Sözcü
DOLAR 35,42 %0,27 EURO 36,32 %-0,47 STERLIN 43,25 %-0,60 BITCOIN $94.379,10 %-0,22 BIST 100 9.910,61 %-0,90 GRAM ALTIN 3.064,70 %1,06 GÜMÜŞ 34,56 %1,00 FAİZ 46,68 %0,10

Adının ne olacağı konusunda henüz bir uzlaşma sağlanamamış olsa da, TBMM’nin 2024 yasama yılı açılışı ile birlikte, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tarafından verilen mesajlardan sonra PKK ile yeni bir “Barışma süreci” hızlandı. Bu görüşmeler sonuçlanmadan şimdiye kadar yapılanların ortak özelliklerini hatırlatıp şimdi yapılanın da nasıl sonuçlanacağı konusunda bir öngörüde bulunmak mümkün.

Bölücü terör örgütünün eylem yapmakta, yeni eleman bulmakta, dağdaki elemanlarının hayatta kalabilmeleri için gerekli ikmal malzemelerini göndermekte, kısaca bölge halkından destek almakta zorlandığı dönemler oluyor. İşte ya kendi inisiyatifi ya da hükümetin inisiyatif kullanması ile farklı isimler altında olsa da yeni bir süreç başlatılıyor. Bunların ortak özelliği ise yapıldığı dönemde Meclis’te bulunan PKK sempatizanı siyasi partinin oylarına ihtiyaç duyduğu zamanlara denk gelmesidir.

ÖRGÜTÜN TAKTİĞİ

Şimdi de PKK ülke içinde ve Irak’ın kuzeyinden Türkiye’ye karşı eylem yapamaz, yeni eleman sağlayamaz, bölge halkından destek alamaz durumda. Diğer yandan Anayasa’nın değiştirilerek, Cumhurbaşkanı’nın görev süresinin uzatılması niyeti de iktidar kanadından açıkça ifade ediliyor. Yani, bugüne kadar yapılanlarla, şimdi yapılmak istenilenin ön koşulları örtüşüyor.

Sonuçları kapsamında ise PKK’nın, şimdiye kadar hiç silah bırakmadığını, aksine eksik silah ve mühimmatını tamamladığını, dönem içerisinde güvenlik güçlerinin tavrından kaynaklanan ortam dolayısıyla, örgüt bölge halkı üzerinde baskı kurarak, yeni eleman sağlama çalışmalarına hız veriyor, eksiklerini gideriyor. Şimdi yapılmak istenenlerin, geçmişte yapılanlardan farkı ne? Bunu, sınır boylarında, Suriye’de, Kuzey Irak’ta ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın kritik birimlerinde görev yapan, örgütün taktiklerini yakından bilen emekli Tümgeneral Rafet Kılıç’a sordum. İşte aradaki farklar:

Emekli Tümgeneral Rafet Kılıç

TEMEL KURAL ŞU

“Şimdi yapılmak istenilenin farkı, Suriye’nin dağılma sürecinde, ABD ve İsrail tarafından kurdurulacağı netleşmeye başlayan, Büyük Kürdistan’ın ikinci bacağı, müstakbel yeni komşumuz, ‘YPG Terör Devleti’nin varlığının kabulüne veya görmezden gelinmesine değişik yöntemlerle zorlanıyor olmamız.

PKK ile göstermelik bir uzlaşı sağlansa bile, Suriye’nin kuzeyinde ABD’nin kara gücü de olan, sayısının 70 bin bazı kaynaklara göre 120 binlere ulaştığı iddia edilen PKK-YPG terör örgütünün varlığını sonlandırmayacağı da açıktır.

Dünyada benzeri terör örgütlerinin, İrlanda’da IRA’nın, İspanya’da ETA’nın yaptığını PKK neden yapmasın? Terörle mücadelede temel bir kural vardır. Elindeki silahı teslim etmeden hiçbir terör örgütü ile müzakere edilmez. Ancak mücadele edilir. IRA ve ETA ile müzakerelerden önce bu örgütler silahlarını değişik yöntemlerle teslim etmişlerdir. Müzakere daha sonra olmuştur.

SİLAHLARIN GÖMÜLMESİ

Şimdiye kadar yapılanların hiçbirinde PKK silah teslim etmedi. Eylemsizlik kararları aldı. Ancak yine kendi inisiyatifi ile eylemleri yeniden başlattı. “Silahların gömülmesi” tabiri kullanılıyor. Bu ifade daha önce yapılanlardaki ‘Eylemsizlik’ ile eş anlamlıdır.

PKK, 1984 yılında başlattığı eylemleri ile bugüne kadar, 10 bin civarında asker, polis, güvenlik korucusunun şehit edilmesi, bir o kadar vatandaşımızın öldürülmesinden sorumlu dünyanın eli kanlı terör örgütüdür. Kahraman şehit ailelerinin ve gazilerimizin rızası olmadan değil terörist başının affedilmesini Meclis’e getirip konuşturmak, ulaklar vasıtasıyla bile onu muhatap almak asla kabul edilebilecek bir durum değil.”

DEVLET AKLI ALGISI

Emekli Tümgeneral Rafet Kılıç, “Devlet aklı devrede. Onun bir bildiği vardır” söylemini hatırlatıyor, “Bu kuyruklu bir algı operasyonudur”diyor. Kılıç, konuyu şöyle açıyor:

“Devletin gizli saklı bir aklı olmaz. Tüm devlet kurumları belirli kurallar çerçevesinde, liyakatli kadrolar tarafından çalıştırılırsa devletin izleyeceği politika oluşturulur. Uygulanacak politika, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ile uyumlu olmalı, Milli Güvenlik Kurulu’nda görüşülerek, hükümete iletilmeli, gerekli olanlar TBMM’de görüşülerek, uygun şekilde toplumla da paylaşılarak, tartışılarak onaylanmalı ve daha sonra uygulanmalıdır.

Şimdi yapılmaya çalışılan açılım ile öncekilerden farklı bir sonuç alınmaz. Ancak sonuç alınamadan başa dönüldüğünde şimdikinden çok daha fazla elemanı olan, daha fazla silahı, mühimmatı olan, güç kazanmış bir örgütle, daha büyük bedeller ödeyerek yeniden mücadeleye başlamak zorunda kalınmak zorunda kalınır.”

GİZEMLİ GÖRÜŞMELER

Bu durum, T.C. devletinin üniter yapısına ve Anayasamızın 66’ncı maddesinde yer alan “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” şeklinde özetlenebilecek Atatürk milliyetçiliğine büyük zarar verecektir. Terör belasından gerçekten kurtulmak isteniliyorsa, başlangıç noktası “PKK’nın koşulsuz silahlarını teslim etmesi” olmalı. Bunu kahraman şehitlerimizin yakınlarının ve gazilerimizin rızasının alınması izlemeli.

Bunlar yapılmadan, ulaklar vasıtasıyla yapılan gizemli görüşmelerden Türk milletinin kabul edebileceği bir çözüm yoluna ulaşılabilmesi mümkün değildir.

 

GÜNÜN MANŞETLERİ
Saygı Öztürk

Devlet Bey’in eski Özel Kalem Müdürü kara bir tablo çizdi

Ömer Karakaş, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin en yakınındaki isimdi. 1997-2011 yılları arasında özel kalem müdürlüğünü yaptı. Sonraki dönemde Ömer Karakaş, İYİ Parti’nin kuruluşunda yer aldı ve halen Aydın Milletvekili olarak görev yapıyor.  “Büyük Ortadoğu Projesi” daha önce yavaş ilerlerken, son dönemde düğmeye basıldığını, ülkemizde anayasayı değiştirip, bir süre sonra federal sisteme geçileceğini, Diyarbakır’ın eyalet olacağını öne sürerken gözleri doluyor.

Irak’ın kuzeyinde özerk Kürt bölgesi kurulduğunu, oranın Türkiye’ye bağlanacağını, aynı şekilde Suriye topraklarının yüzde 35’ini elinde bulunduran PKK/PYD’nin özerk yapı kurulmasına Türkiye’nin müsaade etmesi halinde o yapının da kontrolünün Türkiye’ye verileceğini, ABD’nin planının bu olduğunu anlatıyor. Ömer Karakaş, şöyle devam ediyor:

“EYALET OLACAK”

“Türkiye’ye sunulan şu: Belirlenecek sınırlar içinde Diyarbakır bizim eyaletimiz olacak, özerk bir Kürt bölgesi kurulacak. Musul’u, Halep’i Türkiye’ye bağlayacaklar. 10-15 yıl sonra bu yapılar bağımsızlığını ilan edip ve Büyük Kürdistan’ı kuracaklar. Bu süreçte, İran’da da benzer bir yapı oluşturacaklar.”

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın, bütçe açılış konuşmasında Kürt-Türk kardeşliği için Filipinler-Mora örneğini verdiğini, Mora’nın yakın zamanda özerkliğini kazandığını, kendi anayasası, parlamentosu, hukuku olduğunu, sadece dış politika ve güvenlik konularında Filipinlere bağlı olduğunu anlattığını belirten Ömer Karakaş, diğer eş genel başkanın, “Topraklarımızda baraj yapıp Türkiye’nin her tarafına elektrik satıyorsunuz. Bizi sömürüyorsunuz” dediğini hatırlattı. Ne acı sözler. Karakaş açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Mesele sadece Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması veya teröristlerin silah bırakması,  affedilmesi meselesi değil. Mesele, ileriki zamanda Sivas’tan bu tarafa sıkışmış kalmış küçük bir Türkiye. İlk etapta kukla bir Kürdistan, sonrasında bu bir Büyük Kürdistan. Bu, İsrail hedefidir. İsrail komşumuz olacak.”

“MÜZAKERE DEĞİL, MÜCADELE”

Türkiye’nin, Suriye’de zafer kazanmış gibi bir algı oluşturduğunu, ancak ülkemiz aleyhine işleyen bir sürece girildiğini öne süren Ömer Karakaş, Irak’ta olduğu gibi, Suriye’de de parçalı yapı olduğunu, Suriye sınırında atılması gereken adımlar olduğunu ayrıntılı olarak anlattı. Türkiye’nin güvenliği için güney sınırımızda alınacak önlemlerin “Tünelden son çıkış” olacağını kaydeden Karakaş, üniter yapımızın kesinlikle muhafaza edilmesi gerektiğini vurguladı ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Dünyanın hiçbir yerinde terörle müzakere yapılmaz. Mücadele edilir. Geçmişte ‘Analar ağlamasın’ diye bir çözüm süreci başlatılmıştı. Sonuçta yüzlerce şehit verdik. Bugün de ‘Terörsüz bir Türkiye’ sloganıyla ülkeyi uçurum kenarına, bölünme noktasına getiriyorlar. Bizim yapacağımız yanlışlıkların ceremesini artık ‘Torunlarımız çeker’ demiyorum. Süreç o kadar hızlı işliyor ki torunlarımıza kalmayacak, bizleri ve çocuklarımızı Anadolu’yu yeniden fethetmek zorunda bırakacaklar. Atatürk’ün kurduğu Misak-ı Milli ve üniter yapı şu an tehlikededir.

İnanın uykularım kaçıyor. Asıl acı olan da şu: Ülkemizin bölünmez bütünlüğü ile ilgili milli refleksi gösterecek olan ülkücüler ve ulusalcılardır. Bu ülkede kendine ‘Ulusalcıyım’ diyenlerle ‘Ülkücüyüm’ diyen arasında aslında çok bir fark yok. İkisi de vatanın, milletin bölünmez bütünlüğü ile ilgili refleks koyacak iki unsurdur.  Maalesef bu yakında başlayacak yıkım süreci, maalesef ülkücüler eliyle yapılmaya çalışılıyor. Asıl acı olan da bu.

BİZİM BİLMEDİĞİMİZ NE OLABİLİR?

MHP milletvekilleri de, tabandaki insanlar da dostum, arkadaşım. Maalesef bir biat kültürü var, bir de ‘Devlet Bey’in bir bildiği vardır, liderin bir bildiği vardır’ kültürü. Ben de kendilerine ‘Birkaç ay önce biri size ‘Devlet Bey çıkıp, Abdullah Öcalan’ı Meclis’e davet edecek, affedilmesini isteyecek’ deseydi siz bunu küfür olarak alırdınız değil mi?’ diyorum. ‘Evet’ diyorlar. Ama bugün oldu. Milletvekili arkadaşlarımıza ‘Sizler milletvekilisiniz. Sizin bilmediğiniz ne olabilir bu anlamda? Devlet Bey’in bilip de bu insanların, bizim bilmeyeceğimiz ne olabilir? Görünen köy kılavuz istemez. Kimse bu milletin zekasıyla, bizlerin zekasıyla alay etmesin. Biz her şeyi farkındayız her şeyi biliyoruz.”

Ülkeler üçe bölünme noktasına geldiyse, Abdullah Öcalan’ı çıkartmak ya da teröristleri affetmekle bu iş bitmez. Bunun devamı olmazsa onlar açısından bir anlamı yok. Onlar bu mücadeleye bazı kazanımlar için girdi. Bunu vermeyeceksiniz zaten kabulleri mümkün değil. İlk aşamada Öcalan’ı çıkarıp, arkasından da aşama aşama başka şeylerin gelmeyeceğini kimse garanti edemez.

BARIŞTIRMA DERNEĞİ 

Meclis’te, karşı duruş gösteren bizim partimiz kaldı. İsterdik ki bu mücadeleyi yaparken bugün ana muhalefet partisi, Atatürk’ün partisi CHP ile beraber birlikte bu milli duruşu gösterip teröre, bölünmeye, Cumhuriyete karşı olan insanların karşısında hep birlikte muhalefet dimdik bu refleksi gösterse.

Çok farklı yorumların, eleştirilerin yapıldığı bir dönemdeyiz. Cumhurbaşkanımız bugün Diyarbakır’da bu konuda ayrıntılı bir açıklama yaparsa en azından ne olup bittiği anlaşılır. Önceki gün bu köşede aşiretlerin nasıl barıştırıldığını anlatmıştım. AKP Diyarbakır İl Başkanlığı’na Nebi Camii Başimamı Ömer İler getirildi. Ömer Hoca’nın, 2008’den bu yana “Barıştırma Derneği’nde din görevlisi olarak çalıştığını, bir çok kan davasının bitirilmesinde etkili olduğunu belirtelim. Bakalım, bundan sonra Ömer İler’in ne yapacağını bekleyip görelim...

 

Saygı Öztürk

‘İhaleye fesat, görevi kötüye kullanma ve rüşvet’

2024 yılının son günü Delice-Çorum Hızlı Tren Hattı ihalesi yapıldı. Bunun ikinci etabı Çorum-Merzifon, üçüncü etabı ise Merzifon-Samsun olacak. CHP’nin bu ihaleye karşı çıkış gerekçesi olarak; sanki Delice’nin, Çorum’un, Merzifon’un, Samsun’un hızlı trene kavuşmasını istemiyormuş gibi bir algı yaratıldı. Ancak, konunun projeye karşı çıkmak olmadığını belirtelim.

Konu yargıya da taşındı. İddialar önemli. Delice-Çorum arasındaki hızlı tren hattı için harcanacak parayla Samsun’a kadar tren hattı yapılabilecekken, bunun şimdi Çorum’a kadar yapılacağına tepki gösteriliyor. Yani, devletin uğradığı zarar ortaya konulmaya çalışılıyor. AKP ise “CHP, hızlı trene karşı çıkıyor” havasını yayıyor.

SAVCILIĞA SUÇ DUYURUSU

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Sivas Milletvekili Ulaş Karasu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na, Ulaştırma Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ve belirlenecek kamu görevlileri hakkında suç duyurusunda bulundu. Ulaş Karasu’nun suçlarla ilgili iddiası: 1- İhaleye fesat karıştırma, 2- Görevi kötüye kullanma, 3- Rüşvet. Yani iddialar müthiş. O zaman bu konuyu savcılığa sunulan belgeye dayanarak açıklayalım:

T.C. Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü tarafından açılan 2024/1829761 sayılı ve 31/12/2024 tarihli Delice-Çorum Hızlı Tren Hattı İnşaatı Yapım İşi ihalesinde yukarıda değinilen suçlar işlendiği iddiasıyla soruşturma açılması talep edildi.

Söz konusu ihale 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 21/b fıkrası uyarınca pazarlık usulüne göre yapılmış. Oysa, söz konusu düzenlemeye göre ancak olağanüstü durumlarda bu yönteme başvurulmasını öngörüyor. Yani, pazarlık usulüne göre ihale istisnai hallerde başvurulan bir yöntem olup kamu ihale mevzuatında temel ilkelere aykırı bir durum olarak nitelendiriliyor.

Pazarlık usulüne göre bir ihale yapılması halinde ihale ilanı yapılmaz ve ihaleye katılacak yükleniciler ihaleye davet edilir. Bu nedenle adil rekabet, saydamlık, şeffaflık ve kamuoyu denetimi gibi temel ilkelerden bahsedilemez. Sınırlı olarak belirlenen hallerde yapılması gereken pazarlık usulüne göre ihale yöntemi AKP iktidarında alışkanlık haline getirilmiş.

KİMİN ALACAĞI BELLİYDİ

Suç duyurusunda, Delice-Çorum Hızlı Tren Hattı İnşaatı Yapım İşi ihalesi olay ve olguları şöyle sıralanıyor:

2024 yılının Şubat ayında ihale ilanına çıkıldı. Hiçbir geçerli neden olmamasına karşın, İhale Kanunu’nun 21/b maddesi uyarınca pazarlık usulüne göre yapıldı. İhale henüz sonuçlanmadan hangi firmaların ihaleyi kazanacağı iddiaları kamuoyuna yansıdı. İhaleyi kazanacak firmalara ilişkin iddialar, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmelerinde bizzat tarafımca dile getirildi. 27Aralık 2024 tarihinde gerçekleştirilecek ihale 31 Aralık 2024 tarihine ertelendi ve adeta yangından mal kaçırırcasına yılın son günü ihale sonuçlandırıldı.

Yılın son günü gerçekleştirilen ihaleyi Yapı Merkezi İnş. San. A.Ş. – YSE Yapı San. ve Tic. A.Ş. konsorsiyumu 75.249.608.232,00 TL bedelle kazandı. Bu şirketlerin kazanacağına ilişkin iddialar hem kamuoyunda hem de tarafımca Meclis kürsüsünde dile getirildi.

BİR GÜNLE 7 MİLYAR LİRALIK KIYAK

Ayrıca ihalenin yılın son günü gerçekleştirilmesi nedeniyle yüklenici firmalara 7 milyar Türk Lirası fayda sağlandı. İhale 2024 takvim yılı itibariyle yapılmış olduğundan, ihale işçilik keşif bedelinde artış olacak ve bir gün için devletten yüzde fark talep edilebilecek. Salt bu nedenden ötürü yüklenici firmalara yaklaşık 7 milyar Türk Lirası fayda sağlandı.

İhalenin adrese teslim gerçekleştiğine ilişkin kuvvetli şüphelerin varlığı, ihale tarihi sayesinde ihaleyi kazanan firmaların milyarlarca Türk Lirası fayda sağlayacağı gerçekliğinin ortada bulunduğu nedenlerinin varlığı dikkate alındığında İhaleye Fesat Karıştırma ve Görevi Kötüye Kullanma suçlarının tüm yasal unsurlarının oluştuğu tartışma dışıdır. Milyarlarca Türk Liralık bir ihale ile ilgili onlarca usulsüzlük ve yolsuzluk iddiasının varlığı da dikkate alınarak, rüşvet suçu yönünden de inceleme yapılması gerekli bulunmaktadır.

KAMU DAVASI AÇILMALI

Somut ve dayanakları bulunan iddialarla Delice-Çorum Hızlı Tren Hattı İnşaatı Yapım İşi ihalesindeki yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları doğrultusunda Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ve belirlenecek şüpheliler hakkında yukarıda değinilen ve tespit edilecek suçlar yönünden soruşturma başlatılmasını ve soruşturma sonucunda kamu davasının açılmasının sağlanmasını talep etmek gerekmiştir.”

Suç duyurusunda, ihaleye ilişkin belgeler, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu tutanakları; bilirkişi incelemeleri de yer aldı. Milletvekilinin isteği şu oldu: Bakan Abdulkadir Uraloğlu ve belirlenecek şüpheliler hakkında soruşturma başlatılması ve soruşturma sonucunda kamu davası açılmasının sağlanması.

Tabi ki bu durumu Bakana da sormak istedim. Ancak yargıya intikal ettiği için cevap verilmeyeceğini öğrendim. Gelişmeleri biz de yakından izleyeceğiz.

Saygı Öztürk

Barış görüşmeleri böyle başlıyor, böyle bitiyor

Güneydoğu’da kan davaları eksik olmaz. Cahillikten, kıskançlıktan, namus meselelerinden, karşılıklı adam öldürme, yaralama ile başlar. Özellikle aşiretler arasındaki kan davalarından 50 yıl, 100 yıl sürrenler var. Karşılıklı çok insan öldürülmüştür, o davaları barışla sonuçlandırmak da kolay olmamıştır.

Bugün DEM heyetinde yer alan Ahmet Türk de yıllarca kan davalarının acısını yaşamış bir isim. Kahramanlar, Necmioğullarıyla karşılıklı olarak yıllarca mücadele edilmiş. Yani, acıları bilen, yaşayan, günümüzde de kan davalarını sonuçlandırmak için çalışan bir isim. Artık aşiretlerden olay çıkmış, yaklaşık 45 yıldır devam eden PKK eylemlerini düşündüğümüzde binlerce şehidimiz yanında, 40 bine yakın bölücü terör örgütü mensubu da öldürüldü. Aşiretleri barıştırmak yıllarca sürüyor. Bunca şehidimiz varken, on binlerce terörist etkisiz hale getirilmişken bu iş Abdullah Öcalan’ın “Silahları bırakın” demesiyle çözülür mü? Açıkçası bölgede buna inanan yok.  

O BİLE YILLAR SÜRÜYOR

Dün, Güneydoğu’da bir aşiretin önde gelen ismiyle konuştum. En büyük özelliği hemen her barış komitesinde yer almasıdır. Aşiretler ya da ailelerin nasıl barıştırıldığını, kan davalarını bitirmek için neler yapıldığını sordum. İşte anlattıkları: 

“Bizdeki kan davaları cahillikten, kıskançlıktan, ekonomik nedenlerden, mal çalmaktan, namus meselesinden, bazen daha küçük olaylardan başlıyor. Toplumda bu tür olaylar çoktur. Ama bizim bölgemizde araya bir kan girerse, bunu durdurmak kolay olmuyor. Karşılıklı adam vurulur, mala  zarar verilir. Bu olaylar sürüp gider. 

Kimi aşiretler arasındaki davalar 50 yıl, 100 yıl bile sürdüğü oluyor. Toplumun yapısına göre gelişir, bu süreçte büyük acılara sebep olur. Can, mal kayıplarının yanı sıra psikolojik yönden de insanlar etkilenir. Kan davalarının olumlu sonuçlanabilmesi için aşireti ve kan davasının sebebini iyi bilmek lazım.

BEN, GÖNÜL HATIRIMI İSTİYORUM

Kan davalarını sonlandırmak öyle kolay olmaz. Taraflar da “Bizi barıştırın” demez. Ama üçüncü şahıslar durumu tahlil eder, zarar ve ziyanı algılar, giderler, gelirler, psikolojik baskı yaparlar. Bu üç ay, beş ay sürdüğü gibi üç yıl beş yılda devam eder.

O süreçte kan davalılarından birisi barışa olumlu bakıyorsa, barış elçilerine bugüne kadar uğradıkları can, mal kayıplarını, uğradığı haksızlıkları anlatır. Asla, “Bize para versin” denilmez. Bu çok ayıp sayılır. Karşı tarafa da gidilir. Onlar da kendi açılarından olayları anlatır. Araya girenler, iki tarafı tam olarak dinledikten sonra adam öldürmenin, yaralamanın, mala verilen zararlarla ilgili bir hesap çıkarır. Yani, bölgede her şeyin bir rayiç bedeli var. Eğer adam öldürme varsa onun karşılığı bellidir. Her yıl bu rakam değişir. Aracı şahıslar maddiyatı ortaya koyar.

İki aşiret ya da aileler arasında aracılar gider-gelir. Yemekler yapılır, o yemeğe yörenin önde gelen isimleri de katılır. Barışın sağlanması için taraflar olumlu baskı yapar. Sonuçta “Bu davayı biz bitireceğiz” deyip , “Ben gönül hatırımı istiyorum” der. Ardından tatlı dille “Benim dediklerimi kabul edeceksin, etmen gerekir” diye ekler.

MADDE MADDE YAZILIR

Barış heyetinde olanlar her iki tarafı da defalarca dinledikleri, her şeyin bedelinin ne olduğunu bildikleri için bunları madde madde yazar. Ama tüm bunlardan önce psikolojik ortamı yaratmak önemli. Örneğin ağa barışa yanaşıyor ama yeğeni kabul etmiyor. Bu kez kabul etmeyenleri ikna turları başlıyor. 

Herkes barış için kıvama getirildikten sonra bir heyet kuruluyor. Barışı yapan ya da yapacak kişiler heyetlerini güçlendirir. Daha kalabalık bir grupla kimsenin kızamayacağı bir ortam yaratılır. Örneğin barış yapacak kişiler gelecek heyetin sayısını artırır. Mülki, askeri erkan, yörenin tanımmış kişileri başta olmak üzere o yemekte bulunur. En önemlisi her iki tarafın da psikolojik olarak barışa hazır olması lazım. Kabul oranı yüzde 60-70’se o barışa giden yol açılır.

ARADAN ÇEKİLMELER OLUR

Eğer barış şartları olgunlaşmadıysa adamlar birbiriyle uğraşır, öldürmeler devam eder. Barışı yapmak isteyenler durumu anlar, yapacağı barış daha kötüye gidecekse, aradan “Allah sizinle olsun, Allah selamet versin” der ve çekilir.

Eğer maddelerde mutabık kalınıp taraflar “Evet” diyorsa bir aşiret diğer aşirete yemek verir. O yemeğe toplu olarak gidilir. Yemek huşu içinde güzel söylemlerle, dini ve kültürel kelimelerle süslenir. Yemekler yenir, kahveler içilir, taraflar birbirini öper… Artık yeni bir dönem başlamıştır. 

Barış yemeğinde kavurma mutlaka olur. Aradan bir hafta ya da 15 gün geçtikten sonra, bu kez karşı taraf yemeğe davet eder. Yemek yine kalabalık olur. O misafirlikten sonra taraflar arasında dostluklar yeniden başlar.”

PEKİ ŞİMDİ NE OLACAK?

PKK’ya silah bıraktırmak için Abdullah Öcalan’ın devreye sokulması gündemde. Mardin’de, Batman’da, Diyarbakır’da bu gelişmeler için farklı yorumlar yapılıyor. Onları dinliyorum:

“Konuyu Türkiye’nin meselesine çevirirsek, devasa bir sorunla karşı karşıya olduğumuz görülür. Barıştırma yöntemi aynı ama bu kez araçlar, gereçler, düşünceler, eğitim, kültür farklı olacak. Problem nedir tespiti yapılmadan bu sorunu nasıl çözeceksiniz? Olayın uluslararası yönü unutulmasın.

Yürütülen çalışmalara bölgede temkinli bakılıyor. Bu araçlarla bir sonuç alınamayacağı anlaşılıyor. Açıkçası heyete kimse güvenmiyor. AKP’nin de, MHP’nin de burada yerinin ne olduğu belli değil. Birçok sorunun cevabı yok. Öcalan’ın çağrısı artık yetmez. Keşke güzel bir ortam olsa da insanlar rahat konuşabilse. Kürtler, hiçbir zaman Türklerle savaşmak istemez. Bu çizginin üzerinde gidilmesi lazım.

İllerde oluşturulacak komisyonlar şehit aileleriyle görüşmeli. Gönülleri alınmalı. Konu çok ağırdır. Bunun üzerine gidilemezse, yarın ABD girer. Bazı siyasiler rüya mı gördü de birden uyandı?”

Konuşmanın sonunda, telefona bir kadın sesi geldi. “Ağam bizimle eğlenir” dedi.

Saygı Öztürk

Suriyeli Muhammet, gidiş hazırlığındayken öldü

Ankara’nın Önder Mahallesi, Suriyelilerin yoğunluğu nedeniyle “Halep Mahallesi”, “Suriye Mahallesi” olarak biliniyor. Suriye’de rejim değişikliği yaşanınca, 9 Aralık’ta bu mahalleye gittim. Suriyeli Mecit Hamut, 2011’de üç kişiyle geldiği ülkemizden altı kişi olarak dönecekti. Mecit’in yanında çalışan Halepli Muhammet’le o gidişimde tanışmıştım. Türkiye’nin dar günlerinde, zor günlerinde kendilerine kucak açmasından dolayı memnuniyetini belirtti, “İnşallah şivey  şivey (Yavaş yavaş) ülkemize döneceğiz. Gittiğimde Türkiye’den kim gelirse misafirim olacak” dedi.

Sözleri karşısında duygulandım. “Gerçekten mi öyle diyorsun?” dedim.  Türkiye’yi unutmayacağını belirtti, “Evet, gideceğim, geleni de misafir edeceğim. Sizlerin de orada bir evi olacak” karşılığını verdi. Israr etti, birlikte kahve içtik, “Kahvenin hatırı 40 yıl” dedi. Gülüştük. Muhammet’le yaptığımız konuşmayı 10 Aralık’ta SÖZCÜ manşetten duyurmuş, Muhammet’in “Gideceğim, geleni de misafir edeceğim” sözlerine fotoğrafıyla yer vermiştik.

HALEP’E GÖTÜRÜLECEK

Dün, 52 yaşındaki Muhammet Abdullah Şeyho’nun kalp krizi sonucu vefat ettiğini öğrendim. Türkiye’ye 2011 yılında geldiğinde üç kızı, iki oğlu vardı. Bir de Ankara’da bebekleri oldu. 8 kişi olarak Türkiye’den ayrılacaklardı. Niyeti, hem ülkesindeki gelişmeleri görmek hem de Türkiye’de bir bayram daha geçirmek, ülkesine dönüş hazırlığı yapmaktı.

Dün onu Ankara Ortaköy mezarlığı morguna koydular. Yarın, cenazesi Halep’e götürülmek üzere yola çıkarılacak. Onun kalp krizi sonucu, üstelik ülkesine dönemeden vefatına yalnız Suriyeliler değil, yakın Türk arkadaşları, başta Mustafa Akkaya olmak üzere hepsini üzdü. Mustafa Bey, vefat haberini gözyaşları içinde vermişti.

Suriye’ye 1 Ocak’tan önce dönenlerin “Geçici koruma kararı” kaldırıldı. Yani, gidenler yeniden dönemeyecek.
1 Ocak’tan sonra ülkelerine gidip durumu yerinde görmek isteyenlerin üç çıkış-giriş hakkı olacak. Geçen hafta İçişleri Bakanlığı’nda bazı sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle yapılan toplantıda, Suriyelilerin ülkelerindeki gelişmeler nedeniyle gitmekte tereddüt ettiklerini, gelişmeleri görmek istediklerini ortaya koydu. Ayrıca kış koşullarında gitmenin zorlukları da dikkate alınıyor. O toplantıda, “Gitmek istemeyenlerin zorla gönderilmesi gibi” bir durumun yaşanmayacağı söylendi.

PEKİ SURİYE’DE NE OLUYOR?

Suriye; etnik, dini ve mezhepsel yönü yanında siyasi geleneği açısından çok kültürlü bir yapıya sahip. Ancak Suriye’de kurulan geçiş yönetimi, şimdiye kadar yapmış olduğu atama ve terfilerde tek taraflı hareket ediyor. Bu durum, ülkede özlenen demokrasi yerine yeni bir totaliter rejime mi geçiliyor sorularına neden oluyor.

Münbic, Tişrin barajı bölgesinde Suriye Milli Ordusu (SMO) ile kendilerine Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adını veren YPG/PKK’lılar arasında şiddetli çatışmalar yaşanıyor. Doğu cephesinde bu çatışmalar yaşanırken, Şam’da HTŞ ile SGD arasında müzakereler de devam ediyor.

Halep’in Eşrefiye ve Maksut mahalleleri tam anlamıyla PKK’nın kontrolü altında. Burada başka bir oyun döndüğü düşünülüyor. Müzakereler yapılınca bazı tavizler verilmek zorunda kalınacak. Toprak, petrol kaynaklarını kontrol altında tutma, silahları ellerinden çıkartmama gibi. Bu durum, ileri aşamada Suriye’nin bölünmesine de yol açabilir. HTŞ’liler körfez ülkelerine aşırı ilgi duyuyor. Gidip geliyorlar. İlişki kurmaları önemli ama Türkiye’ye gidip gelmemeleri de ilginç.

HALKIN DURUMU NASIL?

Suriyelilerde yeni döneme uyum sağlama eğilimi var. Dürzi ve Nusayri bölgelerinde tansiyon yüksek. Lübnan sınırında da HTŞ ile Lübnan ordusu arasında zaman zaman çatışma yaşanıyor. Türkiye’nin arabuluculuğuyla o tansiyonu düşürüldü. Şimdiki yönetim Lübnan’a mesafeli duracak gibi gözüküyor. Lübnan vatandaşlarının Suriye’ye girişini de zorlaştırdılar.

Esad dönemindeki askerlerin bir kısmı Lübnan’ın Cebel Muhsin bölgesindeki akrabalarının yanına gidiyor ve orada kendilerini güvende hissediyor. Çoğunluk ise Nusayri dağları olarak bilinen bölgelerde köylerinde gizleniyor. Arananlardan da teslim olan yok.

HTŞ ile beraber olan Türk vatandaşları da var. Emir komuta zincirine göre hareket ediyorlar, komutan düzeyinde görevlendirilenlerin de sayısının az olmadığı biliniyor. Diğer şehirlere göre Şam’da halk daha rahat. Ama yine de gerginlik, korku tamamen ortadan kalkmış değil. Yeni döneme uyum sağlamak gibi bir zorunluluk var.

Suriyeli Muhammet (ortada) Halep’e dönecekti. Kendisiyle 9 Aralık’ta yaptığım röportaj, 10 Aralık tarihli gazetemizin manşetinde yer almıştı.  “Gideceğim, Türkiye’den gelen herkesi misafir edeceğim” demişti. Ülkesine dönemeden kalp krizi sonucu vefat etti.

ENDİŞE YARATIYOR

Suriye geçiş döneminin lideri Ahmet Şaraa’nın bugüne kadar toplumun tüm kesimlerinin temsilcileriyle görüşmesine rağmen, Suriye Türkmenlerinin siyasi ve sivil kanadıyla görüşmemesi de son derece manidar bulunuyor.

Ayrıca yeni sürecin temellerinin atılacağı hedefleri ile organize edilen Milli Diyalog Kongresi’ne Suriye’nin en önemli bileşenlerinin başında gelen Türkmenlerin çağrılmaması ve süreç dışına itilmesi de rahatsızlık yarattı.

PKK ve IŞİD gibi terör örgütlerinin tehditleri devam ederken Suriye Milli Ordusunun (SMO) lağvedilmesi ya da yeni ordu içerisinde eritilmesi terörle mücadele noktasında Türkmenleri  endişelendiriyor.

 

word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word

mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word

mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word

mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word

mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word

mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word

mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word

mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word

mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word word

mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1
mmMwWLliI0fiflO&1