ğ
men daha çok anonim, payla
ş
ı
lan duygular
ı
n a
ğ
ı
r basmas
ı
na kar
ş
ı
l
ı
k, yapay destanlarda “öznel kurgunun” daha fazla yer al
ı
yor
4
SUNU
Ş
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş
olmas
ı
do
ğ
al destanla yapay destan ara-s
ı
ndaki en önemli fark olarak de
ğ
erlen-dirilebilir. Di
ğ
er bir ifade ile yapay des-tanlarda “kurgu” daha öne ç
ı
kmaktad
ı
r. Ancak yine de her iki destan türünde de hem ç
ı
k
ı
ş
hem de var
ı
ş
noktas
ı
aç
ı
-s
ı
ndan “daha iyiye” giden bir aray
ı
ş
ça-bas
ı
nda olmak iki destan
ı
n ortak yönü olarak de
ğ
erlendirilebilir. Ancak destanlar konusunda her-kesin üzerinde anla
ş
t
ı
ğ
ı
bir tan
ı
mla-man
ı
n olmamas
ı
nedeni ile destanlar konusunda tan
ı
mlaman
ı
n de
ğ
il yakla-
ş
ı
m
ı
n önemli oldu
ğ
u vurgusu oldukça anlaml
ı
d
ı
r. Bu vurguyu yapan
İ
stanbul Bilgi Üniversitesi’nde de bir dönem ders veren
İ
ngiliz antropolog ve tarihçi Jack Goody, Afrika’da Gana’n
ı
n kuzeyinde ya
ş
ayan LoDagaa Toplulu
ğ
u üzerinden gerçekle
ş
tirdi
ğ
i çal
ı
ş
malar
ı
ile alana önemli katk
ı
lar sunmu
ş
tur.
6
Önce Söz Vard
ı
Sonra Yaz
ı
!
Öncesinde sözel olan destanlar
ı
n yaz
ı
-n
ı
n bulunmas
ı
ndan sonra yaz
ı
l
ı
olarak var oldu
ğ
u dü
ş
üncesi yayg
ı
n olarak kabul edilmektedir. Ancak, bu konu-da Jack Goody önemli ele
ş
tirilerde bu-lunmakta ve alana katk
ı
lar sunmakta-d
ı
r. Öncelikle Goody’nin bu alandaki önemli katk
ı
s
ı
, yaz
ı
l
ı
ve sözlü kültürleri ikili kar
ş
ı
tl
ı
k ba
ğ
lam
ı
nda ay
ı
rman
ı
n yanl
ı
ş
oldu
ğ
u biçimindeki uyar
ı
s
ı
d
ı
r.
7
Goody’nin
8
yaz
ı
sisteminin ve alfabenin nas
ı
l ortaya ç
ı
kt
ı
ğ
ı
ve bu olu
ş
umun in-san bilincini ve anlat
ı
lar
ı
nas
ı
l etkiledi
ğ
i ve de
ğ
i
ş
tirdi
ğ
ini sorgulad
ı
ğ
ı
çal
ı
ş
mas
ı
n-da yaz
ı
l
ı
ve sözlü kültürlerin birbirini iz-leyen ve birbirini d
ı
ş
layan ikili kar
ş
ı
tl
ı
k biçiminde de
ğ
il, birlikte giden süreçler oldu
ğ
u yönündeki vurgusu önemlidir. Yani yaz
ı
n
ı
n bulunmas
ı
sözlü kültürü yok etmemi
ş
sözlü kültürle birlikte var olmu
ş
ve sözlü kültürü de
ğ
i
ş
ime u
ğ
rat-m
ı
ş
t
ı
r. Goody yaz
ı
ve sözün bu etkile
ş
i-mi ve birlikte sürdürülmesi durumunu antropolojiye kazand
ı
rd
ı
ğ
ı
bir kavram olan “
lecto-oral
”l
ı
k kavram
ı
yla tan
ı
m-lar. Bu önemli bir ayr
ı
md
ı
r, çünkü ya-z
ı
n
ı
n bulunmas
ı
yla birlikte sözelli
ğ
in yok olmaya do
ğ
ru evrildi
ğ
i dü
ş
üncesine kar
ş
ı
ç
ı
kmaktad
ı
r. Bu ayr
ı
m yaz
ı
n
ı
n bu-lunu
ş
undan sonra sözel ve yaz
ı
l
ı
olan
ı
n birbiriyle ili
ş
kili bir biçimde ve birlikte var olmaya devam etti
ğ
i anlam
ı
n
ı
ta
ş
ı
-maktad
ı
r ki, bu da yerinde ve do
ğ
ru bir saptamad
ı
r. Çünkü ilerleyen bölümler-de görülece
ğ
i gibi yaz
ı
n
ı
n bulunmas
ı
ile sözlü anlat
ı
lar son bulmu
ş
de
ğ
ildir. O yaz
ı
n
ı
n bulunmas
ı
ile sözlü ve yaz
ı
l
ı
kültürün birlikte var olma durumunu “sözlü art
ı
yaz
ı
l
ı
(
lecto-oral
)” kültür kavram
ı
ile ifade eder ve yaz
ı
n
ı
n bulun-mas
ı
yla birlikte insan zihninin geçirdi
ğ
i çe
ş
itli de
ğ
i
ş
iklikleri inceler. Yaz
ı
n
ı
n bu-lunmas
ı
sonras
ı
nda sözlü kültür ile yaz
ı
-l
ı
kültür aras
ı
ndaki etkile
ş
imin diyalek-tik biçimde i
ş
ledi
ğ
ini tart
ı
ş
ı
r. Goody’ye
9
göre “listeleme” olana
ğ
ı
sunmas
ı
nedeni ile zaman içinde yaz
ı
n
ı
n toplumsal ya-
ş
amda daha önemli bir yer edinmesi söz konusu olmu
ş
tur. Goody yaz
ı
n
ı
n bulu-nu
ş
u ile dilsel kodlaman
ı
n, okuryazar olmayanlar
ı
da kapsayacak biçimde tüm toplumun zihnini ve dü
ş
ünce biçimini de etkiledi
ğ
i dü
ş
üncesindedir. Bu süreç de insanl
ı
ğ
ı
n an
ı
msama biçimini, türü-nü ve yetene
ğ
ini etkilemektedir. Goody, destanlar
ı
n uzun
ş
iirler ol-du
ğ
u biçimindeki yayg
ı
n dü
ş
ünceye de kar
ş
ı
ç
ı
kar ve Güney Afrika’daki kabile-
5
Dünya Destanlar
ı
ler üzerine yapt
ı
ğ
ı
incelemelerine daya-narak bu kabilelerde uzun destans
ı
ş
iir-lerin bulunmad
ı
ğ
ı
n
ı
ileri sürer. Yine bu incelemelere dayanarak
Fulani Destan
ı
örne
ğ
inden hareketle destanlar
ı
n ya Arap-okur-yazarl
ı
ğ
ı
n
ı
n etkisine dayan-d
ı
r
ı
lan metinler oldu
ğ
unu ya da destan-s
ı
ş
iirlerden çok düzyaz
ı
formunda ol-duklar
ı
n
ı
ileri sürerek destans
ı
ş
iirlerin okur-yazar öncesi kültüre ait oldu
ğ
u bi-çimindeki görü
ş
leri kabul etmez.
10
Go-ody, birçok ara
ş
t
ı
rmac
ı
n
ı
n sözlü kültüre ait oldu
ğ
unu söyledi
ğ
i Homeros’un
İ
l- yada-Odysseia Destanlar
ı
gibi uzun
ş
iir-sel destanlar
ı
n, asl
ı
nda
lecto-oral
olarak terimle
ş
tirdi
ğ
i, sözlü art
ı
yaz
ı
l
ı
kültüre ait oldu
ğ
unu söylemi
ş
tir.
11
Yeterince kaynak olmamas
ı
nede-ni ile destanlar
ı
n yaz
ı
l
ı
hâle gelmeden önceki yolculuklar
ı
ve özellikleri konu-sunda farkl
ı
görü
ş
ler bulunmaktad
ı
r. Baz
ı
kültürlerde yaz
ı
sistemi ya da ya-z
ı
ya geç geçilmesi nedeni ile destanlar
ı
n yaz
ı
ya geçirilmeden önceki hâllerini en az
ı
ndan mevcut kaynaklar ile görebil-mek pek mümkün olamamaktad
ı
r. Bu durum için bu derlemede yer alan Eski Yunan edebiyat
ı
“
Eski Yunan’da Destan Gelene
ğ
i
” örnek verilebilir. Güvelio
ğ
-lu’nun dile getirdi
ğ
i gibi baz
ı
örneklerde sözlü olarak sürdürülen Eski Yunan ede-biyat
ı
n
ı
n ilk ça
ğ
lar
ı
yaz
ı
sistemleri ile geç tan
ı
ş
m
ı
ş
olmas
ı
nedeni ile daha sonraki dönemlerde ortaya konan eserlerde bu ça
ğ
ı
n izlerine rastlan
ı
yor olunsa bile en az
ı
ndan mevcut kaynaklar ile yüzy
ı
llar boyunca dilden dile dola
ş
arak varl
ı
ğ
ı
n
ı
koruyan eserlerin özünü görüp inceleme olana
ğ
ı
bulunmamaktad
ı
r. Eski Yunan-l
ı
lar
ı
n kulland
ı
ğ
ı
yaz
ı
sistemleriyle des-tan yaz
ı
lmas
ı
pek olas
ı
olmad
ı
ğ
ı
ndan bu a
ş
amaya ancak MÖ VII. yüzy
ı
lda geçilebilmi
ş
tir. Bu anlamda Goody’nin ileri sürdü
ğ
ü görü
ş
lerin ne kadar do
ğ
ru oldu
ğ
u tart
ı
ş
mal
ı
d
ı
r. Ancak Goody’nin destanlar
ı
n yaz
ı
l
ı
hâle gelmesinin ar-d
ı
ndan sözlü ve yaz
ı
l
ı
olarak de
ğ
i
ş
erek birlikte var olduklar
ı
biçimindeki dü-
ş
ünceleri yo
ğ
un olarak kabul edilmekte-dir. Destanlar
ı
n ke
ş
fedilmesi de asl
ı
nda çok yönlü incelenmesi gereken tarihsel bir yolculuktur. T
ı
pk
ı
bu kitapta da yer alan, en eski destan olarak kabul edilen
G
ı
lgam
ı
ş
Destan
ı
’n
ı
n 1800’lerde Bat
ı
l
ı
bilim insanlar
ı
n
ı
n Mezopotamya ve di-
ğ
er co
ğ
rafyalardaki uygarl
ı
klar
ı
ara
ş
t
ı
r-maya yönelmesi ve sonras
ı
nda destan
ı
n geçmi
ş
teki izinin sürülerek aç
ı
ğ
a ç
ı
kar-t
ı
lmas
ı
örne
ğ
inde oldu
ğ
u gibi
12
. Bilin-di
ğ
i gibi bu ara
ş
t
ı
rmalar ile co
ğ
rafyaya ve
G
ı
lgam
ı
ş
Destan
ı
’na ilgi ba
ş
lam
ı
ş
ve sonraki y
ı
llarda yeni tabletlere ula
ş
ı
lma-s
ı
yla bu ilgi devam etmi
ş
tir. Bu durum destan
ı
n yaz
ı
ya geçmeden önceki sözlü ilk versiyonu ile ya da yaz
ı
ya geçirilirken mevcut versiyonlar
ı
ndan hangisi ile ne oranda örtü
ş
tü
ğ
ü ve seçilen versiyonun neden seçildi
ğ
i sorular
ı
, Goody’nin tar-t
ı
ş
malar
ı
n
ı
destekler niteliktedir. De
ğ
inilen bu soru ve tart
ı
ş
malar bize destanlar
ı
n olu
ş
um ve geli
ş
im tarihinin incelenmesinin pek çok alan
ı
ilgilendi-ren bir konu oldu
ğ
unu göstermektedir. Ayr
ı
ca Edmunds’
ı
n
13
vurgulad
ı
ğ
ı
gibi, destan
ı
n geli
ş
imini anlamada standart edebî-tarihsel aç
ı
klamalara ek olarak destan
ı
n edebî-tarihsel aç
ı
klamas
ı
d
ı
ş
ı
n-da destanda aç
ı
k ya da örtük olarak yer verilen sosyal ve politik de
ğ
i
ş
iklikler ve de metinde yer alan otoriter ve editoryal zevkle veya edebî iklimle yönlendirilen de
ğ
i
ş
iklikler önem ta
ş
ı
maktad
ı
r.
6
SUNU
Ş
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş
Mit, Efsane, Destan ve Masal
Jack Goody’nin çal
ı
ş
malar
ı
nda önemli yer bulan di
ğ
er bir konu birbiriyle yak
ı
n ili
ş
kili ve kayna
ğ
ı
n
ı
halk
ı
n kültürün-den alan sözlü eserler olan mit (
myth
), efsane (l
egends
), destan (
epic
) ve masal (
folktale
) türlerine ili
ş
kin tart
ı
ş
malard
ı
r. Goody, hem bu kavramlar
ı
ve alanlar
ı
ili
ş
kilendirerek, aralar
ı
ndaki farklar
ı
ve benzerlikleri göstererek kavram kar-ga
ş
as
ı
n
ı
gidermi
ş
hem de alana ili
ş
kin egemen anlay
ı
ş
lar
ı
ve bak
ı
ş
aç
ı
lar
ı
n
ı
sorgulayarak alana önemli katk
ı
larda bulunmu
ş
tur. Goody
14
, mitlerin tanr
ı
la-r
ı
ve tanr
ı
lar
ı
n insanlarla ili
ş
kisini içer-di
ğ
ini, di
ğ
er bir ifade ile daha çok do-
ğ
aüstü güçlere yöneldi
ğ
ini; destanlar
ı
n ise insanlarla, yar
ı
-kutsal canl
ı
larla ve yarat
ı
klarla ilgili oldu
ğ
unu ve destan
ı
n daha çok sava
ş
ç
ı
ve reisi olan toplum-larda yayg
ı
n oldu
ğ
unu ileri sürer.
15
Ef-saneler ve masallar konusunda da yine herkesin uzla
ş
t
ı
ğ
ı
nokta bu iki türün de mitlerden beslendi
ğ
idir. Ancak destan-lardan farkl
ı
olarak efsanelerde i
ş
lenen olay
ı
n gerçekten ya
ş
anm
ı
ş
bir olay ya da döneme ili
ş
kin olmas
ı
ş
art de
ğ
ildir. Ayn
ı
durum masallar için de geçerlidir. Genel olarak mitler, efsane, destan ve masallar
ı
besleyen arkaik toplumlar-la ili
ş
kili motifler olarak de
ğ
erlendiril-mektedir. Mitlerin çok eskilere dayan-d
ı
ğ
ı
görü
ş
ü önemli, ancak bu, mitlerin sadece arkaik toplumlarla ili
ş
kili oldu
ğ
u ve o toplumlarla s
ı
n
ı
rl
ı
oldu
ğ
u anlam
ı
n
ı
ta
ş
ı
mamal
ı
d
ı
r. Çünkü de
ğ
i
ş
en toplum-sal yap
ı
ile birlikte mitler de de
ğ
i
ş
mek-tedir. Bu de
ğ
i
ş
imle hem eski mitler de-
ğ
i
ş
erek varl
ı
ğ
ı
n
ı
sürdürürken yeni mitler de üretilmektedir. Bu durum destanlar ve di
ğ
er anlat
ı
türleri için de geçerlidir. Bu de
ğ
i
ş
im sürecinde ya
ş
anan döneme göre mitlerin ve destanlar
ı
n konular
ı
da de
ğ
i
ş
mektedir. Nar’
ı
n
16
ifadesi ile
“… Geçmi
ş
te mitlerin konusunu do
ğ
aüstü olaylar, abart
ı
l
ı
kahramanl
ı
k hikâyeleri ya da dinsel ö
ğ
eler olu
ş
tururken, günü-müzde ise daha çok toplumsal ya
ş
amda-ki al
ı
nt
ı
lar olu
ş
turur. Dolay
ı
s
ı
yla, tarih-sel süreç içinde mitlerin evrilmesiyle bir-likte yerini destan, efsane ya da anadolu halk hikâyeleri gibi kavramlara b
ı
rakt
ı
-
ğ
ı
n
ı
söyleyebiliriz.
”. Bu anlamda mitler di
ğ
er türleri besleyen ve beslemeye de-vam eden anlat
ı
lar olarak de
ğ
erlendiri-lebilir. Mit ve destan ili
ş
kisi aç
ı
s
ı
ndan bak
ı
ld
ı
ğ
ı
nda her ne kadar mit destan
ı
besleyen bir sözlü anlat
ı
olsa da özel-likle destan
ı
n daha edebî ve duygu yük-lü olmas
ı
önemli ay
ı
rt edici bir özellik olarak de
ğ
erlendirilebilir.
17
Destanlarda genellikle mitolojik ö
ğ
eler ve ritüellerin varl
ı
ğ
ı
bu ili
ş
kiyi göstermektedir. Ancak destan
ı
n tarihsel olarak kendine özgü yap
ı
s
ı
yla mitlerden sonra geldi
ğ
i ve en önemli farkl
ı
l
ı
k olarak gerçek olay ve kahramanlar
ı
n anlat
ı
s
ı
üzerine kuruldu-
ğ
u, toplumun yönetimsel hiyerar
ş
ik ya-p
ı
s
ı
n
ı
(yöneticiler ve halk ayr
ı
m
ı
n
ı
) ele alarak sorunsalla
ş
t
ı
rd
ı
ğ
ı
, bu nedenle de sosyolojik, tarihsel, felsefi ve psikolojik ögeleri de içerdi
ğ
i söylenebilir. Destan-larda dinsel ögeler bulunsa da mitlerden farkl
ı
olarak as
ı
l odakland
ı
ğ
ı
konu din-sel de
ğ
erler ve kutsall
ı
k de
ğ
ildir. Bu an-lamda destanlar
ı
n ya
ş
anm
ı
ş
tarihî olay ve toplumsal ya
ş
anm
ı
ş
l
ı
klar
ı
mitoloji-den devrald
ı
ğ
ı
dinsel ögelerle bezeyerek i
ş
ledi
ğ
i söylenebilir. Ancak özellikle de bir yazar taraf
ı
ndan yaz
ı
lm
ı
ş
günümüz destanlar
ı
nda dinsel de
ğ
erlerle bezen-
7
Dünya Destanlar
ı
mi
ş
olmayan destanlar
ı
n da varl
ı
ğ
ı
söz konusudur. Örne
ğ
in, Naz
ı
m Hikmet’in
Kuvayi Milliye
Destan
ı
buna örnek ola-rak verilebilir. Anlat
ı
geleneklerinden olan mit ile destan
ı
n ili
ş
kisi söz konusu oldu
ğ
unda Edmunds
18
mitten beslenen destan
ı
n ortaya ç
ı
k
ı
ş
ı
yla ilgili olarak belli soru ya da sorular
ı
n sorulmas
ı
gerekti
ğ
ini ve bu sorular
ı
n: “
Destan, estetik hedeflerinin gerçekle
ş
tirilmesinde muhtemelen üste-sinden gelmesi gereken de
ğ
i
ş
imi ne öl-çüde yans
ı
tmaktad
ı
r?
”
19
genel sorusu ve bunu izleyen sorular oldu
ğ
unu belirtir. Bu sorular
ı
n ilki, “
İ
ster yaz
ı
l
ı
ister söz-lü olsun, bir destan bir bütün olarak bir gelene
ğ
in bir varyasyonu olarak anla
ş
ı
-labilir mi? Yani, bir destan, geleneksel bir hikayenin kendi tarz
ı
nda tekrarla-nan bir anlat
ı
olarak kabul edilebilir mi?
”; ikincisi, mitlerde ya da efsaneler-de, bir bütün olarak destan
ı
n ana hika-yesine ba
ğ
l
ı
olan bir destan, e
ş
zamanl
ı
varyasyonu yans
ı
t
ı
yor mu?; üçüncüsü, “
bir destan, izleyicileri taraf
ı
ndan bi-lindi
ğ
i ve bu nedenle de
ğ
i
ş
kenler olarak alg
ı
lanabilece
ğ
i dü
ş
ünülen heterojen ya da efsanevi olmayan hikayeleri uyarlar m
ı
?
” olmak üzere üç farkl
ı
biçimde or-taya konabilece
ğ
ini ileri sürmektedir. Edmunds üçüncü sorunun ilgisini çe-ken hikâyelerin halk anlat
ı
lar
ı
oldu
ğ
una dikkat çekmektedir. Mitler konusunda Goody’nin kar
ş
ı
ç
ı
kt
ı
ğ
ı
nokta di
ğ
er ilgili anlat
ı
lar için de geçerlidir. Mitler aras
ı
nda birinin seçi-lerek derlendi
ğ
i topluma ili
ş
kin genel saptamalarda bulunmak biçimindeki yap
ı
salc
ı
ya da i
ş
levselci bak
ı
ş
aç
ı
s
ı
ile yap
ı
lan de
ğ
erlendirmelerin oldu
ğ
unu ileri sürer ve bu tarz de
ğ
erlendirmelerin i
ş
levselci Malinowski ve yap
ı
salc
ı
Lévi Strauss örnekleri ile ele al
ı
r ve tart
ı
ş
ı
r. Goody bu bak
ı
ş
aç
ı
lar
ı
n
ı
n de
ğ
i
ş
im hâ-linde, dinamik ve çok say
ı
da versiyo-nu olan bu yap
ı
lar
ı
n her birinin sadece yüzeysel yap
ı
da de
ğ
il derin yap
ı
da da birbirinden farkl
ı
oldu
ğ
unu, dolay
ı
s
ı
y-la toplumsal bir ç
ı
kar
ı
m yapabilmek için bunlar
ı
n tümünü de
ğ
erlendirmek gerekti
ğ
ini ifade etmi
ş
tir.
20
Goody’nin anlat
ı
lara ili
ş
kin bu yorumunun teme-li, anlat
ı
lar
ı
n hem tüm toplumlardan mevcut olan ortak özelliklerin yan
ı
s
ı
ra toplumlar
ı
n özgül yönlerinin de oldu
ğ
u ve bu yönlerin de destanlara yans
ı
d
ı
ğ
ı
dü
ş
üncesidir. Goody ayr
ı
ca Dukheim’in sosyal ya
ş
amda kutsal-profan kar
ş
ı
tl
ı
ğ
ı
-na (
sacred-profane dichotomy
)
21
ili
ş
kin bak
ı
ş
aç
ı
s
ı
ndan hareketle ara
ş
t
ı
rmac
ı
la-r
ı
n ritüelleri ve seremonileri kutsal/pro-fan kar
ş
ı
tl
ı
ğ
ı
nda de
ğ
erlendirmelerini ve ço
ğ
unlukla ritüelleri büyüsel dinî davra-n
ı
ş
alanlar
ı
yla s
ı
n
ı
rland
ı
rmalar
ı
n
ı
ele
ş
ti-rir.
22
Çünkü ona göre ritüellerin büyüsel dinî davran
ı
ş
alan
ı
ndan daha geni
ş
bir kapsama sahiptir. Yani kutsal olan ile olmayan
ı
n iç içe geçmesi söz konusudur. Bu nedenle de Durkheim’in bak
ı
ş
aç
ı
s
ı
ile ritüel ve seramonilere sadece kutsal/profan ikili ayr
ı
m
ı
ndan bakman
ı
n da eksik ve yetersiz kalaca
ğ
ı
n
ı
ileri sürer. Goody’nin dü
ş
üncelerinden yola ç
ı
-karak yap
ı
salc
ı
ve i
ş
levselci yakla
ş
ı
m
ı
n belirli bir zamana ve mekâna ait olan bir mit ya da destandan hareketle genel bir de
ğ
erlendirme yap
ı
lmas
ı
“toplumu ve tarihi sabitleme” anlam
ı
na gelece
ğ
i ve destanlar da dâhil olmak üzere anlat
ı
la-r
ı
n belirli bir zamandaki versiyonlar
ı
n
ı
/farkl
ı
l
ı
klar
ı
n
ı
anlamay
ı
sa
ğ
layamamas
ı
-
8
SUNU
Ş
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş
n
ı
n yan
ı
s
ı
ra tarihsel olarak de
ğ
i
ş
imini de anlamay
ı
sa
ğ
layamayaca
ğ
ı
söylene-bilir. Anlat
ı
türünün seçilmi
ş
bir örne-
ğ
inin tek bir versiyon olarak de
ğ
erlen-dirilmesi anlat
ı
n
ı
n kendisine dair özel-liklerinin olabilece
ğ
i gerçe
ğ
inin yads
ı
n-mas
ı
anlam
ı
n
ı
ta
ş
ı
r. Nitekim Goody on y
ı
l Güney Afrika’daki kabileler üzerine gerçekle
ş
tirdi
ğ
i çal
ı
ş
malar
ı
nda kendisi-nin her seferinde farkl
ı
bir Begre mitiyle kar
ş
ı
la
ş
t
ı
ğ
ı
n
ı
belirterek mitin farkl
ı
ver-siyonlar
ı
n
ı
n oldu
ğ
u gerçe
ğ
ini vurgular. Bu özellik destanlar için de geçerlidir. De
ğ
inilen tart
ı
ş
malardan hareket-le dinsel içeri
ğ
iyle kutsall
ı
kla-ba
ğ
ı
nt
ı
l
ı
özelli
ğ
i olan mitlerle destanlar aras
ı
nda farkl
ı
l
ı
klar oldu
ğ
u, mitlerden destanla-ra geçi
ş
in süreçsel oldu
ğ
u söylenebilir. Mitlerden destanlara geçi
ş
sürecinin nas
ı
l oldu
ğ
u ve bu süreçte nelerin etkili oldu
ğ
u konusu hâlâ yeniden ke
ş
fedilen bilgiler ve çal
ı
ş
malarla inceleme konusu olmaya devam etmektedir. Mitler des-tanlara temel olu
ş
tururken hem mitler anlam ve içerikleri de
ğ
i
ş
erek devam et-mi
ş
hem de bu de
ğ
i
ş
en içerik ve anlam-larla destanlar
ı
n içinde de var olmaya devam etmi
ş
tir. Ayr
ı
ca mitlerin hangi-sinin destanlara temel olu
ş
turdu
ğ
u ve destanlar
ı
n hangi versiyonunun yaz
ı
ya geçirilmesinde nelerin etkili oldu
ğ
u ve neden etkili oldu
ğ
u toplumsal yap
ı
ile ili
ş
kilendirilerek ara
ş
t
ı
r
ı
lmaya devam edilmesi gereken konular aras
ı
nda yer almaktad
ı
r.
Destanlar, Toplumlar,
İ
deolojiler ve
İş
levler
Destanlar
ı
n ve ilgili bellek kaynaklar
ı
-n
ı
n incelenmesi egemen bilim ve iktidar ili
ş
kileri çerçevesinde biçimlenir. Bu an-lamda uzun y
ı
llar hatta yüzy
ı
llar boyun-ca Bat
ı
merkezci bir paradigma ile genel-likle azgeli
ş
mi
ş
ya da Bat
ı
d
ı
ş
ı
toplum ve kültürler “Do
ğ
u” hatta “Uzak Do
ğ
u” olarak adland
ı
r
ı
larak “Bat
ı
l
ı
lar
ı
n gözü” ile incelendi
ğ
inden “Do
ğ
u” olarak ta-n
ı
mlanan co
ğ
rafya kültür fakiri olarak tan
ı
mlanm
ı
ş
t
ı
r. Böyle bak
ı
lmad
ı
ğ
ı
nda ise en iyi olas
ı
l
ı
kla anla
ş
ı
lamaz “gizem-li” ve “mistik” olarak görülmü
ş
ve baz
ı
unsurlar “inceleme” alan
ı
d
ı
ş
ı
nda tutul-mu
ş
tur. Ancak egemen paradigman
ı
n de
ğ
i
ş
mesi ile “Bat
ı
d
ı
ş
ı
” olan
ı
n yak
ı
ndan incelenmesi ve anla
ş
ı
lmas
ı
gere
ğ
i nok-tas
ı
na gelinmi
ş
ve “Bat
ı
d
ı
ş
ı
” olan ilgi oda
ğ
ı
na dönü
ş
mü
ş
tür. Marshall McLu-han
23
ile ba
ş
layan e
ğ
ilim farkl
ı
kültürle-rin özgün yönleri oldu
ğ
u ve kültürleri de
ğ
i
ş
tirmeden kültürleri bulu
ş
turman
ı
n kültürel zenginlik ile sonuçlanaca
ğ
ı
, da-has
ı
Bat
ı
merkezcili
ğ
in ve “ça
ğ
da
ş
” ola-rak kabul edilen baz
ı
de
ğ
erlerin yaratt
ı
ğ
ı
özellikle çevre, insan-do
ğ
a uyumu gibi, sorunlar
ı
n “Do
ğ
unun” ya da “arkaik” olarak kabul edilen baz
ı
kültürel ögeler ile a
ş
ı
labilece
ğ
i noktas
ı
na gelinmi
ş
tir. Ancak zamanla bu bulu
ş
turma dü
ş
ün-cesi küçük bir entelektüelin benimse-mesi ile s
ı
n
ı
rl
ı
kalm
ı
ş
ve egemenlerce içi bo
ş
alt
ı
ld
ı
ğ
ı
ndan bu dü
ş
ünce sözde kal-man
ı
n ötesine geçememi
ş
tir. Gregory Nagy
24
destanlar konusun-da iki güncel e
ğ
ilim oldu
ğ
unu belirtir. Bu e
ğ
ilimlerden ilki, Dumézil örne
ğ
in-de oldu
ğ
u gibi tarih öncesi zamanlardan kaynaklanan
ş
iirsel bir sistemin kal
ı
nt
ı
-lar
ı
n
ı
saptayarak Yunanca ve Hintçe gibi Hint-Avrupa dillerinin benzer oldu
ğ
u-nu ve birbirlerinden ay
ı
rt edilemeyece-
ğ
ini savunan dü
ş
ünürlerin e
ğ
ilimi; ve
9
Dünya Destanlar
ı
ikincisi, Antik Yunan destan
ı
ile antik Yak
ı
ndo
ğ
u’dan kaynaklanan çe
ş
itli an-lat
ı
gelenekleri aras
ı
ndaki paralelliklere odaklanan, dilsel olarak ilgisiz gelenek-ler aras
ı
ndaki kültürel al
ı
ş
veri
ş
kal
ı
p-lar
ı
n
ı
savunan dü
ş
ünürlerin e
ğ
ilimidir. Nagy bu iki genel bak
ı
ş
aç
ı
s
ı
n
ı
n kendi içinde çe
ş
itlilik sergiledi
ğ
ini ve birbirini d
ı
ş
layan bu bak
ı
ş
aç
ı
lar
ı
ndan hiçbirinin kendi ba
ş
ı
na yeterli olmad
ı
ğ
ı
n
ı
ve bu nedenle de bu e
ğ
ilimlerin ya da bak
ı
ş
aç
ı
lar
ı
n
ı
n birbirini d
ı
ş
lamas
ı
yerine bir-birleriyle bütünle
ş
mesinin gerekli oldu-
ğ
unu dü
ş
ünmektedir. O anlat
ı
gelenek-lerini de
ğ
erlendirmede kullan
ı
labilecek mümkün olan en geni
ş
formülasyonu elde etmek için, (1) tipolojik, (2) soya-
ğ
ac
ı
ve (3) tarihsel olarak tan
ı
mlad
ı
ğ
ı
üç kar
ş
ı
la
ş
t
ı
rmal
ı
yöntemi birle
ş
tirmeyi önermektedir. Gregory Nagy’ye göre
25
bu üç yön-temden ilki en zor ve en genel oland
ı
r ve birbiriyle ili
ş
kili olmak durumunda olmayan yap
ı
lar aras
ı
ndaki paralellik-lerin kar
ş
ı
la
ş
t
ı
r
ı
lmas
ı
n
ı
içeren “tipolojik yöntem”dir.
İ
kinci yöntem, ortak bir kaynak arac
ı
l
ı
ğ
ı
yla birbirleriyle ili
ş
kili yap
ı
lar aras
ı
ndaki paralelliklerin kar
ş
ı
-la
ş
t
ı
r
ı
lmas
ı
n
ı
içerir. Nagy bu kar
ş
ı
la
ş
t
ı
r-mal
ı
yöntemi “soybilimsel yöntem” ola-rak tan
ı
mlamaktad
ı
r. Çünkü bu yöntem ortak yap
ı
lar veya proto-yap
ı
dan türe-tilen yap
ı
lar aras
ı
ndaki paralelliklere uygulan
ı
r. Üçüncü kar
ş
ı
la
ş
t
ı
rma yönte-mini ise Nagy “tarihsel kar
ş
ı
la
ş
t
ı
rmal
ı
yöntem” olarak tan
ı
mlar. Bu yöntem tarihsel olarak onaylanm
ı
ş
veya en az
ı
n-dan yeniden yap
ı
land
ı
r
ı
lm
ı
ş
yap
ı
lar ara-s
ı
ndaki paralelliklerin kar
ş
ı
la
ş
t
ı
r
ı
lmas
ı
-n
ı
içerir. Bu kar
ş
ı
la
ş
t
ı
rma kültürleraras
ı
etkile
ş
im yoluyla kültürler aras
ı
ndaki geçi
ş
ler ve özgünlükleri aç
ı
ğ
a ç
ı
karma aç
ı
s
ı
ndan önemlidir. Bu s
ı
n
ı
fland
ı
rma-ya göre Dumézil’in kulland
ı
ğ
ı
yöntemin “do
ğ
u”yu ya da “öteki”ni d
ı
ş
lamayan, tüm kültürlere e
ş
it düzlemde bakan ta-rihsel kar
ş
ı
la
ş
t
ı
rmal
ı
yönteme daha ya-k
ı
n oldu
ğ
u söylenebilir. Çünkü onun kulland
ı
ğ
ı
yöntem birbirleriyle etkile-
ş
im yoluyla kültürlerdeki ortak yönleri bulma aray
ı
ş
ı
ndad
ı
r. Burada Dumézil’in ya
ş
am
ı
ve yapt
ı
klar
ı
na ve sonras
ı
nda da destanlara ili
ş
kin tart
ı
ş
malar
ı
na yer ver-mekte yarar var. Genellikle tarih öncesi tanr
ı
, tan-r
ı
ça, yar
ı
tanr
ı
ve kahramanlarla ilgili ola
ğ
anüstü olaylar
ı
konu alan
ş
iirsel anlat
ı
olarak tan
ı
mlanan destan, kültü-rel ve sosyal bellek i
ş
levi gördü
ğ
ünden her kültürde, toplumda vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Ancak tarihsel ve top-lumsal de
ğ
i
ş
me aç
ı
s
ı
ndan destanlar
ı
ele alan çal
ı
ş
malar, özellikle de ülkemizde, oldukça s
ı
n
ı
rl
ı
d
ı
r ve bu aç
ı
dan ilgi ol-dukça yenidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin ça
ğ
r
ı
s
ı
üzerine 1925-1931 y
ı
llar
ı
ara-s
ı
nda
İ
stanbul Darülfün’unda (
İ
stanbul Üniversitesi) önce
İ
lahiyat Fakültesi’nde Türk Dinler Tarihi Kürsüsü’nde daha sonra da Edebiyat Fakültesi’nde bulu-nan ve Türkiye’de pek çok dü
ş
ünürü et-kileyen Frans
ı
z filolog Georges Dumézil (1898-1986) dünyada bu anlamda önde gelen isimlerden biridir. O dinler tarihi, mitoloji ve destan alanlar
ı
nda önemli eserler ile alana katk
ı
da bulunmu
ş
tur.
26
Dumézil 1963-1973 y
ı
llar
ı
aras
ı
nda ya-y
ı
mlanan “Mit ve Destan” adl
ı
üç cilt-lik eserinde mitoloji alan
ı
nda kar
ş
ı
la
ş
-t
ı
rmal
ı
dilbilim metodolojisine yapt
ı
ğ
ı
ele
ş
tiriler ve bu sorunlar
ı
a
ş
arak yapt
ı
-
ğ
ı
kar
ş
ı
la
ş
t
ı
rmal
ı
çal
ı
ş
malar üzerinden
10
SUNU
Ş
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş
özellikle Hint-Avrupa kökenli toplum-lar
ı
n ideolojileriyle toplumsal yap
ı
lar
ı
aras
ı
ndaki benzerlikleri incelemi
ş
ve ortaya koymu
ş
tur. Dumézil’in Hint’teki s
ı
n
ı
f yap
ı
s
ı
n
ı
ke
ş
fi çok daha öncesi bir tarih olan 1930’lara rastlar. O bu ko-nudaki dü
ş
üncesini a
ş
a
ğ
ı
daki biçimde ortaya koyar:
27
(…) Hint-Avrupa program
ı
n
ı
n bi-raz k
ı
y
ı
s
ı
nda kalan 1930 tarihli bir ma-kalemde, Hintlilerdeki varnalar, sosyal s
ı
n
ı
flar sistemine -brahmanlar-rahipler, ksatriya-sava
ş
ç
ı
lar, vaisya hayvanc
ı
-l
ı
k-tar
ı
mla u
ğ
ra
ş
anlar-yol açan toplum anlay
ı
ş
ı
n
ı
n, daha önceden Hint-Avru-pal
ı
lara ait oldu
ğ
unu ve sadece Asya’daki
İ
ranl
ı
larda de
ğ
il, onlar
ı
n Avrupal
ı
kar-de
ş
leri olan
İ
skitlerde de görüldü
ğ
ünü, hatta
İ
skitlerin ard
ı
llar
ı
olan Kuzey Kaf-kasya’daki Osetlerin içinde zaman
ı
m
ı
za kadar süregeldi
ğ
ini (…) ortaya koymu
ş
-tum.
İ
ki y
ı
l sonra, bu konu ile her za-man ilgilenmi
ş
ve 1930’daki makalemin müsveddesini okuyup düzeltme nezake-tini göstermi
ş
olan Emile Benveniste, üç bölümlü toplumsal anlay
ı
ş
ı
n Hint-
İ
ran niteli
ğ
ini yeni kan
ı
tlarla do
ğ
rulad
ı
(…).Dumézil’in bu toplum modelini or-taya koyu
ş
u ve sonras
ı
nda bu toplum modeli ile mit ve destanlar
ı
ili
ş
kilen-dirmesi bu alanda bir dönüm noktas
ı
olu
ş
turur ve kendi ifadesi ile “
(…) 1938 ilkbahar
ı
nda birdenbire yeni bir “kar
ş
ı
-la
ş
t
ı
rmal
ı
mitoloji” biçiminin ilk çizgi-lerini ortaya ç
ı
kard
ı
. O da hayallerden tamamen ar
ı
nm
ı
ş
de
ğ
ildi, ama öncekile-rin kusurlar
ı
n
ı
da ta
ş
ı
m
ı
yordu (…)
”
28
. Dumézil, “Mit ve Destanlar”
29
ki-tab
ı
n
ı
üç i
ş
levin de
ğ
erlendirmesi olarak dile getirir ve destanlar
ı
ister manzum, ister nesir, isterse karma biçimde olsun erken dönemlerin edebiyat
ı
olarak gö-rür. Onun destanlara ili
ş
kin olarak “
çe-
ş
itli edebî türlere, tarihe, romana gebe oldu
ğ
unu, bunlar
ı
n er veya geç ondan ayr
ı
l
ı
p farkl
ı
la
ş
t
ı
klar
ı
n
ı
, ayn
ı
zamanda masallarla da her iki yönde sürekli ile-ti
ş
im içinde bulundu
ğ
unu unutmamak gerek
” biçimindeki vurgusu, destanlar
ı
n di
ğ
er anlat
ı
türleriyle ili
ş
kisinin, ede-biyat ve di
ğ
er edebî türlerin ve tarihin geli
ş
imi aç
ı
s
ı
ndan önemini hat
ı
rlat
ı
r. Dumézil
30
üç i
ş
lev ideolojisinin ifade-lerinin baz
ı
lar
ı
n
ı
n gerçekten de epik eserlerde bulundu
ğ
unu ve bu ifadelerin baz
ı
lar
ı
n
ı
n yüzy
ı
llar sürecek biçimde kahramanl
ı
k anlat
ı
lar
ı
n
ı
beslemeye ye-tecek bir sayg
ı
nl
ı
ğ
ı
korudu
ğ
unu ileri sürer. Ona göre özellikle Hintliler Ma-habharata’da; Romal
ı
lar kökenlerinin “tarihi”nde ve her türlü kar
ş
ı
la
ş
t
ı
rmal
ı
inceleme içinde önemi durmadan ar-tan küçük bir Kuzey Kafkasya halk
ı
ve
İ
skitlerin en son torunlar
ı
olan Osetler de Nart kahramanlar
ı
üzerine olan des-tanlar
ı
nda bu ideolojiden yararlanm
ı
ş
-lard
ı
r
31
.Bu bak
ı
ş
aç
ı
s
ı
mit ve destanlar
ı
n a priori de
ğ
il, do
ğ
rudan ya
ş
amla, top-lumla ba
ğ
ı
n
ı
n kurulaca
ğ
ı
materyallere dönü
ş
ümü anlam
ı
n
ı
ta
ş
ı
r. Dumézil’e göre bu üç bölümlü dünya üç egemenlik biçimi anlam
ı
n
ı
ta
ş
ı
maktayd
ı
. Bunlar; büyüsel ve hukuksal egemenlik (birinci i
ş
lev), fiziksel ve esas olarak sava
ş
ç
ı
güç (ikinci i
ş
lev), dingin ve bereketli zengin-lik (üçüncü i
ş
lev) bir hiyerar
ş
ik düzen içinde eklemleniyordu. Bu üç i
ş
lev k
ı
sa-ca “egemenlik, sava
ş
ve üretim” olarak adland
ı
r
ı
labilir. Hint toplumsal düzeni içerisinde üçlü yap
ı
y
ı
olu
ş
turan unsur-
11
Dünya Destanlar
ı
lar toplumsal tabakalara ve i
ş
bölümü-ne de kar
ş
ı
l
ı
k gelmekteydi.
Brahmanlar
(din adamlar
ı
),
Kshattriya
(sava
ş
ç
ı
lar) ve
Vaisya-Sudralar
(tüccarlar/üretici-ler) d
ı
r. Bu üç ögeli dü
ş
ünce sistemi ve bu sistemle uyumlu toplum anlay
ı
ş
ı
Hint-Avrupal
ı
lar
ı
n
ı
n ve onlar
ı
n miras-ç
ı
lar
ı
olan, Hintlilerin,
İ
ranl
ı
lar
ı
n,
İ
s-kitlerin, Yunanlar
ı
n, Romal
ı
lar
ı
n, Kelt-lerin, Germenlerin toplumun ve evrenin tamam
ı
n
ı
biçimlendirmelerini sa
ğ
lam
ı
ş
ve Bat
ı
Ortaça
ğ
ı
’n
ı
n uzun süre yürekten ba
ğ
lanaca
ğ
ı
bir toplum anlay
ı
ş
ı
n
ı
besle-mi
ş
tir .
32
Bu görü
ş
lerini Dumézil
Ş
u
ş
ekilde aç
ı
klar:
33
“(…) Hint-Avrupa program
ı
n
ı
n bi-raz k
ı
y
ı
s
ı
nda kalan 1930 tarihli bir ma-kalemde, Hintlilerdeki varnalar, sosyal s
ı
n
ı
flar sistemine -brahmanlar-rahipler, ksatriya-sava
ş
ç
ı
lar, vaisyahayvanc
ı
-l
ı
k-tar
ı
mla u
ğ
ra
ş
anlar-yol açan toplum anlay
ı
ş
ı
n
ı
n, daha önceden Hint-Avru- pal
ı
lara ait oldu
ğ
unu ve sadece Asya’daki
İ
ranl
ı
larda de
ğ
il, onlar
ı
n Avrupal
ı
kar-de
ş
leri olan
İ
skitlerde de görüldü
ğ
ünü, hatta
İ
skitlerin ard
ı
llar
ı
olan Kuzey Kaf-kasya’daki Osetlerin içinde zaman
ı
m
ı
za kadar süregeldi
ğ
ini -son dönemlerde bu konuda ya
ş
anan ku
ş
kulara kar
ş
ı
-ortaya koymu
ş
tum.
İ
ki y
ı
l sonra, bu konu ile her zaman ilgilenmi
ş
ve 1930’daki ma-kalemin müsveddesini okuyup düzeltme nezaketini göstermi
ş
olan Emile Benve-niste, üç bölümlü toplumsal anlay
ı
ş
ı
n Hint-
İ
ran niteli
ğ
ini yeni kan
ı
tlarla do
ğ
-rulad
ı
(…)”.
Dumézil kültürleraras
ı
etkile
ş
imle toplumsal yap
ı
n
ı
n i
ş
leyi
ş
ine kar
ş
ı
l
ı
k ge-len üç i
ş
lev için Mahabharata destan
ı
n-daki i
ş
levler ile
Nart Destanlar
ı
aras
ı
n-daki paralellikleri verir :
34
“
Hintliler Mahabharata’da; Roma-l
ı
lar kökenlerinin “tarihi”nde ve her tür-lü kar
ş
ı
la
ş
t
ı
rmal
ı
inceleme içinde önemi durmadan artan küçük bir Kuzey Kaf-kasya halk
ı
ve
İ
skitlerin en son torun-lar
ı
olan Osetler de Nart kahramanlar
ı
üzerine destanlar
ı
nda bu ideolojiden ya-rarland
ı
lar. (…) Nart kahramanlar
ı
n
ı
n üç aileye bölünmü
ş
olmalar
ı
dikkatimi 1929’da çekti; anlat
ı
larda oynad
ı
klar
ı
rollerin de do
ğ
rulad
ı
ğ
ı
kuramsal bir su-num bu ailelerden birini ak
ı
l, ikincisini fiziksel güç, üçüncüsünü de zenginlikle tan
ı
mlamaktad
ı
r.
”Görüldü
ğ
ü gibi, bu kar
ş
ı
la
ş
t
ı
rmada Mit ile Destan aras
ı
nda farkl
ı
türde bir ba
ğ
ı
nt
ı
da aç
ı
ğ
a ç
ı
kar. Çünkü ara
ş
t
ı
rma sahas
ı
, ke
ş
fedilecek malzeme, kullan
ı
-lacak belge farkl
ı
türdedir: Nartlar hak-k
ı
ndaki efsaneler, yaz
ı
l
ı
, yüksek düzey-de bir kültüre de
ğ
il, sözlü gelene
ğ
e yani “halk kültürü”ne aittir. Osetler de t
ı
pk
ı
Hint’te oldu
ğ
u gibi, destanlar
ı
n
ı
n aktör-lerini üç i
ş
leve göre ayr
ı
lm
ı
ş
üç aile hâ-linde toparlam
ı
ş
lard
ı
r: Zenginler ailesi (vars
ı
ll
ı
k), Güçlüler ailesi (fiziksel güç), Entelektüeller ailesi (ak
ı
l). Dolay
ı
s
ı
yla
İ
skitlerin kökenine ili
ş
kin eski efsanenin ta
ş
ı
d
ı
ğ
ı
üç bölümlü toplum imgesi, ef-sanevi Nart halk
ı
n
ı
iki bin y
ı
l
ı
a
ş
k
ı
n bir süre boyunca
35
üç i
ş
levsel topluluk hâ-linde düzenlemeyi sürdürmü
ş
tür.
36
Her ne kadar bu üç bölümlü/kanatl
ı
ş
ema elli y
ı
l boyunca Dumézil’in ara
ş
-t
ı
rmalar
ı
n
ı
n ana eksenini olu
ş
turmu
ş
olsa da onun kültürleri ve kültürel etki-le
ş
imle ortak ve farkl
ı
yönlerini anlama aç
ı
s
ı
ndan din ve mitler önemli olsa da
12
SUNU
Ş
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş
din-d
ı
ş
ı
anlat
ı
lar da son derece önemli-dir. Dolay
ı
s
ı
yla da ona göre toplumsal ideolojiler ile toplumsal yap
ı
aras
ı
ndaki ili
ş
kiyi anlama ve gösterme aç
ı
s
ı
ndan önemli olan Dumézil için sadece mitleri de
ğ
il din-d
ı
ş
ı
anlat
ı
lar, masallar, efsa-neler, destanlar da analizin içine al
ı
n-mal
ı
d
ı
r. Bu nedenle de “Mit ve Destan I-III”ün olu
ş
turduklar
ı
üç-kanatl
ı
(trip-tik) eser, teolojik ve dinsel âdetlerden çok, edebî âdetlere, belli ba
ş
l
ı
Hint-Av-rupa kavimlerinin ortak miraslar
ı
n
ı
, gerek üç i
ş
lev tablosunu gerekse ideolo-jinin di
ğ
er bölümlerini edebiyat alan
ı
n-da nas
ı
l kulland
ı
klar
ı
na hasredilmi
ş
tir .
37
Bu anlamda, Grisward’
ı
n ifadesi ile “
Georges Dumézil bu masallar
ı
ve ef-saneleri ara
ş
t
ı
r
ı
p ortaya ç
ı
karm
ı
ş
bir bilgin ve tatl
ı
dilli bir anlat
ı
c
ı
olmakla kalmay
ı
p, gözümüzün önünde onlar
ı
n yorumunu, daha do
ğ
rusu sökümünü gerçekle
ş
tirmektedir: Usta ve büyüleyici bir mekanisyen olarak çarklar
ı
n
ı
teker teker ortaya
ç
ı
karmakta, bile
ş
enlerini parça parça ay
ı
rmakta imalat s
ı
rlar
ı
n
ı
sab
ı
rla kayda geçirmektedir
”.
38
Dumézil’in bu üç i
ş
leve ili
ş
kin dü-
ş
ünceleri, onun, tüm toplumlar
ı
n ben-zer oldu
ğ
u ve bu i
ş
levlerin tarihin tüm dönemlerinde genel-geçer ve evrensel oldu
ğ
u görü
ş
ünü benimsedi
ğ
i anlam
ı
n
ı
ta
ş
ı
mamaktad
ı
r. Tarihsel olarak de
ğ
i
ş
en ko
ş
ullar ile özellikle de iki dünya sava-
ş
ı
ndan sonra modern dünyadaki h
ı
zl
ı
de
ğ
i
ş
meler ve teknolojideki h
ı
zl
ı
ilerle-meler üç i
ş
levin her zaman ve her yerde geçerli oldu
ğ
unu dü
ş
ünmeyi olanaks
ı
z k
ı
lmaktad
ı
r. Dumézil bu h
ı
zl
ı
de
ğ
i
ş
im nedeni ile bugün ile on sekizinci yüzy
ı
l aras
ı
ndaki fark
ı
n, on sekizinci yüzy
ı
l ile Hint-Avrupal
ı
lar aras
ı
ndaki farktan daha fazla oldu
ğ
unun alt
ı
n
ı
çizmekte-dir.
39
Bu ele
ş
tirileri yapan dü
ş
ünürlere göre mit ve destanlar konusundaki üç i
ş
-lev ileti
ş
im ve endüstriyel devrimin mo-dern küreselle
ş
tirici güçleri taraf
ı
ndan art
ı
k de
ğ
i
ş
mi
ş
ve devre d
ı
ş
ı
b
ı
rak
ı
lm
ı
ş
t
ı
r. Oysa bu de
ğ
i
ş
im üç i
ş
levin yanl
ı
ş
l
ı
ğ
ı
de-
ğ
il, eksikli
ğ
i anlam
ı
nda yorumlanmal
ı
-d
ı
r. Di
ğ
er bir ifade ile bu yorum destan ve anlat
ı
lar
ı
n de
ğ
i
ş
en toplumsal yap
ı
ile ili
ş
kisinin eksikliklerin giderilmesi ve yeni i
ş
levlerin eklenmesi ile tamamlana-bilmesinin gereklili
ğ
i anlam
ı
na gelmek-tedir. Ki zaten Dumézil’in kendi dü
ş
ün-celerine ili
ş
kin yapt
ı
ğ
ı
öz ele
ş
tiri bu yo-rumun geçerlili
ğ
i aç
ı
s
ı
ndan anlaml
ı
d
ı
r. Bu ba
ğ
lamda Dumézil’in toplumsal ya-p
ı
y
ı
aç
ı
klamada tabakala
ş
ma sisteminin en kat
ı
biçimde oldu
ğ
u Hint örne
ğ
in-den yola ç
ı
karak farkl
ı
tabakalar
ı
n top-lumsal i
ş
levlerinin de
ğ
i
ş
ti
ğ
i yönündeki i
ş
lev tan
ı
mlamas
ı
yerinde ancak eksik bir tan
ı
mlamad
ı
r. Toplumdaki tabaka-la
ş
ma ve s
ı
n
ı
fsal yap
ı
n
ı
n de
ğ
i
ş
mesi ve karma
ş
ı
kla
ş
mas
ı
i
ş
levlerin de de
ğ
i
ş
mesi ve karma
ş
ı
kla
ş
mas
ı
anlam
ı
na gelir ki bu da de
ğ
i
ş
imleri anlama aç
ı
s
ı
ndan analiz araçlar
ı
n
ı
n da geli
ş
tirilmesinin gereklili-
ğ
ini gösterir. Topluma etkileri aç
ı
s
ı
ndan destanlar
ı
n i
ş
levleri de çok ve karma
ş
ı
k-t
ı
r. Destanlar
ı
n siyasal, kültürel ve sos-yo-ekonomik i
ş
levlerinin oldu
ğ
u genel olarak kabul edilse de ayr
ı
nt
ı
da incele-meyi gerektiren bir aland
ı
r. Bu i
ş
levler destanlar
ı
n olu
ş
um süreçlerindeki güç çat
ı
ş
malar
ı
ve dengeleri ile biçimlen-mektedir. Toplumlar
ı
n yönetsel i
ş
leyi
ş
i destanlar
ı
n i
ş
levlerinin ne oldu
ğ
u ya da olaca
ğ
ı
konusunda oldukça etkilidir. Destanlar
ı
n tepeden inmeci bir anlay
ı
ş
-la olu
ş
(turul)an destanlar ve “tabandan
13
Dünya Destanlar
ı
halk taraf
ı
ndanolu
ş
turulan destanlar” sarkac
ı
n
ı
n neresinde yer ald
ı
klar
ı
na göre i
ş
levleri de de
ğ
i
ş
ir. Bu konuya ili
ş
-kin tart
ı
ş
malara izleyen bölümde ayr
ı
ca de
ğ
inilecektir. Dumézil’in destanlar ve i
ş
levlerinin de
ğ
i
ş
ime aç
ı
k olmas
ı
yönündeki dü
ş
ün-cesi destanlar
ı
n toplumsal ko
ş
ullar
ı
n de
ğ
i
ş
imine ko
ş
ut olarak tarihsel de
ğ
i
ş
i-minin incelenmesinin önemini ortaya koymaktad
ı
r. Toplumlar
ı
n karma
ş
ı
k-la
ş
mas
ı
ve özellikle teknolojik ilerleme, ileti
ş
im teknolojilerindeki ba
ş
döndü-rücü h
ı
z ve buna ba
ğ
l
ı
olarak da “gör-selli
ğ
in” öneminin artmas
ı
vb. de
ğ
i
ş
im-lerin destanlar
ı
da kapsayacak biçimde edebiyat
ı
, sanat
ı
ve her alan
ı
etkilemesi kaç
ı
n
ı
lmazd
ı
r. Bu anlamda önce sözlü sonras
ı
nda sözlü art
ı
yaz
ı
l
ı
ve
ş
imdilerde görsel teknoloji ile destanlar
ı
n daha çok kitleye ula
ş
mas
ı
anlam
ı
n
ı
ta
ş
ı
maktad
ı
r. Ancak burada medyan
ı
n “rengi” destan-lar
ı
n yorumunda önemli olacakt
ı
r. Bu ele
ş
tiriler ve tart
ı
ş
malar
ı
ş
ı
ğ
ı
nda, belli bir dönem ve kültüre ait olan belli özel-liklerin yan
ı
s
ı
ra evrene, do
ğ
aya, insana ve topluma ait evrensel baz
ı
özelliklerin de destanlar ve di
ğ
er anlat
ı
türlerinde i
ş
lenmesi ve “iyi”, “kötü” tan
ı
mlama-lar
ı
na ve aray
ı
ş
ı
na yer verilmesi nedeni ile “aç
ı
k” ya da “örtük” olarak “olmas
ı
gereken” konusunda da mesaj veriyor olmalar
ı
anlat
ı
lar
ı
önemli k
ı
lmakta-d
ı
r. Bu özellik asl
ı
nda “hayallerin” ve “ütopyalar
ı
n” geli
ş
mesine katk
ı
sunma aç
ı
s
ı
ndan önemlidir. Çünkü hayaller ve ütopyalar daha ya
ş
an
ı
r bir dünyaya kap
ı
aralar. Hayaller ve ütopyalar olmadan “daha iyi” olamaz, yeter ki belli ilkeler üzerine “iyi”nin ne oldu
ğ
u konusunda do
ğ
ru tan
ı
mlama yap
ı
labilsin.Özetle mit ve destanlar
ı
n i
ş
levle-ri de
ğ
i
ş
en toplumsal ko
ş
ullarla zaman içinde de
ğ
i
ş
ebilmektedir. Bu elbette özgünlükleri ya da farkl
ı
l
ı
klar
ı
içerme-di
ğ
i ya da zaman içinde yeni i
ş
levlerin eklenmeyece
ğ
i ya da baz
ı
i
ş
levlerin so-lukla
ş
mayaca
ğ
ı
ya da sonlanmayaca-
ğ
ı
anlam
ı
n
ı
ta
ş
ı
mamaktad
ı
r. Özellikle h
ı
zl
ı
teknolojik de
ğ
i
ş
melerin de etkisi ile de
ğ
i
ş
en teknoloji yönetim biçimleri nedeni ile i
ş
levler de de
ğ
i
ş
ebilmektedir. Örne
ğ
in “iyi yönetim” aray
ı
ş
ı
ya da “iyi kahraman” aray
ı
ş
ı
ayn
ı
kalsa da iyi yö-netimin ya da kahramanlar
ı
n nas
ı
l ol-mas
ı
gerekti
ğ
ine ili
ş
kin dü
ş
ünce de
ğ
i
ş
-mekte ve yeni i
ş
levlerle birlikte destan-larda ça
ğ
da
ş
kahramanlar, ya da ça
ğ
da
ş
yönetimler ortaya ç
ı
kabilmektedir.
Destanlar, Performans ve “Özgürle
ş
im”
Destanlar hem sözlü hem de yaz
ı
l
ı
hâli ile sürekli de
ğ
i
ş
erek günümüze kadar gelmi
ş
tir. Özellikle Lewis’in
40
1949 y
ı
l
ı
n-da geli
ş
tirdi
ğ
i
ş
iirsel performans (
poetic performance
) kavramsalla
ş
t
ı
rmas
ı
des-tan
ı
n anlat
ı
c
ı
s
ı
n
ı
n ve anlat
ı
lan zaman
ı
n, ortam
ı
n ve ko
ş
ullar
ı
n önemini gösterme aç
ı
s
ı
ndan önemlidir. Bu noktada yine Jack Goody’nin saptamas
ı
na de
ğ
inmek anlaml
ı
olacakt
ı
r. Daha önce de belirtil-di
ğ
i gibi o destanlar
ı
n okur-yazar öncesi kültürlere ait oldu
ğ
u yönündeki görü
ş
ü kabul etmez. Bu vurgusuna ek olarak destan
ı
n derlenmi
ş
olan hâlinin özgün olarak ve tek bir anlat
ı
olarak al
ı
nma-s
ı
n
ı
da kabul etmez. O, bu dü
ş
üncesini Güney Afrika’daki Fulani destan
ı
örne-
ğ
inden hareketle dü
ş
man iki kabile olan Fulani ve Bambaralar taraf
ı
ndan ayn
ı
14
SUNU
Ş
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş
destan
ı
n hem içeri
ğ
i hem de biçiminin de
ğ
i
ş
ti
ğ
i gözlemine dayand
ı
r
ı
r.
41
Daha önce de de
ğ
inildi
ğ
i gibi, des-tanlar
ı
n ve di
ğ
er sözlü anlat
ı
türlerinin önemli bir özelli
ğ
i sözlü olmalar
ı
nedeni ile yaz
ı
ya geçirilene kadarki zaman dili-minde ya da yaz
ı
ya geçirildi
ğ
i hâlde ku-
ş
aktan ku
ş
a
ğ
a sözlü olarak aktar
ı
l
ı
rken de
ğ
i
ş
ikliklere u
ğ
ruyor olmas
ı
d
ı
r. Des-tan dinleyenlerin özelliklerini, ortam
ı
n özelliklerini dikkate alan anlat
ı
c
ı
s
ı
n
ı
n performans
ı
na göre de
ğ
i
ş
mektedir. Bu anlamda ister yaz
ı
ya geçirilmi
ş
destan
ı
n sözel anlat
ı
m
ı
n
ı
n, ister yaz
ı
ya geçiril-memi
ş
hâli ile sözlü destanlar
ı
n belirli bir zamanda ve durumda anlat
ı
c
ı
lar
ı
n anlat
ı
m becerisi, anlamland
ı
rmas
ı
ve yorumlamas
ı
özellikleri ile biçimlenen bir “performatif” süreç oldu
ğ
u yönün-deki vurgu önemlidir .
42
Bu nedenle de destanlar anlat
ı
c
ı
lar
ı
n performans
ı
na göre de de
ğ
i
ş
mekte ve bu özelli
ğ
i nedeni ile de farkl
ı
versiyonlar
ı
bulunmaktad
ı
r. Dahas
ı
her anlat
ı
da hem ko
ş
ullar hem de anlat
ı
c
ı
n
ı
n duygusal durumu i
ş
in içine girebilmektedir. Ayn
ı
anlat
ı
c
ı
ken-di duygusal durumu farkl
ı
oldu
ğ
unda farkl
ı
yorumlayabildi
ğ
i gibi, kendi duy-gusal durumu ayn
ı
olsa bile izleyicilerin durumuna göre de yorumu de
ğ
i
ş
ebilir. Elbette bu ayn
ı
kültürel özelliklere sahip anlat
ı
c
ı
lar
ı
n farkl
ı
bireysel özellikleri için geçerlidir. Ancak kültürel özellikler aç
ı
s
ı
ndan farkl
ı
olan topluluklarda bu farkl
ı
l
ı
klar daha da önemli olabilmek-tedir. Bu yüzden de toplumsal-mekânsal farkl
ı
l
ı
klar ve anlat
ı
c
ı
lar
ı
n bireysel per-formanslar
ı
nedeni ile destanlar
ı
n farkl
ı
versiyonlar
ı
olabilmektedir. Günümüz-de geli
ş
en teknolojinin kullan
ı
lmas
ı
ile “görselle
ş
tirilen destanlarda” ise bu anlat
ı
m biçimi ve gücüne ba
ğ
l
ı
olarak pek çok “görünmeyen anlat
ı
c
ı
”n
ı
n da devreye girdi
ğ
i bir “performatiflik” söz konusudur.Foley, Balkanlar’da Güney Slav söz-lü destan
ı
ile ilgili ara
ş
t
ı
rmas
ı
nda anla-t
ı
c
ı
n
ı
n performans
ı
n
ı
n ne denli önemli oldu
ğ
unu gözlemler. Dahas
ı
anlat
ı
c
ı
n
ı
n (
gusun
) hikâyeyi ki
ş
iselle
ş
tirmesine ve performans ko
ş
ullar
ı
na ba
ğ
l
ı
olarak her seferinde farkl
ı
bir
ş
ekilde anlatmas
ı
na izin verecek kadar bir özgürlük mevcut-tur. Öykünün desenleri kurallarla yöne-tilen de
ğ
i
ş
kenlikle i
ş
ler ve tüm gelenek-sel yap
ı
lar gibi, onlar sadece dilin özel durumlar
ı
n
ı
ifade eder Foley.
43
Dolay
ı
s
ı
yla destanlar
ı
n bu özelli
ğ
i onlar
ı
n izleyici ile diyaloglar
ı
aç
ı
s
ı
ndan ve farkl
ı
ortamlara göre farkl
ı
anlat
ı
la-r
ı
n olmas
ı
aç
ı
s
ı
ndan önemlidir. Bu da destanlar
ı
n kültürel-toplumsal ileti
ş
im aç
ı
s
ı
ndan önemli bir i
ş
levinin olma-s
ı
anlam
ı
na gelmektedir. Anlat
ı
mdaki bu performatif özellikten kaynakl
ı
bu özgürlük de asl
ı
nda bir anlamda ele
ş
ti-ri i
ş
levini de görmektedir. Destanlar
ı
n hemen hemen hepsinde mevcut yöne-tim-iktidar ili
ş
kilerinin sorunlu yönleri-nin “iyi yönetici”, kötü yönetici” ya da “iyi yönetim”, “kötü yönetim” olarak ele
ş
tirilmesi ve pek çok destanda “olma-s
ı
gereken” yönetici tipine ya da yönetim biçimine göndermede bulunulmas
ı
res-mi tarih d
ı
ş
ı
nda tabandan gelen bir ta-rihin olu
ş
umu ve bir anlamda da direni
ş
anlam
ı
n
ı
ta
ş
ı
maktad
ı
r. Bugün ça
ğ
da
ş
destanlar için de ayn
ı
ş
ey geçerlidir as-l
ı
nda. Foley’in çal
ı
ş
mas
ı
destans
ı
anlat
ı
la-r
ı
n geleneksel tarihin ya
ş
amas
ı
aç
ı
s
ı
n-
15
Dünya Destanlar
ı
dan önemli oldu
ğ
unu göstermektedir.
44
Bu anlat
ı
lar geçmi
ş
e at
ı
fta bulunarak ve geçmi
ş
ten gelen anlat
ı
lar
ı
rasyonelle
ş
ti-rerek bugüne ta
ş
ı
rlar. Geleneksel tarihin rolü, grup kimli
ğ
i için bir
ş
art olarak hizmet etmektedir. Foley’e göre, Güney Slav sözlü destanlar
ı
nda betimlenen ge-leneksel tarih, gelenek sahiplerine aittir ve tarihsel ba
ğ
lam
ı
n toplu pazarl
ı
ğ
ı
için bir araç, bir ya
ş
am arac
ı
d
ı
r. “
Geleneksel tarihin rolü bir dereceye kadar veya bü-tün tarihin muzdarip oldu
ğ
u (ve içeri-den bak
ı
ş
aç
ı
s
ı
n göre, faydaland
ı
ğ
ı
) bü-tünle
ş
ik ideolojik körlüklerden kaçmaya veya onlar
ı
aç
ı
klamaya çal
ı
ş
mak de
ğ
il, grup kimli
ğ
i için bir ta
ş
ı
y
ı
c
ı
olarak hiz-met etmektir
” .
45
Michalowski de halk destanlar
ı
n
ı
n ay
ı
rt edici özelli
ğ
inin performans oldu-
ğ
unu vurgular. Ancak bu tür bir yarat
ı
-c
ı
l
ı
k için gereken motivasyon ya da ilha-m
ı
n ne oldu
ğ
una ili
ş
kin hiçbir kan
ı
t
ı
m
ı
-z
ı
n olmad
ı
ğ
ı
dü
ş
üncesine dayanarak bu
ş
iirlerin beslendi
ğ
i ba
ğ
lam ve olas
ı
per-formans ortamlar
ı
hakk
ı
nda hiçbir
ş
ey bilinmedi
ğ
ine dikkat çekmesi önemli-dir.
46
Dolay
ı
s
ı
yla performans konusun-da da hâlâ incelemelerin yap
ı
lmas
ı
gibi bir konu ve sorumluluk ara
ş
t
ı
rmac
ı
lar
ı
beklemektedir. Sözlü kültürde ba
ğ
lam
ı
n daha önemli olmas
ı
söz konusu iken yaz
ı
n
ı
n bulunmas
ı
ve yayg
ı
n olarak kullan
ı
lma-s
ı
ile anlat
ı
c
ı
n
ı
n performans
ı
n
ı
gerçek-le
ş
tirdi
ğ
i ritüel ortam ikincille
ş
mi
ş
tir. Ancak Goody’nin sözel olanla yaz
ı
l
ı
olan
ı
n birlikte ve etkile
ş
im hâlinde var oldu
ğ
u dü
ş
üncesine uzaklar
ı
yak
ı
n eden “görselli
ğ
in” de eklenmesi ile imgeler, yaz
ı
ve ileti
ş
im kanallar
ı
n
ı
n ço
ğ
almas
ı
yönünde h
ı
zl
ı
de
ğ
i
ş
imler olu
ş
mu
ş
tur. Bu de
ğ
i
ş
imlere ba
ğ
l
ı
olarak ileti
ş
im teknolojilerinin yayg
ı
nla
ş
mas
ı
asl
ı
nda bir “özgürle
ş
im” alan
ı
sunabilmekte ve bu anlamda destanlar
ı
n da yeniden yo-rumlanmas
ı
ve yeniden olu
ş
turulmas
ı
f
ı
rsat
ı
n
ı
ta
ş
ı
maktad
ı
r. Yeter ki geli
ş
en ve de
ğ
i
ş
en teknoloji ve ko
ş
ullar
ı
n kölesi olmak yerine “ele
ş
tirel” bakmay
ı
ba
ş
ara-bilelim. Destanlar
ı
n günümüzde hâlâ etki-li olmas
ı
ve önemsenmesi bir anlamda tüm insanl
ı
ğ
ı
n tarihi aç
ı
s
ı
ndan önemli olduklar
ı
n
ı
n göstergesi olarak de
ğ
erlen-dirilebilir. Bu belli özellikler geçmi
ş
le bugün aras
ı
nda köprü kurabildi
ğ
i gibi farkl
ı
kültürler aras
ı
nda da ortak yön-lerin aç
ı
ğ
a ç
ı
kart
ı
lmas
ı
ve görünür k
ı
-l
ı
nmas
ı
üzerinden gelece
ğ
e yöneli
ş
te ve gelece
ğ
i tasarlamada da köprü i
ş
levi gö-rebilir ve etkili olabilir. Dahas
ı
destan-lar
ı
n belli özellikleri üzerinden yazar
ı
belli olan ça
ğ
da
ş
destanlar
ı
n üretiliyor olmas
ı
destanlar
ı
n toplumlar aç
ı
s
ı
ndan önemini ortaya koymaktad
ı
r. Bu anlam-da ça
ğ
da
ş
destans
ı
gelenekleri tart
ı
ş
an Martin’in
47
destan
ı
n belirli bir metinsel veya performans stiline veya belirli bir performans düzenlemesine veya orta-m
ı
na sabitlenemeyece
ğ
i görü
ş
ü önem-lidir. Çünkü destan mitler, halk hikâ-yeleri, bilgelik/kahramanl
ı
k atasözleri ve övgü-
ş
iirleriyle iç içe geçerek hemen hemen her ortamda yeniden yeniden yo-rumlanabilir.
Destanlar ve Tarih
Destanlarla tarih aras
ı
ndaki ili
ş
ki kar-ma
ş
ı
k bir ili
ş
kidir. Bu konuda en önemli tart
ı
ş
ma destanlar
ı
n tarihi yans
ı
t
ı
p yan-
16
SUNU
Ş
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş
s
ı
tmad
ı
klar
ı
na ili
ş
kin oland
ı
r. Destanla-r
ı
n tarihi yans
ı
tmad
ı
ğ
ı
n
ı
vurgulayanlar oldu
ğ
u gibi yans
ı
tt
ı
ğ
ı
n
ı
dü
ş
ünenler de mevcuttur. Yans
ı
tmad
ı
ğ
ı
n
ı
vurgulayan tart
ı
ş
malar ve ele
ş
tiriler Dumézil’in geli
ş
tirmi
ş
oldu
ğ
u modelin de k
ı
smen bir ele
ş
tirisi anlam
ı
na gelebilir. Çünkü Dumézil’in anlamland
ı
rma dünyas
ı
n
ı
de
ğ
erlendirirken mit ve destanlar
ı
n üç i
ş
levini ve ideolojik yönünü vurgula-mas
ı
, destanlar
ı
n bir anlamda, de
ğ
i
ş
imi d
ı
ş
ar
ı
da b
ı
rakt
ı
klar
ı
ve mevcut sistemi hem yans
ı
tt
ı
klar
ı
hem de “yeniden üret-tikleri” biçiminde yorumlanabilir. An-cak daha önce de de
ğ
inildi
ğ
i gibi Dumé-zil’in modeli de
ğ
i
ş
ime aç
ı
k bir modeldir. Destanlar yaz
ı
ld
ı
ğ
ı
dönemin toplu-munu, insan
ı
n
ı
ve özellikle de dönemin sorunlar
ı
n
ı
ve bu sorunlar
ı
n a
ş
ı
lmas
ı
yönündeki dü
ş
üncelerini yans
ı
tma an-lam
ı
nda da önemli kaynaklard
ı
r. Des-tanlar üzerinden toplumlar
ı
n arzulad
ı
k-lar
ı
toplumun ne oldu
ğ
unu görebilmek mümkündür. Destanlar
ı
n bir bölümü halk
ı
n sesi oldu
ğ
undan iktidarlar ve yönetime kar
ş
ı
bir direni
ş
in ürünü ola-rak da de
ğ
erlendirilebilirler. Örne
ğ
in bu derlemede de yer alan ve
İ
rfan Tu
ğ
cu taraf
ı
ndan kaleme al
ı
nan ve mevcut bil-giler
ı
ş
ı
ğ
ı
nda en eski destan olarak kabul edilen
G
ı
lgam
ı
ş
(G
ı
lgame
ş
) Destan
ı
bu anlamda önemli bir örnek olu
ş
turmak-tad
ı
r.
Ş
imdiye kadarki bilgiler
ı
ş
ı
ğ
ı
nda ilk insan-kahraman figürüne
G
ı
lgam
ı
ş
Destan
ı
’nda rastlan
ı
r. Bu anlamda hem ilk destan olmas
ı
hem de ilk insan-kah-raman figürüne rastlanmas
ı
özellikle-ri nedeni ile destan çokça ilgi görmü
ş
ve geni
ş
bir co
ğ
rafyaya yay
ı
lm
ı
ş
t
ı
r. Bu özellik günümüzde de destan
ı
n öne-mini korumas
ı
nda etkilidir. Destan
ı
n kahraman
ı
G
ı
lgam
ı
ş
, Güney Mezopo-tamya’daki Uruk kentinde hükümdar-l
ı
k yapm
ı
ş
annesinin tanr
ı
ça Ninsun ve babas
ı
n
ı
n ise Uruk kral
ı
Lugal-banda olmas
ı
ndan dolay
ı
üçte ikisi tanr
ı
üçte biri ölümlü bir kahraman olarak tan
ı
m-lanmaktad
ı
r. G
ı
lgam
ı
ş
icraatlerinde bu ölümsüz yan
ı
n
ı
öne ç
ı
kararak ya
ş
am
ı
n
ı
sürdürmekte ve bu anlamda da uygu-lamalar
ı
hiç ölümü dü
ş
ünmemecesine halka zulme dönü
ş
mektedir. Destanda i
ş
lenen konu kim olursa olsun herkesin ölümlü oldu
ğ
u ve bu nedenle de bunu bilerek davranmas
ı
n
ı
n gerekti
ğ
idir. Bu durum yöneticiler için daha da önemli-dir. Ölümlü oldu
ğ
unu bilmeli ve halka zulüm etmemelidir. Kurt A. Raaflaub
48
, John Miles Foley taraf
ı
ndan 2005 y
ı
l
ı
nda derlenen “
A Compan
ı
on To Ancient:
Epic
(Antik Ça
ğ
da Bir Kar
ş
ı
la
ş
t
ı
rma: Destan)”
adl
ı
kitaptaki
“Epic and History”
ba
ş
l
ı
kl
ı
makalesinde destanlarla ilgili önemli bir konu ve eksikli
ğ
i gündeme getirir. Ona göre kahramanl
ı
k (
Heldensagen
) destanlar
ı
n
ı
n eskiden günümüze kadar birçok kültürde var olmas
ı
na kar
ş
ı
n bu destanlar
ı
n sistematik olarak çe
ş
itli aç
ı
lardan kar
ş
ı
la
ş
t
ı
r
ı
lmas
ı
ya da kahra-manl
ı
k destanlar
ı
n
ı
n bir “tipolojisinin” olu
ş
turulmas
ı
için bugüne kadar az sa-y
ı
da giri
ş
imde bulunulmu
ş
tur. Raaflaub ayr
ı
ca kahramanl
ı
k destanlar
ı
n
ı
n tarihi ne ölçüde yans
ı
tt
ı
ğ
ı
n
ı
veya daha genel olarak ne tür tarihsel bilgileri (bu tür destanlardan alabilece
ğ
imiz ve bunun için ne gibi yöntemleri kullanabilece
ğ
i-miz) içerdi
ğ
ini belirlemek için sistema-tik bir çaban
ı
n da sarf edilmedi
ğ
ini ileri sürer. Oysa ona göre, her destanda onu üreten kültür gömülüdür ve dolay
ı
s
ı
yla
17
Dünya Destanlar
ı
da destan onu üreten kültürün kendine özgü ko
ş
ullar
ı
n
ı
yans
ı
t
ı
r ve bu kültürü tam olarak bilmeden destan konusunda yeterli ve do
ğ
ru yorumlama yapmak im-kâns
ı
zd
ı
r. Bu temel dü
ş
üncesinden hareket-le Raaflaub, üç antik kültür örne
ğ
ine dayanarak antik dönemdeki destan ile tarih aras
ı
ndaki ili
ş
kiyi anlama çaba-s
ı
na girer. Bu çaban
ı
n sonunda destan ile tarih aras
ı
nda karma
ş
ı
k bir ili
ş
kinin oldu
ğ
u sonucuna var
ı
r. Tarihsel destan-lar, yani, belirli olaylar
ı
n (Pers Sava
ş
lar
ı
veya Roma’n
ı
n iç sava
ş
lar
ı
gibi) ya da
ş
e-hirlerin, bölgelerin veya bütün bir ulu-sun (baz
ı
Helenistik ve Roma destanlar
ı
) tarihini ele alan destanlar özel bir duru-mu anlatan örneklerdir. Çe
ş
itli
ş
ekiller-de onu kahramanla
ş
t
ı
r
ı
p, mitolojik hâle getirmesine ra
ğ
men, tarihi anlat
ı
rlar .
49
Dolay
ı
s
ı
yla da tarihî destanlar
ı
n tarihi yans
ı
tma olas
ı
l
ı
ğ
ı
oldukça yüksektir. Raaflaub
50
ş
airin anlatt
ı
ğ
ı
kahra-manl
ı
k olaylar
ı
n
ı
ve eylemlerini yer-le
ş
tirdi
ğ
i sosyal arka plan veya çevreye odaklan
ı
ld
ı
ğ
ı
nda durumun farkl
ı
ol-du
ğ
unu ileri sürer. Ona göre arkaiklik, anakronizm
51
ve zaman zaman kah-ramanca bir aura yaratmaya yard
ı
mc
ı
olan kompozisyonun kal
ı
nt
ı
lar
ı
olan abart
ı
lar olsa da, destans
ı
kan
ı
tlar ye-terince önemlidir ve sosyal yap
ı
lar
ı
n, ko
ş
ullar
ı
n ve etkile
ş
imlerin betimlen-mesi, tarihi bir toplumu yans
ı
tmak için yeterince tutarl
ı
d
ı
r. Toplum betimleme-si genellikle anlat
ı
c
ı
n
ı
n kendisine aittir. Bu betimleme ise genellikle, köklü de
ğ
i-
ş
imlerden etkilenen ve eski yap
ı
lardan, de
ğ
erlerden ve davran
ı
ş
normlar
ı
ndan yenilerine geçi
ş
ten kaynaklanan bir top-lumdur. Raaflaub s
ı
n
ı
rl
ı
say
ı
daki çaba-s
ı
na dayal
ı
olarak geli
ş
tirdi
ğ
i bu tezinin çok kapsaml
ı
bir çal
ı
ş
ma ile test edilme-si gerekti
ğ
inin alt
ı
n
ı
çizerken yine de bu tür destanlar
ı
n izleyiciler için tam anla-m
ı
yla anlaml
ı
oldu
ğ
unu belirtir. Raaflaub’
ı
n destanlar konusunda dile getirdi
ğ
i tarihle destan aras
ı
ndaki ili
ş
kileri inceleyen çal
ı
ş
malar
ı
n eksikli-
ğ
ine yapt
ı
ğ
ı
vurgunun be
ş
y
ı
l sonras
ı
nda Brown Üniversitesi, Antik Çal
ı
ş
malar Program
ı
himayesinde geli
ş
tirilen des-tan ve tarih ili
ş
kisini masaya yat
ı
ran bir kongrenin bildirilerinin David Konstan ve Kurt Raaflaub taraf
ı
ndan gerçekle
ş
ti-rilen derleme projesi bu konuda olduk-ça önemli tart
ı
ş
malar
ı
içermektedir.
52
Çal
ı
ş
may
ı
ortaya ç
ı
karan itki, bir taraf-tan modern öncesi toplumlardaki anlat
ı
geleneklerinin ortaya ç
ı
k
ı
ş
ı
, nas
ı
l devam etti
ğ
i ve kal
ı
c
ı
hâle geldi
ğ
i konusunda-ki bilginin s
ı
ğ
l
ı
ğ
ı
ve di
ğ
er taraftan söz-lü anlat
ı
n
ı
n kolayca kaybolabilmesi ya da de
ğ
i
ş
ebilmesi nedeni ile bu alandaki bilginin geli
ş
tirilmesinin bir yolu olarak kültürleraras
ı
incelemenin önemli gö-rülmesi olmu
ş
tur. Dean Miller “
Comment on “Epic and History
”
ba
ş
l
ı
kl
ı
makalesinde ad
ı
geçen derlemedeki makaleler üzerinden destanla tarih ili
ş
kisi konusunda önem-li de
ğ
erlendirmelerde bulunmaktad
ı
r. Miller öncelikle kaba bir tan
ı
mlama ile derlemenin “epik = kurgu, tarih = ger-çek” (
epic =
fi
ction, history = fact
) biçi-mindeki kli
ş
eyi y
ı
kmas
ı
aç
ı
s
ı
ndan öne-mine de
ğ
iniyor .
53
Bu e
ş
itlemenin yan-l
ı
ş
l
ı
ğ
ı
bu alandaki çal
ı
ş
malar aç
ı
s
ı
ndan önemlidir. Çünkü kurgu ve abart
ı
özel-li
ğ
i nedeni ile destan tam olarak tarihi
18
SUNU
Ş
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş
yans
ı
tmad
ı
ğ
ı
gibi, deneyimlerden ve ta-rihsel olaylardan ç
ı
km
ı
ş
olmas
ı
nedeni ile de tarihi yans
ı
t
ı
r. Bu “k
ı
smen” anla-m
ı
nda “kurgu” ve “k
ı
smen” anlam
ı
nda “tarih” anlam
ı
ndad
ı
r. Miller, Amir Gilan’
ı
n “
Epic and History in Hittite Anatolia: In Search of a Local Hero
” ba
ş
l
ı
kl
ı
yaz
ı
s
ı
ndaki baz
ı
uyar
ı
lar
ı
n
ı
n önemine göndermede bulunuyor. Bu uyar
ı
lardan gerçek bir “Hitit kahraman
ı
n” bulunmad
ı
ğ
ı
ve bu anlamda asl
ı
nda Hitit krallar
ı
n
ı
n Ak-kadl
ı
Sargon’un ba
ş
ar
ı
l
ı
bir aktar
ı
m
ı
ile ithal edilen kahramanlar
ı
gösterme aç
ı
-s
ı
ndan önemli oldu
ğ
u ve bu aktar
ı
m
ı
n da devam etti
ğ
i biçimindeki “anakronik beklentilere” kar
ş
ı
uyar
ı
s
ı
n
ı
n önemini vurguluyor.
54
Bu uyar
ı
belirli bir kültüre ait ve yerel kahramanlar
ı
n reddedilmesi ve bir anlamda destanlar
ı
n ve tarihin de-
ğ
i
ş
iminin “tarih d
ı
ş
ı
na itilmesi” anlam
ı
-n
ı
ta
ş
ı
d
ı
ğ
ı
ndan oldukça önemlidir. Görüldü
ğ
ü gibi tarihle destan ara-s
ı
ndaki ili
ş
ki karma
ş
ı
k bir ili
ş
kidir. Her ikisi de geçmi
ş
le ilgilidir ve tarih yaz
ı
m
ı
nda destanlar
ı
n kullan
ı
lmas
ı
söz konusu oldu
ğ
u gibi destanlar da tarihi kullan
ı
r ve tarihi de
ğ
i
ş
tirebilir. Yani ta-rih destanlara destanlar da tarihe mü-dahale edebilir. Miller destan
ı
n “tarihe müdahalesi”
55
durumunu, James Fitzge-rald’
ı
n
56
“
No Contest between Memory and Intervention: The Intervention of the Pandava Heroes an Mahabharata
” ba
ş
l
ı
kl
ı
makalesindeki
Mahabharata Destan
ı
’na ili
ş
kin tart
ı
ş
malar
ı
ve Sander Goldberg’in
57
“
Fact, Fiction, and Form in Early Roman Epic
”
ba
ş
l
ı
kl
ı
makale-sindeki Roma destanlar
ı
n
ı
n do
ğ
u
ş
u ile ilgili tart
ı
ş
malar
ı
ile örneklendiriyor. Fitzgerald, “her
ş
eyi içeren” destan
Ma-habharata
’da içerilen, “her
ş
eyin” ara-s
ı
nda asl
ı
nda kahramanca “sömürü” an-lat
ı
lar
ı
n
ı
n sözlü-epik arka plan
ı
na sahip eskatolojik/teolojik bir hikâye oldu
ğ
u-nu vurguluyor. Çünkü Fitzgerald’a göre asl
ı
nda bu epik sadece bir metin de
ğ
il, bir “multi-medya anlat
ı
gelene
ğ
i” dir.
58
Bu vurgu her sözlü destan
ı
n bir tarihsel arka plan
ı
n
ı
n ve olu
ş
um tarihinin oldu-
ğ
unu ve de
ğ
i
ş
en ko
ş
ullarla sürekli bir de
ğ
i
ş
im içinde oldu
ğ
unu göstermakte-dir. Fitzgerald, “Destan tarihe müdahale eder” (
epic intervenes in history
) vurgu-sunu yapar.
59
Miller, bu durumun da kimin des-tanlar
ı
yaratt
ı
ğ
ı
ya da kimin ya da ne-yin kontrol edildi
ğ
i ile ili
ş
kili oldu
ğ
una ba
ğ
l
ı
oldu
ğ
unu vurguluyor. Bu anlamda destanlar hem
ş
iirsel yarat
ı
m (destanlar) hem de geçmi
ş
olaylar
ı
n organizasyonu (tarih), sosyal gruplar
ı
n ve kültürlerin tan
ı
mlamas
ı
ve sosyal gruplar
ı
n kimli-
ğ
inin olu
ş
turulmas
ı
aç
ı
s
ı
ndan önemli araçlard
ı
r: “
Epik anlat
ı
lar, kimlerin (
ş
air, rahip, aristokrat ya da kral) kim taraf
ı
ndan kontrol edildi
ğ
ini veya kont-rol edilmeye çal
ı
ş
ı
ld
ı
ğ
ı
n
ı
ve bu tür giri-
ş
imlerin ne kadar ba
ş
ar
ı
l
ı
olabilece
ğ
ini göstererek, do
ğ
rudan veya ç
ı
kar
ı
m yo-luyla sosyal tarih biçimlerini de göstere-bilir.
”.
60
Bu kontrolün politik boyutu-nun pek çok örne
ğ
ini tarihte görebilmek mümkün. Bu anlamda hem destan
ı
hem de tarihi kontrol alt
ı
na alma hem ma-nipüle etme hem de kontrolü sürdürme giri
ş
imlerinin uzun bir geçmi
ş
i vard
ı
r ve bu geçmi
ş
in destanlar
ı
n tarihi ile ba
ş
-lad
ı
ğ
ı
söylenebilir. Bu elbette günümüz ve geçmi
ş
te olu
ş
turulacak/yaz
ı
lacak destanlar için de geçerlidir. Özetle, des-
19
Dünya Destanlar
ı
tanlar insanl
ı
k tarihinin entelektüel ge-li
ş
iminin ve yarat
ı
c
ı
zihnin bir parças
ı
d
ı
r ve tarihsel-toplumsal de
ğ
i
ş
im içindedir. Destan ile tarih kar
ş
ı
l
ı
kl
ı
ili
ş
ki içindedir ve bu ili
ş
ki tam da destanlar
ı
n geli
ş
imi konusunda özellikle de tarihçi ve sosyo-loglar
ı
n üzerinde çal
ı
ş
mas
ı
gereken ko-nulardand
ı
r. Son y
ı
llarda destanlara yakla
ş
ı
m-da önemli de
ğ
i
ş
imler olmu
ş
tur. Asl
ı
n-da George Dumézil bu anlamda öncü ve önemli bir isim olarak de
ğ
erlendi-rilebilir. Dumézil’in 1930’lu y
ı
llarda ba
ş
latt
ı
ğ
ı
ancak sonras
ı
nda geli
ş
tirdi
ğ
i yakla
ş
ı
m
ı
n benzeri bir yakla
ş
ı
m
ı
Türki-ye’de de ayn
ı
y
ı
llarda Pertev Naili Bo-ratav’da görebiliyoruz
61
. Bilindi
ğ
i gibi Türkiye’de “folklor” olarak tan
ı
mlanan gelenekleri, inançlar
ı
, destanlar
ı
, mü-zi
ğ
i k
ı
sacas
ı
kültür ürünlerini bilimsel olarak inceleyen “halkbilimi”nin önde gelen temsilcisi ve kurucusu Pertev Naili Boratav’d
ı
r. Türkiye’de isminde “folklor/halkbilim” geçen ilk bölüm 1947 y
ı
l
ı
nda “Türk Halk Edebiyat
ı
ve Folkloru Kür-süsü” ad
ı
yla Prof. Pertev Naili Boratav taraf
ı
ndan Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Co
ğ
rafya Fakültesi’nde kurul-mu
ş
tur. DTCF’de 1948 y
ı
l
ı
nda sonla-nan tasfiye süreciyle birlikte Prof. Pertev Naili Boratav’
ı
n Fakülteden uzakla
ş
t
ı
-r
ı
lmas
ı
yla bu ba
ğ
ı
ms
ı
z kürsü kapan
ı
r
62
. Halkbilim/folklor alan
ı
nda yeniden ba-
ğ
ı
ms
ı
z bir kürsü kurulmas
ı
ancak 1980 y
ı
l
ı
nda Orhan Ac
ı
payaml
ı
’n
ı
n deste
ğ
iy-le Sedat Veyis Örnek taraf
ı
ndan gerçek-le
ş
ir.
63
Dumézil ve Boratav’
ı
n çal
ı
ş
malar
ı
n
ı
gerçekle
ş
tirdikleri y
ı
llar
ı
n bilim para-digmas
ı
bilimin evrenselli
ğ
ini savunan paradigmad
ı
r
64
. Bu evrensellik anla-y
ı
ş
ı
n
ı
uç noktada vurgulayan anlay
ı
ş
özgünlü
ğ
ü kabul etmedi
ğ
inden sorun-ludur. Ancak bilimin metodolojisi aç
ı
-s
ı
ndan evrenselli
ğ
ini ve bu nedenle de kültürlerde/toplumlarda bulunan ortak yönlerin aç
ı
ğ
a ç
ı
kar
ı
lmas
ı
n
ı
vurgulama anlam
ı
ndaki evrensellik özgünlü
ğ
ü aç
ı
-
ğ
a ç
ı
karmaya da olanak verir. Bu anlam-da ikinci bak
ı
ş
aç
ı
s
ı
destanlar
ı
n ve di
ğ
er kültürel yarat
ı
mlar
ı
n özgün yönlerini de kabul eder ve inceleme yaparken hem ortak hem de özgün yönlerini yakalama çabas
ı
üzerinden yükselir. Bu kültürel ürünlerin do
ğ
u
ş
unu, geli
ş
imini, de
ğ
i
ş
i-mini ve birbirleriyle ili
ş
ki ve etkile
ş
imini inceleyen ve bunu bir ülke ya da co
ğ
raf-ya ile s
ı
n
ı
rl
ı
olarak de
ğ
il, dünya ölçe-
ğ
inde yapma çabas
ı
nda olan bir anlay
ı
ş
Dumézil’in çal
ı
ş
malar
ı
nda rahatl
ı
kla görülebilir. Boratav da bu yakla
ş
ı
m
ı
benimseyen ve çal
ı
ş
malar
ı
nda kullanan bir halkbilimci olarak an
ı
lmaktad
ı
r. Onun bu konudaki yakla
ş
ı
m
ı
a
ş
a
ğ
ı
daki al
ı
nt
ı
da rahatl
ı
kla görülebilir:
65
“
DK metinleri sade ihtisas sahiple-rine de
ğ
il, büyük bir okuyucu kütlesine de sunulacak de
ğ
erde, çocuklar
ı
m
ı
z
ı
n, gençlerimizin dil ve estetik zevklerini besliyecek, tarihte mühim rol oynam
ı
ş
bir türk kavminin türeleri, inan
ı
ş
lar
ı
ve dünya görü
ş
leriyle canl
ı
bir tablosunu verecek nitelikte eserlerdendir. Böyle bir edebiyat an
ı
t
ı
n
ı
bütün dünyaya tan
ı
tma gibi hay
ı
rl
ı
bir i
ş
i gerçekle
ş
tirme yolun-da bu konu ile ilgili ihtisas sahiplerinin çal
ı
ş
malar
ı
n
ı
n, birbirini destekliyecek
ş
ekilde s
ı
raya konup ayarlanmas
ı
mem-leketimizin ilim kurumlar
ı
ndan bekle-nir.
”
20
SUNU
Ş
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş
Önceleri Türkoloji alt
ı
nda, sonra “Türk Halk Edebiyat
ı
ve Folkloru Kür-süsü”nde Pertev Naili Boratav taraf
ı
n-dan ba
ş
lat
ı
lan bu anlay
ı
ş
, 1960’larda Antropoloji içinde Etnoloji Kürsüsü’n-de Sedat Veyis Örnek ve kürsü hocalar
ı
taraf
ı
ndan yap
ı
lan çal
ı
ş
malarda izle-nebilmektedir. Boratav ile ba
ş
layan ve sonras
ı
nda Örnek’in benimsedi
ğ
i halk kültüründe evrensel motifleri bulmaya yönelik halkbilim anlay
ı
ş
ı
ile yap
ı
lan çal
ı
ş
malar yerini, zaman içinde giderek görece daha “yerel” anlay
ı
ş
la yap
ı
lan çal
ı
ş
malara b
ı
rakm
ı
ş
t
ı
r.
66
Ancak Dil ve Tarih-Co
ğ
rafya Fakültesi 1948 tasfiyesi ile hem halkbiliminin hem de sosyoloji de dâhil olmak üzere disiplinler aras
ı
ça-l
ı
ş
malar
ı
n önü kesilmi
ş
ve bu çaba uzun soluklu olamad
ı
ğ
ı
gibi ülkede ba
ş
ka yerlerde de geli
ş
iminin önü kesilmi
ş
tir. Tasfiye sonras
ı
nda egemen olan yerel ve ulusalc
ı
bir halkbilim anlay
ı
ş
ı
günü-müzde de egemen olmaya devam etmek-tedir. Richard Martin
67
tür olarak destan tart
ı
ş
mas
ı
nda destan için içerik veya özelliklerine dayal
ı
biçimsel bir tan
ı
t
ı
m yerine ileti
ş
imsel, ili
ş
kisel (communi-cative, relational approach) bir yakla-
ş
ı
m önerir. Martin, destan
ı
n belirli bir metinsel veya performans stiline veya belirli bir performans ortam
ı
na sabitle-nemeyece
ğ
ini savunmaktad
ı
r. Onun bu vurgusu anlat
ı
türleri aras
ı
ndaki ili
ş
kiye yöneliktir. Ona göre destan tüm anla-t
ı
formlar
ı
ile iç içe geçmi
ş
tir. O ayr
ı
ca destan
ı
n bu formlarla etkile
ş
ime girebi-lece
ğ
ini, bu formlar
ı
birle
ş
tirebilece
ğ
ini ve onlar
ı
a
ş
abilece
ğ
ini ileri sürmektedir. Ona göre destan “
bir kültürün en temel yönlerini, köken öykülerinden sosyal davran
ı
ş
fikrine, sosyal yap
ı
ya, do
ğ
al dünya ve do
ğ
aüstü ile ili
ş
kilerine kadar ifade etmeyi taahhüt etmek ba
ğ
lam
ı
n-da çok isteklidir
”.
68
Dahas
ı
, bir anlat
ı
-n
ı
n tam olarak hangi niteli
ğ
iyle destan olarak tan
ı
mlanabilece
ğ
i esasen içseldir (
emic
) ve tarihsel ve kültürel ba
ğ
lamlar taraf
ı
ndan belirlenir. Toplulukla bütün-le
ş
me (
community self-identification
), kasta ba
ğ
l
ı
l
ı
k ve yerel dinsel kült, bir in-san
ı
n destan
ı
kendi tan
ı
mlay
ı
c
ı
anlat
ı
m
ı
olarak görüp görmedi
ğ
inin belirleyenle-ridir.
69
Dolay
ı
s
ı
yla destanlar incelenir-ken bu boyutlar
ı
n da çözümlemenin içi-ne al
ı
nmas
ı
gereklidir.
İ
leti
ş
imsel olma özelli
ğ
i konusunda ise Martin destan-lar
ı
n kültürleraras
ı
özelli
ğ
ini vurgular. “
E
ğ
er ‘türün’ yarar
ı
kültürleraras
ı
ileti-
ş
imi güçlendirmek için sezgisel bir araç sa
ğ
lamaksa, ‘destan’
ı
n faydas
ı
, sanatç
ı
ve izleyici nesilleri arac
ı
l
ı
ğ
ı
yla, bireyin hayat
ı
n
ı
n ayr
ı
k parçalar
ı
n
ı
n uydu
ğ
u ve anlam kazand
ı
ğ
ı
daha büyük uyumlu-luklar yaratma gücünde yatmaktad
ı
r
”
70
diyerek destanlar
ı
n tarihe müdahalesi-nin olabilece
ğ
i konusunda dü
ş
ünmeye yönlendirmektedir. Sonuç olarak, tarihsel ve sosyal te-malar i
ş
lenirken kurgu ve abart
ı
olsa dahi yine de destan
ı
n ait oldu
ğ
u toplu-ma ili
ş
kin bilgiler verebildi
ğ
i ve bu bilgi-ler
ı
ş
ı
ğ
ı
nda destan
ı
n ait oldu
ğ
u dönemin ve insanlar
ı
n dü
ş
ünce dünyas
ı
n
ı
da belli oranda yans
ı
tabilece
ğ
i söylenebilir.
Derlemede Yer Alan Destanlar
Bu derlemede yer alan ilk destan, 16. yüzy
ı
lda Çin’de yay
ı
mlanan, bir ke
ş
i
ş
ve üç ö
ğ
rencisinin (bir maymun, bir domuz ve bir canavar) Hindistan’a giderek, kut-
21
Dünya Destanlar
ı
sal Budist yaz
ı
tlar
ı
n
ı
(supralar
ı
n
ı
) bulup geri getirirken ya
ş
ad
ı
klar
ı
maceralar
ı
n
ı
anlatan “
Bat
ı
’ya Yolculuk Destan
ı
” (
Ay-lin Y
ı
lmaz
Ş
a
ş
maz
), ba
ş
l
ı
kl
ı
bölüm yol-culukta kar
ş
ı
la
ş
ı
lan zorluklar
ı
a
ş
man
ı
n destan
ı
d
ı
r. Destanda her bir karakterin ki
ş
isel ayd
ı
nlanmas
ı
na hizmet etmekte oldu
ğ
u mesaj
ı
n
ı
vermektedir. Burada karakterler kendi zay
ı
fl
ı
klar
ı
ve olum-suz yönleri ile yüzle
ş
mek durumunda-d
ı
r. Karakterler yüzle
ş
tikleri zorluklar
ı
a
ş
abilirlerse, ancak o zaman varmalar
ı
gereken yere varabilecek ve dolay
ı
s
ı
yla da hak ettikleri cennetsel mevkilerine ula
ş
abileceklerdir. Hint destan
ı
“
R
ā
m
ā
yana Destan
ı
” (
Yalç
ı
n Kayal
ı
) ba
ş
l
ı
kl
ı
bölümde des-tan
ı
n ad
ı
ndan da da anla
ş
ı
laca
ğ
ı
gibi; gerçek, kusursuz prens ya da örnek kral R
ā
ma’n
ı
n öyküsü anlat
ı
l
ı
r. Destanda, Rama’n
ı
n do
ğ
umu, gençli
ğ
i, e
ğ
itimi, evlili
ğ
i, ormana sürgüne gönderili
ş
i, ka-r
ı
s
ı
n
ı
n ifrit kral R
ā
va
ṇ
a taraf
ı
ndan ka-ç
ı
r
ı
l
ı
ş
ı
, maymunlarla kurdu
ğ
u dostluk, ermi
ş
lerle ili
ş
kisi gibi konular i
ş
lenir. Ancak destandaki kahramanl
ı
k vurgu-sunun yan
ı
s
ı
ra özünde Rama’n
ı
n kar
ı
s
ı
Sita’n
ı
n ya
ş
ad
ı
klar
ı
üzerinden toplumsal ya
ş
amda çevrenin bask
ı
s
ı
n
ı
n öneminin bir anlat
ı
s
ı
olarak da okunabilir. Rama kar
ı
s
ı
na inan
ı
p güvense de halk
ı
n ola-ya ve ya
ş
ananlara nas
ı
l bakt
ı
ğ
ı
konusu daha a
ğ
ı
r basmakta ve kar
ı
s
ı
na tavr
ı
n
ı
biçimlendirmektedir. Hint destan
ı
“
Mah
ā
bh
ā
rata
” (
Esra Kökdemir
) destan
ı
nda klanlar aras
ı
dev sava
ş
anlat
ı
l
ı
r. Mahabharata Sanskrit di-linde büyük ve her
ş
eyin toplam
ı
anlam
ı
-na gelir; “maha” ve bir bilgeli
ğ
in tan
ı
m
ı
olan “bharata”n
ı
n birle
ş
mesi ile olu
ş
ur. Ayr
ı
ca metafizik yorumlarda sözcü
ğ
ün “insan” anlam
ı
nda oldu
ğ
u da söylenir; bu ba
ğ
lamda destan “
İ
nsanl
ı
ğ
ı
n Öykü-sü” anlam
ı
na da gelebilir. Bu anlamda destanda anlat
ı
lan dev sava
ş
öncelikle klanlar aras
ı
bir çat
ı
ş
ma gibi görünse de, asl
ı
nda tüm gezegenin egemenli
ğ
i yolunda bir kavgad
ı
r ama sonunda öyle bir sava
ş
ba
ş
lar ki, tüm evren yok olma tehlikesiyle kar
ş
ı
kar
ş
ı
ya kal
ı
r. Bu des-tanda da i
ş
lenen konu sava
ş
ı
n ve sava
ş
ı
n sonuçlar
ı
n
ı
n insanl
ı
k aç
ı
s
ı
ndan yaratt
ı
ğ
ı
y
ı
k
ı
c
ı
etkidir. Yönetimler pek çok konuda dini bir-le
ş
tirici ve yönetimleri peki
ş
tirici bir güç olarak kullanabilmektedirler. “
Ruslar
ı
n Don Ötesi Destan
ı
: Zadon
ş
çina
” (
Ya-semin Gürsoy - Gamze Öksüz
) destan
ı
Mo
ğ
ol-Tatar sald
ı
r
ı
lar
ı
na kar
ş
ı
Mosko-va Prensli
ğ
i etraf
ı
nda birle
ş
en Ruslar
ı
n Mo
ğ
ollar kar
ş
ı
s
ı
nda 1380 y
ı
l
ı
nda Ku-likova meydan
ı
ndaki ilk askerî zaferi anlatmaktad
ı
r. Destan, Mo
ğ
ol-Tatar is-tilas
ı
na kar
ş
ı
birlik sa
ğ
layamayan prens-lerin kar
ş
ı
koyma ve zafer kazanma sürecinde dinin nas
ı
l kullan
ı
ld
ı
ğ
ı
n
ı
da gösterme aç
ı
s
ı
ndan önemlidir. Destan-da ordunun ba
ş
ı
ndaki Moskova Prensi Dimitri
İ
vanoviç’in kahramanl
ı
klar
ı
na övgülerin yan
ı
s
ı
ra Hristiyanl
ı
k yüceltil-mektedir. Bu nedenle de destanda kah-ramanlar
ı
n mücadelelerine yüklenen anlam tüm Rus halk
ı
ve Ortodoksluk için verilen bir mücadele olarak yer al-maktad
ı
r. Bu öylesine önemli bir özellik ki, destanlar
ı
n ilk yaz
ı
ld
ı
ğ
ı
dönemden sonraki zamanlarda da hangi destan
ı
n öne ç
ı
kt
ı
ğ
ı
konusunda sorulacak bir so-ruyu aç
ı
klama aç
ı
s
ı
ndan önemlidir. Destanlar
ı
n en önemli konular
ı
n-dan biri sald
ı
r
ı
ya u
ğ
rayan halklar
ı
n
22
SUNU
Ş
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş
direni
ş
mücadeleleridir. Bu anlamda Kuzey Kafkasya halklar
ı
destanlar
ı
nda direni
ş
lerine yer vermi
ş
olsalar da bun-lar
ı
n “sözlü” olarak sürdürülmesi yay-g
ı
nd
ı
r. “
Nart Destan
ı
” (
Derya Y
ı
lmaz
), Kuzey Kafkasya destanlar
ı
ya da Do
ğ
u Avrupa’da belli topluluklar
ı
n destanlar
ı
bu özelli
ğ
i sergileyen destan örneklerin-dendir. Bu nedenle de Kuzey Kafkasya Nart Kahramanl
ı
k destanlar
ı
n
ı
n tarihi çok eskilere dayan
ı
yor olsa da yaz
ı
ya ak-tar
ı
lmas
ı
1870’li y
ı
llara rastlamaktad
ı
r.
Nart Destan
ı
71
ya da Nartlar
72
geçmi
ş
le gelecek aras
ı
nda ba
ğ
kurmay
ı
sa
ğ
layan destan örneklerindendir. Nart Destan(-lar)
ı
pek çok destanda oldu
ğ
u gibi mi-toloji ve efsane ö
ğ
elerini yo
ğ
un biçimde içeriyor olsa da ait oldu
ğ
u dönemin top-lumsal özellikleri gerçekçi ve güçlü bir anlat
ı
mla bugüne aktar
ı
lmaktad
ı
r. “
Ata Miras
ı
Dede Korkut Kitab
ı
” (
Ahsen Esato
ğ
lu
) ba
ş
l
ı
kl
ı
bölümde IX-XI. yüzy
ı
l aras
ı
n
ı
kapsayan O
ğ
uzlar
ı
n Anadolu’ya gelmeden önceki ya
ş
amlar
ı
anlat
ı
l
ı
r. Hikâyeler, O
ğ
uzlar
ı
n tarihi ve kom
ş
ular
ı
yla olan ili
ş
kileri, devlet yö-netimi ve aile ve toplum yap
ı
s
ı
ile ilgili sosyal ya
ş
am
ı
na ili
ş
kin bilgileri kapsa-maktad
ı
r. Hikâyelerin kahramanlar
ı
ya O
ğ
uz beyleridir ya da bey o
ğ
ullar
ı
d
ı
r. Onlar
ı
n ya
ş
ay
ı
ş
lar
ı
, mücadeleleri anla-t
ı
l
ı
rken asl
ı
nda O
ğ
uz Türklerinin dev-let düzenine, sosyal hayat
ı
na, gelenek-lerine, göreneklerine, ba
ğ
l
ı
olduklar
ı
de
ğ
erlere yer verilir. Hikâyelerde O
ğ
uz beyleri ve bilge ki
ş
i olarak Dede Kor-kut’a yer verilmesi ve bunlar
ı
n toplum-da söz sahibi olmas
ı
n
ı
n yan
ı
s
ı
ra kad
ı
-n
ı
n toplumsal ya
ş
amdaki önemli konu-munu da gözler önüne sermektedir. Bu konuda Esato
ğ
lu’nun derlemedeki ifa-deleri oldukça aç
ı
klay
ı
c
ı
d
ı
r: “
kad
ı
nlar
ı
n da erkekler kadar yi
ğ
it olmas
ı
, güçlü ol-mas
ı
d
ı
r. Kad
ı
nlar da ata biner, k
ı
l
ı
ç ku-
ş
an
ı
r, ok atar. Erkekler sava
ş
tayken ya da avdayken kad
ı
nlar her i
ş
i yürütürler. Cinsiyet ayr
ı
m
ı
yoktur. Kad
ı
n ve erkek ailede ayn
ı
de
ğ
ere sahiptir; e
ş
ler birbi-rinin destekçisidir. Aile birli
ğ
i, e
ş
lerin birbirine sevgi ve sayg
ı
yla davranmala-r
ı
, de
ğ
er vermeleri, övmeleri hemen her hikâyede i
ş
lenir. Ayr
ı
ca toplumda da söz haklar
ı
vard
ı
r, onlara da dan
ı
ş
ı
l
ı
r, on-lar
ı
n da görü
ş
ü al
ı
n
ı
r. Kad
ı
n, kutsal ve yüce bir varl
ı
kt
ı
r, hem anne hem de e
ş
olarak. Dede Korkut’ta kad
ı
n için e
ş
le-rin “ba
ş
ı
m taht
ı
, evim baht
ı
, kad
ı
n
ı
m, dire
ğ
im, dölü
ğ
üm” sesleni
ş
i dikkat çe-ker.
” “
Ortaça
ğ
Ko
ş
ullar
ı
nda Do
ğ
mu
ş
Bir Ermeni Destan
ı
:
Sasunlu Davit
” (
Do-
ğ
anay Ery
ı
lmaz
) ba
ş
l
ı
kl
ı
bölümde konu edilen “Sasun Evi”nin dört neslinin hikâyesinin aktar
ı
ld
ı
ğ
ı
Sasunlu Davit Destan
ı
’nda, genel olarak Anadolu’da Arap egemenli
ğ
inin yay
ı
ld
ı
ğ
ı
dönem olan VII-X. yüzy
ı
llarda ya
ş
anan Arap egemenli
ğ
i dönemi olaylar
ı
anlat
ı
l
ı
r ve Ermeni halk
ı
n
ı
n de
ğ
erleri, ya
ş
am tarz-lar
ı
felsefeleri ve ba
ğ
ı
ms
ı
zl
ı
k arzular
ı
i
ş
lenir. VII-X. yüzy
ı
llarda yarat
ı
lm
ı
ş
olan destanda özellikle Araplar
ı
n ege-menli
ğ
ine kar
ş
ı
mücadelenin ayr
ı
nt
ı
l
ı
bir
ş
ekilde anlat
ı
ld
ı
ğ
ı
destan ancak 1873 y
ı
l
ı
nda derlenip kaleme al
ı
nabilmi
ş
tir.
İ
ran Destanlar
ı
(Ay
ş
e Gül Fidan) ba
ş
l
ı
kl
ı
bölümde
İ
ran Destanlar
ı
ndan s
ı
ras
ı
yla Ebû’l Kâs
ı
m-i Firdevsî’nin
Ş
ah-namesi, Ayâdkâr-i Zarîrân, Kârnâme-i Erde
ş
îr-i Bâbekân (Kârnâme-i Erde
ş
îr-i Bâbekân (Bâbek’in o
ğ
lu Erde
ş
îr’in Kah-
23
Dünya Destanlar
ı
ramanl
ı
klar
ı
) ve Borzûnâme Destanlar
ı
yer almaktad
ı
r.
İ
ran/Fars edebiyat
ı
n
ı
n en önemli eserlerinden biri olan ve yayg
ı
n olarak
İ
ran Milletini dirilten destan olarak gö-rülen ve bu nedenle
İ
ran’
ı
n Milli Destan
ı
olarak de
ğ
erlendirilen Ebû’l Kâs
ı
m-i Fir-devsî’nin
Ş
ahnamesi’nin yer almaktad
ı
r.
İ
slamiyet öncesi
İ
ran’
ı
n tarihi-efsanevi hükümdarlar
ı
n
ı
n ve onlara her ko
ş
ulda ba
ğ
l
ı
kahramanlar
ı
n ülkelerini, milli ge-lenek ve göreneklerini korumak ad
ı
na verdikleri mücadelenin destan
ı
olarak de
ğ
erendirilen
Ş
ahname otuz y
ı
ll
ı
k bir eme
ğ
in ürünüdür.
Ş
ahnâme, Firdev-sî’nin X. Yüzy
ı
l’da kaleme ald
ı
ğ
ı
, 60 bin beyitlik eserdir ve pek çok bölümden olu
ş
maktad
ı
r. Bu bölümde
Ş
ahname’nin o
ğ
lu Zâl’
ı
“normal” olarak kabul görme-yen özellikleri nedeni ile onu ölüme ter-keden Sistan’
ı
yöneten
Ş
âm’
ı
n o
ğ
lunun Sîmurg ku
ş
u taraf
ı
ndan büyütülmesi sonras
ı
nda güçlü, kuvvetli ve bilge bir ki
ş
i olmas
ı
ve baban
ı
n bunu kabul etme-si olaylar
ı
etraf
ı
nda biçimlenir.
Ayâdkâr-i Zarîrân,
İ
slâm öncesi dö-neme ait, Orta Farsça (Pehlevi) dilinde manzum ve mensur olarak yaz
ı
lm
ı
ş
bir destand
ı
r Destanda
İ
ran Kral
ı
Vida-raf
ş
’
ı
n o
ğ
ullar
ı
ve karde
ş
leri ve hâne re-islerinin Zerdü
ş
tlü
ğ
ü kabul etmeleri ne-deni ile Hyaona Kral
ı
Ercâsp’la aralar
ı
n-da geçen sava
ş
i
ş
lenmektedir. Destanda sava
ş
ta Kâhin Camâsp Baeta
ş
ve Büyücü Vindaraf
ş
’a önemli bir yer verilmekte ve özellikle de büyücünün tüm çabalar
ı
na kar
ş
ı
n “iyi” olan
İ
ran krall
ı
ğ
ı
taraf
ı
n
ı
n sava
ş
ı
kazanmas
ı
i
ş
lenmektedir. Bu bölümde ayr
ı
ca Pars bölgesinde kaleme al
ı
nd
ı
ğ
ı
dü
ş
ünülen ve Orta Fars-ça yaz
ı
lm
ı
ş
Kârnâme-i Erde
ş
îr-i Bâbekân adl
ı
destan yer almaktad
ı
r. Destanda ge-çen karekterlerin ço
ğ
unun gerçek tarihî
ş
ahsiyetlerden olu
ş
tu
ğ
u destanda Sasani Hanedan
ı
’n
ı
n kurulu
ş
unun hikayesi i
ş
-lenmektedir. Sasani Hanedanl
ı
ğ
ı
n
ı
n ku-rucusu olan Sasan’
ı
n o
ğ
lu Erde
ş
îr’in Part hükümdar
ı
Erdavan’a kar
ş
ı
verdi
ğ
i zorlu mücadele ve bu mücadele sonundaki za-feri ve tahta ç
ı
k
ı
ş
süreci ele almaktad
ı
r.Yine derlemenin bu bölümünde yer alan Borzûnâme,
Ş
ahnâme ile ayn
ı
ve-zin ve tarzda yaz
ı
lan ve Sohrâb’
ı
n o
ğ
lu Borzû’nun maceralar
ı
n
ı
konu alan 65.000 dizeden olu
ş
an uzun bir des-tand
ı
r. Destan’da Borzû’nun soylulu
ğ
u, gücü ve kahramanl
ı
klar
ı
ve bu kahra-manl
ı
klar
ı
n
ı
n sonucunda kazan
ı
mlar
ı
ele al
ı
nmaktad
ı
r. Destanda hükümdar-l
ı
k yerine kahramanl
ı
ğ
a övgü yer al
ı
rken sîmurg ku
ş
u tüyü iyile
ş
tirici ve önemli bir sembol olarak kullan
ı
lmaktad
ı
r.Sümerlere ait olan
“Ölümsüzlü
ğ
ün Pe
ş
inde Kahraman Kral: G
ı
lgame
ş
”
(
İ
rfan Tu
ğ
cu
) bilinen ilk destand
ı
r
73
. Destan, ba
ş
kahraman
ı
yar
ı
insan, yar
ı
tanr
ı
olan karada ve denizde olan biten her
ş
eyi bilen ba
ş
ar
ı
l
ı
bir yap
ı
ustas
ı
ve yenilmez bir sava
ş
ç
ı
olan G
ı
lgam
ı
ş
’
ı
n ba
ş
ı
ndan geçen olaylar
ı
anlat
ı
r. Halk
ı
na ac
ı
mas
ı
z ve kötü davrand
ı
ğ
ı
için G
ı
lga-m
ı
ş
’a öfkelenen Gök tanr
ı
s
ı
Anu, onu öldürmek için vah
ş
i bir hayvan olan Enkidu’yu üzerine salar. G
ı
lgam
ı
ş
En-kidu’yu yener ancak sonras
ı
nda çok iyi dost olurlar. Destan, G
ı
lgam
ı
ş
ile a
ş
k tanr
ı
ças
ı
İş
tar aras
ı
nda ya
ş
anan olaylar-la devam eder. Sonras
ı
nda G
ı
lgam
ı
ş
’
ı
n Enkidu için yakt
ı
ğ
ı
a
ğ
ı
t, düzenledi
ğ
i görkemli cenaze töreni ve tufan öykü-
24
SUNU
Ş
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş
sünü G
ı
lgam
ı
ş
’
ı
n ölümsüzlü
ğ
ün s
ı
rr
ı
n
ı
bilen bilge Utnapi
ş
tim’i aramas
ı
ve bul-mas
ı
süreci izler. Utnapi
ş
tim’i bulan G
ı
l-gam
ı
ş
, onun verdi
ğ
i ölümsüzlük otuyla gençli
ğ
ine yeniden dönecek ve ölüm-süzlü
ğ
e kavu
ş
acakt
ı
r. Ancak G
ı
lgam
ı
ş
ölümsüzlük otunu yemeye f
ı
rsat bula-madan onu bir y
ı
lana kapt
ı
r
ı
r ve Uruk’a eli bo
ş
döner. Destan G
ı
lgam
ı
ş
’
ı
n ölüm kar
ş
ı
s
ı
nda ac
ı
yenilgisiyle biter. Destan bir anlamda ölümsüzlük aray
ı
ş
ı
n
ı
n bey-hude oldu
ğ
unu ve herkesin ölümlü ol-du
ğ
unu vurgulayarak insanlar
ı
n ölüm kar
ş
ı
s
ı
nda e
ş
it olmas
ı
n
ı
kabullenerek iyilik yapma çabas
ı
nda olmas
ı
gerekti
ğ
i mesaj
ı
n
ı
vermekte oldu
ğ
u biçiminde yo-rumlanabilir.
Derlemenin Anzu ve Ninurta (M. Tar
ı
k Ö
ğ
reten) ba
ş
l
ı
kl
ı
bölümünde Sü-mer, Asur ve Babilliler taraf
ı
ndan kültü yükseltilen önemli bir öge olarak yer alan ve farkl
ı
edebi metinlerde farkl
ı
karakterlerde anlat
ı
lan
İ
mdugud/An-zu’nun kötü bir karakter olarak anlat
ı
l-d
ı
ğ
ı
destan
ı
ms
ı
hikâyeye yer almaktad
ı
r. Rüzgârlar
ı
n tanr
ı
s
ı
Anzu, farkl
ı
mitolo-jilerde farkl
ı
karakterde kar
ş
ı
m
ı
za ç
ı
ksa da
İ
mdugud/Anzu’nun f
ı
rt
ı
na bulutlar
ı
-n
ı
yans
ı
tt
ı
ğ
ı
biçimindeki görü
ş
en yayg
ı
n kabul edilendir. Anlat
ı
da Anzu ile gök-yüzünün efendisi Enlil’in ve ana tanr
ı
ça olarak bilinen Ninhursag’
ı
n o
ğ
lu ve isi-mi bereketi ça
ğ
r
ı
ş
t
ı
ran “topra
ğ
ı
n beyi” anlam
ı
na gelen ve daha çok sava
ş
ç
ı
kim-li
ğ
i ile öne ç
ı
kan “f
ı
rt
ı
na ve sava
ş
tanr
ı
s
ı
” olarak da an
ı
lan Ninurta aras
ı
ndaki sa-va
ş
i
ş
lenir. Gökyüzü Tanr
ı
s
ı
An’
ı
n o
ğ
lu olarak an
ı
lan Anzu ba
ş
lang
ı
çta yer yara-t
ı
c
ı
ve önemli özelliklere sahip olmayan bir tanr
ı
olarak mitoloji içinde yer al
ı
r-ken Ninurta ile ad
ı
n
ı
n geçti
ğ
i mitosla önemli bir konum edinmi
ş
tir.
74
Anzu, Su ve Bilgelik-tanr
ı
s
ı
Enki’nin önerisi ve ile F
ı
rt
ı
na tanr
ı
s
ı
Enlil’in
ş
ahsi koruma-s
ı
görevine getirilir. Rüzgârlar
ı
n tanr
ı
s
ı
Anzu’nun k
ı
skançl
ı
ğ
ı
ve güç h
ı
rs
ı
ndan dolay
ı
Enlil’in yönetimsel gücünü temsil eden “Kader Tabletleri” ni ele geçirmesi ile Enlil; Anzu
’
nun yakalan
ı
p öldürül-mesi ve Kader Tabletleri
’
nin geri getiril-mesini ister. Bunu ba
ş
aran ki
ş
i tanr
ı
lar aras
ı
nda sayg
ı
nl
ı
k kazanacak ve gücü artacakt
ı
r. Sonras
ı
nda Enki’nin, tanr
ı
-lar
ı
n yüce annesi Belet-ili’ye Ninurta’y
ı
yaratmas
ı
n
ı
buyurmas
ı
ve sonras
ı
nda Anzu ile Ninurta’n
ı
n sava
ş
a girmesi ve Ninurta’n
ı
n sava
ş
ı
kazanmas
ı
olaylar
ı
i
ş
-lenir. Bu hikayede düzenin bozulmas
ı
ve bozulan düzenin “iyi olan
ı
n kazanmas
ı
” ile yeniden düzelen düzen için politik aray
ı
ş
lara göndermeler önemlidir. Mit-lerin zamansal ve mekânsal olarak de
ğ
i-
ş
imi de bu toplumsal ve politik yap
ı
lar
ı
n de
ğ
i
ş
mesi konusunu ça
ğ
r
ı
ş
t
ı
rmaktad
ı
r. “
Hurri kökenli Kumarbi
Ş
ark
ı
s
ı
/Ef-sanesi
” (
Leyla Murat
) ba
ş
l
ı
kl
ı
bölümde Hurri destanlar
ı
nn
ı
n özelliklerine yer verilmektedir. Hurrilerin dili, Hurrice-den Hititçeye birebir uyarlanm
ı
ş
efsane-ler Hurri Kökenli mit grubu olarak ad-land
ı
r
ı
lmaktad
ı
r. Sümer-Akad kültürü, sadece Suriye ve Do
ğ
u Akdeniz’de de
ğ
il, Anadolu’da Hititler üzerinde de etkisi-ni hissettirmi
ş
tir. Mezopotamya toplu-muna özgü unsurlar
ı
içeren efsaneler Babillilerden Hurrilere, Hurrilerden de Hititlere geçmi
ş
tir. Bu eserlerin Akadca, Hititçe örnekleri oldu
ğ
u gibi, Hurrice örnekleri de mevcuttur. Hitit kültürü-nün bir parças
ı
olan söz konusu
Ş
ark
ı
-lar/Efsaneler Mezopotamya’da ilk defa kaleme al
ı
nm
ı
ş
, Hurriler arac
ı
l
ı
ğ
ı
ile
25
Dünya Destanlar
ı
Hititlere, Hititler arac
ı
l
ı
ğ
ı
ile de Anado-lu topraklar
ı
nda ya
ş
ayan Yunan, Roma gibi di
ğ
er toplumlara aktar
ı
lm
ı
ş
ve böy-lece kültürel bir devaml
ı
l
ı
ğ
ı
n olu
ş
mas
ı
sa
ğ
lanm
ı
ş
t
ı
r. “
Hurri Kökenli Kumarbi Efsane-si Gökyüzü Krall
ı
ğ
ı
”
(
Ali Osman Tiro
) ba
ş
l
ı
kl
ı
bölümde Kumarbi efsanesine ili
ş
kin bilgi verilmektedir. Efsanesinin orijinal ad
ı
n
ı
n günümüze kadar geleme-di
ğ
i, ancak içeri
ğ
inden elde edilen bilgi-ler do
ğ
rultusunda filologlar taraf
ı
ndan “Gökyüzü Krall
ı
ğ
ı
” olarak adland
ı
r
ı
l-d
ı
ğ
ı
belirtilmektedir. Hurri kökenli bu efsane, daha sonra Yunan mitolojisinde de izleri görülecek ilginç bir efsanedir. Efsaneler tanr
ı
sal iktidarlar
ı
konu al
ı
r. Efsanelerde anlat
ı
lanlardan tar
ı
msal üretime göre olu
ş
turulmu
ş
bir takvim ya da en az
ı
ndan y
ı
l
ı
n bölümlenme-sinin varl
ı
ğ
ı
sonucu ç
ı
kar
ı
labilir. Ku-marbi taraf
ı
ndan Anu’nun erkekli
ğ
inin kopar
ı
lmas
ı
ve tohumun Kumarbi’de döllenmesi anlat
ı
s
ı
s
ı
kl
ı
kla Hitit takvi-mi için bir ba
ş
lang
ı
ç anlam
ı
n
ı
ta
ş
ı
yor olabilece
ğ
i biçiminde yorumlanmakta-d
ı
r. Metinde birbirinin ard
ı
s
ı
ra hüküm süren tanr
ı
lar aras
ı
nda geçen güç yar
ı
ş
ı
anlat
ı
l
ı
r. Tanr
ı
lar dünyas
ı
nda bir gök krall
ı
ğ
ı
vard
ı
r. Krall
ı
ğ
ı
n ilk sahibi tanr
ı
Alalu’dur. Tanr
ı
Anu, Alalu’nun krall
ı
-
ğ
ı
n
ı
n dokuzuncu y
ı
l
ı
nda ona kar
ş
ı
sava
ş
açar ve Alalu a
ş
a
ğ
ı
ya, karanl
ı
k topra
ğ
a sürülür. Fakat taht
ı
ele geçiren Anu’nun egemenli
ğ
inin yine dokuzuncu y
ı
l
ı
nda bu kez tanr
ı
Kumarbi ona kar
ş
ı
isyan eder. Sava
ş
esnas
ı
nda, Anu gö
ğ
e kaçar-ken, Kumarbi onu ayaklar
ı
ndan yakalar ve babas
ı
n
ı
n erkekli
ğ
ini
ı
s
ı
r
ı
r, Anu’nun erkekli
ğ
i onun içine dökülür. Metinde vurgulanan bir ba
ş
ka olay ise hamilelik-lerdir.
Ş
ark
ı
n
ı
n/efsanenin ilk k
ı
sm
ı
nda Kumarbi’nin hamileli
ğ
i ve do
ğ
urdu
ğ
u tanr
ı
lar anlat
ı
l
ı
rken, ikinci k
ı
s
ı
mda ise Yer’in yani dünyan
ı
n hamileli
ğ
inden bahsedilmektedir. Bu anlat
ı
lardan ilk-bahar aylar
ı
n
ı
n Kumarbi’nin hamile b
ı
rak
ı
lmas
ı
yla temsil edildi
ğ
ini ve tar
ı
m sezonu bitiminin ise tohumun olgunla-
ş
arak Kumarbi devrinin sona erdirilmesi ile temsil edildi
ğ
i söylenebilir. Anlat
ı
da do
ğ
an
ı
n döngüsü ile tanr
ı
lar
ı
n mücade-lesi aras
ı
nda ili
ş
ki kurulur. Anadolu’nun
İ
lk Ölümsüz Ozan
ı
: Homeros (A. Co
ş
kun Özgünel) ba
ş
l
ı
k-l
ı
bölümde Homeros’un Anadolu’nun bilinen en eski ozan
ı
ve uygarl
ı
k tari-hi içindeki önemine vurgu yap
ı
l
ı
rken, onun
İ
lyada Destan
ı
“Arkeolojinin Kut-sal kitab
ı
, Eski Ça
ğ
larda Ege’de ya
ş
ayan kavimlerin bir yerde din kitab
ı
” olarak de
ğ
erlendirilmektedir. Bölümde Ho-meros’a dair anlat
ı
lanlar kültürler aras
ı
etkile
ş
im, bu etkile
ş
imle çökü
ş
ve yük-seli
ş
lere ra
ğ
men geçmi
ş
ten günümüze belli sürekliliklerin varl
ı
ğ
ı
n
ı
İ
lyada ve Odysseia Destanlar
ı
üzerinden görüle-bilece
ğ
ini okuyucuya an
ı
msat
ı
r. Truva Sava
ş
ı
ve bu sava
ş
ta yer alan kahra-manlarla ilgili söylenceleri dile getiren destanlar olarak bilinen
İ
lyada ve Ody-sseia destanlar
ı
pek çok destan örne
ğ
in-de oldu
ğ
u gibi tam da geçmi
ş
ve
ş
imdi aras
ı
nda ili
ş
kiyi kurmam
ı
z
ı
ve gelece
ğ
e yönelik dersler ç
ı
karmam
ı
z
ı
sa
ğ
lama aç
ı
s
ı
ndan önem ta
ş
ı
maktad
ı
r. Bölüm-de yer alan de
ğ
erlendirmeler, özellikle de Bat
ı
Anadolu topraklar
ı
n
ı
n sosyo-e-konomik özellikleri ve do
ğ
al çevre gü-zelliklerini i
ş
leme aç
ı
s
ı
ndan
ş
imdilerde h
ı
zla “kaybedilmekte olan güzellikle-rin” geçmi
ş
te nas
ı
l oldu
ğ
unu görebilme
26
SUNU
Ş
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş
ve bu güzellikleri koruma aç
ı
s
ı
ndan da destanlar
ı
de
ğ
erlendirebilme insanl
ı
ğ
ı
n ve dünyan
ı
n gelece
ğ
i aç
ı
s
ı
ndan önemini duyumsat
ı
r. “
Eski Yunan’da Destan Gelene
ğ
i
” (
Ali Güvelo
ğ
lu
) ba
ş
l
ı
kl
ı
bölümde Ho-meros’un
İ
lyada
ve
Odysseia
ile
Bat-rakhomyamakhia
(Kurba
ğ
a-Fare Sava-
ş
ı
) destanlar
ı
örnekleri üzerinden Eski Yunan destan gelene
ğ
ine ili
ş
kin bilgiler verilir. Hem
İ
lyada
hem de
Odysseia
, Truva Sava
ş
ı
ve bu sava
ş
ta yer alan kah-ramanlarla ilgili söylenceleri dile getiren destanlard
ı
r.
İ
lyada
’da sava
ş
, kahraman-l
ı
k ve ihtiras vurgular
ı
öne ç
ı
km
ı
ş
t
ı
r. Va-tan sevgisi, aileye ve tanr
ı
lara ba
ğ
l
ı
l
ı
k ana temalar
ı
n
ı
n yer ald
ı
ğ
ı
Odysseus
’ta ise
İ
thake Kral
ı
Odysseus’un ve adam-lar
ı
n
ı
n art
ı
k Kalypso’nun yan
ı
ndan ay-r
ı
larak evine dönü
ş
maceralar
ı
anlat
ı
l
ı
r. Tanr
ı
lar
ı
n baz
ı
lar
ı
Odysseus’tan yanay-ken, baz
ı
lar
ı
da ondan nefret ediyor ve ona kötülük etmek istiyordu. Ba
ş
dü
ş
-man
ı
ysa deniz tanr
ı
s
ı
Poseidon’du. Ody-sseus’un gemisinin sürekli olarak kazaya u
ğ
ramas
ı
ve rotas
ı
n
ı
ş
a
ş
ı
rmas
ı
hep bu yüzdendir.
Batrakhomyamakhia
(Kur-ba
ğ
a-Fare Sava
ş
ı
) da Homeros’un ad
ı
yla birlikte an
ı
lan bir ba
ş
ka destand
ı
r.
İ
çe-rik bak
ı
m
ı
ndan
Odysseia
’dan çok
İ
lya-da
’ya benzerlik gösterir. Destanda her
ş
ey dostça bir ortamda tan
ı
ş
ma temas
ı
y-la ba
ş
lar, ancak kurba
ğ
alar
ı
n kral
ı
Ya-nak
ş
i
ş
iren farelerin kral
ı
Ekmekkemiren o
ğ
lu K
ı
r
ı
nt
ı
çalan’
ı
yanl
ı
ş
l
ı
kla öldürünce ortal
ı
k bir anda sava
ş
alan
ı
na döner. O
ğ
lu öldürülen baba (kral) Ekmekke-miren ne kadar adam (fare) toplad
ı
ysa yan
ı
na al
ı
p kurba
ğ
alar
ı
n ya
ş
ad
ı
ğ
ı
göle-ti basar (Kurba
ğ
a-Fare Sava
ş
ı
, 15-120). Fareler insanlar gibi sa
ğ
lam dizlikler, kasklar takar, m
ı
zraklar savururlar, kurba
ğ
alar da yi
ğ
itlikte-sava
ş
makta on-lardan geri kalmazlar, her iki taraf da çok kay
ı
plar verir. Sava
ş
t
ı
pk
ı
İ
lyada’da oldu
ğ
u gibi ancak tanr
ı
lar
ı
n müdahale-siyle sonland
ı
r
ı
labilir. Homeros’un des-tanlar
ı
nda seçkinlerin/aristokratlar
ı
n toplumun geri kalan
ı
üzerinde bask
ı
n bir etkiye sahip olduklar
ı
ve yoksul hal-k
ı
n, ya da s
ı
radan askerin ne sava
ş
, ne bar
ı
ş
, ne de ba
ş
ka bir konuda söz söyle-me hakk
ı
n
ı
n pek bulunmad
ı
ğ
ı
biçimin-deki anlat
ı
ve yorum dikkat çeker. Gü-velio
ğ
lu Eski Yunan destan gelene
ğ
ine ili
ş
kin olarak
ş
u yorumu ekler: “
Destana konu edilen ki
ş
iler azg
ı
n-öfkeli, ak
ı
ll
ı
, i
ş
bilir, uzman, iffetli-iffetsiz, sad
ı
k ya da yönetici özellikleriyle ön plana ta
ş
ı
n-m
ı
ş
t
ı
r. Bu özellikler insan dünyas
ı
nda oldu
ğ
u kadar tanr
ı
lar aras
ı
nda da kusur ve meziyetler olarak kar
ş
ı
m
ı
za ç
ı
kmak-tad
ı
r, yani ozan insanlar
ı
n ve tanr
ı
lar
ı
n dünyas
ı
n
ı
n biri di
ğ
erinin yans
ı
mas
ı
ym
ı
ş
gibi anlatm
ı
ş
t
ı
r
”
.
“
Bir Bo
ş
nak Balad
ı
: Hasanaginica
” (T
aner
Ş
en
) ba
ş
l
ı
kl
ı
bölümde 1774 y
ı
l
ı
Bo
ş
nak sözlü edebiyat gelene
ğ
inin ya-z
ı
ya aktar
ı
lmas
ı
n
ı
n ba
ş
lang
ı
c
ı
olarak de
ğ
erlendirilen ve Bo
ş
nak edebiyat
ı
için büyük bir öneme sahip olan
Hasangi-nika Destan
ı
ele al
ı
nmaktad
ı
r. Destan-da “a
ş
k ve gurur” gibi iki güçlü duygu merkeze konmu
ş
tur. Bu iki duygunun ki
ş
iler aras
ı
ndaki ve ki
ş
iler üzerindeki etkisini, insanlar
ı
n hayatlar
ı
na etkisini ve nas
ı
l sonuçlara neden oldu
ğ
una ili
ş
-kin olaylar
ı
i
ş
lemektedir. Hasan A
ğ
a’n
ı
n sava
ş
tan yaral
ı
dönmesi sonras
ı
nda e
ş
i Fatima’n
ı
n onu görmeye gelmemesi ile onun evden kovulmas
ı
na ve sonras
ı
nda Fatima’n
ı
n bu ac
ı
ya dayanamay
ı
p üzün-
27
Dünya Destanlar
ı
tüden fenala
ş
mas
ı
ve ölümü ile son-lanmas
ı
destanda ki
ş
iler aras
ı
ili
ş
kileri gösterme aç
ı
s
ı
ndan öne ç
ı
kan olayd
ı
r. Bu olay üzerinden birbirini çok seven insanlar
ı
n toplumsal bask
ı
ve bu bask
ı
-n
ı
n yaratt
ı
ğ
ı
gurur ile nas
ı
l ac
ı
lar içine dü
ş
tü
ğ
ü i
ş
lenmektedir. “
Bir Arnavut Kahramanl
ı
k Destan
ı
: Gjergj Elez Alia”
(
Tolga Dillio
ğ
lu
) ba
ş
-l
ı
kl
ı
bölümde temsil etti
ğ
i de
ğ
erler ve verdi
ğ
i mesajlar ba
ğ
lam
ı
nda önemli bir kahramanl
ı
k destan
ı
örne
ğ
i olarak ön s
ı
ralarda yer al
ı
r.
Gjergj Elez Alia
Des-tan
ı
örne
ğ
i üzerinden Arnavut epik des-tanlar
ı
de
ğ
erlendirilmeye çal
ı
ş
ı
lm
ı
ş
t
ı
r. Özünde da
ğ
lar
ı
n ve denizlerin gücünü temsil eden bu destan, Arnavut halk
ı
n
ı
n barbarl
ı
ğ
ı
ve vah
ş
ili
ğ
i temsil eden çift ba
ş
l
ı
Kara Bayloz’a kar
ş
ı
olan sava
ş
ı
tas-vir edilir. Destan cesaret, kahramanl
ı
k, sayg
ı
nl
ı
k ve yürekte bar
ı
nd
ı
r
ı
lan sevgiyi temsil eden Gjergj Elez Alia ile Arnavut mitolojisinde denizlerden gelerek halk-tan haraç olarak yiyecek,
ş
arap ve genç k
ı
zlar
ı
isteyen Kara Bayloz lakapl
ı
bir kötü niyetli kahraman aras
ı
ndaki sava-
ş
ı
i
ş
lemektedir. Bu sava
ş
ta dokuz farkl
ı
yara ile dokuz senedir yata
ğ
a mahkûm olan bir karakter olarak kar
ş
ı
m
ı
za ç
ı
kan Gjergj Elez Alia, denizden gelen Kara Baylozu yener. Destanda gerçek olma-yan kurgusal ögeler bulunsa da, destan özünde da
ğ
l
ı
k bölgelerde ya
ş
ayan ve ya
ş
ad
ı
klar
ı
yeri ku
ş
atmaya çal
ı
ş
an ya-banc
ı
güçlere kar
ş
ı
bölgelerini korumak üzere mücadele edenleri anlat
ı
r ve tarih-sel olarak ya
ş
anm
ı
ş
olaylara dayanmak-tad
ı
r. Özellikle tam bu noktada
Gjergj Elez Alia Destan
ı
, okuyucuya özgürlü-
ğ
ün ve aidiyetin sava
ş
la, kanla ve büyük fedakârl
ı
klarla korunmas
ı
gerekti
ğ
inin mesaj
ı
n
ı
iletmektedir. Bu destanda Ar-navut halk edebiyat
ı
nda hiç evlenme-mi
ş
, çocu
ğ
u olmayan kad
ı
n anlam
ı
na gelen “guguk ku
ş
u” ad
ı
ile yer verilen Gjergj Elez Alia’n
ı
n k
ı
z karde
ş
inin ölü-münün ve Gjergj Elez Alia’n
ı
n bir za-manlar ya
ş
ad
ı
ğ
ı
evin ve gömüldü
ğ
ü me-zar
ı
n y
ı
k
ı
ld
ı
ğ
ı
n
ı
görmenin buruklu
ğ
u ve guguk ku
ş
unun a
ğ
ı
tlar
ı
üzerinden sevgi-nin ölümsüzlü
ğ
ü ve bir yere ait olman
ı
n önemi i
ş
lenmektedir. Derlemenin “
Arnavutluk Epik Des-tanlar
ı
” (
Zekjir Kadriu - Ece Dillio
ğ
lu
) ba
ş
l
ı
kl
ı
bölümünde Arnavutluk destan-lar
ı
n
ı
n özelliklerine yer verilmektedir. Arnavutluk tarihinin önemli olaylar
ı
olarak Arnavut halk
ı
n
ı
ve topraklar
ı
n
ı
korumak için VII.-VIII. yüzy
ı
llarda Ar-navut halk
ı
n
ı
n Slavlara ve Yunanl
ı
lara kar
ş
ı
yapt
ı
klar
ı
sava
ş
lar destanda ana temad
ı
r. Ancak 20. yüzy
ı
lda ya
ş
anan tarihsel olaylarla destanlar
ı
n ana temas
ı
özgürlük ve milliyetçili
ğ
in daha önem kazand
ı
ğ
ı
bir noktaya evrilmi
ş
tir. Os-manl
ı
İ
mparatorlu
ğ
u’nun Arnavut top-lumunun bulundu
ğ
u co
ğ
rafyada kur-du
ğ
u hâkimiyet sonras
ı
nda Slav tehdidi ortadan kalkm
ı
ş
ancak Osmanl
ı
hâki-miyetinin Arnavutlar aras
ı
nda, özel-likle milliyetçi olan kesim taraf
ı
ndan olumlu kar
ş
ı
lanmamas
ı
durumu ortaya ç
ı
km
ı
ş
t
ı
r. Bu dönü
ş
üm sürecinde Koso-va Meydan Muharebesi ile ba
ş
layan ve anlat
ı
larda destanla
ş
an Türk kar
ş
ı
tl
ı
ğ
ı
, ana temada milliyetçili
ğ
in a
ğ
ı
r basmas
ı
biçiminde destanlara yans
ı
m
ı
ş
t
ı
r. Arna-vutluk destanlar
ı
Arnavutlar
ı
n tarihin-de önemli bir kahraman olan
İ
skender Bey (Gjergj Kastrioti) ve silah arkada
ş
la-r
ı
na atfedilen, temeli milliyetçilik duy-
28
SUNU
Ş
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş
gusuna dayanan epik destanlarla devam etmi
ş
tir. “
Eski Roma Destanlar
ı
” (
Hüseyin Üreten
) ba
ş
l
ı
kl
ı
bölümde Eski Yunan kültür ve uygarl
ı
ğ
ı
n
ı
n Roma kültür ve uygarl
ı
ğ
ı
üzerindeki etkisine de
ğ
inilmi
ş
ve bu etkinin izleri
İ
lyad
a ve
Odysseia
’y
ı
temel alan Mantual
ı
bir çiftçinin o
ğ
lu olan Vergilius’
ı
n Roma’y
ı
övdü
ğ
ü büyük destan
ı
Aeneis
örne
ğ
i üzerinden de
ğ
er-lendirilmi
ş
tir. De
ğ
erlendirmede bu des-tan
ı
n Ennius’un
Annales
Destan
ı
’ndan sonra yeni bir Hellen etkisi yaratarak Roma’ya daha yüksek ve daha ince bir edebî kültür düzeyi yaratt
ı
ğ
ı
dü
ş
ünce-si yer almaktad
ı
r. Hellen dünyas
ı
n
ı
n destan üzerindeki etkisine ba
ğ
l
ı
olarak
İ
lyada
veya
Odysseia
ile benzerlikler gösteriyor olsa da (Troia Sava
ş
ı
dâhil Aeneas’
ı
n ba
ş
ı
ndan geçen bütün tehli-keli maceralar, Aeneas’
ı
n Dido ile arka-da
ş
l
ı
ğ
ı
ve Latin sava
ş
ç
ı
Turnus’un öldü-rülmesi gibi) önemli farkl
ı
l
ı
klar da içer-mektedir. Bu farkl
ı
l
ı
klar Sar
ı
göllü’ye
75
gönderme yap
ı
larak Üreten taraf
ı
ndan: 1) Aeneis, Homeros’un destanlar
ı
ndan farkl
ı
bilgisel bir destand
ı
r. Bu destan
ı
daha iyi anlayabilmek, dize dize tad
ı
n
ı
ç
ı
karabilmek için Roma ile hatta Hellen dünyas
ı
yla ilgili bilgilenmek gerekli. 2)
İ
nsanlar aras
ı
ndaki ili
ş
kiler, sevgilerin her türlüsü; “yurt sevgisi”, “aile sevgisi”, “dost sevgisi”, “a
ş
k” ve bütün bunlara kar
ı
ş
an derin bir “ac
ı
ma” duygusu Ver-gilius taraf
ı
ndan büyük bir anlay
ı
ş
la ele al
ı
nm
ı
ş
ve hayat
ı
n, kaderin insan
ı
bir ac
ı
yükü alt
ı
na sokmas
ı
, bu ac
ı
dan kaç
ı
n
ı
la-mamas
ı
ince bir buruklukla anlat
ı
lmas
ı
; (3) Aeneis, biçim ve anlat
ı
bak
ı
m
ı
ndan özün zenginli
ğ
ine uyan bir de
ğ
erdedir biçiminde dile getirilmi
ş
tir. Destan Ver-gilius’
ı
n yaln
ı
z epik de
ğ
il, ço
ğ
u zaman lirik, bazen de dramatik bir anlat
ı
m us-tal
ı
ğ
ı
n
ı
sergilemektedir. Destan Hellen kültüründen etkilen Roma kültürünün Hellen’i a
ş
arak çok daha üst bir kültür düzeyine geldi
ğ
inin de bir örne
ğ
i ve gös-tergesi olarak de
ğ
erlendirilebilir. “
Dante Alighieri ve “Divina Com-media” (
İ
lahi Komedya)“Bir Aray
ı
ş
ı
n Destan
ı
” (
Bülent Ayy
ı
ld
ı
z
) ba
ş
l
ı
kl
ı
bö-lümde Dante Alighieri’nin insanlara içinde bulunduklar
ı
yozla
ş
m
ı
ş
l
ı
ğ
ı
, gü-nahkârl
ı
ğ
ı
ve hilekârl
ı
ğ
ı
gösteren ve onlara kaybolan do
ğ
ru yolu i
ş
aret eden
İ
lahi Komedi incelenmi
ş
tir. Eserin hem do
ğ
uya hem de bat
ı
ya ait pek çok farkl
ı
eserden esinlendi
ğ
i söylenebilir. Bu kay-naklar
ı
n ba
ş
l
ı
calar
ı
Sant’Agostino, San Girolamo ve Gregorio Magno gibi Or-taça
ğ
dü
ş
ünürleri ve Latin kültüründe, Vergilius, Seneca, Cicero ve Horatius gibi klasik dönem yazarlar
ı
n
ı
n eserleri-nin yan
ı
s
ı
ra Do
ğ
u kökenli Muhyiddin
İ
bn Arabi, Ardavirafname ve Hz. Mu-hammed’in gö
ğ
e yükseli
ş
i Miraç’a ili
ş
-kin eskil kaynaklard
ı
r. Destanda, üç temel figür tüm bir eserin bel kemi
ğ
ini olu
ş
turur: mistik seyyah ve
ş
air Dante Alighieri, rehberi ve ustas
ı
olarak nitelendirdi
ğ
i Vergilius ve Floransal
ı
ş
airin sonsuz a
ş
k
ı
Beatri-ce. Bu eser Cehennem, Araf ve Cennet isimlerinde üç ciltten olu
ş
mu
ş
tur. Do
ğ
-ru yolu aray
ı
ş
yolculu
ğ
u boyunca
ş
aire, Cehennem ve Araf’ta ustas
ı
sayd
ı
ğ
ı
La-tin
ş
air Vergilius, Cennet bölümünde ise ilahi a
ş
k
ı
Beatrice rehberlik eder. Ancak Vergilius’un rehberli
ğ
i Dante’yi zor du-rumdan kurtarmaya, Dante’nin ifade-siyle as
ı
l hedefi olan ve kurtulu
ş
u sim-
29
Dünya Destanlar
ı
geleyen
ı
ş
ı
lt
ı
l
ı
ve ayd
ı
nl
ı
k tepeye ula
ş
-t
ı
rmaya yetmez. Vergilius, Floransal
ı
ş
aire yaln
ı
zca Cehennem ve Araf’ta e
ş
lik edebilecektir. Dante’yi
ı
ş
ı
kl
ı
ve ayd
ı
nl
ı
k tepeye yani kurtulu
ş
a ula
ş
t
ı
racak olan ilahi a
ş
k
ı
Beatrice’dir. Beatrice, inanc
ı
n ve Tanr
ı
’ya duyulan iman
ı
n simgesidir. Bu nedenle de sadece bir birey de
ğ
il, tüm bir insano
ğ
lunun hikâyesidir:
ş
ai-rin amac
ı
yaln
ı
zca kendisini ve yozla
ş
-t
ı
ğ
ı
n
ı
dü
ş
ündü
ğ
ü Floransa
ş
ehrini de
ğ
il, tüm insano
ğ
lunu ebedi kurtulu
ş
a do
ğ
ru yönlendirmektir. Bu özellikleri dünya-n
ı
n içinde bulundu
ğ
u yozla
ş
m
ı
ş
l
ı
k du-rumundan kurtulu
ş
un yolculu
ğ
u olma-s
ı
nedeni ile, edebiyat, felsefe, teoloji, politikay
ı
da içeren çok yönlü bir destan olmas
ı
nedeni ile de ayr
ı
ca önemlidir.
İ
lahi Komedi, hem dünyevi hem de uh-revi ya
ş
ant
ı
lar
ı
içerecek biçimde insan
ı
n yozla
ş
m
ı
ş
l
ı
ktan kurtulu
ş
unun destan
ı
olarak de
ğ
erlendirilebilir. Anlat
ı
dan yola ç
ı
k
ı
larak bu yolda en etkili ve güçlü olan de
ğ
erin ise “a
ş
k” ve “sevgi” oldu
ğ
u söylenebilir. Derlemenin A
ş
k ve Sava
ş
ı
n Destan
ı
: Tasso’nun Kurtar
ı
lm
ı
ş
Kudüs’ü (Bar
ı
ş
Yücesan ve O
ğ
uz Koran) ba
ş
l
ı
kl
ı
bölü-münde
İ
talyan edebiyat
ı
n
ı
n önde gelen ozanlar
ı
ndan biri olan Torquato Tas-so’nun 1575 y
ı
l
ı
nda yaz
ı
m
ı
n
ı
tamam-lad
ı
ğ
ı
, 1580’de “Goffredo” ve 1581’de “Kurtar
ı
lm
ı
ş
Kudüs” ad
ı
yla yay
ı
mlanan eseri ele al
ı
nmaktad
ı
r. Eserde i
ş
lenen olay XI. Yüzy
ı
l’
ı
n sonu olan I. Haçl
ı
Sefe-ri y
ı
llar
ı
na 1095-1099) rastlar ve yaz
ı
ld
ı
-
ğ
ı
dönem olan Geç Rönesans’
ı
n toplum ve din anlay
ı
ş
ı
n
ı
belli oranda yans
ı
t
ı
r. Destanda i
ş
lenen as
ı
l konu Do
ğ
u-Bat
ı
ya da Müslüman-Hristiyan çat
ı
ş
mas
ı
d
ı
r. Her ne kadar destanda insana özgü ev-rensel de
ğ
erler i
ş
leniyor olsa da döneme damgas
ı
n
ı
vuran ve günümüzde Samu-el Phillips Huntington’la tarihe geçiren “uygarl
ı
klar çat
ı
ş
mas
ı
” (The Clash of Civilizations) tezini
76
77
destekler biçim-de bir konuma dü
ş
er. Ortaça
ğ
ı
n temel özelli
ğ
i olan dinin egemenli
ğ
i destana aç
ı
k biçimde yans
ı
r.
İ
slam ve Hristiyan dini çat
ı
ş
mas
ı
n
ı
n i
ş
lendi
ğ
i destanda her ne kadar destanda i
ş
lenen as
ı
l tema Bat
ı
Dünyas
ı
n
ı
din üzerinde birle
ş
tirme aray
ı
ş
ı
olsa da özünde sava
ş
ta ölümün e
ş
i
ğ
inde olan destan kahraman
ı
n
ı
n din de
ğ
i
ş
tirerek Bat
ı
’y
ı
temsil eden Hristi-yanl
ı
ğ
a geçi
ş
i olay
ı
etnosentrik bir bak
ı
ş
aç
ı
s
ı
n
ı
sergiler. Dolay
ı
s
ı
yla destan
ı
n yeni dü
ş
ünsel geli
ş
meler
ı
ş
ı
ğ
ı
nda yeniden okunmas
ı
ve de
ğ
erlendirilmesi ihtiyac
ı
yeniden kar
ş
ı
m
ı
za ç
ı
kar. “
Kral Rother Destan
ı
nda Do
ğ
u-Ba-t
ı
Çeki
ş
mesi
” (
Hasan Kaz
ı
m Kalkan
) ba
ş
l
ı
kl
ı
bölümde eski Roma
İ
mparator-lu
ğ
u’nun do
ğ
uda kalan parças
ı
(Do
ğ
u Roma
İ
mparatorlu
ğ
u-Bizans) ve bat
ı
-daki parças
ı
(Bat
ı
Roma
İ
mparatorlu
ğ
u) aras
ı
ndaki üstünlük mücadelesini konu edinen
Kral Rother Destan
ı
ele al
ı
n
ı
r. Eserde o dönem hikâyelerinde çok re-vaçta olan k
ı
z isteme motifi etraf
ı
nda
ş
e-killenen olaylar silsilesi ile Do
ğ
u Roma aleyhinde bir tav
ı
r tak
ı
n
ı
larak bat
ı
da-ki siyasi olu
ş
umun yüceltildi
ğ
i dikkat çeker. Hannover, Baden ve Nürnberg
ş
ehirlerinde de çe
ş
itli fragmanlar
ı
bulu-nan, XII. yüzy
ı
lda ortaya ç
ı
kan ve top-lam 5197 m
ı
sradan olu
ş
an Kral Rother Destan
ı
’n
ı
n Heidelberg nüshas
ı
günü-müze kadar ula
ş
abilmi
ş
tir. Görüldü
ğ
ü üzere eserin ortaya ç
ı
k
ı
ş
tarihi do
ğ
u ve bat
ı
aras
ı
ndaki sembolik
30
SUNU
Ş
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş
veraset krizinin zirve yapt
ı
ğ
ı
bir döne-me denk gelmektedir. Bu veraset krizi ile ortaya ç
ı
kan destanda üstün olan daima bat
ı
daki siyasi yap
ı
y
ı
temsil eden ki
ş
ilikler ve dolay
ı
s
ı
yla da bat
ı
daki si-yasi yap
ı
d
ı
r. Eserde bilhassa Rother ve Konstantin karakterleri üzerinden ideal kral-kötü kral kar
ş
ı
la
ş
t
ı
rmas
ı
yap
ı
lm
ı
ş
ve bat
ı
daki devleti temsil eden Kral Rot-her tüm erdemleri
ş
ahs
ı
nda toplam
ı
ş
bir ki
ş
ilik
ş
eklinde betimlenmi
ş
tir. Destan
ı
ayn
ı
zamanda iç politikaya yönelik bir propaganda metni olarak yorumlamak da mümkündür. Eserde s
ı
k s
ı
k vasalle-rinin Rother’e olan sadakatlerine vurgu yap
ı
lmakta ve bundan övgüyle bahse-dilmektedir. Rother de buna kar
ş
ı
l
ı
k vasallerinin sözlerine de
ğ
er vermekte ve onlar
ı
cömertçe ödüllendirmektedir. Bu sadakat-ödüllendirme ili
ş
kisi devle-ti güçlü k
ı
lmakta ve her türlü iç ve d
ı
ş
tehdidin bertaraf edilmesine imkân ta-n
ı
maktad
ı
r. Böylece ideal bir devletin portresi de çizilmekte, gerek imparatora gerekse zaman zaman merkezi otorite ile anla
ş
mazl
ı
ğ
a dü
ş
en veya ba
ş
kald
ı
ran vasallere mesaj verilmektedir. Ek olarak destanda i
ş
lenen konular do
ğ
rultusun-da kad
ı
n
ı
n siyasi amaçlarla araç olarak kulan
ı
lmas
ı
, üzerinde durulmas
ı
gere-ken önemli bir konu olarak de
ğ
erlendi-rilebilir. “
Bir Kurnazl
ı
k Destan
ı
: Le Roman De Renart-Tilkinin Roman
ı
” (
Ece Yas-s
ı
tepe Ayy
ı
ld
ı
z
) ba
ş
l
ı
kl
ı
bölümde
Ezop Masallar
ı
’ndan esinlenildi
ğ
i dü
ş
ünülen fablda
78
tilkinin kurnazl
ı
k serüveni, i
ğ
-neleyici, yergi içeren, güldürü içerikli “Tilkinin Roman
ı
” ele al
ı
nmaktad
ı
r. Ortaça
ğ
’da aristokrasinin edebiyat
ı
na kar
ş
ı
XII. yüzy
ı
lda burjuvazinin yüksel-meye ba
ş
lamas
ı
ile burjuvazi s
ı
n
ı
f
ı
n
ı
n kendi edebiyat
ı
n
ı
olu
ş
turma çabas
ı
var-d
ı
r. “Tilkinin Roman
ı
” adl
ı
hikâye de burjuva s
ı
n
ı
f
ı
n
ı
n bir edebiyat ürünü ola-rak de
ğ
erlendirilmektedir. Hikâyenin merkezinde Frans
ı
zca “
goupil
” olarak adland
ı
r
ı
lan kurnaz tilki bulunmakta-d
ı
r. Hikâyede tilki kurnazl
ı
ğ
ı
nedeni ile kurnaz anlam
ı
na gelen “
renart
” ismini al
ı
r. Yaz
ı
da bu eserin dönemin Frans
ı
z toplumuna ve hiyerar
ş
ik yap
ı
land
ı
rma-s
ı
na ve din anlay
ı
ş
ı
na ironik yakla
ş
ı
m
ı
ele al
ı
nmaktad
ı
r. Eserin Ortaça
ğ
des-tanlar
ı
n
ı
n nas
ı
l bir ele
ş
tirisi oldu
ğ
u in-celenmekte ve bu eserin kurnazl
ı
k, açl
ı
k hatta h
ı
rs destan
ı
oldu
ğ
u örnek metinler üzerinden gösterilmeye çal
ı
ş
ı
lmaktad
ı
r. Destanda Ortaça
ğ
edebiyat
ı
n
ı
n simge-leri üzerinden hayvanlar
ı
n hiyerar
ş
ik s
ı
ralamas
ı
arac
ı
l
ı
ğ
ı
yla kral ve sarayda ya
ş
ayan aristokrasinin parodisi yap
ı
l-maktad
ı
r. Destanda Renart’
ı
n oturdu
ğ
u “
Maupertuis
” isminde bir
ş
ato üzerin-den derebeylik sistemine bir ele
ş
tiri ge-tirilmektedir. Renart’
ı
n
ş
atosu açl
ı
ğ
ı
n temsili olarak i
ş
lenir ve bu
ş
atolar
ı
nda ya
ş
ayan derebeylerin h
ı
rs
ı
n
ı
simgeler. Destan
ı
n verdi
ğ
i mesaj,
ş
atoda oturma-n
ı
n ve kurnaz olman
ı
n bir “aldatmaca” oldu
ğ
u ve görüntünün her zaman gerçe-
ğ
i yans
ı
tmad
ı
ğ
ı
biçiminde özetlenebilir. Ortaça
ğ
’daki din ve
ş
övalyelik üze-rine yaz
ı
lm
ı
ş
destanlardan fark
ı
da bir hayvan destan
ı
olmas
ı
ve bir din ve
ş
ö-valye destan
ı
n
ı
n parodisini yapmas
ı
, toplumun ele
ş
tirisini hayvanlar arac
ı
-l
ı
ğ
ı
yla dile getirmesidir. Le Roman de Renart ça
ğ
ı
n
ı
n çok ötesine ta
ş
ı
nm
ı
ş
bir hikâyedir: La Fontaine, tilkinin hikâye-sinden esinlenerek birçok fabl kaleme al
ı
r; Romantiklerin, 19. yüzy
ı
lda Orta-
31
Dünya Destanlar
ı
ça
ğ
’a ilgi göstermesiyle birlikte Goethe Le Roman de Renart isimli bir eser ya-zar.
Sonuç:
Kültürlerin kar
ş
ı
la
ş
mas
ı
ve birbirinden etkilenmesi, Hellen’in Mezopotamya, Roma’n
ı
n Hellen kültürünü al
ı
p kendi edebî eserlerini üretmesi uzun bir tarih-sel süreç içinde gerçekle
ş
ebilmi
ş
tir. Bu onlar
ı
evrensel k
ı
lmaktad
ı
r. Bu sürek-lili
ğ
in varl
ı
ğ
ı
destanlar
ı
ortak özellikle-rinin olmas
ı
nedeni ile önemli k
ı
lar. Bu nedenle de destanlar tarihsel süreklilik aç
ı
s
ı
ndan önemlidir. Geçmi
ş
le bugünün ba
ğ
ı
n
ı
kurmak, geçmi
ş
i analiz etti
ğ
imiz-de tarihsel süreklili
ğ
i görmemizi sa
ğ
lar. Destanlar bu aç
ı
dan uzak gibi görünen kültürler ve toplumlar aras
ı
geçi
ş
leri, benzerlikleri görme ve farkl
ı
kültürleri bulu
ş
turma aç
ı
s
ı
ndan önemli evrensel bellek kaynaklar
ı
a
ş
amas
ı
na ula
ş
t
ı
ğ
ı
nda belki çat
ı
ş
ma, d
ı
ş
lama, farkl
ı
görme ye-rine insan
ı
n uzla
ş
ma, payla
ş
ma ve bar
ı
ş
içinde ya
ş
ama yönündeki aray
ı
ş
lar
ı
na katk
ı
da bulunur. Destanlar
ı
n ya
ş
anm
ı
ş
l
ı
klar
ı
ele ala-rak abart
ı
l
ı
biçimde i
ş
lemesi asl
ı
nda zaman
ı
nda ütopik görünen ancak ilerle-yen y
ı
llarda gerçekle
ş
en baz
ı
durumlar
ı
da görebilmek aç
ı
s
ı
ndan önemlidir. Ör-ne
ğ
in
G
ı
lgam
ı
ş
Destan
ı
’ndaki ölümsüz-lük aray
ı
ş
ı
günümüz genetik biliminin temel aray
ı
ş
ı
ile benzerlik göstermekte-dir. Benzer biçimde ayn
ı
soydan gelen Kurular ve Pa
ṇḍ
avalar olarak ayr
ı
lan karde
ş
çocuklar
ı
aras
ı
nda Kurukshetra meydan
ı
ndaki sava
ş
ta geçen olaylar
ı
n ele al
ı
nd
ı
ğ
ı
Mahabharata
Destan
ı
’nda hem dünyasal hem de tanr
ı
sal silahla-ra göndermede bulunarak bir sava
ş
ı
ve günümüz teknolojisinin çok ötesinde silahlar
ı
n kullan
ı
ld
ı
ğ
ı
n
ı
anlatmaktad
ı
r. Bu anlamda destan zaman zaman en eski bilim kurgu örne
ğ
i olarak da de-
ğ
erlendirilmektedir. Bu nedenle de des-tandaki sava
ş
anlat
ı
s
ı
n
ı
n nükleer sava
ş
ı
ça
ğ
r
ı
ş
t
ı
rmas
ı
nedeni ile nükleer sava
ş
la-r
ı
öngörmede kullan
ı
labilmesi destan
ı
n gününü a
ş
arak çok sonras
ı
bir zamana bir ileti ve uyar
ı
olarak kullan
ı
labilme olas
ı
l
ı
ğ
ı
“gömülü” olarak vard
ı
r. Desta-n
ı
n vermek istedi
ğ
i genel mesaj ise yöne-tici olman
ı
n/kazanman
ı
n dürüstlükten geçti
ğ
idir ki tüm bunlar hâlâ günümü-zün temel sorunlar
ı
olmaya devam et-mektedir. Bu tart
ı
ş
malar
ı
ş
ı
ğ
ı
nda destanlar, her ne kadar gerçekli
ğ
e dayanan anlat
ı
-lar
ı
içerse de daha çok kurgusal anlat
ı
lar olmalar
ı
nedeni ile yarat
ı
c
ı
l
ı
ğ
ı
ve hayal gücünü beslemeleri nedeniyle destan-lar
ı
n gelece
ğ
i öngörebilme aç
ı
s
ı
ndan önemli kaynaklar oldu
ğ
undan söz edi-lebilir. Destanlar dü
ş
ve imgeler yoluyla toplumsal ya
ş
ama renk katarlar. Uçma eylemi örne
ğ
inde oldu
ğ
u gibi y
ı
ld
ı
zlarla ve ayla ve gezegenlerle bulu
ş
ma ilk ola-rak destanlarda yer alm
ı
ş
t
ı
r. Bu anlamda toplumsal evrilme ve ilerleme aç
ı
s
ı
ndan da yararlar
ı
vard
ı
r. Ayr
ı
ca felaketlere kar
ş
ı
da uyar
ı
içerirler. Hikâyenin hangi mesaj
ı
n
ı
ald
ı
ğ
ı
m
ı
z bizim destan
ı
okuma becerimize ba
ğ
l
ı
d
ı
r. Anlat
ı
y
ı
uyu
ş
turucu etkisi b
ı
rakacak biçimde okuma ile hikâ-yeyi sorgulayarak okuma aras
ı
nda derin uçurumlar vard
ı
r. Hikâyeleri beyni i
ş
-leterek okumak ufkumuzu aç
ı
p hayal gücümüzü geli
ş
tirirken, “ejderhalar”, korkular, sava
ş
lar ve felaketleri öne ç
ı
-kararak okumak “korku” içinde ya
ş
ama
32
SUNU
Ş
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş
ve “korku kültürüne” katk
ı
da bulunur. Yalan söyleme becerisi bazen “olumluya götürecek” süreçleri do
ğ
urur. Olmaya-n
ı
ama olmas
ı
gerekeni söyleme insan-l
ı
k için ufuklar açabilir ve sorunlar
ı
n a
ş
ı
lmas
ı
nda gelece
ğ
e aç
ı
k kap
ı
olabilir. Ancak yeter ki hikâyelerin bizi yönetme-sine izin vermeyelim, biz hikâyeleri ya-ratal
ı
m. Bu anlamda Elias Lönnrot’un 19. yüzy
ı
lda Fin halk hikâyelerinden derleyip kaleme ald
ı
ğ
ı
Kalevala
tam da destanlar
ı
n dü
ş
lenen toplumu yarat-man
ı
n ya da dünyay
ı
“sözlerle de
ğ
i
ş
tir-menin” arac
ı
olarak kullan
ı
lmas
ı
n
ı
n bir örne
ğ
ini olu
ş
turmaktad
ı
r. Finlandiya en çok Fin halk
ı
n
ı
n özgürlük mücadelesi-nin destan
ı
olan “Beyaz Zambaklar Ül-kesi” ile bilinir. Ancak Finlandiya’n
ı
n en önemli destanlar
ı
ndan biri mücadelenin sava
ş
la ya da k
ı
l
ı
çla de
ğ
il, e
ğ
itimle/söz-le/bilgelikle verildi
ğ
ini i
ş
leyen özellikle kad
ı
nlar taraf
ı
ndan nesilden nesle söz-le aktar
ı
lm
ı
ş
ve o zamana kadar yaz
ı
ya geçmemi
ş
Kalevala
Destan
ı
’d
ı
r. Bu des-tan
ı
n Fin halk
ı
aç
ı
s
ı
ndan özel bir yeri ve önemi vard
ı
r. Riitta Cankoçak’
ı
n ki-tab
ı
n önsözünde
79
belirtti
ğ
i gibi, Sami-lerle ili
ş
kileri özellikle Homeros’un
İ
lya-da’s
ı
ndan farkl
ı
olarak sadece iki halk
ı
n çat
ı
ş
mas
ı
de
ğ
il ayn
ı
zamanda dostlukla-r
ı
, evlilikleri ve gelenek-göreneklerinin de kayna
ş
mas
ı
üzerine kuruludur.
80
Bu anlamda Finlandiya’n
ı
n ekonomi, gelir da
ğ
ı
l
ı
m
ı
, e
ş
itlik ve özellikle de e
ğ
itim konusunda dünyan
ı
n en “iyisi” olmas
ı
tesadüf olarak de
ğ
erlendirilemez. Bu anlamda destanlardaki abart
ı
lar, hem “iyi” hem “kötü” anlamda kahra-manlar veya olaylar tümü geçmi
ş
i anla-ma ve bugünü kurma ve gelece
ğ
e ta
ş
ı
ma anlam
ı
nda önemlidir. Yeter ki biz des-tanlar
ı
do
ğ
ru okuyabilelim. Grisward’in Dumézil’in kitab
ı
için yazd
ı
ğ
ı
önsözde Rainer Maria Rilke’den yapt
ı
ğ
ı
al
ı
nt
ı
ve de
ğ
erlendirmeyi burada an
ı
msaman
ı
n yararl
ı
olaca
ğ
ı
dü
ş
üncesindeyim:
81
(…) Ama Rainer Maria Rilke’nin
ş
u güzel ifadesini unutmayal
ı
m: “
Ha- yat
ı
m
ı
zdaki ejderhalar
ı
n hepsi, belki de bizi yak
ı
ş
ı
kl
ı
ve cesur insanlar olarak görmeyi bekleyen prenseslerdir sadece.
”. Ve ejderhalar iki biçimde ehlile
ş
tirilebi-lirler: Tanr
ı
lar
ı
n veya sava
ş
ç
ı
kahraman-lar
ı
n yapt
ı
klar
ı
gibi
ş
iddet yolu ve k
ı
l
ı
ç zoruyla ya da azizlerin veya ba
ğ
(lay
ı
)c
ı
tanr
ı
lar
ı
n yapt
ı
klar
ı
gibi tatl
ı
l
ı
k ve ayin atk
ı
s
ı
yla. Evcille
ş
tirmek, belki de i
ş
in s
ı
rr
ı
burada! “
Evcille
ş
tir beni
” diyor ki-tap. Zamana, oyalanmaya, sabra yeni-den yer ver! Destan konusunda her ne kadar tar-t
ı
ş
mal
ı
konular olsa da gerçek olan des-tan
ı
n kültürel ve sosyal bellek aç
ı
s
ı
ndan hâlâ önemli bir yer tutuyor olmas
ı
d
ı
r ve destanlar
ı
n geçmi
ş
i ke
ş
fetme ve daha bar
ı
ş
ç
ı
l bir dünya için gelece
ğ
i kurmada ke
ş
fedilmeyi bekleyen mesajlar ve ders-lerle dolu olmas
ı
d
ı
r. Bu anlamda des-tanlar
ı
n, de
ğ
i
ş
en dünya ve ortaya ç
ı
kan sorunlara ko
ş
ut olarak de
ğ
i
ş
en dü
ş
ün-celer ve kuramlar ve ilgiler (örne
ğ
in, fe-minizm, çevrecilik gibi) do
ğ
rultusunda yeniden okunmas
ı
ve yorumlanmas
ı
ge-reken eserler oldu
ğ
u söylenebilir
82
. Do-lay
ı
s
ı
yla özellikle kötülü
ğ
ün yayg
ı
nla
ş
-t
ı
ğ
ı
ve s
ı
radanla
ş
t
ı
ğ
ı
günümüzde, daha ya
ş
an
ı
r bir dünya için hem geçmi
ş
in des-tanlar
ı
n
ı
n yeniden yorumlanmas
ı
hem de bugün ya
ş
ananlar
ı
n gelecek için des-tanla
ş
t
ı
r
ı
lmas
ı
/kurgulamas
ı
önemlidir ve bu farkl
ı
alanlardaki dü
ş
ünürlerden, bilim insanlar
ı
ndan, bizlerden beklenen
33
Dünya Destanlar
ı
i
ş
ler ve görevler aras
ı
ndad
ı
r. Destanlar
ı
n olu
ş
umu tam da sosyolojinin temel ko-nular
ı
olan toplumsal de
ğ
i
ş
im ve dönü-
ş
üm dönemlerine rastlamaktad
ı
r. Bu ne-denle de özellikle de toplumsal de
ğ
i
ş
im ve dönü
ş
ümleri anlama aç
ı
s
ı
ndan des-tanlar çok önemli sosyolojik ve tarihsel materyal olarak de
ğ
erlendirilmelidir. Dolay
ı
s
ı
yla da destanlar
ı
n olu
ş
umu ve geli
ş
imi üzerinde çal
ı
ş
ma konusunda tarihçilere ve sosyologlara da epey bir i
ş
dü
ş
mektedir. Farkl
ı
destanlara ili
ş
kin de
ğ
erlendir-meleri içeren bu çal
ı
ş
ma kendi ba
ş
ı
na oldukça anlaml
ı
d
ı
r. Ancak as
ı
l anlaml
ı
olan ise, ba
ş
ka fakültelerde olmayan ve ilk kez aç
ı
lm
ı
ş
olan dil bölümlerinin ol-du
ğ
u Dil ve Tarih-Co
ğ
rafya Fakültesi’n-de böyle bir çal
ı
ş
man
ı
n yap
ı
lm
ı
ş
olmas
ı
ve önsözünün yaz
ı
lmas
ı
görevinin de bir sosyolog olarak bana verilmi
ş
olmas
ı
d
ı
r. Bu çal
ı
ş
ma asl
ı
nda fakültenin aç
ı
l
ı
ş
mis-yonunun k
ı
smen yerine getirilmi
ş
olma-s
ı
aç
ı
s
ı
ndan da ayr
ı
ca anlam ta
ş
ı
makta-d
ı
r. Bu tür çal
ı
ş
malar
ı
n önemli oldu
ğ
u-nu dü
ş
ünüyor ve devam
ı
n
ı
n gelmesini içtenlikle diliyorum. Tüm destanlarda evrensel baz
ı
özel-likler olsa da destanlar toplumsal ya
ş
a-m
ı
n farkl
ı
konular
ı
n
ı
da içerebilmekte-dir. Ve son söz olarak da: “iyi” “kötü” tan
ı
mlamalar
ı
ve “olandan hareketle olmas
ı
gereken” konusunda mesaj veren yeni destanlar
ı
n yaz
ı
lmas
ı
na ihtiyaç ol-du
ğ
u söylenebilir. Ancak bu destanlar insanlar
ı
parçalayan, bölen de
ğ
il insan-lar
ı
bulu
ş
turan ve özgürle
ş
tiren destan-lar olmal
ı
d
ı
r. Bu anlamda da mevcut egemen hâli ile y
ı
rt
ı
c
ı
, parçalay
ı
c
ı
bir biçimde i
ş
leyen bir küreselle
ş
me de
ğ
il, birle
ş
tirici ve e
ş
itleyici bir küreselle
ş
me sürecinin ya
ş
ama geçirilmesi için çaba-lar gereklidir. Bu süreçte ise di
ğ
er alan-lar için de geçerli olan
ş
ey destanlar
ı
n ayr
ı
ş
t
ı
r
ı
c
ı
unsurlar
ı
yerine uzla
ş
t
ı
r
ı
c
ı
ve bulu
ş
turucu unsurlar
ı
n
ı
n görülebilme-sini sa
ğ
layan biçimde okunmas
ı
ve yeni destanlar
ı
n yaz
ı
lmas
ı
önemlidir. Elbette kültürler, toplumlar aras
ı
ndaki farkl
ı
ve özgün yönlere de sayg
ı
duyarak.
34
SUNU
Ş
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş
KAYNAKÇA:
Ac
ı
, Mehmet. Do
ğ
u Akdeniz Havzas
ı
’da Kahramanl
ı
k Mitoslar
ı
, Gazi Üniversitesi, Tarih Anabi-lim Dal
ı
, Eskiça
ğ
Bilim Dal
ı
, Yay
ı
mlanmam
ı
ş
Yüksek Lisans Tezi, 2016.Batuk, Cengiz. “Georges Dumézil ve Türk Dinler Tarihindeki Yeri.”
Ondokuz May
ı
s Üniversitesi,
İ
lahiyat Fakültesi Dergisi
Say
ı
28 (2010): ss. 87-111.Boratav, Pertev Naili. “Dede Korkut Hikâyelerindeki Tarihî Olaylar ve Kitab
ı
n Te’lif Tarihi.”
Türkiyat Mecmuas
ı
/Journal of Turkology
Cilt 13, say
ı
0 (1958/2010): ss. 31-62. (eri
ş
im 14.07.2019)https://dergipark.org.tr/iuturkiyat/issue/18508/195074Cankoçak, Riitta. “Türkçe Bask
ı
ya Önsöz.”
Kalevala: Fin Halk Destan
ı
. Çev. Riitta Cankoçak.
İ
stanbul: Everest Yay
ı
nlar
ı
, 2017. ss. 7-31. Ç
ı
ğ
, Muazzez
İ
lmiye.
Gilgame
ş
Tarihte
İ
lk Kahraman
.
İ
stanbul: Kaynak Yay
ı
nlar
ı
, 2000.Dumézil, Georges.
Mit ve Destan I: Hint-Avrupa Halklar
ı
n
ı
n Destanlar
ı
nda Üç
İş
lev
İ
deolojisi.
Çev. Ali Berktay.
İ
stanbul: Yap
ı
Kredi Yay
ı
nlar
ı
, 2012. Durkheim, Emile.
Dini Hayat
ı
n
İ
lkel Biçimleri
. Çev. Fuat Ayd
ı
n.
İ
stanbul: Ataç Yay
ı
nlar
ı
, 2005.Edmunds, Lowell. “Epic and Myth.”
A Companion to Ancient Epic
(ed.
John Miles Foley).Chices-ter: Blackwell Publishing, 2005. ss. 31-45.Erba
ş
, Hayriye.
Bir Cumhuriyet Ç
ı
nar
ı
: Sözlü Tan
ı
kl
ı
klarla Dil ve Tarih-Co
ğ
rafya Fakültesi’nin 75 Y
ı
l
ı
.
İ
stanbul: Türkiye
İş
Bankas
ı
Kültür Yay
ı
nlar
ı
, 2016. Erba
ş
, Hayriye. “Üniversite-Toplum
İ
li
ş
kisi Ba
ğ
lam
ı
nda Sedat Veyis Örnek’li Y
ı
llarda Dil ve Ta-rih-Co
ğ
rafya Fakültesi.”
Siyah S
ı
cak Güne
ş
(der. Serpil Aygün Cengiz, Meryem Bulut ve Günseli Bayraktutan). Ankara: Ankara Üniversitesi Yay
ı
nlar
ı
-Ürün Yay
ı
nlar
ı
, 2017. ss. 150-175.Eribon, Didier.
Georges D
ı
umézil’le Konu
ş
malar
. Çev.
İ
smail Yerguz.
İ
stanbul: Sinatle Yay
ı
nlar
ı
, 1998. Fitzgerald, James, L. “No Contest between Memory and Invention: The Invention of the Pandava Heroes of the Mahabharata.”
Epic and History
(ed. David Konstan ve Kurt A. Raa
fl
aub). Chicester: Blackwell Publishing, 2010. ss.103-121.Foley, John Miles (Ed.).
A Companion to Ancient Epic
. Chicester: Blackwell Publishing, 2005.Foley, John Miles. “Traditional History in South Slavic Oral Epic.”
Epic and History
(ed. David Konstan ve Kurt A. Raa
fl
aub). Chicester: Blackwell Publishing, 2010. Ss. 347-362. Gilan, Amir. “Epic and History in Hittite Anatolia: In Search of a Local Hero.”
Epic and History
(ed. David Konstan ve Kurt A. Raa
fl
aub). Chicester: Blackwell Publishing, 2010. ss. 51-65.Goldberg, Sander. “Fact, Fiction, and Form in Early Roman Epic.”
Epic and History
(ed. David Konstan ve Kurt A. Raa
fl
aub). Chicester: Blackwell Publishing, 2010. ss. 167-185.Goody, Jack.
Myth, Ritual and The Oral
. New York: Cambridge University Press, 2010.Goody, Jack.
Yaban Akl
ı
n Evcille
ş
tirilmesi
. Çev. Koray De
ğ
irmenci.
İ
stanbul: Pinhan Yay
ı
nc
ı
l
ı
k, 2011. Goody, Jack.
Yaz
ı
l
ı
ve Sözel Aras
ı
ndaki Etkile
ş
im
. Çev. Osman Bulut.
İ
stanbul: Pinhan Yay
ı
nc
ı
l
ı
k, 2013.
35
Dünya Destanlar
ı
Grisward, Joël H. “Giri
ş
: Üç Varm
ı
ş
Üç Yokmu
ş
.”,
Mit ve Destan I: Hint-Avrupa Halklar
ı
n
ı
n Des-tanlar
ı
nda Üç
İş
lev
İ
deolojisi
(Yazan, Georges Dumézil. Çev. Ali Berktay).
İ
stanbul: Yap
ı
Kredi Yay
ı
nlar
ı
, 2012. ss. 7-27.Samuel P. Huntington, “The Clash of Civilizations?”,
Foreign Affairs,
Vol. 72, No. 3 (Summer, 1993), ss. 22-49.Samuel P. Huntington,
The Clash of Civilizations and the Remaking of World Order
, New York, Simon & Schuster, 1996.Konstan, David ve Kurt A. Raaflaub (eds.).
Epic and History
. Chicester: Blackwell Publishing, 2010.Konstan, David ve Kurt A. Raaflaub. “Introduction Epic and History.”
Epic and History
. (ed. Da-vid Konstan ve Kurt A. Raa
fl
aub). Chicester: Blackwell Publishing, 2010. ss. 1-7.Kramer, Samuel Noah.
Tarih Sümerde Ba
ş
lar
. Çev, Hamide Koyukan. Ankara: Kabalc
ı
Yay
ı
nlar
ı
, 1990. Kramer, Samuel Noah.
Sümer Mitolojisi
. Çev. Hamide Koyukan.
İ
stanbul: Kabalc
ı
Yay
ı
nevi,1999.Lewis, C. S.
A Preface to Paradise Lost
USA: Oxford University Press, 1969. Lönnart, Ellias, Der.
Kalevala: Fin Halk Destan
ı
. Çev. Riitta Cankoçak.
İ
stanbul: Everest Yay
ı
n-lar
ı
, 2017. Martin, Richard P. “Epic as Genre.”
A Companion to Ancient Epic
. (ed.
John Miles Foley).Chices-ter: Blackwell Publishing, 2005. ss. 9-20.Mcluhan, Marshal l.
Understanding Media: The Extensions of Man,
McGraw-Hill, 1964. McLuhan, Marshall ve Bruce R. Powers.
The Global Village: Transformations in World Life and Media in the 21st Century
. New York: Oxford University Press, 1989. Michalowski, Piotr. “Maybe Epic: The Origins and Reception of Sumerian Heroic Poetry.”
Epic and History
(ed. David Konstan ve Kurt A. Raa
fl
aub). Chicester: Blackwell Publishing, 2010. ss. 51-65.Miller, Dean. “Comments on “Epic and History.”
Epic and History
(ed. David Konstan ve Kurt A. Raa
fl
aub). Chicester: Blackwell Publishing, 2010. ss. 411-414.Nagy, Gregory. “The Epic Hiro.”
A Companion to Ancient Epic
(ed.
John Miles Foley).Chicester: Blackwell Publishing, 2005.ss. 71-89.Nar, Mehmet
Ş
ükrü. “Günümüz Toplumunda Mitler: Anadolu Halk Efsaneleri Üzerine Bir De
ğ
er-lendirme.”
Folklor/Edebiyat
Cilt: 20, Say
ı
: 79 (2014): ss. 55-77. Örkün, Berkan. “Jack Goody’nin Kavramsal Dünyas
ı
nda Mit, Destan, Efsane Ve Masal.”
Motif Akademi Halk Bilimi Dergisi
Cilt: 11, Say
ı
: 22 (2018): ss. 127-140.Raaflaub, Kurt A. “Epic and History.”
A Companion to Ancient Epic
(ed.
John Miles Foley).Chi-cester: Blackwell Publishing, 2005. ss. 55-70. Sar
ı
göllü, Ay
ş
e.
Roma Edebiyat
ı
nda Destan
. Ankara: AÜ. DTCF Yay
ı
nlar
ı
, 1973.
36
SUNU
Ş
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş
SONNOT:
1
Kurt A.Raaflaub, “Epic and History,”
A Companion to Ancient Epic
(ed.
John Miles Foley), (Chicester: Blackwell Publishing, 2005), 55-70.
2
Emile Durkheim,
Dini Hayat
ı
n
İ
lkel Biçimleri
, Çev., Fuat Ayd
ı
n (
İ
stanbul: Ataç Yay
ı
nlar
ı
, 2005), 169-170..
3
Durkheim
Dinî Hayat
ı
n
İ
lkel Biçimleri
(2005) adl
ı
çal
ı
ş
mas
ı
nda amac
ı
n
ı
n en ilkel kabilelerde dini incelemek, analiz etmek ve aç
ı
klamak oldu
ğ
unu belirtir. Durkheim bu çal
ı
ş
mas
ı
nda ilkel kabilelerde simgesel önem atfedilen bir hayvan veya bitkinin kutsal olarak görülmesine daya-nan totemizmin dinin ilk ya da basit biçimi oldu
ğ
unu ileri sürer. Bu nedenle de dinin kökenle-rini ara
ş
t
ı
rmada ilk bak
ı
lacak nokta totemizmdir.
4
Yaz
ı
l
ı
-written kimi zaman da yaz
ı
nsal-literary biçiminde kullan
ı
lmaktad
ı
r.
5
C. S. Lewis,
A Preface to Paradise Lost
(USA: Oxford University Press, 1969), 13.
6
Bu konuda ayr
ı
nt
ı
l
ı
bir çal
ı
ş
ma için, bkz. Berkan Örkün, “Jack Goody’nin Kavramsal Dünya-s
ı
nda Mit, Destan, Efsane Ve Masal,”
Motif Akademi Halk Bilimi Dergisi
Cilt: 11, Say
ı
: 22 (2018): s. 127-140.
7
Bu konuda ayr
ı
nt
ı
l
ı
bir de
ğ
erlendirme için, bkz. Berkan Örkün, “Jack Goody’nin Kavramsal Dünyas
ı
nda Mit, Destan, Efsane Ve Masal,”
Motif Akademi Halk Bilimi Dergisi
Cilt: 11, Say
ı
: 22 (2018): 129.
8
Jack Goody,
Yaz
ı
l
ı
ve Sözel Aras
ı
ndaki Etkile
ş
im
, Çev., Osman Bulut (
İ
stanbul: Pinhan Yay
ı
n-c
ı
l
ı
k, 2013), 14, 109-110..
9
Jack Goody,
Yaban Akl
ı
n Evcille
ş
tirilmesi,
Çev., Koray De
ğ
irmenci (
İ
stanbul: Pinhan Yay
ı
nc
ı
-l
ı
k, 2011), 157-159..
10
Jack Goody,
Yaz
ı
l
ı
ve Sözel Aras
ı
ndaki Etkile
ş
im
, Çev., Osman Bulut (
İ
stanbul: Pinhan Yay
ı
n-c
ı
l
ı
k, 2013), 133.
11
Berkan Örkün, “Jack Goody’nin Kavramsal Dünyas
ı
nda Mit, Destan, Efsane Ve Masal,”
Motif Akademi Halk Bilimi Dergisi
Cilt: 11, Say
ı
: 22 (2018): 139.
12
G
ı
lgam
ı
ş
Destan
ı
’n
ı
n bu destans
ı
öyküsü için bu kitapta yer alan
İ
rfan Tu
ğ
cu taraf
ı
ndan kaleme al
ı
nan
“Ölümsüzlü
ğ
ün Pe
ş
inde Kahraman-Kral: GILGAME
Ş
”
bölümüne bak
ı
labilr.
13
Lowell Edmunds, “Epic and Myth,”
A Companion to Ancient Epic
(ed.
John Miles Foley) (Chi-cester: Blackwell Publishing, 2005), 33.
14
Jack Goody,
Myth, Ritual and The Oral
, (New York: Cambridge University Press, 2010), 55. Akt., Berkan Örkün, “Jack Goody’nin Kavramsal Dünyas
ı
nda Mit, Destan, Efsane Ve Masal,”
Motif Akademi Halk Bilimi Dergisi
Cilt: 11, Say
ı
: 22 (2018): 136.
15
Ayr
ı
nt
ı
l
ı
bir de
ğ
erlendirme için, bkz. Berkan Örkün, “Jack Goody’nin Kavramsal Dünyas
ı
nda Mit, Destan, Efsane Ve Masal,”
Motif Akademi Halk Bilimi Dergisi
Cilt: 11, Say
ı
: 22 (2018).
16
Mehmet
Ş
ükrü Nar, “Günümüz Toplumunda Mitler: Anadolu Halk Efsaneleri Üzerine Bir De-
ğ
erlendirme,”
Folklor/Edebiyat
Cilt: 20, Say
ı
: 79 (2014): 56.
17
Lowell Edmunds, “Epic and Myth,”
A Companion to Ancient Epic
(ed.
John Miles Foley) (Chi-cester: Blackwell Publishing, 2005), 31. Richard P. Martin, “Epic as Genre,”
A Companion to Ancient Epic
(ed.
John Miles Foley), (Chi-cester: Blackwell Publishing, 2005), 17.
37
Dünya Destanlar
ı
18
Lowell Edmunds, “Epic and Myth,”
A Companion to Ancient Epic
(ed.
John Miles Foley) (Chi-cester: Blackwell Publishing, 2005), 32.
19
Edmunds, Walter Burkert’e (1985. Greek Religion, trans. John Raffan. Cambridge, MA) gön-dermede bulunarak temel soruyu sorar ve temel sorulara ba
ğ
l
ı
olarak alt sorular
ı
geli
ş
tirir.
20
Jack Goody,
Myth, Ritual and The Oral
, (New York: Cambridge University Press, 2010), 58-59. Akt., Berkan Örkün, “Jack Goody’nin Kavramsal Dünyas
ı
nda Mit, Destan, Efsane Ve Ma-sal,”
Motif Akademi Halk Bilimi Dergisi
Cilt: 11, Say
ı
: 22 (2018): 133.
21
Durkheim’e göre ya
ş
am
ı
n kutsal olan ve din d
ı
ş
ı
olan olmayan ve birbirine muhalefet eden hat-ta k
ı
skanç rakipler olan iki cins olarak de
ğ
erlendirir. Ona göre, “kutsal dü
ş
üncesi her zaman ve her yerde insan zihninde din d
ı
ş
ı
olandan ayr
ı
oldu
ğ
u ve biz onlar
ı
n ikisi aras
ı
nda bir tür mant
ı
ksal bo
ş
luk dü
ş
ündü
ğ
ümüz için zihin, kutsal ve din d
ı
ş
ı
na tekabül eden
ş
eyler aras
ı
ndaki bir kar
ı
ş
ı
ma hatta basit bir temas kar
ş
ı
s
ı
nda bile derin bir tiksinme hisseder” (2005: 59). Durk-heim kutsal olan ve din-d
ı
ş
ı
olan
ı
“Kutsal
ş
eyler, yasaklarla korunan ve tecrit edilen
ş
eylerdir; din-d
ı
ş
ı
olan ise, yasaklar
ı
n uyguland
ı
ğ
ı
ve kutsal alandan uzak tutulan
ş
eylerdir. Dinî inançlar, kutsal
ı
n do
ğ
as
ı
n
ı
, di
ğ
er kutsal
ş
eylerle ya da din-d
ı
ş
ı
ş
eylerle olan ili
ş
kisini dile getiren tasavvur-lard
ı
r (2005: 60) biçiminde tan
ı
mlar. Durkheim’in bu iki tür kar
ş
ı
tl
ı
ğ
ı
konusundaki dü
ş
üncesi onun toplumsal de
ğ
i
ş
me konusundaki evrimci ya da modernle
ş
meci anlay
ı
ş
ı
na uygundur. Bu uygunluk asl
ı
nda geleneksel olarak tan
ı
mlad
ı
ğ
ı
dinsel olan
ı
n yerine modern olarak tan
ı
mlad
ı
ğ
ı
bilimsel dü
ş
üncenin geçece
ğ
i yönündeki dü
ş
üncesi ile temellenir.
22
Akt., Berkan Örkün, “Jack Goody’nin Kavramsal Dünyas
ı
nda Mit, Destan, Efsane Ve Masal,”
Motif Akademi Halk Bilimi Dergisi
Cilt: 11, Say
ı
: 22 (2018): 135.
23
Bilindi
ğ
i gibi “küresel köy” kavramla
ş
t
ı
rmas
ı
ilk kez 1958 y
ı
l
ı
nda Kanadal
ı
ileti
ş
im uzman
ı
Profesör Marshall McLuhan taraf
ı
ndan bir konu
ş
mas
ı
nda kullan
ı
lm
ı
ş
. McLuhan 1964 y
ı
l
ı
nda ise Understanding Media: The Extensions of Media (1964,
McGraw-Hill) adl
ı
kitab
ı
nda kavra-ma yer vermi
ş
tir. 1989 y
ı
l
ı
nda ise Bruce R. Power ile birlikte haz
ı
rlad
ı
klar
ı
The Global Village: Transformations in World Life and Media in the 21st Century
(Oxford University Press) adl
ı
kitab
ı
n ba
ş
l
ı
ğ
ı
nda yer verilmi
ş
tir.
24
Gregory Nagy, “The Epic Hiro,”
A Companion to Ancient Epic
(ed.
John Miles Foley), (Chices-ter: Blackwell Publishing, 2005), 71.
25
A.g.e. 72-73.
26
Dumézil hayat
ı
boyunca özlemle anaca
ğ
ı
bu uzun süreli kal
ı
ş
ta, sadece Hint-Avrupa dil gru-bundan Oset dilini de
ğ
il (Les legendes sur les Nartes 1930 tarihlidir), Çerkesce, Abhazca ve özellikle de kurtarmaya u
ğ
ra
ş
t
ı
ğ
ı
Ib
ı
hça gibi Kafkas dillerini ö
ğ
renir. Bir saha insan
ı
oldu
ğ
u için, köylere gidip Kafkasyal
ı
larla konu
ş
ur. Hayat
ı
ndaki bu önemli Türkiye evresi 1931’de sona erer. Georges Dumézil o zaman
İ
sveç’e gider ve 1933’e kadar Uppsala Üniversitesi’nde Frans
ı
zca okutmanl
ı
ğ
ı
görevinde bulunur (Grisward (2012: 28-29). Bu konuda ayr
ı
nt
ı
l
ı
bilgi için bkz: Eribon, Didier (1998) Georges Dumézil’le Konu
ş
malar, çev.
İ
s-mail Yerguz,
İ
stanbul: Sinatle Yay
ı
nlar
ı
; Batuk, Cengiz (2010) Georges Dumézil ve Türk Dinler Tarihindeki Yeri, On Dokuz May
ı
s Üniversitesi
İ
lahiyat Fakültesi Dergisi, Say
ı
: 28, ss. 87-111.
27
Georges Dumézil,
Mit ve Destan I: Hint-Avrupa Halklar
ı
n
ı
n Destanlar
ı
nda Üç
İş
lev
İ
deolojisi,
Çev. Ali Berktay. (
İ
stanbul: Yap
ı
Kredi Yay
ı
nlar
ı
, 2012, 38-39.
28
A.g.e., 39.
29
A.g.e. 43.
30
A.g.e. 43.
38
SUNU
Ş
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş
31
Kuzey Kafkasya Nart kahramanl
ı
k destanlar
ı
, Kuzey Kafkasya halklar
ı
ndan olan Adige (Çer-kes), Abhaz, Abazin, Oset, Karaçay, Malkar, Çeçen ve
İ
ngu
ş
lar’
ı
n binlerce y
ı
ldan bu yana üret-tikleri destanlar
ı
n genel ad
ı
d
ı
r.
32
Joël H. Grisward, “Giri
ş
: Üç Varm
ı
ş
Üç Yokmu
ş
,”
Mit ve Destan I: Hint-Avrupa Halklar
ı
n
ı
n Destanlar
ı
nda Üç
İş
lev
İ
deolojisi
(Yazan, Georges Dumézil; Çev. Ali Berktay), (
İ
stanbul: Yap
ı
Kredi Yay
ı
nlar
ı
, 2012, 9-10.
33
Georges Dumézil,
Mit ve Destan I: Hint-Avrupa Halklar
ı
n
ı
n Destanlar
ı
nda Üç
İş
lev
İ
deolojisi,
Çev. Ali Berktay. (
İ
stanbul: Yap
ı
Kredi Yay
ı
nlar
ı
, 2012, 38-39.
34
A.g.e. 43.
35
Bilindi
ğ
i gibi Kuzey Kafkasya Nart Kahramanl
ı
k destanlar
ı
n
ı
n tarihi çok eskilere dayan
ı
yor olsa da yaz
ı
ya aktar
ı
lmas
ı
ancak 1800’lü y
ı
llar
ı
n son çeyre
ğ
ine rastlamaktad
ı
r.
36
Joël H. Grisward, “Giri
ş
: Üç Varm
ı
ş
Üç Yokmu
ş
,”
Mit ve Destan I: Hint-Avrupa Halklar
ı
n
ı
n Destanlar
ı
nda Üç
İş
lev
İ
deolojisi
(Yazan, Georges Dumézil; Çev. Ali Berktay), (
İ
stanbul: Yap
ı
Kredi Yay
ı
nlar
ı
, 2012, 14.
37
A.g.e.,9-10.
38
A.g.e. 10.
39
Didier Eribon,
Georges D
ı
umézil’le Konu
ş
malar
, Çev.,
İ
smail Yerguz. (
İ
stanbul: Sinatle Yay
ı
n-lar
ı
, 1998), 453-457.
40
C. S. Lewis,
A Preface to Paradise Lost
(USA: Oxford University Press, 1969), 13.
41
Jack Goody,
Yaz
ı
l
ı
ve Sözel Aras
ı
ndaki Etkile
ş
im
, Çev., Osman Bulut (
İ
stanbul: Pinhan Yay
ı
n-c
ı
l
ı
k, 2013), 136.
42
David Konstan ve Kurt A. Raaflaub (ed.),
Epic and History
(Chicester: Blackwell Publis-hing,2010), 2. John Miles Foley, “Traditional History in South Slavic Oral Epic,”
Epic and History
(ed. David Konstan ve Kurt A. Raa
fl
aub), (Chicester: Blackwell Publishing, 2010), 347-362.
43
John Miles Foley, “Traditional History in South Slavic Oral Epic,”
Epic and History
(ed. David Konstan ve Kurt A. Raa
fl
aub), (Chicester: Blackwell Publishing, 2010), 352.
44
John Miles Foley, “Traditional History in South Slavic Oral Epic,”
Epic and History
(ed. David Konstan ve Kurt A. Raa
fl
aub), (Chicester: Blackwell Publishing, 2010), 355-356.
45
A.g.e. 356.
46
Piotr Michalowski, “Maybe Epic: The Origins and Reception of Sumerian Heroic Poetry,”
Epic and History
(ed. David Konstan ve Kurt A. Raa
fl
aub). (Chicester: Blackwell Publishing, 2010), 8-10.
47
Akt., Amir Gilan, “Epic and History in Hittite Anatolia: In Search of a Local Hero,”
Epic and History
(ed. David Konstan ve Kurt A. Raa
fl
aub) (Chicester: Blackwell Publishing, 2010), 51.
48
Kurt A.Raaflaub, “Epic and History,”
A Companion to Ancient Epic
(ed.
John Miles Foley), (Chicester: Blackwell Publishing, 2005), 55.
49
A.g.e. 68.
50
A.g.e. 69.
51
Anakronizm tarihî bir olay
ı
n veya olgunun ortaya ç
ı
kt
ı
ğ
ı
dönemi hakk
ı
nda yan
ı
lma, dönemleri ve ça
ğ
lar
ı
birbirine kar
ı
ş
t
ı
rma anlam
ı
na gelir. Anakronik kelimesi bu kavram
ı
n s
ı
fat hâlidir.
39
Dünya Destanlar
ı
Örne
ğ
in anakronik dü
ş
ünme veya anakronik yakla
ş
ı
m
ş
eklinde kullan
ı
l
ı
r. Anakronik kelimesi ayr
ı
ca “zaman
ı
geçmi
ş
”, “modas
ı
geçmi
ş
” anlam
ı
nda da kullan
ı
l
ı
r. Buradaki anlam
ı
bir tarihî olay
ı
n veya olgunun ortaya ç
ı
kt
ı
ğ
ı
dönem hakk
ı
ndaki yan
ı
lmad
ı
r.
52
David Konstan ve Kurt A. Raaflaub (ed.),
Epic and History
(Chicester: Blackwell Publis-hing,2010).
53
Dean Miller, “Comments on “Epic and History,”
Epic and History
(ed. David Konstan ve Kurt A. Raa
fl
aub) (Chicester: Blackwell Publishing, 2010), 411.
54
A.g.e. 412.
55
A.g.e. 413.
56
James L. Fitzgerald, “No Contest between Memory and Invention: The Invention of the Pan-dava Heroes of the Mahabharata,”
Epic and History
(ed. David Konstan ve Kurt A. Raa
fl
aub) (Chicester: Blackwell Publishing, 2010), 103-121.
57
Sander Goldberg, “Fact, Fiction, and Form in Early Roman Epic,”
Epic and History
(ed. David Konstan ve Kurt A. Raa
fl
aub). (Chicester: Blackwell Publishing, 2010), 167-185.
58
Dean Miller, “Comments on “Epic and History,”
Epic and History
(ed. David Konstan ve Kurt A. Raa
fl
aub) (Chicester: Blackwell Publishing, 2010), 413.
59
A.g.e. 413,423.
60
Dean Miller, “Comments on “Epic and History,”
Epic and History
(ed. David Konstan ve Kurt A. Raa
fl
aub) (Chicester: Blackwell Publishing, 2010), 423.
61
Boratav “Bizim de 1939’dan bu yana türlü vesilelerle DK Kitab
ı
ve O
ğ
uz destanlar
ı
konusuna dokundu
ğ
umuz oldu. 1951’de
İ
slâm Ansiklopedisi için Korkut-Ata maddesini yazarken, DK konusunu yeni ba
ş
tan ele alarak ara
ş
t
ı
rmalar
ı
n en son durumunu göstermek ve konu ile ilgili türlü sorularda kendi görü
ş
lerimizi belirtmek üzere geni
ş
çe bir inceleme haz
ı
rlam
ı
ş
t
ı
k” der ve Dede korkut hikâyeleri konusundaki çal
ı
ş
malar
ı
n
ı
ş
u
ş
ekilde vermi
ş
tir: “Olu
ş
dergisi, Ankara 1939, say
ı
21-26; ayn
ı
makale, Folklor ve Edebiyat I içinde, s. 83-113; Bey Böyrek Hikâyelerine Ait Metinler, Ankara 1939, 61 sahife (bu metinler “Ülkü” ve Halk Bilgisi Haberlerinde yay
ı
m-land
ı
ktan sonra bir kitapç
ı
k hâline getirilmi
ş
tir); Halk Hikayeleri ve Halk Hikâyecili
ğ
i, Ankara 19A6, s, 61-10.” (Boratav, 2010: 34). (DK Dede Korkut için Boratav taraf
ı
ndan kullan
ı
lan k
ı
-saltma).
62
Tasfiye sonras
ı
nda Pertev Naili Boratav çal
ı
ş
malar
ı
n
ı
Fransa’da, o dönem ö
ğ
rencisi olan
İ
lhan Ba
ş
göz ise ABD’de çal
ı
ş
malar
ı
n
ı
sürdürür. Ayr
ı
nt
ı
l
ı
bilgi için bkz. Erba
ş
(2016).
63
Hayriye Erba
ş
, “Üniversite-Toplum
İ
li
ş
kisi Ba
ğ
lam
ı
nda Sedat Veyis Örnek’li Y
ı
llarda Dil ve Ta-rih-Co
ğ
rafya Fakültesi,”
Siyah S
ı
cak Güne
ş
(der. Serpil Aygün Cengiz, Meryem Bulut ve Gün-seli Bayraktutan). (Ankara: Ankara Üniversitesi Yay
ı
nlar
ı
-Ürün Yay
ı
nlar
ı
, 2017), 150.
64
O dönemin bilim anlay
ı
ş
ı
aç
ı
s
ı
ndan Dil ve Tarih-Co
ğ
rafya Fakültesi’nin sonras
ı
nda da ö
ğ
retim üyeleri olan ö
ğ
rencilerinin özellikle de ba
ş
ta Halil
İ
nalc
ı
k, Muazzez
İ
lmiye Ç
ı
ğ
ve Nimet Öz-güç’ün anlat
ı
lar
ı
önemlidir. Anlat
ı
lar için bkz. Erba
ş
, (2016).
65
Pertev Naili Boratav, “Dede Korkut Hikâyelerindeki Tarihî Olaylar ve Kitab
ı
n Te’lif Tarihi,”
Türkiyat Mecmuas
ı
/Journal of Turkology
Cilt 13, say
ı
0 (1958/2010): 37. (eri
ş
im 14.07.2019)
66
Hayriye Erba
ş
, “Üniversite-Toplum
İ
li
ş
kisi Ba
ğ
lam
ı
nda Sedat Veyis Örnek’li Y
ı
llarda Dil ve Ta-rih-Co
ğ
rafya Fakültesi,”
Siyah S
ı
cak Güne
ş
(der. Serpil Aygün Cengiz, Meryem Bulut ve Gün-seli Bayraktutan). (Ankara: Ankara Üniversitesi Yay
ı
nlar
ı
-Ürün Yay
ı
nlar
ı
, 2017), 156.
40
SUNU
Ş
: Destanlar, Kültürler ve Toplumlar Hayriye ERBA
Ş
67
Richard P. Martin, “Epic as Genre,”
A Companion to Ancient Epic
(ed.
John Miles Foley), (Chi-cester: Blackwell Publishing, 2005), 9-20.
68
A.g.e. 18.
69
A.g.e. 17.
70
A.g.e. 18.
71
Adlar
ı
“kahraman” anlam
ı
na gelen ve Sanskritçe ile
İ
ran dilindeki nar –“sava
ş
ç
ı
” kelimesine ba
ğ
lanan Nartlar, çok eski devirlerden ç
ı
kagelen masals
ı
varl
ı
klard
ı
r:
İ
nsanlardan önce ya
ş
ama-ya ba
ş
layan Nartlar, büyük dü
ş
manlar
ı
olan devlerle ayn
ı
devri payla
ş
m
ı
ş
lar ve onlar
ı
yenmi
ş
-lerdi (Grisward, 2012: 14)
72
Nart Destanlar
ı
, Kuzey Kafkasya’n
ı
n otokton halklar
ı
ndan olu
ş
an Çerkeslerin binlerce y
ı
ldan bu yana ürettikleri Ulusan Destanlar bütününün ad
ı
d
ı
r.
73
Türkiye’de bu destan
ı
da kapsayan (Ç
ı
ğ
, 2000) ve Sümer, Asur ve Akadlar (Mezopotamya kül-türleri) konusunda Dil ve Tarih-Co
ğ
rafya mezunu Uzman Muazzez
İ
lmiye’nin ve Sümerler ko-nusunda Samuel Noah Kramer’in (1990; 1999) çal
ı
ş
malar
ı
bu alanda önde gelen çal
ı
ş
malar aras
ı
nda yer al
ı
r.
74
Mehmet Ac
ı
,
Do
ğ
u Akdeniz Havzas
ı
’da Kahramanl
ı
k Mitoslar
ı
. (Gazi Üniversitesi, Tarih Ana-bilim Dal
ı
, Eskiça
ğ
Bilim Dal
ı
, Yay
ı
mlanmam
ı
ş
Yüksek Lisans Tezi, 2016: 63-67).
75
Ay
ş
e Sar
ı
göllü,
Roma Edebiyat
ı
nda Destan
. (Ankara: AÜ. DTCF Yay
ı
nlar
ı
, 1973).
76
Samuel P. Huntington, “The Clash of Civilizations?”,
Foreign Affairs
, Vol. 72, No. 3 (Summer, 1993), 22-49.
77
Samuel P. Huntington,
The Clash of Civilizations and the Remaking of World Order
, New York, Simon & Schuster, 1996.
78
Fabl en genel anlam
ı
ile insanlara çe
ş
itli konularda konularda ya
ş
am dersi vermeyi amaçlayan ki
ş
ileri/kahramanlar
ı
hayvanlardan seçilen ve genellikle ko
ş
uk biçiminde tan
ı
mlanan öykü ola-rak tan
ı
mlanabilir.
79
Riitta Cankoçak, “Türkçe Bask
ı
ya Önsöz,”
Kalevala: Fin Halk Destan
ı
, Çev. Riitta Cankoçak (
İ
stanbul: Everest Yay
ı
nlar
ı
, 2017), 7.
80
Fin kültürü ve Fin ulusal bilincinde Kalevala (2017) özel bir yere sahiptir.
İ
lk kez 1917’de ba
ğ
ı
m-s
ı
z bir devlet kuran Fin halk
ı
n
ı
n dillerini kaybetmeden ya
ş
atabilmelerinde Kalevala önemli bir yere sahip oldu
ğ
u dü
ş
ünülebilir. Do
ğ
a ko
ş
ullar
ı
n
ı
n zorlu
ğ
u ve Fin halk
ı
n
ı
n özgürlük mücadele-si onlar
ı
do
ğ
a ve di
ğ
er halklarla bar
ı
ş
ı
k olma noktas
ı
na ta
ş
ı
m
ı
ş
t
ı
r. Doktor Elias Lönnrot’un 19. yüzy
ı
la kadar özellikle kad
ı
nlar taraf
ı
ndan nesilden nesile sözle aktar
ı
lm
ı
ş
ve o zamana kadar yaz
ı
ya geçmemi
ş
. Destan Doktor Elias Lönnrot taraf
ı
ndan Karelia bölgesinde hastalar
ı
yla ara-s
ı
nda güven sa
ğ
lanarak derlenmi
ş
. Sihir, kuvvet ve bilgi ile yola ç
ı
kan Väinämöinen’in hikâyesi. Destan 50 “runikten-
ş
iirden” olu
ş
mu
ş
tur.
81
Joël H. Grisward, “Giri
ş
: Üç Varm
ı
ş
Üç Yokmu
ş
,”,
Mit ve Destan I: Hint-Avrupa Halklar
ı
n
ı
n Destanlar
ı
nda Üç
İş
lev
İ
deolojisi
(Yazan, Georges Dumézil. Çev. Ali Berktay), (
İ
stanbul: Yap
ı
Kredi Yay
ı
nlar
ı
, 2012.
82
Örne
ğ
in özellikle feminizmin yükselmesi ile toplumsal cinsiyet alan
ı
na ilginin artmas
ı
destan-lar
ı
n böylesine bir ilgi ile yeniden okunmas
ı
ve yorumlanmas
ı
yönünde bir çabaya girilebilme-sinin gereklili
ğ
i gibi.
41
Çin’de, Bat
ı
daki “klasik destan”
1
tan
ı
m
ı
na uygun destan bulunmamak-tad
ı
r. Nesir, mensur
ş
iir, pastoral
ş
iir, destans
ı
roman gibi adland
ı
rab ilece
ğ
i-miz baz
ı
eserler ise günümüzde Çin’e ait destanlar olarak Bat
ı
da incelenmeye ba
ş
lanm
ı
ş
t
ı
r. Bu bölümde genel hatlar
ı
ile ele alaca
ğ
ı
m
ı
z “
Bat
ı
ya Yolculuk
”
2
, bu eserlerden biri olarak kar
ş
ı
m
ı
za ç
ı
k-maktad
ı
r. “
Bat
ı
ya Yolculuk
”, düzyaz
ı
ve bunlar
ı
n aras
ı
na serpi
ş
tirilmi
ş
pek çok
ş
iirden olu
ş
an, her biri farkl
ı
ada, 100 bölüm ve 713 binden fazla karaktere sa-hip, uzun soluklu ve do
ğ
u kurgusunun kö
ş
e ta
ş
ı
niteli
ğ
indeki bir eserdir. 16. yüzy
ı
lda, Ming Hanedan
ı
Dö-nemi’nin ünlü yazar ve
ş
airlerinden Wu Cheng’en
3
taraf
ı
ndan yaz
ı
ld
ı
ğ
ı
dü
ş
ünü-len, dünya çap
ı
nda üne sahip “
Bat
ı
ya Yolculuk
”, Çin’in dört büyük klasik
4
edebî eserinden biri olarak kabul edilir. Eserde Taoist, Budist ve Konfüçyüsçü dü
ş
ünü
ş
lerin izlerine s
ı
kça rastlanmak-tad
ı
r. Çin’de edebî geleneklere dönü
ş
ün, özellikle neoklasik ak
ı
m
ı
n revaçta ol-du
ğ
u Ming Hanedan
ı
5
zaman
ı
nda, hem konusu hem de basit ve yal
ı
n bir dille ya-z
ı
lm
ı
ş
olmas
ı
sebebi ile edebî çevrelerce pek ho
ş
kar
ş
ı
lanmam
ı
ş
, bu sebeple ya-zar
ı
da kendini gizlemi
ş
tir. Günümüzde eserin Wu Cheng’en taraf
ı
ndan yaz
ı
ld
ı
ğ
ı
kabul edilmektedir. Döneminin bilinen efsane ve hikâyeleri üzerine in
ş
a edilen eser, gün geçtikçe popülerlik kazanm
ı
ş
, 20. yüzy
ı
la gelindi
ğ
inde ise
Bat
ı
ya Yol-culuk
üzerinde akademik çal
ı
ş
malar ya-p
ı
lmaya ba
ş
lanm
ı
ş
; eser film, oyun, dizi ve animasyon filmlerine konu olmu
ş
tur. Günümüzde,
Ç
inlilere “en sevdik-leri yerli kahraman” soruldu
ğ
unda ve-recekleri cevap muhtemelen, “Sun Wu-kong” olacakt
ı
r. Sun Wukong karakteri, yüzy
ı
llar boyu Çin üzerindeki popüler-li
ğ
inden hiçbir
ş
ey kaybetmemi
ş
; dünya üzerinde ise, 20 yüzy
ı
lda Arthur Waley
6
; W.J.F. Jenner
7
ve Anthony C. Yu
8
tara-f
ı
ndan yap
ı
lan
Bat
ı
ya Yolculuk
tercüme-lerinden sonra tan
ı
nmaya ba
ş
lanm
ı
ş
t
ı
r
9
. Dünyan
ı
n en ünlü oyunbaz-hile-ci karakterlerinden biri olan Maymun Kral Sun Wukong; “
Xiyouji
” adl
ı
fantas-tik eserin ana kahraman
ı
olarak kabul edilir. 1982’de ilk kez CCTV
10
taraf
ı
n-dan dizi hâline çevrilen
Bat
ı
ya Yolculuk
, Çin’de birden çok kanalda yakla
ş
ı
k dört bin kez gösterilmesi ile bir rekora do
ğ
ru ko
ş
maktad
ı
r
11
; ülkede en çok kâr geti-ren filmlerden dördü, Wukong ve yol-culu
ğ
unu temel alan filmlerdir. Tang Hanedan
ı
Dönemi’nin ünlü Budist ke
ş
i
ş
lerinden Xuan Zang’
ı
n
12
, Budist doktrinleri gerçek kayna
ğ
ı
nda arama ve Çin’e bunlar
ı
getirme amac
ı
yla
Bat
ı
ya Yolculuk
西游记
Aylin YILMAZ-
Ş
A
Ş
MAZ
42
Bat
ı
ya Yolculuk
西游记
Aylin YILMAZ-
Ş
A
Ş
MAZ
Hindistan’a yürüyerek yapt
ı
ğ
ı
hac yol-culu
ğ
u, “Bat
ı
Bölgelerinin Tang Kay
ı
t-lar
ı
”
13
adl
ı
eserde bütünüyle kay
ı
t alt
ı
na al
ı
nm
ı
ş
t
ı
r. Bu yolculuk üzerine sonraki yüzy
ı
llarda pek çok eser yaz
ı
lm
ı
ş
olup, özellikle Song ve Yuan Hanedanlar
ı
dönemlerinde yaz
ı
lan eserler, Bat
ı
ya Yolculuk adl
ı
eser için ilham kayna
ğ
ı
olmu
ş
tur
14
. Wu Cheng’en taraf
ı
ndan yaz
ı
lan Ba-t
ı
ya Yolculuk adl
ı
eser, Xuan Zang’
ı
n hac yolculu
ğ
u hakk
ı
nda yaz
ı
lm
ı
ş
en ünlü ve en yarat
ı
c
ı
eser olarak kabul görmekte; fantastik ö
ğ
elerle i
ş
lenmi
ş
dünya kurgu-sundaki ustal
ı
k Wu’nun yazm
ı
ş
oldu
ğ
u bu versiyonu, Song, Yuan ve Ming Ha-nedanlar
ı
dönemlerinde yaz
ı
lan pek çok versiyon aras
ı
nda en e
ğ
lenceli konuma yükseltmektedir
15
. VII. yüz
ı
lda, Xuan Zang’
ı
, Maymun Kral Sun Wukong’la beraber Hindis-tan’a mistik bir yolculu
ğ
a ç
ı
karan des-tanda; ilk bölümlerde evren, insano
ğ
lu ve Maymun Kral’
ı
n yarad
ı
l
ı
ş
hikâyeleri anlat
ı
larak bir giri
ş
yap
ı
lm
ı
ş
; sonraki bölümlerde ise “Xuan Zang” adl
ı
ke
ş
i-
ş
in, yani di
ğ
er ad
ı
yla Tripitaka’n
ı
n, Hin-distan’da bulunan bir tap
ı
na
ğ
a yapt
ı
ğ
ı
mistik yolculuk; yolculukta onu koru-yarak e
ş
lik eden Budist hac
ı
larla ba
ş
ı
n-dan geçen olaylar silsilesi; atlatt
ı
klar
ı
81 badire
16
ve sonras
ı
nda ya
ş
ad
ı
klar
ı
ruha-ni ayd
ı
nlanma anlat
ı
lm
ı
ş
t
ı
r. Eser, kah-ramanlar
ı
n mükâfatland
ı
r
ı
larak gö
ğ
e geri dönmeleri ile son bulmu
ş
tur. Bu mistik yolculukta dört ana kah-raman
ı
n kendi iç dünyalar
ı
nda ve dün-yaya bak
ı
ş
aç
ı
lar
ı
nda ya
ş
anan de
ğ
i
ş
im-ler, özellikle Taoist
17
dü
ş
ünceyi Budizm ile kayna
ş
t
ı
rarak anlat
ı
lm
ı
ş
, zaman za-man simgesel anlat
ı
mlara da ba
ş
vurul-mu
ş
tur.100 bölümden olu
ş
an eser boyunca Xuan Zang karakteri, sürekli di
ğ
er ka-rakterlerin özellikle de Sun Wukong’un gölgesinde kalmaktan kurtulamaz
18
. Destans
ı
roman
ı
n ana karakterleri olan Sun Wukong, Sha Heshang ve Zhu Bajie, Budist
Sutra
lar
ı
19
bulup Çin’e geri getirmek için ç
ı
kt
ı
ğ
ı
yolculukta, Xuan Zang’
ı
korumakla görevlidir. Sun Wu-kong çok yetenekli, dövü
ş
meyi bilen bir Maymun Kral; Zhu Bajie kulaklar
ı
yla uçabilen, pirinç seven bir domuz-ruhu; Sha Heshang ise depresif, insan yiyen bir kum canavar
ı
olarak tasvir edilmek-tedir. Ke
ş
i
ş
ler bu yolculuk süresince sa-y
ı
s
ı
z badireler atlat
ı
r; iblisler öldürür, canavarlar
ı
yola getirir, felaketlerden kurtularak Xitian’e
20
var
ı
r ve buradan Buda’n
ı
n
sutra
lar
ı
n
ı
alarak Do
ğ
u K
ı
ta-s
ı
’na geri dönerler. Eserde aslen, ana tema olarak hata ve kusurlar
ı
na ra
ğ
men, bu dört karak-terin kar
ş
ı
lar
ı
na ç
ı
kan engel ve zorluk-lar
ı
nas
ı
l kahramanca a
ş
t
ı
klar
ı
, ilahi ve dünyevi çe
ş
itli kaynaklardan ald
ı
klar
ı
yard
ı
mlarla s
ı
k
ı
nt
ı
larla nas
ı
l hiç y
ı
lma-dan, usanmadan u
ğ
ra
ş
t
ı
klar
ı
ve azmin sonunda amaçlar
ı
na bir bir ula
ş
malar
ı
anlat
ı
lmaktad
ı
r.Destan temelde, Sun Wukong’un yarad
ı
l
ı
ş
ı
, Gök’ten kovulmas
ı
; Tang Seng’in, yani Xuan Zang’
ı
n dünyaya ge-li
ş
i ve hayat
ı
; Xuan Zang ile Hindistan’a do
ğ
ru yola ç
ı
kan, i
ş
ledikleri suçlar se-bebi ile Gök’ten kovulan üç ke
ş
i
ş
in, yol boyunca ba
ş
ı
ndan geçenlerin anlat
ı
ld
ı
-
ğ
ı
hikâyeler; ruhani ayd
ı
nlanmalar
ı
ve Gök’e geri dönü
ş
leri olmak üzere dört ana k
ı
s
ı
mda incelenebilir.
43
Dünya Destanlar
ı
Romans
ı
destan
ı
n en önemli karak-teri ve asl
ı
nda gerçek kahraman
ı
olan Sun Wukong, bir bulutun içinde 50.000 km yolculuk edebilmekte, vücudunda bulunan tüm k
ı
llar
ı
di
ğ
er hayvanlara ve kendisinin kopyalar
ı
na kolayl
ı
kla dö-nü
ş
türebilmekte olan bir aldatmaca us-tas
ı
d
ı
r ve eserin ilk bölümlerine, bu güç ve kabiliyetleri nas
ı
l ö
ğ
rendi
ğ
ini anlatan sayfalar damga vurmu
ş
tur.Bu bölümde, uzun soluklu olan bu romans
ı
destan, dört ana bölümde ele al
ı
nm
ı
ş
t
ı
r. Bunlardan birincisi evrenin, zaman
ı
n, insano
ğ
lunun ve maymun kral
ı
n yarad
ı
l
ı
ş
ı
n
ı
; ölümsüzlü
ğ
e ula
ş
-mas
ı
n
ı
ve cezaland
ı
r
ı
lmas
ı
n
ı
anlatmak-tad
ı
r.
İş
te destan
ı
n bu ilk bölümüne
ş
u dizelerle ba
ş
lanmaktad
ı
r:
21
“
İ
lkel kaos henüz yer ve gö
ğ
ü ay
ı
rmadan, Sonsuz
ı
ss
ı
zl
ı
kta insano
ğ
lu yokken,Panggu muazzam müphemli
ğ
i parçalad
ı
ğ
ı
nda, Saf ve murdar
ı
n ayr
ı
l
ı
ğ
ı
ba
ş
lar,Ya
ş
am vuku bulan tüm canl
ı
lar merhamete e
ğ
ilim gösterir,Onlar
ı
n yarad
ı
l
ı
ş
ı
ndan tüm varl
ı
klar geli
ş
ir,Bilmek istersen Yarad
ı
l
ı
ş
ve Zaman
ı
, O zaman okumal
ı
s
ı
n Bat
ı
ya Yolculukta çözümlenen sorunlar
ı
.
”
22
Ard
ı
ndan evrenin ve zaman
ı
n dön-güsü okuyucuya aktar
ı
lmakta, yer ve gö
ğ
ün beraber oldu
ğ
u dönemlerden ve insano
ğ
lunun ilk ortaya ç
ı
k
ı
ş
ı
ndan bah-sedilmektedir. Pangu’nun
23
, yaratt
ı
ğ
ı
ş
eylerden et-kilenen “Üç
İ
mparator”, dünyada dü-zeni sa
ğ
lar ve “Be
ş
Hükümdar” ahlak kurallar
ı
n
ı
belirler. Bunun ard
ı
ndan dünya 4 büyük k
ı
taya bölünür. Eserde s
ı
k s
ı
k bahsi geçen “Do
ğ
u Purvavideha K
ı
tas
ı
”
24
da bu 4 büyük k
ı
tadan biridir. K
ı
tadan denizleri a
ş
ı
nca kar
ş
ı
m
ı
za “Ao-lai”
25
ad
ı
nda bir ülke, ülkenin kom
ş
u oldu
ğ
u okyanusun ortas
ı
nda ise “Çi-çekler ve Meyveler Da
ğ
ı
”
26
isimli bir ada bulunmaktad
ı
r.
İş
te bu ada, saf ve mur-dar muazzam müphemlikten ayr
ı
l
ı
rken olu
ş
mu
ş
tur. Adan
ı
n en tepe noktas
ı
nda, etraf
ı
n-da orkide ve mantarlar
ı
n yeti
ş
ti
ğ
i, yara-t
ı
l
ı
ş
ba
ş
lad
ı
ğ
ı
ndan beri gö
ğ
ün gerçekli-
ğ
i, yerin güzelli
ğ
i, güne
ş
in özü ve ay
ı
n
ı
ş
ı
ğ
ı
ile beslenen ölümsüz bir ta
ş
vard
ı
r. Ta
ş
, bu güçler taraf
ı
ndan öyle uzun bir zaman etki alt
ı
nda kalm
ı
ş
t
ı
r ki en so-nunda kendine ölümsüz bir rahim olu
ş
-turur ve ta
ş
tan bir yumurta do
ğ
urur.
İş
te bu yumurta, rüzgâr
ı
n üflemesi ile ta
ş
bir maymuna dönü
ş
ür, zamanla sürünmeyi ve yürümeyi ö
ğ
renen maymun adadaki di
ğ
er canl
ı
larla arkada
ş
, di
ğ
er maymun-larla akran olur.Ta
ş
maymunun “Maymun Kral” olma hikâyesi, eserde
ş
u dizelerle anla-t
ı
lmaya ba
ş
lar:“
Bugün ünü dört bir yana yay
ı
lacak,Gün gelecek gö
ğ
ün vekâletini bilecek,Yaz
ı
lm
ı
ş
aln
ı
na burada ya
ş
amak,Kral
ı
n davetiyle Ölümsüzler Saray
ı
na ça
ğ
r
ı
lacak.
”
27
Zekâs
ı
ve cesareti sayesinde tüm maymunlar için korunakl
ı
bir yer bulan Ta
ş
Maymun, olaydan sonra “maymun kral” olarak seçilir ve ismindeki “ta
ş
”
44
Bat
ı
ya Yolculuk
西游记
Aylin YILMAZ-
Ş
A
Ş
MAZ
sözcü
ğ
ünü atarak kendine “Yak
ı
ş
ı
kl
ı
Maymun Kral” ismini al
ı
r. Tebaas
ı
yla huzur içinde geçirdi
ğ
i 300-400 y
ı
l
ı
n ard
ı
ndan akl
ı
na ölümsüz-lük fikri tak
ı
lan Maymun Kral, yeralt
ı
dünyas
ı
n
ı
n kral
ı
Yama’n
ı
n hükmüne girmekten ve reenkarnasyon döngüsün-den kaçmay
ı
ba
ş
aran üç varl
ı
ğ
ı
28
arad
ı
ğ
ı
uzun bir yolculu
ğ
a ç
ı
kar. Denizleri a
ş
an Maymun Kral, uzun yolculu
ğ
unda kar
ş
ı
la
ş
t
ı
ğ
ı
bir oduncu sayesinde ölümsüzlerden biri ile tan
ı
ş
-ma
ş
ans
ı
n
ı
yakalar ve onun ö
ğ
rencisi olur. Üstat Subodhi, Maymun Krala Budizm’e uygun bir isim vermek ister ve Maymun Kral’a Sun Wukong
29
ismi-ni verir. Bu olaya ili
ş
kin
ş
u dizeler göze çarpar:“
Muazzam müphemlik parçaland
ı
ğ
ı
nda, Yoktu soyadlar
ı
ortada.
İ
natç
ı
sonsuzlu
ğ
u parçalamak icab olunca,Varmak gerekti sonsuzlu
ğ
un fark
ı
ndal
ı
ğ
ı
na.
”
30
Sun Wukong, Üstat Subodhi’nin yan
ı
nda y
ı
llar süren e
ğ
itimine böylece ba
ş
lar. Bir gün, üstad
ı
n derslerinden biri s
ı
ras
ı
nda, aktard
ı
ğ
ı
gizli i
ş
aretleri do
ğ
ru yorumlayan Wukong, bu olaydan sonra Subodhi’nin en parlak ö
ğ
rencisi hâline gelir. Üstat ona pek çok gizli ve do
ğ
aüs-tü s
ı
rr
ı
ö
ğ
retmeye ba
ş
lar. Bu s
ı
rlar
ı
ö
ğ
-rendikçe gurura kap
ı
lan Sun Wukong, bir gün arkada
ş
lar
ı
na gösteri
ş
yaparken yakalan
ı
r ve bunun sonucunda Üstat Subodhi’nin yan
ı
ndan ayr
ı
lmak zorun-da b
ı
rak
ı
l
ı
r. Y
ı
llar sonra kendi da
ğ
ı
na dönmek zorunda kalan Sun Wukong, di
ğ
er may-munlar
ı
n Ya
ğ
mac
ı
İ
blis
31
taraf
ı
ndan devaml
ı
sald
ı
r
ı
ya u
ğ
rad
ı
ğ
ı
n
ı
ö
ğ
renince deliye döner; iblisin krall
ı
ğ
ı
na gider.
İ
blis ve yard
ı
mc
ı
lar
ı
ile yeni ustala
ş
t
ı
ğ
ı
do
ğ
aüstü güçleri (vücudundaki k
ı
llar
ı
kendinin küçük kopyalar
ı
na dönü
ş
tür-me) kullanarak dövü
ş
ür. Zafer kazanan Sun Wukong, gücü-nün gururuyla maymunlar
ı
na dövü
ş
-meyi ö
ğ
retmeye; silah ve mühimmat sa
ğ
lamaya karar verir. Kendi içinse ya-
ş
ad
ı
ğ
ı
ayd
ı
nlanma sonras
ı
nda kazand
ı
ğ
ı
ölümsüzlü
ğ
e yara
ş
ı
r silah ve z
ı
rh aray
ı
-
ş
ı
na girer. Do
ğ
u Denizi’nin derinliklerinde ya-
ş
ayan kom
ş
usu, ejderhalar
ı
n kral
ı
nda ona uygun silahlar olabilece
ğ
i söylenin-ce, Ejderha Kral’
ı
ziyarete gider ve kibar bir zorbal
ı
kla ondan silah talebinde bu-lunur. Ejderha Kral, denemesi için Sun Wukong’a pek çok silah getirir; kahra-man
ı
m
ı
z bu silahlar
ı
farkl
ı
bahanelerle be
ğ
enmez. En sonunda Ejderha Kral, e
ş
inin tavsiyesi üzerine, son zaman-larda
ı
ş
ı
ldamaya ba
ş
lam
ı
ş
olan Büyük Yü’nün
32
sel bask
ı
nlar
ı
n
ı
zapt etmek için kulland
ı
ğ
ı
devasa büyüklükte mucizevi alt
ı
n sopay
ı
Wukong’a gösterir. Sopay
ı
eline alan Wukong, sopan
ı
n kullanan ki
ş
inin istedi
ğ
i boyutlara kendili
ğ
in-den küçülüp büyüyebildi
ğ
ini fark eder ve onu silah
ı
olarak seçer. S
ı
ra Ejderha Kral’a z
ı
rh sormaya gelir; bu sefer aç
ı
k bir zorbal
ı
kla ve tehditlerle kendine uy-gun bir z
ı
rh talebinde bulunur ve iste
ğ
i bu sefer de yerine getirilir. Ancak art
ı
k sabr
ı
zorlanm
ı
ş
olan kral ve karde
ş
leri ya
ş
anan bu durumu Ye
ş
im
İ
mparator’a
33
ş
ikâyet etmeye karar vermi
ş
tir.
45
Dünya Destanlar
ı
Tekrar adas
ı
na dönen Wukong, te-baas
ı
yla kutlama yapt
ı
ktan sonra uyku-ya dalar; uykusunda ruhu iki ki
ş
i taraf
ı
n-dan Yama’n
ı
n hükmündeki Karanl
ı
klar Ülkesi’ ne götürülür. Nerede oldu
ğ
unu anlay
ı
nca onu buraya getiren ulaklar
ı
öldürüp kaçan Wukong, önüne gelen her
ş
eyi y
ı
k
ı
p yakmaya ba
ş
lar. Karanl
ı
k-lar Saray
ı
’n
ı
n kap
ı
s
ı
na geldi
ğ
inde, Ye-ralt
ı
Dünyas
ı
’n
ı
n 10 Kral
ı
ile kar
ş
ı
la
ş
an Wukong, onlara ölümsüzlü
ğ
ün s
ı
rr
ı
na vak
ı
f olmas
ı
na ra
ğ
men neden buraya ge-tirildi
ğ
ini sorar ve ölüm kay
ı
tlar
ı
n
ı
gör-meyi talep eder. Kay
ı
tlarda hâlen kendi isminin yaz
ı
l
ı
oldu
ğ
unu gören Wukong, kendi ismi ile beraber tüm maymunlar
ı
-n
ı
n isimlerini de Yama’n
ı
n kay
ı
tlar
ı
ndan siler. Bu olaydan sonra Yama’n
ı
n kay
ı
t-ç
ı
lar
ı
da Wukong’u Ye
ş
im
İ
mparatora
ş
ikâyet etmeye karar verir.
Deniz ejderhalar
ı
ve yeralt
ı
ülkesi-nin amirleri, yapt
ı
klar
ı
ndan sonra Sun Wukong’u, Gök Saray’da
34
Ye
ş
im
İ
mpa-rator’a
ş
ikâyete gelir ve olaylar
ı
impara-tora aktar
ı
rlar. Wukong’un daha fazla sorun ç
ı
karmas
ı
n
ı
engellemek ad
ı
na Ye-
ş
im
İ
maparator, onun saraya gelmesine karar verir ve onu “
İ
mparatorluk Ah
ı
r-lar
ı
Sorumlusu” olarak atar. Wukong’u göreve ça
ğ
ı
rmas
ı
için Venüs’ün Alt
ı
n Y
ı
ld
ı
z
ı
’n
ı
adaya gönderir.Eserde Sun Wukong’un ça
ğ
ı
r
ı
ld
ı
k-tan sonra Gö
ğ
ün Krall
ı
ğ
ı
na giri
ş
i
ş
u di-zelerle anlat
ı
lmaktad
ı
r:“
Yukar
ı
daki krall
ı
ğ
a ilk yükseli
ş
i, Ve Gö
ğ
ün Saray
ı
’na ani giri
ş
i.On binlerce alt
ı
n
ı
ş
ı
k huzmesi, Mercan gökku
ş
a
ğ
ı
n
ı
olu
ş
turmak için birle
ş
ti.Binlerce katman kutsanm
ı
ş
havaYaymaktayd
ı
mor renkli sisi……D
ı
ş
avlu etkileyici olsa da,Kar
ş
ı
konulmazd
ı
içerdeki manzara……Gö
ğ
ün davullar
ı
çal
ı
nd
ı
ğ
ı
nda,Tebaas
ı
ndan on bin bilge, Onurland
ı
r
ı
rd
ı
Ye
ş
im
İ
mparator’u burada.Beraber giderlerdi ye
ş
im giri
ş
ini alt
ı
n çivilerin tuttu
ğ
u,K
ı
rm
ı
z
ı
kap
ı
lar
ı
nda zümrüd-ü anka ku
ş
lar
ı
n
ı
n uçu
ş
tu
ğ
u,Gö
ğ
ün Kral
ı
’n
ı
n Saray
ı
na… …Maymun Kral’
ı
n kaderine yaz
ı
lm
ı
ş
t
ı
,Fani dünyada lekelenmekten ziyade, A
ş
aca
ğ
ı
Gök’ün s
ı
n
ı
rlar
ı
n
ı
.
”
35
Ba
ş
lang
ı
çta yeni görevinden mem-nun olan Wukong, bir süre sonra asl
ı
nda bu görevin en dü
ş
ük rütbede bir görev oldu
ğ
unun fark
ı
na vararak sinirlenir; yeryüzüne geri döner ve burada kendini “Gö
ğ
e E
ş
Büyük Bilge”
36
ilan eder.
İ
smi-ni üzerine yazd
ı
rd
ı
ğ
ı
sancaklar
ı
ma
ğ
ara-s
ı
n
ı
n kap
ı
s
ı
na ast
ı
r
ı
r. Ye
ş
im
İ
mparator onu geri getirmek için Li Tianwang
37
ve Nalakuvara’y
ı
38
görevlendirir.
İş
te bu ikili ile Sun Wukong’un ara-s
ı
nda çarp
ı
ş
malar da böylece ba
ş
lam
ı
ş
olur.“
Ad
ı
her emre uyan alt
ı
n sopa,Baltaya ise çiçek saçan denirdi.
İ
kisi aniden bulu
ş
unca,Üstün olan hangisi kimseler bilemedi;Balta ve sopa,Çarp
ı
ş
t
ı
lar bir sa
ğ
da, bir solda.
46
Bat
ı
ya Yolculuk
西游记
Aylin YILMAZ-
Ş
A
Ş
MAZ
Biri en muazzam güçlerini saklad
ı
,Di
ğ
eri böbürlenen bir bo
ş
bo
ğ
azd
ı
.Güçlerini kullan
ı
nca,Bulut üfleyip, sis kustular;Ellerini aç
ı
nca, toprak savurup tozu dumana katt
ı
lar.Gö
ğ
ün sava
ş
ç
ı
s
ı
kudretli olsa da,Sonsuzdu Maymun Kral’daki dönü
ş
üm kabiliyeti...…Yeryüzünde yay
ı
lm
ı
ş
olsa da Yüce-Ruh’un ad
ı
, Di
ğ
eri ile boy ölçü
ş
emezdi, i
ş
maharete geldi mi; Büyük Bilge f
ı
r
ı
l f
ı
r
ı
l dönerken sopas
ı
yla,Uyu
ş
tururdu tüm bedeni bir tek vuru
ş
la kafaya.
”
39
Önce Li Tianwang’la, sonras
ı
nda ise Nalakuvara’yla çarp
ı
ş
an ve kazanan Sun Wukong, Ye
ş
im
İ
mparator’dan yeni un-van
ı
n
ı
kabul etmesini talep eder ve gö-
ğ
ün bu iki generalini geri gönderir. Ye-
ş
im
İ
mparator, Venüs’ün tavsiyesi üze-rine, Maymun Kral’a “Gö
ğ
e E
ş
Büyük Bilge”
unvan
ı
n
ı
n verilmesini kabul eder. Sun Wukong’a isteklerinin kabul edildi
ğ
i ve Gök Saray’a geri dönmesi ge-rekti
ğ
i söylenir. Asl
ı
nda kendisine hük-mü olmayan bir unvan verildi
ğ
inden habersiz olan Wukong, saraya geri dö-ner ve ona tahsis edilen konakta zevk-ü safa içinde ya
ş
amaya ba
ş
lar. Yapacak bir i
ş
i olmayan Wukong, bu bo
ş
luktan istifade arkada
ş
lar edin-meye ba
ş
lay
ı
nca Ye
ş
im
İ
mparator ona bir görev bulunmas
ı
n
ı
n elzem oldu
ğ
una karar verir ve onu saray
ı
n
ş
eftali bah-çelerinden sorumlu yapar. Wukong’a emanet edilen, Ye
ş
im Gölü Kraliçe-si’nin
40
kendi yeti
ş
tirdi
ğ
i
ş
eftali a
ğ
açla-r
ı
d
ı
r ve bunlar s
ı
radan
ş
eftaliler de
ğ
il-dir. Bahçede farkl
ı
zamanlarda mahsul veren
ş
eftaliler bulunmaktad
ı
r. A
ğ
açlar içinde, 3000 y
ı
lda bir meyve veren
ş
efta-lilerin
41
meyvelerini gide gele yiyip biti-ren Sun Wukong’un ba
ş
ı
, kraliçe “ölüm-süzlük
ş
eftalisi tatma ziyafeti” vermek isteyince, belaya girer. Bu ziyafete davet edilmedi
ğ
ini kraliçenin bahçeye
ş
eftali toplamaya gelen perilerinden ö
ğ
renen Wukong, davetlilerden birini kand
ı
ra-rak onun yerine geçer ve ziyafet yerinde-ki her
ş
eyi yer, içer. Wukong, cezaland
ı
-r
ı
lmamak için Gök Saray’dan
42
kaçarken yanl
ı
ş
l
ı
kla Laozi’nin
43
Tushita Saray
ı
’n-daki
44
evine girer, burada gördü
ğ
ü özel iksirli haplar
ı
n hepsini yedikten sonra en sonunda yeryüzüne kaçar. Maymunlar
ı
için de Gök Saray’dan ölümsüzlük
ş
arab
ı
çalan Sun Wukong’u cezaland
ı
rman
ı
n zaman
ı
art
ı
k gelmi
ş
tir. Gö
ğ
ün Ordular
ı
Ye
ş
im
İ
mparator’un emriyle onu yakalamak için yeryüzüne iner. Wukong’un askerleri ve Gö
ğ
ün or-dular
ı
aras
ı
nda dillere destan çarp
ı
ş
ma-lar ba
ş
lar. “
Bir kum f
ı
rt
ı
nas
ı
gö
ğ
ü süpürdü geçti,Mor sis dünyay
ı
karanl
ı
ğ
a bo
ğ
du,
İ
frit maymun Yüce
İ
mparator’u rahats
ı
z etti diyeGö
ğ
ün sakinleri ölümlü topraklara gönderildi……Pek çoktur dönü
ş
ümleri gökten do
ğ
mu
ş
Maymun Kral’
ı
n
Ş
imdi keyfediyor çald
ı
klar
ı
yla da
ğ
daki bar
ı
na
ğ
ı
nda.
49
Dünya Destanlar
ı
Bajie’dir ve destans
ı
roman
ı
m
ı
zda Xuan Zang’a e
ş
lik edecek bir di
ğ
er kahraman-d
ı
r. Zhu Bajie, destan içindeki en göze çarpan ve dramatik erkek karakterlerin-den biridir. Zhu Ganglie ve Zhu Wu-neng
55
isimleri ile de bilinmektedir. Gök Saray’da, aslen General Tian Peng ola-rak da bilinen Zhu Bajie, Gök’te Chang-e’ya
56
sald
ı
rmas
ı
ndan sonra ceza olarak yeryüzüne kovulur ve bir domuzun rah-minde yeniden dünyaya gelir, domuz suratl
ı
bir erkek olarak büyür ve bu se-bepten “
Zhu
/
猪
/Domuz” soyad
ı
n
ı
al
ı
r. Destanda Zhu Bajie
ş
u dizelerle tarif edilmektedir:“
Kurutulmu
ş
lotus yapraklar
ı
gibi k
ı
vr
ı
lm
ı
ş
ve bükülmü
ş
dudaklar
ı
,Bambu yapraklar
ı
ndan yelpazelere benzer kulaklar
ı
.Keskin çelik gibi korkutucu di
ş
leri, Açm
ı
ş
upuzun a
ğ
z
ı
n
ı
; kocaman bir mangal gibi. Metal mi
ğ
feri yanaklar
ı
na ba
ğ
lanm
ı
ş
,Z
ı
rh
ı
n
ı
n kay
ı
ş
lar
ı
pulsuz y
ı
lanlar gibi.Elinde tuttu
ğ
u t
ı
rm
ı
k, sanki bir ejderhan
ı
n uzanm
ı
ş
pençeleri, Belinde as
ı
l
ı
hilal görünümlü bir yay. Harika mevcudiyeti ve gururlu çehresi,
İ
lahlara meydan okur; tanr
ı
lar
ı
n gözünü korkutur.
”
57
Hui-an ile çarp
ı
ş
maya ba
ş
layan Zhu Bajie k
ı
sa süre sonra yapt
ı
ğ
ı
hatan
ı
n far-k
ı
na var
ı
r ve Bodhisattva Guanyin’den af diler; yeryüzündeki cezas
ı
n
ı
n aff
ı
için yalvar
ı
r. Guanyin, tövbe ettikten sonra ona Zhu Wuneng ad
ı
n
ı
verir; yerinden ayr
ı
lmamas
ı
gerekti
ğ
ini, Buda’n
ı
n sut-ralar
ı
n
ı
ta
ş
ı
yan bir hac
ı
buradan geçti-
ğ
inde ona yard
ı
m ederse affedilece
ğ
ini söyler ve yoluna devam eder.Sonra Sun Wukong’un hapsedildi
ğ
i s
ı
ra da
ğ
lar
ı
n bölgesine gelen Bodhisat-tva Guanyin ve Hui-an, pi
ş
manl
ı
ğ
ı
ve tövbeyi ö
ğ
rendi
ğ
ini söyleyen ve Büyük Merhamet’in ona bir
ş
ans vermesini, do
ğ
ru yolu bulmas
ı
nda yard
ı
mc
ı
olma-s
ı
n
ı
isteyen Sun Wukong’la da ayn
ı
an-la
ş
may
ı
yapar. En sonunda Büyük Tang Ülkesinin ba
ş
kenti Chang’an’a varan Bodhisattva Guanyin ve Hui-an, bura-da sutralar
ı
Hindistan’dan al
ı
p getirecek bir ke
ş
i
ş
için olan aray
ı
ş
lar
ı
na ba
ş
laya-caklard
ı
r.Eserde, bundan sonraki bölümler-de, ke
ş
i
ş
Xuan Zang’
ı
n hayat hikâyesine yer verilir. Xuan Zang’
ı
n babas
ı
Chen Guangrui, saray s
ı
navlar
ı
n
ı
kazand
ı
ktan sonra valisi olarak atand
ı
ğ
ı
Jiangzhou’ya e
ş
i ile birlikte giderken kar
ş
ı
lar
ı
na ç
ı
kan alt
ı
n bir sazan bal
ı
ğ
ı
n
ı
n hayat
ı
n
ı
kur-tar
ı
r. Ard
ı
ndan bir nehri geçmek için bindikleri sal
ı
kullanan ve kar
ı
s
ı
na göz koyan ki
ş
ilerce katledilir; cesedi nehrin sular
ı
na b
ı
rak
ı
l
ı
r. Hayat
ı
n
ı
kurtard
ı
-
ğ
ı
o alt
ı
n sazan bal
ı
ğ
ı
asl
ı
nda “Ejderha Kral”d
ı
r. Gördü
ğ
ü yard
ı
m
ı
kar
ş
ı
l
ı
ks
ı
z b
ı
rakmak istemeyen Ejderha Kral, Gu-angrui’nin nehir sular
ı
ndaki bedenini bozulmayacak
ş
ekilde korumaya al
ı
r ve ruhunu da kendi saray
ı
nda konuk etme-ye karar verir.Bu esnada, Guangrui’nin katili Liu Hong, onun kimli
ğ
ine bürünür ve Gu-angrui’nin e
ş
i Yin Han
ı
m
ı
58
olan olaylar konusunda ses ç
ı
karmamas
ı
için tehdit eder. Jiangzhou’ya e
ş
inin katili ile be-raber gidip orada evli hayat
ı
ya
ş
amaya
Recommended
Download to read ad-free
50
Bat
ı
ya Yolculuk
西游记
Aylin YILMAZ-
Ş
A
Ş
MAZ
zorlanan Yin Han
ı
m bu s
ı
rada hamile-dir. Çocuk do
ğ
duktan sonra Liu Hong, Yin Han
ı
m’a çocu
ğ
u bo
ğ
mas
ı
n
ı
emre-der. Ancak buna gönlü raz
ı
gelmeyen Yin Han
ı
m, çocu
ğ
unu bir sala ba
ğ
lar; yan
ı
na soya
ğ
ac
ı
n
ı
ve tüm hikâyesini an-latan bir not koyarak salla beraber n e-hir sular
ı
na b
ı
rak
ı
r. Çocu
ğ
u, “Faming” ad
ı
nda bir ba
ş
rahip bulur, ona bebeklik ismi olarak yaz
ı
l
ı
notu okuyan rahip Ji-angliu
59
ismini koyar. Çocuk büyür ve bir gün onunla dalga geçilmesine katla-namad
ı
ğ
ı
için, ba
ş
rahibe ailesi hakk
ı
n-da soru sormaya gider. Faming, art
ı
k “Xuan Zang” ismini kullanmakta olan ö
ğ
rencisine, ailesi hakk
ı
ndaki gerçe
ğ
i anlat
ı
r. Ailesinin ba
ş
ı
ndan geçenleri ö
ğ
-renen Xuan Zang, annesini kurtarmak için Jiangzhou’ya yola ç
ı
kar. Burada annesi ile görü
ş
ür ve ard
ı
ndan hemen imparatora durumu bildirmek üzere ba
ş
kente gider.
İ
mparatorun emriyle babas
ı
n
ı
n katilini yakalat
ı
p cezaland
ı
-r
ı
lmas
ı
n
ı
sa
ğ
lar; annesini ya
ş
ad
ı
ğ
ı
bu sahte hayattan kurtar
ı
r ve babas
ı
için bir ölüm töreni düzenler. Bu esnada Ejder Kral babas
ı
n
ı
n hayata geri dönmesini sa
ğ
lar ve aile y
ı
llar sonra olsa da birbiri-ne kavu
ş
mu
ş
olur. Eser, Tang Hanedan
ı
60
İ
mparatoru Taizong’un yapt
ı
rd
ı
ğ
ı
bir tap
ı
na
ğ
ı
n aç
ı
-l
ı
ş
ı
için düzenledi
ğ
i ayinle devam eder. Ayinden haberdar olan Bodhisattva Guanyin, kendisine verilen görevi ye-rine getirmek için arad
ı
ğ
ı
ki
ş
iyi burada bulabilece
ğ
ini dü
ş
ünür. Ayine gizli bir biçimde kat
ı
lan Guanyin, bir süre sonra gerçek kimli
ğ
ini
İ
mparator Taizong ve orada bulunan ke
ş
i
ş
lere aç
ı
klar, orada bulunma sebebini anlat
ı
r; Buda’n
ı
n
sut-ra
lar
ı
n
ı
Hindistan’dan getirecek bir ke-
ş
i
ş
e ihtiyac
ı
oldu
ğ
unu söyler. Bu göreve gönüllü olan Xuan Zang, Budist ö
ğ
re-tilere uygun ya
ş
ayan, ola
ğ
anüstü güçle-ri olmayan bir ke
ş
i
ş
tir. Xuan Zang, bu yolculuk için “Tripitaka” ad
ı
n
ı
al
ı
r ve iki yol arkada
ş
ı
ile Hindistan’a uzanan yol-culu
ğ
una ba
ş
lar. Bu yolculu
ğ
un ba
ş
lan-g
ı
c
ı
eserde
ş
u dizelerle aktar
ı
lmaktad
ı
r:“
Zengin Tang Hükümdar
ı
n
ı
n emriyle,Zen Budizm’inin kayna
ğ
ı
n
ı
bulmaya gitti. Ejderin yuvas
ı
n
ı
bulmaya takm
ı
ş
t
ı
akl
ı
n
ı
,Dikkatlice akbaba zirvesine t
ı
rmand
ı
.Kendi s
ı
n
ı
rlar
ı
d
ı
ş
ı
nda kaç eyalet gezdi? On bin kere bulut ve da
ğ
lar
ı
a
ş
t
ı
.
Ş
imdi Bat
ı
ya gitmek için b
ı
rak
ı
r bu krall
ı
ğ
ı
;Büyük müphemli
ğ
e varmak için, koruyacakt
ı
r yasa ve iman
ı
n
ı
.
”
61
Bu yolculukla beraber bize göre ese-rin çat
ı
ş
malarla dolu üçüncü k
ı
sm
ı
da ba
ş
lam
ı
ş
olur. Tripitaka ve arkada
ş
lar
ı
yolculuk ba
ş
lar ba
ş
lamaz iki tane gulya-bani taraf
ı
ndan sald
ı
r
ı
ya u
ğ
rar ve esir al
ı
-n
ı
r.
İ
ki arkada
ş
ı
gulyabanilere yemek ol-du
ğ
u s
ı
rada ya
ş
l
ı
bir adam k
ı
l
ı
ğ
ı
na girmi
ş
Venüs Y
ı
ld
ı
z
ı
taraf
ı
ndan kurtar
ı
lan Xuan Zang, seyahatine devam eder. Ancak tehlikelerin ard
ı
arkas
ı
kesilmez, yol üs-tünde bu kez canavarlar taraf
ı
ndan çev-relenen Tripitaka’n
ı
n imdad
ı
na bir avc
ı
yeti
ş
ir ve onu saatler boyunca bir kaplan-la dövü
ş
erek kurtar
ı
r. Avc
ı
n
ı
n evine gi-den Xuan Zang, geceyi burada geçirir ve avc
ı
n
ı
n babas
ı
n
ı
n ruhu için durmaks
ı
z
ı
n dua eder. Bunun sonucunda avc
ı
Xuan Zang’a yolculu
ğ
unun
İ
ki S
ı
n
ı
r Da
ğ
ı
’na
62
51
Dünya Destanlar
ı
kadar olan bölümünde refakat eder. Bu da
ğ
ı
n ard
ı
nda Tatarlar
ı
n bölgesi bulun-maktad
ı
r. Da
ğ
da avc
ı
ve Xuan Zang bir-birlerinden ayr
ı
lmak üzerelerken bir ses duyarlar; “
Efendim sonunda geldi!
”
63
, bu ses destan
ı
n ana kahramanlar
ı
ndan Maymun Kral’a aittir.
Eserde, Maymun Kral’
ı
n be
ş
yüzy
ı
l-l
ı
k hapsi sonundaki durumuna dair
ş
u dizeler göze çarpar:“
Sivri bir a
ğ
ı
z ve içi bo
ş
yanaklar;K
ı
z
ı
l gözlerinde elmaslar parlar;Yosun ba
ğ
lam
ı
ş
saçlar
ı
nda;Salk
ı
mlar büyümü
ş
kulaklar
ı
nda.
Ş
akaklar
ı
nda ye
ş
il çimen saçtan;Çene alt
ı
nda, yosun sakaldan çok.Ka
ş
lar
ı
nda çamur,Burnunda toprak, Ne ac
ı
nas
ı
hâli bak! Parmaklar
ı
kaba, Ayaklar
ı
nas
ı
rl
ı
,Pislik ve kirle kapl
ı
her taraf
ı
.Neyse ki gözleri hâlâ hareketli,Budala dili ise hâlâ kuvvetli.Konu
ş
mada maharetli olsa da, Hareket ettiremez ki bedenini.Be
ş
yüzy
ı
l öncesinin Büyük Bilgesi Sun,Bugün terk edecek tanr
ı
a
ğ
ı
n
ı
, bitecek i
ş
kencesi.
”
64
Tripitaka, da
ğ
ı
n üzerine Ananda taraf
ı
ndan yerle
ş
tirilmi
ş
olan mühürü sökerek Maymun Kral, yani Sun Wu-kong’u serbest b
ı
rak
ı
r; avc
ı
ise evine dö-ner. Yolculuklar
ı
na beraber devam eden Tripitaka ve Sun Wukong’un kar
ş
ı
s
ı
na ba
ş
ka bir kaplan ç
ı
kar ve Wukong sihirli sopas
ı
ile avc
ı
dan çok daha k
ı
sa bir sü-rede bu hayvan
ı
n icab
ı
na bakar. Ard
ı
n-dan kar
ş
ı
lar
ı
na alt
ı
h
ı
rs
ı
z ç
ı
kar ve onlar
ı
soymaya kalk
ı
ş
ı
r. Sun Wukong bu h
ı
r-s
ı
zlar
ı
öldürünce efendisi can alman
ı
n kötülü
ğ
ünden bahsederek onu azarlar; tart
ı
ş
man
ı
n sonucunda Maymun Kral daha fazla dayanamaz ve Xuan Zang’
ı
n yan
ı
ndan Do
ğ
u Okyanusu’na kaçar. Tek ba
ş
ı
na kal
ı
nca Xuan Zang’
ı
ziyaret eden Bodhisattva Guanyin, ona Sun Wu-kong’u zapt etmek için kullanabilece
ğ
i kafaya tak
ı
lan bir alet ver ir; sihirli baz
ı
sözler ö
ğ
retir. Bu s
ı
rada Sun Wukong Do
ğ
u Okyanusu’nun Ejderha Kral’
ı
-n
ı
ziyaret etmektedir. Ziyaret s
ı
ras
ı
nda ba
ş
ı
ndan geçenleri ve Xuan Zang ile kavgas
ı
n
ı
aktaran Wukong’a, Ejderha Kral sab
ı
r sahibi olmay
ı
ö
ğ
renmesini ve efendisinin yan
ı
na geri dönmesini ö
ğ
ütler. Bu ö
ğ
üt üzerine geri dönen Sun Wukong, Xuan Zang’
ı
n onu kand
ı
rmas
ı
sayesinde, kafas
ı
na Guanyin’in getirdi
ğ
i ba
ş
l
ı
ğ
ı
takar ve sihirli sözleri de söyleyen Xuan Zang taraf
ı
ndan bu ba
ş
l
ı
k saye-sinde kontrol edilmeye ba
ş
lanm
ı
ş
olur. Bu olaydan sonra tekrar yolculukla-r
ı
na kald
ı
klar
ı
yerden devam eden kah-ramanlar
ı
m
ı
z
ı
n at
ı
, Saran Y
ı
lan da
ğ
ı
n
ı
n dibindeki Kederli Kartal ak
ı
nt
ı
s
ı
na yak-la
ş
t
ı
klar
ı
s
ı
rada bir ejderha
65
taraf
ı
ndan kaç
ı
r
ı
l
ı
r. Sun Wukong, ejderha ile yüz-le
ş
meye ve at
ı
n ak
ı
betini ö
ğ
renmeye gi-der; Bodhisattva Guanyin, Tripitaka’y
ı
korumas
ı
için iki ilah
ı
yeryüzüne gönde-rir. Wukong ejderha ile dövü
ş
ünde galip gelemeyince Bodhisattva Guanyin’den yard
ı
m ister. Eserin bu bölümünde, Wukong ile ejderhan
ı
n kar
ş
ı
la
ş
mas
ı
n
ı
tasvir eden
ş
u dizeler bulunmaktad
ı
r:
52
Bat
ı
ya Yolculuk
西游记
Aylin YILMAZ-
Ş
A
Ş
MAZ
“
Keskin pençelerini uzat
ı
rken ejderha,Sopas
ı
n
ı
kald
ı
rd
ı
maymun da havaya.Beyaz ye
ş
im ipler gibi sallan
ı
rd
ı
birinin b
ı
y
ı
klar
ı
,K
ı
z
ı
l-alt
ı
n lambalar gibi yanmaktayd
ı
di
ğ
erinin gözleri.B
ı
y
ı
klar
ı
n alt
ı
ndaki a
ğ
ı
zdan ç
ı
karken renkli dumanlar,Metal sopas
ı
n
ı
sallamaktayd
ı
h
ı
zla, bir rüzgâr gibi.Biri ailesinin yüz karas
ı
lanetli o
ğ
lan, Di
ğ
eri güç sarho
ş
u tanr
ı
lara ba
ş
kald
ı
ran…
”
66
Bodhisattva Guanyin Wukong’un yard
ı
m talebini geri çevirmez ve ejder-hay
ı
bir ata çevirir. Guanyin, Wukong’a mü
ş
kül duruma dü
ş
tüklerinde kullan
ı
l-mak üzere, üç tane sihirli k
ı
l verir ve ya-n
ı
ndan ayr
ı
l
ı
r. Maymun Kral, at ve k
ı
l-larla beraber efendisinin yan
ı
na döner ve yola devam edebileceklerini söyler . Bir zaman ve çe
ş
itli olaylardan son-ra Eski Gao Köyü’ne varan kahraman-lar, yoldan geçen bir adamla konu
ş
ur ve köyün ba
ş
ı
na bela olan bir canavar-dan haberdar olurlar. Konaklama için bu canavar
ı
n rahat b
ı
rakmad
ı
ğ
ı
çiftlik evine giderler ve oran
ı
n sahibi ile bir an-la
ş
ma yaparlar. Anla
ş
maya gö re çiftlik sahibinin k
ı
z
ı
ile evlenen ve ard
ı
ndan çiftli
ğ
e musallat olan canavar
ı
Wukong öldürecek ve bu dertten kurtulmalar
ı
na yard
ı
m edecektir. Bunun kar
ş
ı
l
ı
ğ
ı
nda Tripitaka ve Wukong geceyi burada ge-çireceklerdir. Asl
ı
nda bu canavar, Xuan Zang’
ı
korukmakla görevli di
ğ
er kah-raman
ı
m
ı
z, domuz ruhu Zhu Bajie’den ba
ş
kas
ı
de
ğ
ildir. Bu durumun fark
ı
nda olmayan Sun Wukong, canavara sald
ı
r
ı
r ancak onu yakalamay
ı
ba
ş
aramaz. Uzun bir süre Zhu Bajie’yi kovalayan Sun Wu-kong, bir kar
ş
ı
la
ş
malar
ı
s
ı
ras
ı
nda cana-vara Hindistan’dan Buda’n
ı
n sutralar
ı
n
ı
almakla görevli bir rahibe e
ş
lik etti
ğ
in-den bahsedince gerçek durum anla
ş
ı
l
ı
r ve Zhu Bajie teslim olur. Böylece köy ve çiftlik canavardan kurtulur ve kah-ramanlar üç ki
ş
i olarak yolculuklar
ı
na devam ederler.Destan
ı
n sonraki parças
ı
da bu çiz-gide devam eder. Akan Kumlar Nehri’n-de kar
ş
ı
lar
ı
na bir canavar ç
ı
kan kahra-manlar, onunla uzun soluklu bir çarp
ı
ş
-ma içine girerler. Bu kar
ş
ı
la
ş
ma bizlere
ş
u dizelerle aktar
ı
l
ı
r:“
Ke
ş
i
ş
in alt
ı
n gözbebeklerinde
ş
im
ş
ekler çakt
ı
,Canavar
ı
n yuvarlak gözleri gümü
ş
çiçekler gibi parlad
ı
.Bir a
ğ
ı
zdan renkli sisler; Di
ğ
erinden k
ı
rm
ı
z
ı
dumanlar ç
ı
kt
ı
.K
ı
rm
ı
z
ı
dumanlar karanl
ı
ğ
ı
ayd
ı
nlat
ı
rken;Renkli sisler gecede par
ı
ldad
ı
. Alt
ı
n halkal
ı
sopa;Dokuz çatall
ı
t
ı
rm
ı
k.Övgüye de
ğ
er iki gerçek kahraman:Biri yeryüzüne inmi
ş
Büyük Bilge;Di
ğ
eri Gök’ten gelen bir general……
İ
leri ve geri, sopa t
ı
rm
ı
ğ
ı
engelledi.Gün do
ğ
umuna kadar ikisi de durmak bilmedi,En sonunda canavar
ı
n kollar
ı
uyu
ş
up titredi.
”
67
Bir süre sonra bu canavar
ı
n da Bo-dhisattva Guanyin taraf
ı
ndan Xuan
53
Dünya Destanlar
ı
Zang’
ı
korumakla görevli oldu
ğ
u ortaya ç
ı
kar; bu canavar kum ruhu Sha Hes-hang’d
ı
r. Sha Heshang, gerçek kimlik-lerini anlad
ı
ktan sonra Xuan Zang, Sun Wukong ve Zhu Bajie’nin büyük nehri a
ş
malar
ı
na yard
ı
m eder ve yolculuklar
ı
-n
ı
n bundan sonraki bölümlerinde onla-ra kat
ı
l
ı
r. Eserin bu bölümünden sonra kahra-manlar
ı
m
ı
z
ı
n ba
ş
ı
ndan geçen 81 badire ve ya
ş
ad
ı
klar
ı
maceralar anlat
ı
lmaya ba
ş
lan
ı
r. Yolculuklar
ı
boyunca kar
ş
ı
la
ş
-t
ı
klar
ı
insanlara yard
ı
m eder; hüküm-darlar
ı
n hayat
ı
n
ı
kurtar
ı
r; kendi ba
ş
-lar
ı
na gelen felaketlerden kurtulurlar. Xuan Zang bu 81 badire esnas
ı
nda pek çok kez etini yiyerek ölümsüz olmak isteyen iblislerce kaç
ı
r
ı
l
ı
r ve hapsedilir. Konaklad
ı
klar
ı
yerler; ba
ş
lar
ı
ndan ge-çen olaylar eser boyunca manzum
ş
iirler ve düz yaz
ı
hâlinde, detayl
ı
bir biçimde, okuyucuya aktar
ı
lmaktad
ı
r. Bu serüvenin kahramanlar
ı
n
ı
n en güçlüsü Sun Wukong’dur. Eserin pek çok bölümünde Xuan Zang’
ı
n ve ba
ş
-kalar
ı
n
ı
n hayatlar
ı
n
ı
kurtarmas
ı
na ra
ğ
men, kar
ş
ı
lar
ı
na ç
ı
kan kötü ki
ş
ileri öldürmesinden dolay
ı
, efendisi ile baz
ı
sürtü
ş
melere de girer ve cezaland
ı
r
ı
l
ı
r. Zhu Bajie ise eserde Wukong’dan olduk-ça zay
ı
f güçlere sahip, tembel ve açgözlü bir karakter olarak okuyucuya aksettiri-lir. Zhu Bajie’nin bu kötü özelliklerine ra
ğ
men bir görevi oldu
ğ
unu, özellikle su canavarlar
ı
ile kar
ş
ı
la
ş
t
ı
klar
ı
nda di-
ğ
er kahramanlara yard
ı
mc
ı
oldu
ğ
unu görmekteyiz. Sha Wujing ise, eserde bahsi geçen Xuan Zang’dan sonra en güçsüz kahramand
ı
r. Ancak bu güçsüz yap
ı
s
ı
n
ı
n d
ı
ş
ı
nda çok çal
ı
ş
kan ve sab
ı
rl
ı
bir karakter olarak bizlere aktar
ı
lm
ı
ş
t
ı
r.Destan
ı
n bize göre dördüncü ve en k
ı
sa k
ı
sm
ı
nda
68
kahramanlar
ı
n Hindis-tan’a varmalar
ı
ve Buda ile kar
ş
ı
la
ş
ma-lar
ı
; sutralar
ı
alarak do
ğ
uya geri dön-meleri, mükâfatland
ı
r
ı
lmalar
ı
ve Gök’e yükselmeleri anlat
ı
lmaktad
ı
r. Buras
ı
destan
ı
n sonucunun i
ş
lendi
ğ
i k
ı
s
ı
md
ı
r.Kahramanlar
ı
m
ı
z uzun süredir yol-dad
ı
r ve en sonunda Buda’n
ı
n gerçek kalesine ula
ş
may
ı
ba
ş
ar
ı
rlar. Lingshan Da
ğ
ı
ayaklar
ı
nda onlar
ı
kar
ş
ı
lamaya Ye
ş
im Do
ğ
ruluk Tap
ı
na
ğ
ı
’nda
69
ya
ş
a-yan “Alt
ı
n Armal
ı
Büyük Ölümsüz” ge-lir. Bu Taoist tap
ı
na
ğ
ı
nda ya
ş
ayan di
ğ
er ölümsüzlerle de tan
ı
ş
ı
r ve Buda’n
ı
n top-raklar
ı
na ayak basmadan evvel kokulu sularla banyo yaparlar; geceyi tap
ı
nakta geçirirler. Ertesi sabah kahramanlar
ı
m
ı
z Lingshan Da
ğ
ı
’na, Budan
ı
n kutsal top-raklar
ı
na olan t
ı
rman
ı
ş
lar
ı
na ba
ş
larlar. Yol üzerinde büyük bir nehre var
ı
rlar ve nehri geçmek için kullan
ı
lan bir köprü oldu
ğ
unu fark ederler. Köprüye do
ğ
ru yakla
ş
t
ı
klar
ı
nda nehrin üzerinde bir de dipsiz görünen bir bot vard
ı
r; botu dü
ş
ük rütbeli Buda-lardan biri olan “Ratnadhvaja”
70
kullan-maktad
ı
r. Bota binerler; hareket etmeye ba
ş
lay
ı
nca nehirde yanlar
ı
ndan cesetler geçti
ğ
ini ve bu cesetlerin kendilerine ait oldu
ğ
unu fark ederler. Kahramanlar
ı
-m
ı
z en sonunda et ve kemikten olan be-denlerini geride b
ı
rakm
ı
ş
ve Buda mer-tebesine yükselmi
ş
ledir. Bu olaya dair eserde
ş
u dizeler bulunmaktad
ı
r:“
Fani beden, et ve kemikten s
ı
yr
ı
l
ı
nca,Kar
ş
ı
l
ı
kl
ı
sevginin ilkel ruhu ç
ı
kar orta- ya.